Ridván Messages
Turkish · Universal House of Justice
İlahi ilkbahar hızla yaklaşmakta ve yeryüzünün tüm atomları Hz.Bahaullah’ın İlahi Emrinin ilerleyişinde açık ve net olarak görünmektedir.
Bizler Emrin büyüyen seyrini düşündükçe şükran ve hayretle, Kadir-i Kutlak’ın onun kaderini tayin eden elinin dayanılmaz gücünü fark ediyoruz.Bu gelişme 7 yıllık plan boyunca dikkate değer ölçüde hızlanmış baştanbaşa Baha’i dünyasında önemli atılımların başarısı ve Emrin yüreğindeki hayati gelişmelere tanık olmuştur.
‘Abdullah Paşa’nın Evinin Güney kanadının restore edilerek ziyarete açılması, Adalet Evinin bulunduğu binaların tamamlanması, kalan binalar için yapılan detaylı planların onaylanması , Beynelmilel Tebliğ merkezi ve kıtalararası müşaveret heyeti üyelik ve sorumluluklarının çoğalması Sosyal ve Ekonomik gelişme ve halk danışma bürolarının kurulması, pasifik ana mabedinin açılması ve Hindistan mabedinin inşasının heyecan verici ilerlemesi ,tüm dünyada tebliğin artması ve netice olarak 23 yeni Merkezi Ruhani Mahfilin kurulması , 6000 yeni merkezin açılması, 300 yeni kabilenin Baha’i toplumu içerisinde temsil edilmesi 2.196 yeni basımın yapılması bunun 898 i kutsal kitabın basımları olup 114 dilde çevrilerek Baha’i edebiyatının geliştirilmesi, 737 yeni Sosyal ve Ekonomik projelere başlanması, üç radyo istasyonu ilavesi ( çok yakında üç radyo istasyonu daha açılacak) bütün bunlar Emrin kuruluş çağının 3. Devrini mühürleşmiş olarak hatırlanacak bir planın göze çarpan özellikleridir.
Bu planın başlangıcı, Allah’ın Emrini doğduğu yerden söküp yok etmek için İran’daki Baha’i toplumuna yapılan ve tekrar şiddetlenen merhametsiz eziyetlere rastlanmaktadır. İran’lı dostların kahramanca metanetleri Uluslararası dikkatin Emrin üzerinde yoğunlaşmasının başlıca amili olmuş neticede konu Birleşmiş Milletler Genel kurulunun gündeminde geliştirilmiş ve tüm yayın organlarında yayınlanarak yaşamın ilk devrinin özelliklerini taşıyan ve koruyan bir dönemi bilinmezlikten bilinirlilik alanına çıkmasını sağlamıştır.
Bu dramatik gelişme Yüce Umumi Adalet Evin’i Tüm Dünya insanlarına hitaben , konusunda bir mesaj hazırlamaya ve bu mesajın devlet başkanlarına ve yöneticilerine vermeye sevk etmiştir.
Bu iyi olaylara paralel olarak Emri kurulların olgunluklarındaki gelişme göze çarpan bir ilerleme olmuştur. Kendilerine düşen sorumluluk ve kapasitelerinin gelişimi ve kendilerine devredilen kendini idare etme yetkisi idari nizamın ikiz iki kolu arasındaki devamlı yardımlaşmanın verdiği cesaretle teşvik edilmiştir.
Bu yöntem, şimdi bir uluslar arası tebliğ planının milli hedeflerinin ilk kez, Merkezi Ruhani Mahfiller ve müşavirlerin birlikte meşveret ederek formüle etmeleri büyük bir adım olmuştur .Birlikte planı yürütmeli, her ülkede uyguladıkları gibi 6 yıllık planın Dünya hedeflerini birlikte tamamlamalıdırlar. Bu dikkate değer gelişme, Kuruluş çağının 4. Devrine uygun bir başlangıçtır ve Milli toplumların güç ve nüfuzda geliştikçe ve kendi ülkelerinde Emrin sembölü olan Sosyal birlik ve sevgi ruhunun yayımlanmasını sağlamaları ile bu devri karekterize edecek yönteme atılan ilk adımdır .
Dünya Merkezinde varılması gereken hedefler, Kitab-ı Akdes’in geniş şekilde açıklamalı İngilizce tercümesinin ve ilgili eserlerin basımı da dahil olmak üzere, Bahai dünyasını Hukukullah kanunu üzerinde eğitmek Makam’ı Ala’nın kalan binalarının kuruluşu ile ilgili planların takibi, Emrin uluslararası ilişkilerinin temelinin genişletilmesidir.
Planın başlıca Dünya çapındaki hedefleri meşveret edilmek ve uygulanmak üzere Merkezi Mahfillere ve müşavirlere gönderilmiştir.
Sevgili dostlar, Dünya gün doğuşu öncesi en karanlık saatinden geçerken, Allah’ın giderek daha çok parlayan Emri, İlahi bayrağın dalgalanacağı ve cennet bülbüllerinin öteceği şafaklara doğru hiç durmadan ilerlemektedir.
Rızvan 1986 da başlatılan altı yıllık plan, Emrin şekillenme çağının dördüncü ve yeni bir bölümünün açılışıyla aynı zamana rastlamıştır.
Bir taraftan büyümekte olan İlahi Emrin idari müesseseleri artan olgunluk işaretleri gösterirken, ayni zamanda ilk dönemlerin koruyucu belirginsizliğinden çıkarak yavaş yavaş daha geniş bir sahne olan halk ve kamuoyu dikkatine sunulmuştur. Bu iki gelişme, Baha'i cemaatının içinde önemli sonuçlar veren oluşmalar ile bütün tarihi boyunca görülmemiş boyutlardaki dışa dönük faaliyetlerde simgelenmişti.
Bu gelişmelerden birincisi, bir mesuliyet delegasyonu ile ilk defa olarak bütün Baha'i camialarının yeni altı yıllık plan çerçevesinde gerçekleştirilmeleri gereken hedefleri kendilerinin tespit etmesinin istenmesidir. Camialar bunu kendi Merkezi Ruhani Mahfilleri vasıtası ile, Müşavirler, Mahalli Ruhani Mahfiller ve ahbaplar ile müzakerelerden sonra tamamlanmıştır. Bu olgunluk beklentisinin en iyi şekilde cevaplandığı, camiaların Dünya Merkezine bütün Dünyayı kapsayan altı yıllık plan koordinasyonu için göndermiş oldukları milli planlardan açıkça görülmektedir.
İkinci gelişmede bütün Baha'i dünya camiasının birlik içinde harekete geçerek, bütün insanlara Ekim 1985'te yayımlanan, DÜNYA BARIŞ VAADİ' mesajını dağıtarak olmuştur. Devlet Başkanlarına, her ülkede çok sayıda, Hükümet azalarına, Diplomatlara, Eğitmenlere, Sendika liderlerine,Din liderlerine,Adaletin önde gelen azalarına, Polis idarecilerine, Hukuk,Tıp, ve diğer iş kolu önde gelenlerine, yerel idareciler kulüp ve birliklere ve binlerce şahsa bu mesaj sunulmuştur. Yetmiş kadar lisanda bir milyon nüshanın bugüne kadar dağıtıldığı tahmin edilmektedir. Bu iki faaliyet Bahai dünya camiasının büyümekte olan kuvvet ve olgunluğunu daha da sağlamlaştırmış ve ona kamuoyunda kolaylıkla tanıtabilecek açıkça belirgin bir görüntü kazandırmıştır.
Emrin Dünya sahnesine hızla girişine bazı diğer etkenler de katkıda bulunmuştur. Hakikaten de yaygın Hayat Ordusu'nun her faaliyeti Birleşmiş Milletler Genel Assemblesinden en ücra toplumlara kadar müşahede edilmekte ve üzerinde görüşülmektedir.
Çok acı deneyimlerden geçmiş olan İran'lı müminlerin dayanıklıkları, Emrin üzerinde odaklaşan ve gittikçe artan bu geniş kapsamlı ilginin ana kaynaklarından biri olamaya devam etmektedir. Eskisi kadar sık olmamakla beraber şehitlerin vahşice idamları, uzun süredir eziyet çeken Baha'i Camiasına tecavüzlerin, mahrumiyet, kötüleme ve yağmaların devam etmesi ve 200 den fazla kişinin halen hapiste olması,Baha'i Uluslar arası Camiasının Birleşmiş Milletler nezdindeki temsilcisine ve güçlü çağrılar yapabilmesi için imkan sağlamıştır. Bu da Genel Assamblenin ilgi ve merakını çekmiş,bazı ortak Pazar ülkeleri de dahil olmak üzere birçok güçlü memleketin temsilcileri ile insan hakları komisyonunu müdafaasız Baha'i'ler için İran Hükümeti nezdinde müracaat etmelerine sebep olmuştur.
Bütün bunlar sevgili Emrinizi uluslar arası kamuoyunun gözleminde tutmuş, bu ilgi yalnız Barış Mesajının dağıtımından değil, sosyal ve ekonomik alanlarda hızla gelişmekte olan faaliyetlerden ötürü de artmıştır. Çok geniş kapsamlı olan bu faaliyetlerden bazıları şöyledir : Sayısı yediyi bulan radyo istasyonları,okullar,okuma yazma eğitim programları zirai, yardımlar, ve dünyanın birçok yerinde köy seviyesinde üstlenilen küçük fakat değerli işler.
Baha'i camiaları dinler arası konferanslar, Barış seminerleri ve ırkçılık gibi özel katkılarda bulunabileceğimiz konularda sempozyumları başarı ile düzenleyip uygulamışlar, bundan ötürü sık sık basında geniş yer verilmiş ve toplumun önde gelenlerinin ilgisini çekmişlerdir. '' Yeni neslin '' idealizim ve görüşünün vermiş olduğu ilham ve heyecan ile Baha'i gençliği, birçok toplantılarda,akranlarını büyük sayılarda cezbetmiş yaşamlarını her alanda hizmet etmek için harekete geçirmişlerdir.
Baha'i çalışanını bekleyen zengin hasatların alınabileceği sahalarda hizmet etmeye yönlendirmişlerdir.
Ahbapların Baha'i faaliyetlerine hızla artan katkılarına ilave olarak elde edilen olağanüstü bir başarı da Yeni Delhi'deki harika Baha'i Mabedinin tamamlanıp açılması olmuştur. Allah'a ibadete açılışından sonra ki ilk 30 günde 120.000 kişi tarafından ziyaret edilen bu saflık simgesi, birçok değişik Dini inançları olan bir ülkede Allah'ın Peygamberlerinin Birliğini ilan etmekte, Allah'ın Kutsal Emrinin geçirmekte olduğu bu önemli günlerin kudret ve ululuğunu en uygun şekilde işaretlemektedir.
Allah'ın Emrinin evrensel, hızlı ve kütlelerle büyümesi için hazırlık safhaları tamamlanmıştır. İlk ve temel uğraş, ön çalışmalarının başlatılmış olduğu altı yıllık plan hedeflerini takip etmektedir. Çok önemli tebliğ çalışmaları özverili, ısrarla ve yaratıcılıkta devam etmesi, bu vasıta ile büyük sayılarda tescili temin ederek insanlığın olgunlaşması için sevgili Emrinize düşen layık rolü oynaması için gereken enerji, kaynak ve Ruhani gücü sağlamak gerekmektedir. Bu oluşumları desteklemek üzere düzenlenen Plan'ın uluslar arası hedefleri arasında yüzlerce Mahfiller arası yardım projeleri vardır. Aynı zamanda Rızvan 1987'de Zaire Merkezi Ruhani Mahfilinin tekrar kurulması ve plan süresince yeni Merkezi Mahfiller kurulması kararlaştırılmıştır. Bu arada Angola,Guenia,Bisau ve Macao Mahfillerinin kurulması için onay verilmiştir.
Altı Yıllık Plan'ın ilk yılında 338 muhacir daha önceki planlarda belirlenmiş ihtiyaçların ışığında harekete geçerek 119 ülkede yerleşmişlerdir. Detayları kısa zamanda açıklanacak olan yeni bir çağrı da hazırlanmaktadır. Dünyanın gelişmekte olan ülkelerinde Baha'i gençliği için hizmet projelerinin tanıtım ve kolay uygulanabilmesi için çağrıda bulunulmaktadır. Bu çağrılara cevap verenlerin verimli hizmet etmelerini sağlamak için Merkezi Ruhani Mahfiller birbirleri ile istişare ederek ve Müşavirler Heyeti azalarının yardımları ile gerekli düzenlenmeleri yapmaları istenmektedir.
Kutsal güzelliğin Suudunun ve Ahdi Misak'ın başlangıcının 100'üncü yıl dönümünün kutlanacağı Kutsal yıl 1992 için hazırlıklar şimdiden başlamıştır. Öyle ise Altı Yıllık Plan'ın ana temasının geçmişi geleceğe gelişmekte olan safhalarda bağlayan ve Allah'ın Eski Vaadini gerçekleştiren Hz.BAHA'ULLAH'ın Ahdi Misak'ı olması çok uygun olacaktır. Bu tema üzerinde derinleşmek O'nun Zuhuru'nun gaye ve manasını daha iyi taktir etmenizi sağlayacaktır. Emrin Velisi'nin sözleri ile '' Öyle bir Zuhur ki geçmiş asır ve dönemlerin nurani tacı ve vaadi olarak ilan edilmiştir. Adem Çağının Dinlerinin birleşme noktası, en az beş bin asırlık yeni bir Çağ'ın ve en az bin yıllık bir zaman'ın başlangıcı olmuştur. Peygamber'lik Zaman'ının sonu Yazar'ının süresi ve vazifesinin azameti açısından eşsiz olan tekamüllük zamanının başlangıcını işaret etmiştir.'' Bu derin çalışmanın Baha'i Ahdi Misak'ının manası, kaynağı ve ona karşı olması gereken tutumumuz hakkındaki sorularımıza cevap vereceği muhakkaktır.
Ahdi Misak'ın Merkezi, Sırullah ve en Mükemmel Örnek olan Hz.ABDÜL'BAHA'nın çekici varlığı bu tasarı ve derin sorularımıza her zaman hazırdır. O'nun Kutsal yazılarına getirdiği hatasız açıklamalar ve özel hayatımızda uygulanabilecek canlı örnekler, hepimizin dikkatle takip etmesi gereken hayat yolu için ışık tutmaktadır. Altı Yıllık Plan 'ın süresi içinde O'nun batıyı ziyaretlerin 75'inci yıldönümü uygun tören ve tanıtım faaliyetleri ile kutlanacaktır. Aynı zamanda Hz.ŞEVKİ EFENDİ tarafından 1937 de başlatılan,dünyanın Ruhani fethi için Hz.ABDÜL'BAHA'nın hazırladığı büyük tasarının sistematik uygulanmasının ilk adımı İlahi Plan'ın ilk döneminin açılışını işaretleyen ilk Yedi Yıllık Plan da 50 ci yıldönümü kutlanacaktır.
Şimdiye dek olmadığı kadar fevkalade ve büyük fedakarlık, bağlılık ve kendini adama talep etmektedir. Halihazırda, Baha'i uluslar arası fonu Baha'i dünya camiasının bu çok yönlü faaliyetleri gerektirdiği önemli genişlemeyi desteklemek için yetersizdir. Yeni birmiş Yedi Yıllık Plan'ın neticeleri, Emrin büyüyen taleplerini karşılayabileceğimizin en iyi delilidir. İran'daki ahbapların kahramanlıkları kendini adamış 3694 muhacirin bu hayati hizmete hararetle cevap vermesi,bu dünya düzeninin bütün organizmaları olan ahbapların, mahalli camiaların, idarecilerin ve mübelliğlerin durmayan faaliyetleri,büyümekte olan Hayat Ordusuna yeni güç ve kapasiteler geliştirmiştir. Geleceğe doğru ilerlerken, O'nun devamlı üstümüzde olan teyidinin ve dertli olan dünyada krallığın kurulması için gayretlerimizin başarı ile sonuçlanacağından hiç şüphemiz olmasın. Sevgi dolu Baha'i selamlarımızla Umumi Adalet Evi .
Bu ihtişamlı bayram döneminde hepinizi yenilenmiş bir umutla selamlıyoruz.
Bu çağın büyük bir kesimini gölgeleyen karanlık görüntünün gümüşi parıltısı şimdi ufukları aydınlatmaktadır. Bu,bütün dünyada uygulanmakta olan toplumsal gelişmeleri zorlayan yeni eğilimlerde ve barışa yönelik hızlandırılmış faaliyetlerde görülmektedir. Tanrı Emrinde bu, Hz.Baha'u'llah'ın Nizamının güçlenmesinin ve bayrağının gittikçe daha görkemli bir şekilde yükselmesidir. Bu cezbeden bir güçtür. İletişim araçları Baha'i Dünya Camiasına artan bir ilgi göstermekte,yazarlar O'nun varlığını çok sayıda makale, kitap ve başvuru kitabında doğrulamaktadırlar ve yakın zamanlarda bu kitapların en fazla rağbet görenlerinden birinde Emir,Hristiyanlıktan sonra en fazla yayılan din olarak tanımlamıştır. Hükümetlerin,sivil güçlerin,ileri gelen kişilerin ve hayırsever kuruluşların bu camiaya karşı gösterdikleri dikkati çeken ilgi gösterisi gittikçe daha da belirginleşmektedir. Bu camianın sadece kanunları,prensipleri,kuruluşu ve yaşam tarzı incelenmekle kalınmamakta,aynı zamanda toplumsal problemlerin hafifletilmesinde ve insaniyetperver faaliyetlerin yerine getirilmesinde tavsiyeleri ve faal yardımları da istenilmektedir.
Birbiri ile bağlantılı bu gelişmelerin heyecan verici bir sonucu olarak,ileriye dönük gelişme ve ve sağlamlaşmanın yeni bir örneği ortaya çıkmıştır. Emrin,toplumun bütün kesimlerine duyurulması için yeni ufuklar gözler önüne serilmiştir. Bütün bunlar bazı yerlerde gittikçe daha da çok sayıda milli camianın Hz.Abdülbaha tarafından vaad edilen ve Hz.Şevki Efendi tarafından söylenilen Emrin kitleler halinde kabul edilmesinin görülmeye başlanması neticesi faaliyete geçen yeni tebliğ girişimlerinin ilk örnekleri ile teyid edilmektedir. Bu ilahi durum ile bizlere sunulan mevcut olasılıklar bizleri,İsmi Azam Camiasının şimdiye kadar görülmemiş bir ölçüde açılıp yayılacağını ümit etmeye zorlamaktadır.
Hz.Baha'u'llah'ın Emrine dayanak sağlayan ilgiyi tutuşturan kıvılcım,İran'da bulunan sevgili ahbaplarımızın sabır ve kahramanca metanetleridir. Ve bu ilgi iledir ki, Baha'i Camiası bütün dünyanın dikkatine sunulmuştur. Bu çok kapsamlı girişim,İdari Nizami vasıtasıyla bir birlik içersinde faaliyet gösteren tüm camiayı içine almaktadır ve aynı zamanda bu camianın bir çok yerde ayrı ayrı detaylı olarak belirtilen aynı derecede etkin ve belirli faaliyetleri ile birlikte ilerlemiştir. Bütün bunlardan ayrı olarak bizler, bu büyük çabanın bir sonucu olarak Emrin dış ilişkilerinde yeni bir merhalenin farkına vardığımızı bildirmek istiyoruz. Ve bu dış ilişkiler,Milli Ruhani Mahfillerin devlete ait ve özel kuruluşlar ile ve halkla olan ilişkilerinin artması sonucu edindikleri olgunlaşmalarında görülmektedir. Emrin bu şekilde tanınmalarının bir neticesi olarak,geçtiğimiz kasım ayı içerisinde Avrupa ve Kuzey Amerikada bulunan Baha'i Camiası dış ilişkiler temsilcileri ve Uluslar arası Baha'i Camiası Kuruluşlarının üst düzey temsilcileri bir araya gelmişler ve çalışmalarını daha geniş çapta nasıl düzenleyecekleri hakkında görüşmüşlerdir. Bu da, daha çok sayıda Milli Ruhani Mahfillerin uyum içerisinde işlevini sürdüren ve hızla yayılan bu alanda cihanşümul teşebbüsleri yerine getirilebilen uluslar arası ağa girmeleri için ilk adım olmuştur. Bu gelişmeler ile ilgili olarak geçtiğimiz Ekim ayı içerisinde Baha'i Dini tanınmış Dünya Doğal Kaynakları Koruma Fonunun Din ve Doğal Kaynakları Koruma Ağına resmen üye olarak kabul edilmiştir.
İran'daki değerli sebatkar ahbaplara yapılmasına halen de devam edilen baskıların en yoğun olduğu dönemlerin birinde Hz.Şevki Efendi bir mektup yazarak onları rahatlatmıştır. “ İran'daki şehitlerinin kanlarının yayılması iledir ki, bu parıltılı çağda,bu parlak ve süslenmiş Baha'i çağı dünyayı cennete çevirecek ve levihlerde de buyurulduğu gibi insanlık aleminin birliğini tüm dünyanın kalbinde yükseltecek, ırk birliğini gerçeğini insanların gözleri önüne serecek, En Büyük Barışı kuracak,Evreni Ebha Cennetine ayna yapacak ve insanlık aleminin bütün şüphelerini yok edecektir.” “ O gün dünya başka bir dünya olacaktır.” Diye yazmışlardır. İran 'da bulunun ahbaplarımızın çektiği sıkıntıları delil gösterecek ileride gerçekleşecek olan harikulade sonuçları bildiren buna benzer düşünceler, Tanrı Emrinin kaderindeki bu kritik anda karşı karşıya bulunduğumuz fırsatlar ve mücadeleleri açıkça göstermektedir.
Hali hazırda ortaya konulmuş olan projeler tamamlanmalıdır. Hz.Bab'ın Makamının altında ve üstünde bulunan setler ve Kermil Dağı üzerindeki kemer, Tanrının Kutsal Dağının çiçek gibi açılması görüntüsünü vererek tamamlanmalıdır. İkinci Dünya Kongresi,Ahdi Misakın başlangıcının 100'üncü yıl dönümünü kutlamak üzere Misak Şehrinde yapılmalıdır. Kitab-ı Akdes'in , En Kutsal Kitabın sebatla devam eden tercüme ve notlarla izah edilmesi çalışmaları bitirilmeli ve basımına geçilmelidir. Ahbapların Hukukullah kanununa karşı olan ilgileri geliştirilmeli, Muhacirler ve gezici mübelliğler dışarılara gitmeli,Emrin harcamaları karşılanmalı 6 Yıllık Planın bütün hedefleri yerine getirilmelidir.
Fakat bütün Baha'i faaliyetlerinin en önemli amacı tebliğdir. Yapılmakta ve yapılacak olan her şey Emrin bütün ilerlemesinin ona bağlı olduğu bu merkez kuvvet etrafında dönmektedir. Bizler şimdi,şu andaki bütün çabaları bertaraf edecek ölçüde ve belli bir nitelik, çeşitlilik ve yoğunlukta tebliğe çağırılmaktayız. Zaman şimdidir. Olmaya ki fırsat,coşkun dünyanın hızla değişen ortamı içerisinde kaybolmasın. Zannedilmemelidir ki, bu ivedilik duygusu zaman uygun olduğu zaman uyanacaktır. Üzerinde düşünülecek bir neden vardır : Bu acı çeken ve karışıklık içersinde bulunan,dürüstlük özlemi içerisinde kıvranan, Tanrı'yı kendi gözü ile görme yeteneğinden veya O'nun sesini kendi kulağı ile işitmekten aciz olan insanlık aleminin içinde bulunduğu merhamet uyandıran kötü durumudur. Bu insanların ihtiyaçları temin edilmelidir. Ümidin kaybolduğu yerde hayal etme gücü yeniden uyandırılmalı,şüphe ve karışıklığın yaygın olduğu yerde itimat oluşturulmalıdır. Bu ve benzeri açılardan '' Barış Mesajı'' bu yolu açmak amacı ile hazırlanmıştır. Bu Barış Mesajı'nın devlet liderlerine dağıtılması işlemi hemen hemen tamamlanmıştır. O'nun içeriği şimdi mümkün olan her şekilde,her yerde bulunan yaşamın her kesimindeki insanlara iletilmelidir. Bu zamanımızda tebliğ çalışmasının en önemli bölümüdür ve büyük bir çaba ile yerine getirilmelidir.
Tebliğ ruhun gıdasıdır ; O, uyanmamış ruhları uyandırır ve yeni cennet ve yeni dünyayı meydan getirir; dünya birliğinin bayrağını yükseltir; Ahdi Misak'ın zaferini garantiler ve O'nun uğrunda canlarını verenlere Tanrı'ya erişme mutluluğunu verir.
Bütün inananlar -- kadın,erkek,genç,çocuk-- bu alanda hizmet etmeye çağırılmaktadırlar ; çünkü, tüm camianın başarısı bireylerin tebliğ ve hizmetteki kişisel çabalarına ve azmine bağlıdır. Hz.Baha'u'llah'ın Ahdi Misak'ında sağlam bir temele sahip olan,her gün dua ve Kutsal Eserleri okuyan, İlahi Eserlerde derinleşmeye çabalayarak güçlenen, bu öğretileri mevcut meselelere bağlamaya çalışarak aydınlanan, O'nun harikulade dünya nizamının kanun ve prensiplerini idrak ederek güçlenen her birey tebliğde gittikçe artan başarılar elde edebilir. Özet olarak,Emrin en yüksek zaferi şununla sağlanır “ bir tek şey ve sadece bir tek şey” ve bu çok kuvvetli bir şekilde Hz.Şevki Efendi tarafından vurgulanmıştır. Şöyleki, “ kendi iç yaşantımız ve özel kişiliğimiz belli bir derecede Hz.Baha'u'llah'ın ebedi prensiplerinin görkemini ayna gibi aksettirmelidir.”
Sevgili ahbaplar- Cemali Mübarek tarafından “ yaradılışın göz bebeği”, ve “toplum hayatının bağlı olduğu tatlı sular” olarak hitap edilen sizler- sizlere büyük bir içtenlikle zamanın geldiğini hatırlatıyor ve ikinci derecedeki işlerinizi bir yana atarak , tüm enerjinizi O'nun Emrini yaymağa , geliştirmeğe ve sağlamlaştırmaya yöneltmenizi ısrarla belirtiyoruz. Siz, görevinize önünüzde uzanan bu açık ilerleme alanının Tanrı Gücü ile meydana gelmiş olduğu inancı ile yaklaşabilirsiniz. Bu Tanrı Gücü bütün yaratıkların,özünde titrer ve gözlerimizin önünde iki uçlu bir kılıç gibi hareket eder. Bir yandan toplumun yapısını asırlarca bir arada tutan eski zamanın bağlarını koparırken, diğer yandan da Hz.Baha'u'llah'ın henüz bebeklik döneminde bulunan,tam olarak özgür kılınmamış Emrini engelleyen bağları gevşetir.
Hiçbir şüphe ve korkunuz olmasın. Ahdi Misak'ın gücü sizlere yardımcı olacak, kuvvet verecek ve önünüzde bulunan her engeli kaldıracaktır. “ O, gerçekten kendisine yardım eden herkese yardım eder ve kendisini hatırlayan herkesi hatırlar.”
Emin olunuz ki, içten yaptığınız daimi dualar hepinizi kapsamaktadır.
Geçen Rızvanda yapılan Uluslararası Bahai Konvenşınında canlandırıcı etkiler yaratmış olan ruhani cereyan,daha önce hiç bir yılda tebliğ alanında görülmemiş olan başarı ve faaliyetleri gerçekleştirmek üzere dokuda ve batıda bulunan inananlarını harekete geçirerek, tüm dünya camiasında etkili olmuştur. Çok büyük sayıda gerçekleştirilmiş olan tesciller de bunu ortaya çıkarmak tadır.Yaklaşık yarım milyon kişinin Emri kabul ettiği bildirilmiştir. Bir yıl önceki mesajımızda yer alan,kitleler halinde Emre gelinmesi çağrımıza cevap verildiğinin kanıtları, Hindistan, Liberya, Bolivya, Bangladeş, Tayvan, Peru, Filipinler ve Tahiti gibi birbirinden uzak yerlerde ortaya çıkmaktadır. Bunlar, şu andaki tebliğ çalışmalarının durumu ne olursa olsun, bütün milli camiaların eninde sonunda mutlaka katılacakları bu büyük hızlanmanın ümit verici göstergeleridir.
Böyle kısa bir sürede gerçekleşen şaşılacak derecedeki gelişmelere büyük bir ümitle ve mütevazı bir şükran duygusu ile bakmaktayız.3u gelişmelerden biri de, Bay Fariborz Sahba'nın Hz.Bab'ın Makamının terasları için hazırladığı mimari projenin kabul edilmesidir. Bu proje, kralların ve hükümdarlârın Hz. Baha'u'llah'ın Şehit Müjdecisi Hz.Bab'ın ebedi istirahat makamını ziyaret etmek için, Kermil Dağı yamaçlarından yukarı çıkacakları yolun Hz. Abdülbaha'nın ve Emrin Velisi'nin tahayyül ettikleri şekilde ortaya çıkmasında yeni bir aşamanın başlangıcıdır. Aşkabad şehrindeki Mahalli Ruhani Mahfilin yeniden kurulması için bu şehirde bulunan ahbabların bazıları tarafından Moskova’daki yetkililere verilen dilekçenin kabul edilmesi, Doğu Bloku ülkelerinde ilk Bahai kuruluşu olacak olan bir Bahai Danışma Merkezinin kurulması için Budapeşte'de girişimlerde bulunulması, Emrin Çin Anakarasında duyurulmasının, beklentisi içinde bulunulduğu şu sıralarda, Uluslararası Bahai Camiası Halkla İlişkiler Bürosunun Hong Kong'da açılmış olması diğer gelişmelerin içerisinde yer almaktadır.
Bu gelişmelerin en dikkati çekenleri arasında şunları sayabiliriz: Uluslararası Bahai Camiasının, Dünya Doğal Kaynakları Koruma Vakfı yararına Londra'da düzenlenen 'Doğa için Sanat’ programının sorumluluğuna ortak olması;Bahai Uluslararası Camiası ile Dünya Sağlık Kuruluşu (WHO) arasındaki resmi çalışma ilişkilerini geliştirmek için Cenevre'de bir anlaşma imzalanması; Yeni Güney Galler, Avustralya'da Bahai müfredatının devlet okullarında resmen kabul edilmesi; 1986 Aralık ayındaki açılısından bu yana 4.000.000'a yükselen ziyaretçinin Yeni Delhi Mabedine akımı ki, bunların içerisinde çok sayıda yüksek mevkideki hükümet yetkilileri ve içlerinde Çin, Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku ülkelerinin yer aldığı çeşitli ülkelerden birçok tanınmış kişi bulunmaktadır. Bunlar ve bunlara ilaveten, bu bir tek yılda gerçekleştirilen çok sayıdaki dikkati çekici olaylar, Altı Yıllık Plan içerisinde elde edilen büyük başarılarla birleşince, tüm Bahai dünyasındaki hızlanan faaliyetlerin son derece cevval ve enerjik bir görüntüsünü sergilemektedir.
Bu harikulade gelişmelerden söz ederken, İran’daki mümin kardeşlerimize on yıldan heri acımasız bir aşırılıkla reva görülen zulmün ruhani ve sosyal etkilerini görmezlikten gelemeyiz. Onların bu büyük fedakarlıklarının büyük önemi sadece gelecekte anlaşılacaktır. Fakat bizler, bunun etkisini tüm dünyada Emrin duyuru imasında ve hükümet yetkilileri ve belli başlı özel kuruluşlarla aramızda kurulan iyi ilişkilerden elde edilen olağanüstü başarılarda açık bir şekilde görmekteyiz.Bu nedenledir ki,burada çok derin bir mutlulukla ve şükranla İran'daki Bahai tutukluların büyük bir kısmının serbest bırakıldığını bildiriyoruz. Ancak,bu durumu kutlarken İran Bahai Camiasının tam olarak özgürlüğe kavuşmadığını ve üyelerinin her bakımdan insan haklarından yararlanamadığını da unutmuyoruz.
Bu anın mutluluğu içerisinde, bu Rızvanda biri Güneydoğu Asya'da Macau1 da,diğeri ise Batı Afrika'da Guinea-Bissau'da kurulacak olan iki yeni Milli Ruhani Mahfile hoşgeldin dileklerimizi iletiyoruz.
Günümüz toplumunu yozlaştıran karmaşanın gölgesi içinde, değerli "Emrin Velisi tarafından tahayyül edilmiş olan birbirini tamamlayıcı üç sürecin neticelenmesine yönelik yavaş fakat belirgin bir yaklaşım silik de olsa farkedilebilmektedir: Küçük Barışın kurulması, Kermil Dağındaki kavis üzerindeki binaların tamamlanması ve Milli ve Mahalli Ruhani Mahfillerin gelişmesidir.Gerçekten,Altı Yıllık Plan içerisinde, Kuruluş Çağının bu dördüncü dönemi esnasında ve özellikle de tamamlamış olduğumuz yılda, halen uzakta olan bu parıltı biraz daha yakınlaşmıştır.Daha bu planın başlangıcında bil e.dünyanın en problemli bazı ülkelerinin siyasi liderlerinin vazgeçilmez sanılan tutumlarından dönmeye yönelik davranışlarda bulunacaklarını kim tahmin ederdi? Son aylarda gerçekleşen değişiklikler birçok başyazarı "Barışa mı gidiliyor?" sorusunu sormaya yöneltmektedir. Her ne kadar Küçük Barışın kurulmasına etken olan şartları bizler kesin olarak bilmiyorsak da, ve hatta bunun kesin zamanı Tanrının Büyük Planında gizli de olsa, bu olayların ilahi kaynağından haberdar olan her gözlemci için bu gelişme mutlaka teşvik edici olmalıdır.
Ancak diğer iki süreç, Hz. Baha'u'llah'a inananların açık bir şekilde belirlenmiş olan görevlerini yerine getirme dereceleri ile doğrudan bağlantılıdır.iyimser olmak için nedenlerimiz vardır.Çünkü, Kavis üzerindeki geri kalan binalara ilişkin mimari görüşler kabul edilip,onların fevkalade muazzam yapılar olarak tamamlanmalarını etkileyecek ayrıntılı şartnamelere girişilmedi mi? Milli ve Ruhani Mahfillerin planları algılama ve uygulamalarında, hükümet yetkilileri ve sosyal kuruluşlarla ilişki kurma yeteneklerinde kendilerinden beklenilen kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde ve diğer kuruluşlar ile sosyo-ekonomik gelişim projelerinde işbirliği yapmalarında"gittikçe artan bir güç sahibi olduklarına tanık değil miyiz? Bu Mahfiller, sayıları artan üyelerinin,hayranlık yaratan bir şevk,hayal gücü ve çok yönlülük gösterdiği Uluslararası Tebliğ Merkezince gayretleri koordine edilen Kıtasal Müşaveret Heyetleri,Muavenet Heyeti üyeleri ve yardımcılarının uyanık ve sevecen destekleri ile takviye edilmiyor mu?
Gelişmelerimizin olumlu yönleri üzerinde durmak cezbedici olmakla beraber, başarılarımıza dayanarak istirahata çekilmek yerine bunlardan cesaret almalıyız. Öyleyse, kutsal Emrimize yararlar sağlamak için bu süregelen süreçler ve olaylar karışımının sunduğu muhteşem imkanları kullanabilmek için sapmadan ve güvenle yolumuza devam edelim. Bu imkanlar,Kutsal Yıl 19921993 ve onun anlamlı kutlamalarının yaklaştığının tamamıyla bilincinde olarak ikinci yarısına şimdi girmiş olduğumuz Altı Yıllık Planın büyük hedefleri arasında belirlenmiştir.
Gittikçe yayılan tebliğ hamlesi ile beraber bizler, mümkün olan her şekilde, hayati önem taşıyan projelere devam etmeliyiz. Bahai Dininin ana kitabı olan Kitab-ı Akdes'in İngilizce baskısının hazırlıkları devam etmektedir. Hz. Baha'u'llah'ın suudunun yüzüncü yılının Arzı Akdes'de uygun bir şekilde anılması için gerekli düzenlemeler şimdiden yapılmaktadır. 1992 yılında New York'ta yapılacak olan Dünya Kongresinin planlandığı zamanda yapılabilmesi için hazırlıklara devam edilmelidir. Ayrıca.Bahai toplumundan alfabesizliğin silinmesine (okuma-yazma bilmeme) sistematik olarak önem verilmelidir. Böyle bir başarı ile her şeyin ötesinde,bütün ahbablar Tanrı Kelamını okuyabilir ve böylece Bahai hayatı yaşamalarındaki çabalarını kuvvetlendirebilirler.Aynı şekilde, topluluğumuzun yaşam tarzı ile uyuşacak yollarla, çevre koruma çalışmalarına yardımcı olunması Bahai fâaliyetleri içinde daha fazla önem kazanmalıdır.
Kermil Dağı üzerindeki projeler ile ilgili olarak, proje yönetim Ofisi kurulmuş ve teknik elemanlar tayin edilmiştir. Kavis üzerinde planlanmış olan binaların yerlerinin jeolojik denemelerinin yapılmasına başlanılmak üzeredir. Bu bütün dünya Bahai Camiası tarafından beklenen temel atma işinin ön adımıdır. Bu vesile ile sizlere, inşa işleminin başlaması ve başladıktan sonra desteklenmesi için fonlara acil ihtiyaç olduğunu hatırlatmak isteriz.
Bütün bu ihtiyaçlar Bahai Camiasının vicdanının sesini dinleyen her üyesi tarafından Tanrı'ya adanmış, hizmet yoluyla ve bilhassa kişinin tebliğ çalışmasına olan bağlılığı ile karşılanacaktır. Bütün Bahai girişimlerinde başarının temeli ve Emre kitleler halinde gelinmesi işleminin ilerlemesinde bu çalışma öylesine önemlidir ki, bunu bir kaç kelime ile bir kere daha vurgulamak istiyoruz.. Bahai Mesajı'nın duyurulması elzem olmakla beraber yeterli delildir. Bahai üye sayısını artırmak önemli olmakla beraber yeterli değildir. Ruhlar şekil değiştirmeli, camialar bu suretle pekiştirilmeli ve böylece yeni yaşam modellerine ulaşılmalıdır. Hz. Baha'u’llah'ın Emrinin temel amacı değişimdir. Fakat bu, bireyin Ahdi Misak'a itaat ederek bunu gerçekleştirmek azim ve gayretine bağlıdır. Yaşamı bütünleyen bu değişimin gelişmesi için Tanrı Kelamını düzenli olarak okumak, üzerinde çalışmak ve bu suretle Tanrı'nın amacı ve isteği üzerinde bilgi sahibi olmak gerekmektedir.
Sevgili Ahbablar: Geçtiğimiz yılın başarıları neticesinde meydana çıkan bu hız, sadece Emrin dikkati çeken gelişmesindeki fırsatlarda kendini göstermekle kalmayıp, aynı zamanda önemli ,sebatlı, çeşitli ruhani ve cismani kaynaklarımızdan şimdiye kadar alınmış tedbirlerin ötesine bir gayret ve yetenek istemektedir. Bunları karşılamaya hazırlıklı olmalıyız. Altı Yıllık Planın ortalarında, birçok umut ve olanak taşıyan çok tarihi bir ana ulaşmış bulunmaktayız. Öyle bir an ki, dünyanın anlamlı eğilimleri Tanrı Emrinin prensipleri ve gayelerine gittikçe daha fazla yakınlaşmaktadır. Bu nedenle, camiamız için onun dünyayı kucaklayan amacına ulaşmak için ileriye doğru hareket etme ihtiyacı çok büyüktür.
İlk görevimiz tebliğ olmalıdır—kendimizi ve toplumun her kademesinde yer alan başkalarını—elimizdeki bütün imkanları kullanarak ve gecikmeden tebliğ etmeliyiz. Hz. Abdülbaha tebliğ üzerine bir emirlerinde buyuruyorlar: “Mum yakılmadan önce alevinin ışığını saçamaz; ışığı parlamadan aydınlığı çevredeki karanlığı dağıtamaz". O halde, ilerleyelim ve ‘yakılmamış mumların yakıcıları’ olalım.
Tanrı'ya hizmet alanında nereye giderseniz, ne yaparsanız devamlı ve içten dualarımız, daimi sevgimiz, dinmeyen teşvikimiz sizinle beraber olacaktır.
Çok önemli başarılarla dolu bir yılı geride bırakırken, bu parlak yirminci yüzyılın son on yılının eşiğinde bulunmaktayız, ve özel çabamızı gerektirecek büyük sorunlar ve göz kamaştıran beklentilerle karşı karşıyayız. Hz.Bahaullah' ın Suudu'nun yüzüncü yılı yaklaşırken, geçtiğimiz yılın olaylarının çubukluğu, Hz.Bahaullah’ın değişiklikler getiren mesajının gelişiyle serbest bırakılan ruhani güçlerin hızlanacağını göstermektedir. Toplumsal düşünce ve politik varlıklar üzerindeki geniş değişimci etkisiyle, bu hızlanmanın görünen ilk etkileri memnunluk, gerçek anlamı ve önceden belirlenmiş sonucu ise şaşkınlık duygularını uyandırmıştır. Bir açıklama getiremeyen seçkin bir gazetenin hayretler içindeki yazarlarını "Görünmeyen El"in işleri demeye zorlamıştır.
Hz.Bahaullah'a dünyanın her yerinde inananlar için bu olağanüstü olayların İlahi Kaynak'tan gelmekte olduğu ve açık amacı konusunda hiçbir şüphe yoktur. Bu nedenle, Tanrı'nın bol bağışının iyiliklerinin eşi görülmemiş işaretleriyle sevinelim. Geçen Rızvan'da bahsedilen geniş çapta duyuru ve tesciller sürdürülmüş ve Doğu Avrupa'dan Çin Denizi'ne yeni duyuru alanları açılmıştır. Hz.Hahaullah'ın iki Fatih'inin geçtiğimiz haftalarda Sakhalin Adası'na yerleşmesiyle, Hz.Şevki Efendi'nin On Yıllık Plan'ında adı geçen son bölge de Bahai toplumuna katılmıştır. Aşkabat Mahalli Ruhani Mahfili'nin geçen Rızvan'da yeniden kurulması, "Doğu Bloku"nda ilk yeni Mahfil'in Romanya'da Cluj'da geçtiğimiz günlerde yapılan seçimi, ve Sovyetler 8irliği'nin başka bölgelerinde ve Doğu Avrupa'nın diğer ülkelerinde Mahalli Ruhani Mahfil'lerin bu Rızvan'da yeniden kurulması ve seçilmesi -- tüm bu başarılar ve yakın beklentiler Kuruluş Çağı'nın dördüncü döneminde önemli bir noktaya geldiğimizi kanıtlamaktadır. Yönetim Düzeni şimdi, daha önceki yıllara göre daha geniş çeşitlilikte bir toplumu sarmaktadır. Şimdi resmen başlamış bulunan ve acil ve faal ilginize emanet ettiğimiz yardımcı İki Yıllık Duyuru Planı'nı, yakın geçmişte duyurmaya bizi bu gibi büyük gelişmeler teşvik etmiştir.
Bahai toplumunu kısa bir yıl içinde evriminin bu aşamasına iten etkinlikler ne kadar şaşırtıcı ve geniş kapsamlı olmuştur. Hz.Bahaullah'ın teyitlerinin mucizeleri üzerinde düşündüğümüzde kalplerimiz, o toplumun bayraktarı olarak günümüzün karanlığına karşı parlak işaretlerini her zaman yükselten Tanrı Emrinin Elleri'ne sevgi ve taktirle yönelmektedir. Tüm koşullar altında ve nerede olurlarsa olsunlar, Bahai toplumunun geniş ölçüde yayılmış ve hızla büyüyen üyelerini uyandırmak, eğitmek ve onlara öğüt vermek için Tanrı tarafından verilen görevlerinin yerine getirilmesinde yılmayan bir ruhla sebat göstermişlerdir. Bahai dünyasının yeni durumu karşısında, Emrin Elleri'nin Avrupa ve Asya'da geçen yıl görülen gelişmelerle olan ilişkilerinin bazı örneklerinden bahsetmekten mutluluk duyacağız. Amatu'l-Baha Ruhiye Hanım, Uzak Doğu'ya yaptığı uzun bir seyahatte, Macau Milli Ruhani Mahfili'nin kuruluşunda Yüce Umumi Adalet Evi'ni temsil etmiştir; Hz.Bahaullah'ın Moğolistan'daki Fatih'iyle görüşmüş ve bunu takiben yöre halkından bir hanım Hz.Bahaullah'a iman etmiştir; ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin değişik bölgelerindeki dostlara çok zaman ayırmış, ve "Green Light Expedition" isimli filmi televizyonda gösterilmiştir. Hay Collis Feathersone büyük çapta enerjisini, savaşın harabeye çevirdiği Vietnam'da uzun süre acı çeken dostların yeniden canlanmaları üzerinde yoğunlaştırmıştır. Bu günlerde Bay Ali Ekber Frutan, Bahai Dini'nin baskıya uğradığı günlerde terk etmek zorunda kaldığı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği'ni ziyaret etmektedir; Sevgili Emrin Velisi tarafından altmış yıl önce kendisine ifade edilen bir isteği başarıyla yerine getirmek üzere oraya dönmüştür.
Uluslararası Duyuru Merkezi'nin Müşavir üyeleri de şimdi dünyanın her köşesinde görülen gelişmeleri yaymak için ortaya çıkan fırsatları kullanmakta geri kalmamışlardır. Büyüme için tek bir görüşe çağrılan Kıtasal Müşavirler Heyetleri ve onların yetenekli, çalışkan ve fedakar muavinleri sayesinde, Bahai Dini'nin tüm dünyada yayılıp güçlenmesinde yeni bir canlılığın hissedilmesi mümkündür. Kıtasal Müşavirler, üstün hizmetleriyle kendini gösteren beş yıllık sürelerinin sonuna yaklaşırken, tüm Bahai toplumunun içten şükranlarına layıktırlar.
Bahai toplumu kendi içinde dallanmasını yaygınlaştırdığı gibi, bazıları kapsamları ve imkanları açısından hayret verici çeşitli yollarla dış ilişkilerini, etkisini ve çağrısını da yaygınlaştırmıştır. Birkaç örnek yeterli olacaktır: Yeni kurulmuş bulunan Çevre Ofisi'yle Bahai Uluslararası Toplumu, 1945'te ünlü Richard St. Barbe Baker tarafından kurulan yıllık Dünya Orman Berat Toplantısı'nı, kendi inisiyatifiyle ve diğer çevre organizasyonlarıyla işbirliği yaparak yeniden kurmuştur; o günden beri Çevre Ofisi, çevre sorunlarıyla ilgilenen Uluslararası organizasyonlar tarafından desteklenen önemli etkinliklere katılmak üzere davet edilmiştir, Bahai Uluslararası Toplumu, okur yazarlık için Unesco'nun himayesinde kurulan özel bir grubun çalışmalarına katılmaktadır. Tayland'da yapılan "Herkes İçin Eğitim Dünya Konferansı" na katılmak üzere davet edilen temsilcisinden, Bahai toplumuna ün kazandıracak, çok göze çarpan ve önemli bazı görevler üstlenmesi istenmiştir. Fiji Hükümetinde bir üst düzey yetkilisinin teşvikleriyle, Bahai Uluslararası Toplumu'nun Birleşmiş Milletler Ofisi'nin Pasifik bölgesi şubesinin Suva'da açılması için çalışmalara başlanmıştır. Birleşik Devletler'de Maryland Üniversitesi, Uluslararası Gelişim ve Anlaşmazlıkların Çözümü Merkezi'nde "Dünya Barışı İçin Bahai Kürsüsü"nün kurulduğunu duyurmuştur. Bu kürsü Hz.Bahaullah'ın Emrinin incelenmesinde akademik çalışmalarda büyük bir artışa neden olacaktır. Hemen hemen aynı günlerde, Hindistan Milli Ruhani Mahfili, İndore Üniversitesi'nde Bahai Eğitim Kürsüsü'nün kurulması için bir anlaşmanın yapıldığını duyurmaktaydı.
İran'daki Bahailerin özgürlüklerinin kazanılması için sürdürülen çabalar yeni bir döneme girmiştir. Birleşmiş Milletler' in bir temsilcisinin, yasa dışı ilan edilen Bahai toplumunun bir temsilcisiyle ilk kez olarak, İran topraklarında resmen görüşmesi mümkün olmuştur. Bu görüşmenin sonucu, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu'na bir raporla aktarılmış ve Komisyon' un yakın geçmişte Cenevre'de yaptığı bir oturumda, Bahailerden bahseden bir karar yine alınmıştır. Birleşik Devletler Temsilciler Meclisi ise daha önce aldığı bir karara paralel olarak, İran Bahai toplumunun özgürlüğüne kavuşturulmasını isteyen çok önemli bir kararı oybirliğiyle almış, bunun sağlanması için Birleşik Devletler Hükümetinin takip etmesi gereken adımları belirtmiştir; benzer bir karar ise Senato'ya sunulmuştur.
Kutsal Topraklar'da, Kermil Dağı'ndaki inşaat projelerinin başlatılması hazırlıkları belirli bir gelişme kazanmıştır. Şehir Planlama Komisyonu'nun, Bahai Dünya Merkezi tarafından sunulan planı titiz ve karmaşık görüşmelerden sonra Nevruz'un arifesinde onaylaması, derin bir mutluluğa neden olmuştur. Bu karar inşaat ruhsatlarının verilmesi için yolu açmış bulunmaktadır.
Sevgili Dostlar: Altı Yıllık Plan'ın bitirilmesi ve Kutsal Yıl'ın 1992 Rızvan'ında başlamasına sadece iki yıl kalmıştır. O özel yılda, bizi Hz.Bahaullah'ın Suudu'nun Yüzüncü Yılına getiren karışık olayları taktir etmek üzere duracak ve bu dünya üzerinde nefes almış olan en değerli İnsan'ın yaşamının kurtarıcı amacı üzerinde ciddiyetle düşüneceğiz,
Bahai tarihinde bu önemli noktanın beklentisi içinde, iki büyük dünya etkinliği için planlar başlatılmıştır: Birincisi, En Kutsal Makam'ın yakınında o hüzünlü suudu uygun bir biçimde anmak için dünyanın her yerinden gelecek inananların geniş ölçüde temsil edileceği bir toplantı olacaktır. Bu anma toplantısının bir bölümünde, Hz.Bahaullah'ın Ruhu'nun üstün ve muzaffer etkisini sembolize etmek üzere, Hz.Bahaullah'ın Fatihlerinin Şeref Listesi'ni içinde bulunduran bir muhafaza Kutsal Makam'ının giriş kapısının altına yerleştirilecektir. Bu liste Hz.Şevki Efendi tarafından On Yıllık Plan sırasında başlatılmış ve o Plan'da bahsedilen ulaşılmamış bölgeleri Tanrı'ları Adına fethetmek üzere kalkan o cesur insanların isimlerini içermektedir. Bu olay, Emrin sevgili Velisi'nin ifade ettiği bir isteği yaklaşık kırk yıl sonra layıkıyla gerçekleştirecektir. Hz.Bahaullah'ın hayatta olan Fatihleri bu olayı görmek üzere davet edileceklerdir.
Diğer etkinlik, Hz.Bahaullah'ın dünyayı saran Düzen'inin birlik ve bütünlüğünü korumak için emin bir araç olarak tüm gelecek nesillere miras bıraktığı Misak'ının kuruluşunun yüzüncü yıldönümünü kutlamak üzere yapılacak olan Bahai Dünya Kongresi olacaktır. Hu Kongre Kasım 1992'de, Misak'ın Merkezi olan Kimse tarafından, Misak Şehri olarak tayin edilen yerde, New York'ta toplanacaktır. Hz.Abdülbaha, New York'un kutsal bir yer olacağını ve Tanrı'nın Misak ve Ahd' ine bağlılık çağrısının dünyanın her yerine oradan yapılacağını ümit etmekteydi.
Yerel ve ulusal düzeyde aynı paralelde etkinlikler bu iki toplantıyla birleşerek Bahailerin en içten duygularının açığa vurulmasına neden olacak, ve Misak'ın Rabbı'nın dünyada görünmüş olduğunun derin gerçeğini, yüce görevinin amaç ve başarılarını, insanların akıl ve duygularına yerleştirecektir. Gerçekten de, Hz.Bahaullah'ın Adını dünyanın her yerine işlemek için büyük çapta bir kampanya başlatmak üzere planlar yapılmaktadır.
Dünyanın her yerindeki dostlar şimdi bu iki yıldönümünün önemine kendilerini alıştırmalıdırlar. Dostlar kendilerini dua ederek ruhani bakımdan hazırlamalı ve Hz.Bahaullah'ın makam ve amacını ve güçlü Misak'ının esas gayesini daha derinine taktir etmek için Öğretileri okumalıdırlar. Böyle bir hazırlık, bireysel ve ortaklaşa yaşamlarında değişiklik çabalarının tam özünde yatmaktadır. Tüm dostlar -her erkek, kadın ve genç- birbirleriyle ilişkilerinde birlik ruhunu, davranışlarının dürüstlüğünü ve başarılarının üstünlüğünü, gerçekten aydın ve örnek bir topluma ait olduklarını, Suud'unu anacakları Sevgili'lerinin dünyadaki yaşamına boş yere katlanmadığını, iç yaşamları ve karakterlerinin yüksek niteliğiyle göstersinler. Bu gereksinimler, Hz.Bahaullah'ın Emrini duyurma çabalarının ölçütü, Sultan'ların Sultan'ına saygılarının işareti olsun.
Birlikte çalıştığımız aziz ve değerli Dostlar: Biz böylesine derin bir beklenti içinde iken, dünya toplumu kendini, Çağ'ın Rabbı tarafından düşünülen karaktere geçişin kritik bir döneminde bulmaktadır. Tanrı'nın rüzgarları öfkeyle esmekte, eski sistemleri devirerek insan ilişkilerinde yeni bir düzene olan derin özleme güç kazandırmakta, Hz.Bahaullah'ın sancağının, bugüne kadar yasaklandığı topraklarda yükseltilmesi için yolu açmaktadır. Yapılmakta olan değişikliklerin hızlılığı yirminci yüzyılın son on yılında rüyalarımıza ilham veren beklentilerimizi uyandırmaktadır. Bu durum, aynı ölçüde açık bir alamet ve aşılması gerekecek bir engeldir.
Küçük Barış' ın gerçekleşmesinin gereği olarak, mevcut toplum düzeninin büyük ölçüde değişikliğe uğrayacağının bir belirtisidir. İşaretler umut verici olmakla birlikte, Geçiş Çağı'nın karanlık yolunun tam olarak geçilmemiş olduğunu unutamayız; hala uzun, kaygan ve virajlarla doludur. Çünkü dinsizlik ve materyalizm yaygındır. Milliyetçilik ve ırkçılık, güvensizlik duygularını insanların kalplerine hala işlemekte, ve insanlık ekonomik sorunlarının çözümünün ruhani esaslarına hala kör kalmaktalar. Bu durum Bahai toplumu için özel bir çaba gerektirmektedir, çünkü vakit azalmakta ve yerine getirmemiz gereken ciddi taahhütlerimiz vardır. Bunların en önde gelenleri şunlardır: Birinci olarak, Tanrı Emrini duyurmak ve semavi kurumlarını dünyanın her yerinde hikmet, cesaret ve vakit geçirmeden kurmaktır; ikinci olarak, Kermil Dağı'nda Hz.Bab'ın Makamı'nın teraslarının ve Bahai Dini'nin Dünya Yönetim Merkezi'nin kavis üzerinde geriye kalan binalarının inşaatının bitirilmesidir. Bunların ilki, inananın bireysel olarak azimli, sürekli ve güvenli çalışmasını istemektedir. Diğeri ise, fonların özgürce akmasını gerektirmektedir. Her ikisi de birbirleriyle çok yakından ilişkilidir.
Son iki yılda yaklaşık bir milyon kişi Emre girmiştir. Değişik yerlerde kitleler halinde Din'e girişteki artan örnekler, bu büyümeye katkıda bulunmakta ve Hz.Şevki Efendi'nin duyuru alanında gelecekteki olasılıklar üzerindeki anlayışımızı biçimlendiren görüşüne dikkatimizi çekmektedir. Çünkü Hz.Şevki Efendi, değişik ulus ve ırklardan insanların Bahai dünyasına kitleler halinde girmeleri sürecinin, aynı ulus ve ırkların Bahai Dini'ne topluca gireceği ve uzun zamandan beri beklenen günün başlangıcı olacağını, ve kitlelerin tesciliyle ve henüz hiç tasavvur edilemeyecek çok önemli, belki de felaket niteliğindeki bir dizi olayların doğrudan bir sonucu olarak, Din'in kaderinin aniden değişeceğini, dünyanın dengesinin bozulacağını, Hz.Bahaullah'ın Dini'nin sayısal ve aynı zamanda maddi gücünün ve ruhani otoritesinin bin kere artacağını belirtmiştir. Büyük ölçüde tescillerin yaygınlaşacağına ve kasaba, kent ve ülkelerin birbirlerini takip edeceklerine inanmak için sonsuz umudumuz vardır. Ancak, Hz.Şevki Efendi'nin kehanetinin er geç gerçekleşmesini hiçbir çalışma yapmadan beklemememiz gerekir. Az sayıda olan bizler, tüm güvenimizi Tanrı'nın takdirine bırakıp, önümüzdeki sorunları ilahi bir ayrıcalık olarak kabul ederek elimizdeki planlarla başarıya gitmeliyiz.
Daha önce sözü edilen taahhütlerimizin yerine getirilmesinde, çalışmamızın bazı yönlerinde düşünce ve faaliyetlerimizin geliştirilmesi, başarı için olanaklarımızı artıracaktır. Değişimin, daha hızlı değişimin, bu günde yaşamın daimi bir özelliği olması, ve gelişmemiz, büyüklüğümüz ve dışarıyla olan ilişkilerimizin bizden çok şey beklemesi nedeniyle, toplumumuz uyum göstermeye hazır olmalıdır. Bir anlamda toplum, duyurunun temel amaçları, yani büyüme ve güçlenme üzerinde dikkatini kaybetmeksizin , geniş kapsamda çalışmalara uyum göstermekte daha yetenekli olmalıdır. Çalışmaların çeşitliliğinde birlik istenmektedir. Din'in büyümesi ve gelişiminde birlikte çalışmanın yararlı etkisini bilerek, değişik bireyler dikkatlerini değişik etkinliklerde toplayacaklardır. Çünkü her insan her şeyi ve tüm insanlar aynı şeyi yapamaz. Bu anlayış, kendisine yöneltilen birçok talepler sayesinde, toplumun erişmeye zorlandığı olgunluk için önemlidir.
Hz.Bahaullah'ın getirdiği Düzen'in amacı, toplumun gelişimini yönlendirmek ve sorunlarını çözmektir. Kurmakta olduğumuz yönetim sisteminin özündeki olasılıkları yeterli ölçüde gösterebilmek için sayılarımız henüz çok küçüktür, ve bu sistemin etkinliği, sayımızda büyük bir artış olmadan tam olarak taktir edilmeyecektir. Dünyada hüküm süren durum nedeniyle, böyle bir uygulamayı ortaya koymak artık gerekli görülmektedir. Eski düzenin bozukluklarına dil uzatanların ve hatta onu yıkmak isteyenlerin bile, yerine koyacakları çalışabilir bir alternatiften yoksun oldukları çok açıktır. Yönetim Düzeni geleceğin toplumuna bir model olmak üzere hazırlandığı için, böyle bir modelin görünürlüğü, umutsuzluğa kapılanlara bir umut işareti olacaktır.
Din'de temsil edilen çok sayıda etnik gruplarda bugüne kadar olağanüstü bir çeşitlilik elde etmiş bulunmaktayız. Halen temsil edilmekte ulan gruplar içinde daha fazla tesciller yaparak ve henüz ulaşılmamış gruplardan insanları cezbederek bu durumu güçlendirmek için her şey yapılmalıdır. Ancak, yaratılması gereken başka bir çeşitlilik daha vardır. 0 gerçekleşmeden, Emir kendisine yöneltilen ve özel bir çaba gerektiren sorunları yeterince çözemeyecektir. Etnik çeşitliliğe bakılmaksızın, şimdi Bahai toplumu, insanlığın uğraştığı çeşitli alanlarda başarılı ve ünlü kişiler de dahil olmak üzere, giderek artan sayıda yetenekli bireyleri kapsamalıdır. Önemli sayıda bu gibi insanların tescil edilmeleri, kitle tebliğinin çok gerekli bir yönüdür. Bu husus artık ihmal edilemez ve duyuru içimizin temelini genişletmek ve kitlelerin Din'e girişini hızlandırmak için çalışmalarımız arasına bilinçle ve istekle sokulmalıdır. Bu konu üzerinde çalışmanın gerekliliği öylesine önemli ve zaman o kadar uygundur ki, Kıtasal Müşavirlerden ve Milli Ruhani Mahfil'lerden meşveretlerinde ve planlarında ona ciddi bir ilgi göstermelerini istemeyi zorunlu görmekteyiz.
İnsanlığın işleri, kritik toplumsal sorunların, öneriler ve pratik önlemlerle çözülmesine yardım etmek üzere toplumumuza giderek artan ölçüde istekler getirecek bir aşamaya ulaşmıştır. Kıvançla yerine getireceğimiz bir hizmettir, ancak Mahalli ve Milli Ruhani Mahfil'lerimizin bu ilkeye titizlikle uymaları gerekecektir. Tanrı Emrine giderek artan bir ölçüde gösterilen genel ilgi nedeniyle, Bahai kurumlarının, Din'in temel gerçekleriyle daha yakın bir ilişkiye girerek, Bahai yönetiminin ruh ve biçimiyle daha iyi bir uyum sağlayarak ve uygun meşveretin yararlı etkilerine daha içten bir güven duyarak çalışmalarını geliştirmeleri gerekecektir. Böylece rehberlik ettikleri Bahai toplumları, toplumun hayal kırıklığına uğramış üyelerine umut verecek bir yaşam biçimini yansıtacaklardır.
Küçük Barış' ın çok uzakta olmadığını gösteren belirtilerin varlığını, Yönetim Düzeni'nin mahalli ve milli kurumlarının deneyim ve etkinlikte sürekli olarak geliştiğini, Kavis üzerinde geriye kalan yönetim binalarının inşaatı için yapılan planların ileri bir açamaya geldiğini, ve umut verici durumların, Hz.Şevki Efendi tarafından düşünülen dinamik zamanlamadaki şekillenmeyi daha iyi gösterdiğini. hiçbir dürüst gözlemci inkar edemez.
Dünya üzerinde iş başında olan yapıcı güçlerin öncülüğünü yapan ve kanıtlanmış bilgiye sahip bir toplum olarak, geliniz Tanrı'nın işine kendimizi verelim. Alçak gönüllü çabalarımıza yüce ve nurlu alemlerinden bağışını bolca indirecek ve yenici gücünün sayısız zaferleriyle bizi hayrete düşürecektir. Tanrı'nın tükenmeyen bağışları için her biriniz ve hepiniz adına Kutsal Eşik' te dua etmeye devam edeceğiz.
Cemal-i Mübarek'in , şimdi sona eren yıl içinde, dünya çapında toplumuna ve Dininin Dünya Merkezi'ne verdiği olağanüstü bağışlar için duyduğumuz gönül borcunu hiçbir dünyasal lisan dile getiremez. Hz.Bahaullah'ın bize destek olan iyiliği ve karşı konulmaz gücünün göze çarpan kanıtları önünde başımızı alçak gönüllülük içinde eğmekteyiz.
Orta Doğu'daki karışıklığın bir sonucu olarak, yılın son bölümünde Kutsal Toptaklar'ı saran karşı konulmaz tehlike,Bahai yönetiminin çalışmasını durdurmadan hatta ciddi bir engel yaratmadan uzaklaşmıştır. Bu durum,Hz.Bahaullah'ın zorlayıcı olmayan,sürekli gelişen ve birleştirici Sistem'iyle, “sıkıntıları, Tanrının tüm insanlık için amacını canlandıracak mutluluk dolu o refah çağının habercileri'' olduğu Hz.Şevki Efendi tarafından doğrulanan Geçiş Çağı'nın çalkantılı karakteri arasındaki zıtlığı acı bir biçimde hatırlatmıştır. “Dağılmakta olan bir uygarlığın şiddetli acılarını ve insanlık için, o uygarlığın yıkıntıları üzerinde yükselecek Kurtuluş Gemisi olan Dünya Düzeni'nin doğum sancılarını aynı anda ilan eden uğursuz işaretler”den biriydi.
Bu bölgedeki ani krize,o kadar çok sayıda ulusun çıkar yol niteliğindeki tepkisini birleştiren güçler,anlaşmazlığın çözümlenmesine bir araç olarak Hz.Bahaullah tarafından yüzyılı aşkın bir süre önce verilen kolektif güvenlik ilkesinin gerekliliğini hiç şüphesiz göstermiştir. Bu ilkenin tümüyle uygulanması için Hz.Bahaullah tarafından düşünülen uluslar arası düzenleme, insanlığı yönetenler tarafından benimsemekten uzak olmasına rağmen,Çağın Rabbı tarafından uluslar için belirlenen davranışa doğru büyük bir adım atılmış bulunmaktadır. Hz.Bahaullah'ın ulusların gelecekte geçireceği uyuma ima eden sözleri ne kadar aydınlatıcıdır : “Ey dünya hükümdarları. Birleşiniz ki, aranızdaki anlaşmazlık fırtınası böylece dinsin ve insanlarınız huzur bulsunlar eğer içinizden biri diğerine karşı silaha davranırsa, hepiniz ona karşı kalkınınız,çünkü bu apaçık adaletten başka bir şey değildir.”
Gerçekten de, hangi yönden bakarsak bakalım, Hz.Bahaullah'ın Vahyi'nin gücü dünyada açıkça çalışmaktadır. Siyasi liderlerin ve nüfuzlu düşünürlerin demeçlerinden bir nakarat gibi yayılan yeni bir dünya düzeni çağrısında,kendi niyetlerinin tanımını yapamasalar bile,Hz.Bahaullah'ın Vahyi'nin temel amacına insanlığın yavaş uyanışı fark edilebilir. Böyle bir çağrının, “uluslar arası uyumun temelini kuracak ilk ulus '' ve “ ruhani açıdan tüm ulusların rehberi “ olacağı Hz.Abdülbaha'nın beyanlarında taktir edilen o cumhuriyetin başkanından böylesine ısrarla gelmesi, biri Emrin içinde ve diğeri dışında aynı anda işleyen iki sürecin etkinliğinin ve hızlanmasının bir belirtisidir. Hz.Şevki Efendi,bu iki sürecin '' tek bir ihtişamlı son'' ile en yüksek doruğa ulaşacaklarının takdir olunduğunu bize söylemektedir.
Emrin içinde,başlangıçta düşünüldüğü gibi olmasa bile, Altı Yıllık Plan'ın çok güçlü başarılarının işaretleri çoktur. İlginç örnekler,Sovyetler Birliği, ve daha önceki uydu ülkelerinde meydana gelmekte olan hayret verici değişikliklerin sonucunda görülmektedir. Moskova Mahalli Ruhani Mahfili'nin yeniden kurulmasından sadece bir yıl sonra, Sovyetler Birliği Milli Ruhani Mahfili kurulacaktır. Aynı şekilde, Romanya'da bir yıldan biraz fazla bir süre önce meydana gelen devrimci politik değişimlerden sonra Hükümet, Bahai toplumunu, Hz.Bahaullah'ın öğretilerini duyurma hakkına sahip dini bir birlik olarak kabul etmiştir ; burada da, bir Milli Ruhani Mahfil bu Rızvan'da kurulacaktır. Din'in Çekoslavakya'da hızla büyümesi, orada bir Milli Ruhani Mahfil'in kurulmasını zorunlu kılmıştır. Aynı zamanda, Karayip bölgesinde, Leeward Adalar grubunun iki adet bölgesel yönetim birimine ayrılmasının bir sonucu olarak,Batı Leeward Adaları Milli Ruhani Mahfili kurulacaktır. Büyük memnuniyet veren bu dört Mahfile,Milli Ruhani Mahfil'lerin sayısı 155'e ulaşacaktır.
Tanrı Emrinin Ellerinden üçünün, Yüce Umumi Adalet Evi'ni bu tarihi olaylarda temsil edeceğini bildirmekten mutluluk duymaktayız. Amatu'I –Baha Ruhiye Hanım Romanya'da,Bay Ali Ekber Furutan Sovyetler Birliği'nde ve Dr.Ali Muhammed Varka Çekoslavakya'da. Müşavir Ruth Pringle, Batı Leeward adaları'nda temsilci olacaktır.
Hz.Bahaullah'ın Emrinin halkın düşüncesinde yükselen otoritesinin bir diğer örneği,ülkenin en yüksek yasal otoritesi olan Anayasa Mahkemesi'nin,Emrin tanınmasında çok önemli bir karar verdiği Almanya'dan çıkmıştır. Alt düzeydeki bir dizi mahkeme, bir Mahalli Ruhani Mahfil'in tüzüğünün tescilini, bu belgede Milli Ruhani Mahfil'e tanınan otoritenin, yasal haklara sahip birliklerin özerk olmasını gerektiren yasal ilkeyi ihlal ettiği gerekçesiyle reddetmişlerdi. Karşılaşılan konular gerçekten karmaşıktır ve burada ayrıntılara girmek olanaksızdır. Anayasa Mahkemesi'nin, Mahalli Ruhani Mahfilin temyiz istemini uzun ve özenle irdelenmiş bir kararla desteklendiğini söylemek yeterli olacaktır. Kararda, Bahai toplumunun,Bahai Dini'nin kutsal eserlerinde emredilen biçimde yasal kapasite kazanma hakkı teyit edilmekte ve tanınmış bir gün olarak hakikatinin, özündeki nitelikleri, herkes tarafından bilinmekte oluşu ve mukayeseli din alimlerinin tanıklığıyla kesinlikle doğrulanmış olduğu belirtilmektedir. Karar, Mahkeme'nin kendi değerlendirilmesine göre o kadar önemliydi ki,kararını açıklayan bir bildiriyi basına dağıtmak gibi ender görülen bir adım atmıştır. Bu önemli davranış, Bahai toplumu için birleşik bir Almanya sınırlarının çok ötesinde sonuçlar yaratacaktır.
Emrin keskin ve derin görüşlerine giderek artan genel beğeninin bir diğer örneği, Güney Afrika Cumhuriyeti'ni ilgilendirmektedir. Uzun yıllar süren ırk ayrımı sorununu çözmek için Hükümetin girişimlerinden yararlanan Milli Ruhani Mahfil, ülkede yeni bir anayasa hazırlanmasında kendi görüşlerini bildirmeye karar vermiştir. Hükümet adına hareket eden ve Milli Ruhani Mahfil'in görüşünü,Mahfil tarafından atanan temsilcilerden alan Güney Afrika Yasa Komisyonu Başkanı hakim,bugüne kadar düşüncelerini bir anayasa için ruhani ve ahlaki temel sağlayan tek grubun Bahailer olduğunu açıklamıştır.
Yukarıda sözü edilen gelişmelerin herhangi birinin ve bu arada,Bahai Uluslar arası Toplumu'nun bir temsilcisinin, Moğalistan'da Barış için Asya Budist Konfrensı'nda yapılan halka açık bir toplantıya Budist olmayan tek konuşmacı olarak davet edilmesinin ;Papa II.John Paul'ün Burundi'ye yakın geçmişte yaptığı ziyaret sırasında verilen bir resepsiyonda Bahailerden özel olarak bahsetmesinin ;Bahai Dini'nin, Tuvalu'daki yaygın dinlerden biri olarak resmi kayıtlara geçirilmesinin;23 elçilik ve eğitim kurumunun katılımıyla Brezilya Milli Ruhani Mahfili tarafından düzenlenen, Barış için Eğitim konulu Uluslar arası serginin kendi başlarına etkileri ne olursa olsun, bir şey çok açıktır :dünya çapında top yekun etkisi,Din'in bilinmezlikten çıkışını doğrulamaktadır. Bahai toplumunun gerçek karakteri ve zengin olasılıklarının insanlar tarafından giderek artan ölçüde tanınmasının bu gibi işaretleri,Oluşum Çağı'nın dördüncü döneminde Din'in ilerlemesinin seçkin bir özelliğidir.
Göz kamaştırıcı bu işaretler ve alametler ,üzerinde dikkatle düşünürken,sözü edilen çok güçlü gelişmelerin başarılmasını mümkün kılan çabaları teşvik eden ve destekleyen ve daha önemlisi, toplumun tüm başarılarının temeli olan tebliğ işinin dinamik atılımını hizmetleriyle uyaran Kıtasal Müşavirlere ve onların Muavenet Heyetlerine olan büyük sevgi ve beğenimizi ifade etme içgüdüsüne karşı koyamıyoruz. Müşavirler Heyetlerinin, Bahai dünyası için vazgeçilmez ve çok beğenilen hizmetlerinin yeni dönemine girerken yaptıkları gayretli başlangıçtan son derece memnunluk duymakta ve cesaretlenmiş bulunmaktayız. Uluslar arası Tebliğ Merkezi'nin yürekten teşviki ve muhteşem desteğiyle şimdi güçlerini yönelttikleri yeni girişimler,Altı Yıllık Plan'ın tatmin edici bir biçimde bitirilmesi için iyi işaretler olacaktır. Bu yılın Misak Günü itibariyle Muavenet Heyeti üyelerinin sayısının, şimdi mevcut olandan 90 fazlasıyla 846'ya çıkarılmasıyla,çabalarının büyük ölçüde destekleneceğini dilemekteyiz. Dünya çapında Bahai toplumu, sıradan insanlar arasındaki çalışmalarıyla yüce Dinimizin sürekli büyümesi ve güçlenmesini garanti eden Muavenet Heyeti üyelerine ve onların asistanlarına verilen ruhani görevlerin kapsam ve niteliğine bu kararın getireceği gücü şüphesiz memnunlukla karşılayacaktır.
Altı Yıllık Plan’ın olağanüstü bir biçimde ilerleyişi ruhlarımızı aydınlatmakta ve umutlarımızı yüceltmektedir. O Plan'ın geriye sadece bir yılı kalmıştır ve yedi ana hedefini başarmak üzere güçlü bir ilerleme kaydedilmiştir. Toplumumuz, 1986'da Plan'ın başlangıcındaki konumundan dikkat çekici bir değişiklik göstermektedir. Büyük ölçüde büyümüş ve gelişmiştir. Daha çeşitli, daha dinamik ve daha seçkindir. Altı Yıllık Plan'ın son yılına girerken,hepimizin önünde heyecan verici beklentiler ufku durmaktadır :
Hz.Bahaullah'ın Vahyi'nin Ana Kitabı olan Akdes Kitabı'nın uzun bir süredir beklenen açıklamalı İngilizce çevirisinin hazırlıkları tamamlanacaktır. Bu anıtsal başarı, Bahai dünyasının evrimine yeni bir evreyi tek başına ve kendiliğinden getirecek ve böylece Altı Yıllık Plan'ın başarılarının tacı olacaktır.
Hz.Bab'ın Makamı'nın alt Teraslarındaki dolgu işiyle,Kutsal Kitapları İnceleme Merkezi ve Uluslar arası Arşiv Ek Binası için kazı başlayacak,Tanrı'nın Kutsal Dağı'nda bu büyük ve son derece önemli girişimlerin yeni bir aşamasına girilecektir.
Plan'ın sonu,Kutsal Yıl'ın, 1992-1993, başlangıcını belirleyecektir. Bir yıl sürecek bilinçli bir duraksama Hz.Bahaullah'a inananlara,Suudu'nun ve dünyayı birleştiren Misak'ının başlatılmasının Yüzüncü Yıldönümü'ne yaraşan saygıyı göstermek için izin verecektir. Daha önce duyurulduğu gibi, bu iki olayın seçkin karakterini ve dünyayı sarsan önemini yansıtmak üzere büyük törenler planlanmaktadır.
Birincisi Bahai dünyasının temsilcileriyle, Hz.Bahaullah'ın Fatihleri'nin , Hz.Bahaullah'ın özgür Ruhu'nun semavi hükümranlık tahtına çekildiği Behci'de ve Fatihlerin Onur Listesi'nin, öğretilerinin tüm dünyaya yayılması için yaptığı çağrısına, O'nu sevenlerin verdiği karşılığı gösteren bir jest olmak üzere gömüleceği En Kutsal Makam'ın yakınında bir araya gelmeleridir. Bu topluluk Behci'de çok resmi bir anma törenine katılacak ve okunacak kutsal yazılar,tüm Bahai dünyasının bu tür törenlerinin ruhani deneyimini birleştirmek amacıyla ve kendi anma toplantılarında kullanılmak üzere her yerdeki Bahai toplumlarıyla kısa zamanda paylaşılacaktır.
Diğeri : Sevgili Hz.Abdülbaha'nın, Hz.Bahaullah'ın Misakı'nın Merkezi olarak kendi Makamı'nın kapsamını açıkladığı ve Misak Şehri adını verdiği New York City'de, 23-26 Kasım 1992'de yapılması planlanan Dünya Kongresi'dir. Bahai toplumları,Hz.Bahaullah'ın Misakı'nın başlangıcının yüzüncü yıldönümünü kutlamak ve onun hedeflerini ve birleştirici gücünü ilan etmek üzere yapılacak Kongre'nin amacını yüceltmek için dünyanın her yerinde uygun yardımcı etkinliklerde bulunacaklardır. Bu etkinliklerin bir sonucu olarak,Hz.Bahaullah hakkında Enformasyon Ofisi tarafından istediğimiz üzere hazırlanan ve hem Bahailerin kendileri için eğitim ve ilham kaynağı olacak hem de halka sunulmak üzere bilgilendirici bir yaygın niteliğinde bir bildiri geniş ölçüde dağıtılacaktır. İsm'i Azam'ın toplumu, bu ve diğer yollarla Hz.Bahaullah'ın İsmini dünyanın her yerine duyurmaya ve tüm insanların bilincinde tanınmasına çalışacaktır.
Akdes Kitabı'nın basılması, Kermil Dağı'ndaki inşaat projelerinin ilerlemesi,Altı Yıllık Plan'ın bitişi,Kutsal Yıl'ın başlaması gibi yakın başarıların böyle bir müstesna karışımı, Bahai dünyasının beklentilerini canlandırmakta, daha önce girişilenlerden daha güçlü çabalar için ortamı hazırlamakta ve hepimizi tarihin yeni bir döneminin açılışına yöneltmektedir. O,halde, her bir kimseye, Tanrıya kişisel bağlılık duygusunu vicdanın en derin gizliliği içinde ifade etme olanağını veren,her inananı Din'in Merkezi Kurumu'na doğrudan bağlayan, ve her şeyin ötesinde,itaatkar ve samimi olanlara Tanrı'nın açıklanması güç iyilik ve bol bağışlarını sağlayan kutsal yasanın, Tanrı'nın Yüce Mazharı'na inancını itiraf eden herkes tarafından bu uygun dönemde benimsenmesi yerinde olacaktır. Hukukulllah'ın (Tanrı'nın Hakkı), Kutsal Yılın başlangıcı olan Rızvan 1992 itibariyle evrensel olarak uygulanacağını,egemen olan Tanrımızın önünde alçak gönüllülükle şimdi ilan etmekteyiz. Herkesi ona uymaya sevgiyle çağırıyoruz.
Çok sevgili erkek ve kız kardeşlerimiz : Sevgili'nin, dileklerimizi nasıl cevaplandırdığına tanıklık ediniz. Şifa veren Kelam'ına bugüne kadar kapalı olan ülkelerdeki yeni kardeşlerimiz ve yeni kurumlarla, yaşamlarınızı nasıl zenginleştirdiğini görünüz. İlahi reçetelerin, büyük ve küçük ulusların davranışları için yol gösterici ilkeler olduğunun, ne güçle teyit edildiğini düşününüz. Şüphesiz, böylesine bol bağışlar, güçlüklerle dolu fakat aydınlık bir geleceği karşılamanız için sizi yılmayan cesaret ve güvenle doldurmuştur. Gerçekten de, bu hayırlı yıla Altı Yıllık Plan'ın nihai zaferi için hazır olarak girmektesiniz.
Hz.Bahaullah'ın hizmetinde bencillikten uzak çalışmalarınızla, O'nun sevgisinin ve sevecen korumasının bitmez tükenmez hazinesinden kutsanmanız dileğiyle.
Kalplerimiz bu Rızvan bayramının doğal ihtişamıyla ve olağanüstü ve
olaylarla dolu günleri başlatışıyla hayretler içinde atmakta, bağışlarıyla bizi Emrinin tarihinde hayırlı bir noktaya getiren Baha Sultanı'nın önünde saygıyla diz çökmekteyiz.
Tüm çağlarda Vaat Edilen Kimse olan Hz. Bahaullah'ın, bu dünyasal
yaşamı yüz yıl önce terk ettiği o kutsal olayın anılmasının eşsiz anlamlarını düşünmenin hususu içinde, şimdi sona eren Altı Yıllık Plan'ın başarısının zirvesinden, bugün başlayan Kutsal Yıl’ın eşiğine gelmiş bulunmaktayız. Ancak, Gerçekli Güneşi "Solmayan ululuk Aleminde" ebediyyen parlamak ve yeniden canlandırıcı ışığını tüm dünyaya oradan yaymak üzere batmıştı. Bu dünyadan ayrılan Kimse, "tasavvur edilemeyecek büyüklükte" bir Vahyin Peygamberi'ydi ve "tüm geçmiş Dinler o Vahiy ile en yüce ve nihai noktalarına ulaşmışlardı"; o Kimse, "en azından beş yüz bin yıllık bir süreyi kapsayacak" yeni bir Evrensel
Dönem’i Başlatan'dı; bir Dünya Düzeni'ni, "ölümlü gözlerin bir eşini görmediği bir Sistem"i Yaratan'dı. Dahası, "Tanrının en mükemmel bağışlarının insanlar üzerine yağdırıldığı Gün" olan Tanrı Günü'nün Doğuş Yeri'ydi. İnsanlık tarihinin bu önemli döneminde gerçekleşen bu özel yıldönümünde düşüncelerimizin odak noktası, bu gibi üstün gerçekler olacaktır.
Bu Kutsal Yıl'ın uyandırdığı kutlu anılarla öylesine doluyuz ki,
hepinizi bu derin düşünme dönemine, yeniden kutsanma zamanına, yerine getirilecek görevlere hazırlığın, ulaşılacak yüksekliklerin ve açığa çıkartılacak güzelliklerin bu aşamasına girmek üzere duraksamaya davet etmekten başka bir şey yapamıyoruz. Çünkü, yüz yıllık kesintisiz ilerlemenin eşi görülmemiş tarihine dönüp bakacak olursak, ilahi amacın asırlar boyunca gerçekleşmesinin gelişimini de görürüz. Deneyimlerin de gösterdiği gibi, bu durum, Plan'ların düzenli ilerleyişi ve her dönemin muhteşem atılım ve hamleleri sayesinde, aşamalar halinde olmuştur.
Gerçekten de, bu hayırlı Kutsal Yıl'a, Dinimizin Kuruluş Çağı'nın
dördüncü döneminin ilk evresine rastlayan Altı Yıllık Plan'ın başarısıyla açılan yeni ufuklarla girilecektir. Birçok yerde ve belli zamanlarda olağanüstü büyüme görülmesine rağmen, genelde sayısal sonuçlar acısından o kadar büyük bir zafer değildir. Plan’ın yedi ana hedefine başarı damgasını vuracak yeni tür başarılarda, yeni başlangıçlarda, yeni girişimlerde ve kurumsal gelişimlerde görülen bir zaferdir. Plan’ın sonuçlarını bu birkaç sayfada sıralamak mümkün olmasa bile, dikkate değer ölçüde hareketli bu dönemin gelişmelerini belirtmek gerekir. Bahai toplumu geçen altı yıl süresince belirgin bir değişim geçirmiştir. Önemli göstergeler şüphesiz tüm dostlar tarafından bilinmektedir ve şöyle özetlenebilir:
Bir: Hz. Bahaullah'ın Dini dünyanın her ülkesinde temsil edilmektedir. Şüphesiz, Tanrı'nın Büyük Plan’ının müdahalesiyle politik durumda oluşan ani değişiklik, özellikle eski Sovyetler Birliği’ne ve Doğu Bloku ülkelerine ilahi öğretilerin girip yayılmasını sağlamıştır. Bu değişiklikle yaratılan fırsatlar, Hz. Şevki Efendi'nin On Yıllık Plan'ında kalan son bakir bölgelere Hz. Bahaullah'ın Fatihlerinin yerleşmesini mümkün kılmıştır. Bu değişiklikler, bu bölgeler için 1990 Rızvan'ında İki Yıllık yardımcı Plan1in başlatılmasını gerektirmiştir. Bu ek Plan, sadece Plan kapsamındaki birçok ülkede görülen büyüme açısından değil, bu ülkelerdeki yeni inananların temsil ettiği sınıfların çeşitliliği, yayımlanan Bahai kitaplarının hacmi ve türleri ve o kısa zaman içinde kurulan Bahai kurumlarının etkileyici görüntüsü bakımından da olağanüstü bir başarıdır. Bu gelişmeler Bahai dünyasını büyük ölçüde teşvik etmiş ve başka yerlerdeki bazı ülkeler tebliğ işinde önemli başarılar kaydetmişlerdir. Dünya Merkezi'ne ulaşan bilgiler, Altı Yıllık Plan içinde bir buçuk milyonun üzerinde insanın Emre girdiğini göstermektedir. Guyana'da yürütülen üç yıllık özel bir tebliğ projesinin, Bahai toplumunun büyüklüğünü ülke nüfusunun yüzde altısına çıkaracak bir artışla sonuçlanması özellikle önemlidir.
İki: Bahai Dininin dünyada duyurulması tümüyle yeni bir aşamaya
girmiştir. Hz. Bahaullah'ın, insanlığın kral ve hükümdarlarına yaptığı Duyuru'nun yüzüncü yıldönümünden ilham alınarak 1967 yılında başlatılan ve İran Bahai toplumunun uğradığı eziyetler nedeniyle 1979'da daha da hızlanan duyuru kampanyası, "Vaat Edilen Dünya Barışı" mesajının dağıtılmasıyla çok geniş bir alana yayılmıştır. Krallar, kraliçeler, ülke başkanları, başbakanlar, yasa koyucular, yargı organları, akademisyenler, çeşitli kurum ve kuruluşlar Hz. Bahaullah'ın Mesajını duydular. Dünyanın her yerindeki toplumları, Emrin geniş ölçüde duyurulması için hareket halinde tutan yaratıcı çabalar Plan’ın itici güçlerinden birisi olmuş ve şaşılacak derecede düzeri bozukluğuna uğramış bir dünyaya Bahai Dininin önerebileceği çözümler konusunda, kuruluşların, düşünürlerin ve basın-yayın organlarının ilgisini hiç de küçümsenmeyecek ölçüde uyandırmıştır. Dinin duyurulmağı, için benimsedikleri yöntemlerin ve şiddetli bir zulüme uğramış İran Bahai toplumunu savunmak üzere sürdürdükleri çabaların etkilerinden ilham alan Milli ve Mahalli Ruhani Mahfiller, kamu ile ilişkilerinde çarpıcı bir cesaret ve özgünlük sergilemişlerdir ve sergilemeye devam etmektedirler. Bu durum, her düzeydeki hükümet yetkilileriyle gerçekleştirdikleri sayısız temaslarda, geniş bir spektrum içindeki kuruluşlarla işbirliğinde ve basınyayın organlarıyla ilişkilerinde giderek artan kolaylıkta açıkça görülmektedir.
Üç: Hindistan Yarımkıtası Ana Mabedi'nin 1986 yılında ibadete
açılması. Dinin duyuru ve tanıtım etkinliklerine yeni bir güç vermiştir. "Nilüfer Çiçeği Mabedi" ender güzellik ve mükemmellikte bir yapı olarak büyük ölçüde beğeni kazanırken, çok sayıda ziyaretçiler üzerinde olağanüstü bir cazibe de yaratmıştır. Bir mimarlık harikası olarak mabedin ünü ve ruhani etkisi hızla yayılmıştır. Günde ortalama 20.000 kişi olmak üzere, yılda tüm diğer Mabetlerin toplamından daha fazla ziyaretçi çeken bu Mabedin, tüm Bahai Mabetleri içinde bugün için en etkin sessiz mübelliğ olduğunu söylemek mübalağa olmayacaktır. Birçok ülkeden gelen ziyaretçiler arasında, dünyanın en seçkin kişileri de bulunmaktadır. Basın-yayın organları için büyük bir ilgi kaynağı olan Mabet, Rus ve Çin televizyonlarında bile gösterilmiştir. Mabedin bu yönden başarısı, Dinin kamuoyu tarafından geniş bir biçimde bilinmesine çok büyük katkıda bulunmuştur.
Dört: Dinin bilinmezlikten çıkışı çok daha seçkin biçimlerde
görülmektedir. Bahai Dininden, aydın çevrelerde, kaynak kitaplarda ve basınyayın organlarında "en önemli" veya "büyük" bir dünya dini olarak söz edilmektedir. Dostların tanıtım faaliyetlerindeki artan çabaları sayesinde, Dinin etkinlikleri basın-yayın organlarında çok daha büyük ölçüde yayınlanmaktadır. Daha da önemlisi, basın-yayın organları Bahai toplumuna bağımsız bir ilgi göstermekte ve dünyanın çeşitli yerlerindeki Bahai camialarıyla ilişkiler başlatmaktadırlar. Barış, çevre, kadının statüsü, eğitim ve okuryazarlık gibi konulardaki Bahai düşüncelerinin halkın nüfuzlu kesimlerine tanıtılması, Bahailerin, hükümetlerin veya gayri siyasi kuruluşların çeşitli alanlardaki projelerine katılmalarını isteyen bir karşılık yaratmıştır.
Bunun da ötesinde, bu gibi tanıtımlar, Bahai Dininin günümüz
sorunlarına çözümler getirdiği ve bu nedenle de, Bahai toplumunun kamu faaliyetlerinde daha aktif bir rol üstlenmesi gerektiği düşüncesini insanların kafasında yaratmaktadır. Bahai Uluslararası Toplumu’nun Plan içinde kurulan Çevre Ofisi'nin etkinliklerinin dikkate değer başarısı, bu gelişmelerin temel özelliğini çok iyi göstermektedir. Dahası, Bahai Uluslararası Toplumu'nun, Doğa İçin Dünya Fonu'nun Korunması ve Din Ağı kuruluşunun yanısıra, Din ve Barış için Dünya Konferansı'yla kurduğu resmi ilişkiler, Milli ve Mahalli Ruhani Mahfillerin kendi bölgelerinde kurdukları sayısız benzer ilişkilerle birlikte, Bahai Dininin gözardı edilmemesi gereken bir mevcudiyet olarak ortaya çıkışı yönünde bir eğilim göstermektedir. Özetle, çok yönlü tanıtım kampanyası girişimi, dünyada en önemli kamu kurumları ve seçkin kişiler tarafından bilinen Bahai Dini'nin sesinin insanlar arasında yankılanmasına neden olmuştur.
Beş: Toplumsal ve ekonomik gelişim için Bahai projelerinin sayısı
büyük ölçüde artmış, grup girişiminin ve gönüllü olarak yapılan meşveret eyleminin gücünün birçok yerde örnek olarak sunulması, Bahai toplumuna büyük ölçüde saygınlık kazandırmıştır. Bu konudaki etkinlikler, eğitim, tarım, sağlık, okur yazarlık, çevre ve kadının statüsünün iyileştirilmesi gibi alanlarda binin üzerinde projeyi içermektedir. Bu projeler çoğu kez hükümetlerin ve uluslararası gayri siyasi kuruluşların işbirliği veya yardımlarını görmüşlerdir. Örnek olarak, kadının statüsünün iyileştirilmesi için beş Milli Ruhani Mahfilin, Kadınlar İçin Birleşmiş Milletler Gelişim Fonu'nun (UNIFEM) parasal yardımıyla yürüttükleri projeler ve Kanada, Hindistan, Alman ve Norveç hükümetlerinden yardım gören diğer alanlardaki projeler verilebilir. Bazı projelerin başarıları öyle bir ün kazanmıştır ki, hükümetlerin ve uluslararası gayri siyasi ajansların takdir ve ödülleriyle halkın dikkatine getirilmişlerdir.
Altı: Gençlik etkinlikleri, gençlik hizmet yılı fikriyle gelişen özel bir
nitelik kazanmıştır. Gençlerin, kısa süreli muhacirler, gezici mübelliğler ve proje yürütücüleri olarak Altı Yıllık Plan'a katılmaları, tüm duyuru işine ve giderek artan bir sayıdaki ulusal ve yerel toplumların giriştiği toplumsal ve ekonomik gelişim çabalarının desteklenmesine çok önemli bir etki yapmıştır. Gençler, eski komünist ülkelerde kazanılan çok sayıda zaferlerde büyük rol oynamışlardır. Gençlerin toplumsal ve ekonomik gelişim projeleri, bazı durumlarda hükümetlerin ve gelişim kurumlarının dikkatini çekmiştir. Avrupa Bahai Gençlik Konseyi'nin kurulması, Plan'ın son yıllarında o kıtada yapılan tebliğ hamlesini büyük ölçüde güçlendiren gençlik etkinliklerini canlandırmıştır. Gençlik etkinliklerinin önemli bir yönü de, kısa bir süre için dünyanın her yanından gelen gönüllülerin, Dünya Merkezi'nin çalışmalarına çok değerli hizmetleriyle katılmaları olmuştur.
Yedi: Bahai yönetim sisteminin güçlendirilmesi alanındaki gelişmeler,
iki kolu arasındaki işbirliği çabalarında ve her birinin iç gelişimindeki belirgin ilerlemelerde görülmektedir. Tanrı Emrinin aziz ve cesur Elleri, sevgili Emrin Velisine olan bağlılıklarına sadık kalarak eşsiz hizmetlerinde sebat etmekte, sürekli yenilenen güçleriyle toplumu hayrete düşürmektedirler. Şimdi daha güçlü ve gayretli bir Uluslararası Tebliğ Merkezi tarafından desteklenen Müşavirler Heyetlerinin ve muavinlerinin güven ve gücündeki büyüme, teşvik etmek ve öğüt vermekle yükümlü oldukları Ruhani Mahfillere, tüm sistemin mutluluk ve refahı için vazgeçilmez bir destek sağlamıştır; bunun yanısıra, toplumlarının kaderini yönlendirmekle sorumlu olan Milli ve Mahalli Ruhani Mahfillerin etkinliklerinin daha geniş bir alana yayılması, o sistemin tabanını önemli ölçüde genişletmiştir. Bu kurumların aynı doğrultuda çalışmaları, Yönetim Düzeni'nin evrimini kolaylaştırmış ve desteklemiştir. Dahası, sürekli olgunlaşmaları açısından hayra alamet olan yaratıcı bir güç göstermişlerdir.
Sekiz: Hz. Bahaullah'ın Kermil Levhinde sözü edilen ve Hz. Bab'ın Makamı'nın inşaası ile Hz. Abdülbaha tarafından başlatılarak, Hz. Şevki Efendi'nin planlarında sürdürülen, Tanrı'nın Dağı üzerindeki büyük inşaat projeleri yeni bir aşamaya girmiştir. Hz. Bab'ın Makamı’nın ana terasının desteklenmesi ve genişletilmesi işi, dağın eteğinden tepesine kadar uzanacak Teraslar konusunda Hz. Abdülbaha'nın vizyonunu yerine getirecek mimari düşüncenin gerçekleştirmesinde ilk adım olarak 1990 Mayıs'ında başlatılmıştır. Ertesi yılın Eylül ayında ise, Kutsal Eserlerin İnceleneceği Merkez'in ve Uluslararası Arşiv Binası Uzantısı'nın inşaatı için toprağın kazılma işlemi başlamıştır. Bunları, Uluslararası Tebliğ Merkezi ve sırası gelince de, Uluslararası Bahai Kütüphanesi gibi, Kavis üzerindeki diğer binaların inşaatı takip edecektir.
Tüm bu gelişmeler göstermiştir ki, Bahai toplumunun daha da
ilerlemesi için biriken güç ölçülemeyecek kadar büyüktür. Ulusların kendi içlerinde ve aralarında değişen durum ve toplumu etkileyen birçok sorun bu gücü artırmaktadır. Bu değişiklik, Küçük Barış'ın yakın olacağı izlenimini yaratmaktadır. Ancak, bu duruma karşı güçler de aynı zamanda yeniden ortaya çıkmıştır. Komünizmin kalelerinin çöküşü sonucunda politik özgürlüğün yeniden çıkışıyla birlikte milliyetçilikte bir patlama olmuştur. Birçok bölgede ırkçılığın artışı, dünya çapında ciddi bir sorun haline gelmiştir. Bunlarla birlikte, hoşgörünün kaynaklarını zehirleyen dinsel tutuculukta da hızlı bir artış görülmüştür. Terörizm hüküm sürmektedir. Ekonominin durumu konusundaki yaygın kuşkular, gezegenin maddi işlerinin yönetiminde ciddi bir bozukluk olduğunu göstermektedir. Bu durum ise, politik alemi etkileyen hüsran ve beyhudelik duygularını şiddetlendirecektir. Çevrenin ve büyük nüfusların kötüleşen durumu tehlike kaynağı olmuştur. Bu değişikliğin bir unsuru ise, bilgi ve düşüncelerin, dünyanın bir tarafından öbür tarafına hızla iletilmesini mümkün kılan ileticim teknolojisindeki şaşırtıcı ilerlemelerdir. "Birbirleri üzerindeki zıt ve sürekli etkileriyle, artma ve azalma, birleşme ve parçalanma ve düzen ve karışıklık gibi eşzamanlı süreçler"e karşın, sevgili Hz. Abdülbaha1nın İlahi Plan'ının gelişiminin yeni aşaması için sayısız yeni fırsatlar da kendilerini göstermektedir.
Kutsal Yıl'ın yaklaşmasıyla birlikte, Hz. Bahaullah'ın Vahyinin hızla
artan etkisi, eski düzenin modası geçmiş yapıları arasından esen ve güçlü sütunları devirerek, meydanı yeni toplumsal düzenlemeler için temizleyen bir rüzgar niteliğine bürünmüştür. Birlik ve yeni bir dünya düzeni çağrısı birçok yönden gelmektedir. Dünya toplumundaki değişiklik, olağanüstü bir hız kazanmıştır. Bu değişikliğin bir özelliği de, esrarengiz ve şahlanmış bir gücün ürünü olarak görünen anilik ve çabukluktur. Bu değişikliğin olumlu yönleri ise, evrensel kavramlara alışılmamış bir açıklık, uluslararası ve bölgesel işbirliğine yönelik bir kımıldanma, birbirleriyle çekişen gruplar tarafından barışçı çözümlere yönelik bir tercih ve ruhani değerler için bir arayış göstermektedir. İnsanlığın sıkıntıları ve karışıklığı sonrasında, Hz. Bahaullah’ın Düzeni'nin amacı konusundaki görüşümüzü yenileyerek, arıtarak ve güçlendirerek, düşünce biçimlerimizi temizleyen, canlandırıcı bu rüzgarın şiddetli etkisini İsm'i Azam'ın Toplumu bile hissetmektedir.
Dünyadaki durum, bize son derece acil ve şiddetli bir biçimde
meydan okurken, ortasına hızla yaklaşmakta olduğumuz Bahai Devri'nin ikinci yüzyılında Yönetim Düzeni'nden beklenenler konusunda Hz. Şevki Efendi'nin cesaret verici evrensel vizyonunu da hatırlatmaktadır. Hz. Şevki Efendi 1946 yılında şöyle yazmaktaydı: "İkinci yüzyıl, o Düzen1in tüm dünyada gelişimi için çalışan güçlerin büyük ölçüde kullanımına ve dikkate değer bir biçimde takviye edilmesine ve aynı zamanda da, o Dünya Düzeni'nin ilk kımıldanışlarına şahit olacaktır. Mevcut Yönetim Düzeni, o Dünya Düzeni'nin müjdecisi, çekirdeği ve modelidir. O Dünya Düzeni, giderek daha belirginleşip, yararlı etkisini tüm gezegene yayarken, tüm insan ırkının reşit oluşunu ve aynı zamanda da, o Düzen'in habercisi olan Dinin olgunlaşmasını ilan edecektir."
Kutsal Yıl'ın müstesna fırsatlarına verilecek önem, İlahi Plan'ın
evriminde yeni bir aşamanın acil görevlerine girişmek üzere bizi şüphesiz hazırlayacaktır. Bu anma yılı, geçen yüz yılın ihtişamı ve üstün başarılarıyla, kazanılacak parlak ödüller arasında uygun bir sınır çizmektedir. İlk olarak, on iki Milli ve Bölgesel Ruhani Mahfilin bu Rızvan'da kurulmasıyla, Yönetim Düzeni'nin daha da büyüyüp güçlenişini sevinç dolu ve minnettar kalplerle karşılıyoruz. Bu 'Mahfillerin sayısının, 1953 yılında On Yıllık Plan'ın başlangıcında mevcut Milli Ruhani Mahfillerin toplam sayısıyla aynı olması ne kadar çarpıcıdır! Bu, Yönetim Düzeni'nin kırk yıldan az bir süre içindeki büyüme hızının sevindirici kanıtıdır. Yeni Mahfillerle birlikte, Sıkkım'ın Hindistan'a katılması ve Liberya'daki karışık durum nedeniyle Bahai Yönetimi'nin dağılması hesaba katıldığında, yedinci Uluslararası Bahai Konvenşını'na katılacak Milli Ruhani Mahfillerin sayısı 165'e ulaşacaktır.
Aşağıdaki Tanrı Emrinin Elleri'nin, temsilcilerimiz olarak kuruluş Konvenşınlarının altısına katılacağını duyurmaktan memnunluk duymaktayız. Amatu'l Baha Ruhiye Hanım Bulgaristan ve Polonya; Bay Ali Ekber Furutan Baltık Devletleri ve Macaristan; Dr.Ali Muhammet Varka Grönland, Ukranya, Bielarus ve Moldavya Konvenşınlarına katılacaktır. Diğer Konvenşınlarda temsilcilerimiz, Müşavirler olacaktır: Bay George Ailen, Kongo Cumhuriyeti; Dr.Farzam Arbab, Orta Asya; Bay Rolf von Czékus, Angola; Bayan Parvin Djoneidi, Nijer; Bay Hartmut Grossmann, Arnavutluk; ve Bay Mesut Hamsi, Azerbeycan.
Ulusların Arzusu olan Kimse'yi Suudunun yüzüncü yıldönümünde
anmak üzere, bundan sadece birkaç hafta sonra, Hz. Bahaullah'ın Makamı'nın kutsal topraklarında çok resmi bir toplantı yapılacaktır. Hz. Bahaullah'ın Fatihlerinin Şeref Listesi, Sevgili Emrin Velisi'nin belirttiği gibi, 28 Mayıs sabahında En Kutsal Makam'ın iç bölümünün giriş kapısında gömülecek ve On Yıllık Plan çağrısına cevap olarak Cemal-i Mübarek'in Dininin sancağını dünyanın her yerindeki bakir bölgelere diken sevgililerin sapmayan kararlılığını ödüllendiren tarihi zaferin bir sembolü olarak orada kalacaktır.
Daha sonra ise, binlerce Bahai, dünyanın her yerindeki kardeşleri
adına ve son derece sembolik bir jest ile, Hz. Bahaullah'ın miras bıraktığı Misak'a saygılarını sunmak ve "Misak Şehri" adını bağışlayarak o şehri yücelten ve Misak'in Merkezi olarak atanan Kimse'nin anısını canlandırmak üzere, Kasım ayında New York'ta yapılacak ikinci Bahai Dünya Kongresi'nde toplanacaklardır. Misak'in tüm dünya insanlarına sağladığı birliğin gücünü de göstereceklerdir. Bu olay, dünyanın gözünde, Bahai toplumu için son derece önemli bir an olacaktır.
Dünyanın her köşesindeki dostların katılacağı aynı amaçlı toplantılar,
uluslararası bu iki olay etrafında gelişecektir. Dostların katılımındaki ruhani nitelik ve saygın tavır, şüphesiz ilahi teyitler çekecek ve dünyanın her yerinde iş başında olan yapıcı güçleri önemli ölçüde etkileyecektir.
Uzun zamandan beri umutlarımızı yönelttiğimiz bir diğer bağış
kaynağı da ortaya çıkacaktır. Hz. Bahaullah şöyle buyuruyordu: "Hapisteyken 'En Kutsal Kitap' adını verdiğimiz bir Kitap vahiy olundu. O Kitap'ta yasalar koyduk ve onu, yer ile göklerdeki her şeyin hakimi olan Rabbınızın emirleriyle süsledik." Bu nedenle, dünyayı sarsan öneminin tam bilincine sahip olarak, Hz. Bahaullah'ın 120 yıl önce Akka'da Udi Hammar'ın Ev1inde vahiy ettiği ve gelecekteki dünya uygarlığının Ferman’ı olacak Akdes Kitabı'nın açıklamalı İngilizce çevirisinin bu yıl içinde yayınlanacağını size duyurmaktayız.
İki önemli anma etkinliğinin ve Bahai Dini'nin Ana Kitabı'nın yaklaşan
basımının vesile olduğu çok güçlü beklentiler arasında, Hukukullah yasası, tüm dünya camiamızın üyeleri için sürekli bir uygulama olarak yürürlüğe konacaktır. Bu kutsal yasanın harekete geçirilmesiyle, vaat edilen ilahi bağışların, Tanrı'nın her ülkedeki sevgilileri üzerine yağdırılmasını diliyoruz.
Böylesine kutsal öneme sahip olaylarla yüklü bir yılın,
düşünülemeyecek kadar güçlü sonuçları olacaktır. Ancak, yakın neticelerini tahmin etmek veya yararlı bir spekülasyonda bulunmak mümkün değildir. Aksine, düşüncelerimizi bu yıl yapılacak resmi etkinliklerin önemine çevirmeliyiz. Çünkü, Kutsal Yıl'ın amacı, uygun olmalarına rağmen, sadece anma toplantılarıyla gerçekleşmeyecektir. Amacının temelinde, her Bahai bireyin en içten düşünceleri için bir fırsat yaratılması vardır. Gerçekten de, bu dönem, ruhun ışık ve kılavuzluk Kaynağı ile buluşması, Hz. Bahaullah'a dönülmesi, O'nun amacının daha iyi takdir edilmesi, ve O'na olan bağlılığın yenilenmesi için özel bir zamandır. İnsanın, en iç mevcudiyetine, Baha'nın Ruhu'nun yaşadığı yere çekilmesi zamanıdır. Burası, Hz. Bahaullah'ın, "Gözünü kendine çevir ki, güçlü, kuvvetli ve kendine yeterli olan Beni göresin" diyerek bizi çağırdığı yerdir. Bu dönem, Misak'a yeniden bağlanma, göreve yeniden kendini adama ve "işlerin en değerlisi" olan tebliğ için gücümüzü canlandırma zamanıdır.
Düşünce ve davranışlarınıza en önemli yardımcı olarak, Hz. Bahaullah'ın şu sözlerinin görüş ve ilhamını şüphesiz isteyeceksiniz: "Ben Hikmet Güneşi ve İlim Denizi'yim. Güçsüze cesaret verir ve ölüyü canlandırırım. Ben, yolu aydınlatan ve yol gösteren Işığım." "Hayatıma yemin olsun! Kendimi, size Kendi irademle göstermedim. Fakat, Tanrı Beni Kendi isteğiyle gösterdi." "Ululuk bulutlarının gölgesinde ve Tanrının verdiği yenilmez hükümranlıkla geldim." "Ben’den yoksun olan kimse, her şeyden yoksundur. Dünyada olan her şeyden yüz çeviriniz ve Ben1den başkasını aramayınız." "Sev Beni seveyim seni. Sen Beni sevmezsen, sevgim seni sarmaz. Bunu bil ey kul." "Kıdem Cemali, insanlığın esaretten kurtulması için zincire vurulmaya razı olmuş, tüm dünyanın gerçek özgürlüğe kavuşması için bu güçlü Kale'de hapsedilmeyi kabul etmiştir. Tüm dünya insanlarının sonsuz sevince ermesi ve mutlulukla dolması için hüzün kadehini sonuna kadar içmiştir."
İç düşüncelerimiz ve göreve vereceğimiz yanıt bize ne yaptırırsa
yaptırsın, bir şeyden emin olmalıyız: Dünyayı Canlandıran Kimse'nin Adı, dünyanın her yerinde ve herkes tarafından bilinecektir. Cemal-i Mübarek'in suudundan tam bir yüzyıl geçmiş olduğu ve dünya insanlarını sıkıntılara sokan kötülüklerin ezici ağırlığı göz önüne getirilince, gerçek keder çığlığının huzur özlemi duyan kalplerden avaz avaz çıktığını gören biz sadık kullar, bu temel ve acil görevde ne bocalayabilir ne de başarısız olabiliriz. Çünkü, Hz. Bahaullah En Yüce Tanrı Mazharıdır, tüm insanlığı Birleştiren ve Kurtaran Kimse'dir, Adaletin Kaynağı'dır ve ölümsüz Sevgili'dir; çünkü, Kendi yanılmaz açıklamasına göre, "Mutlak olan Kimse, tüm yaratıkları, En Merhametli olan İsminin esintileriyle canlandırmak ve dünyayı birleştirmek ve tüm insanları gökten gönderilen bu Sofra etrafında toplamak üzere nurlu bulutlar içinde gelmiştir." Geliniz, Hz. Bahaullah'ın Adını, O'nu dinleyecek olanlara saygınlıkla götürelim, O'nu kabul edecek olanlara bir hazine gibi sunalım, O'nu tanıyacak olanlara sevgiyle söyleyelim.
Hz. Bahaullah’ın Adını her yerde duyurma arzusuyla dolup, En Yüce
Güzellik'e olan özel sevgimizin bir gösterisi olarak, her birimizin bireysel bir tebliğ kampanyası başlatması ve böylelikle, bu kampanyanın ortak gücünün ve dünyanın her yerindeki neticelerinin, bu Kutsal Yıl'ın kutlu etkinliklerini yankılar uyandıracak bir sonuca ulaştırması ve beklenen Üç Yıllık Plan’ın 1993 Rızvan'ında başlatılması için sahnenin hazırlanması ne kadar övgüye değer olurdu!
Son olarak, Hz. Bahaullah’ın suuduna göstereceğimiz tepkinin niteliği
konusunda bizden istediğini Akdes Kitabı'nda ifade eden şu sözleri bu zamanda hatırlamak son derece uygun olacaktır: "Ey dünya insanları, Güzelliğimin güneşi batınca ve cennet çadırım gözlerinizden gizlenince üzülmeyiniz. Emrimi yaymak ve Kelimemi insanlar arasında yüceltmek için kalkınız. Her zaman sizinleyiz ve sizi gerçeğin gücüyle destekleyeceğiz. Biz gerçekten de en güçlüyüz. Beni tanıyan herkes, Bana hizmet için öyle bir kararlılıkla kalkacaktır ki, yerin ve göğün güçleri onu amacında yenilgiye uğratmayacaktır."
Sevgili dostlarımız. Cemal-i Mübarek'in, her birinizi ve hepinizi,
ölümsüz ihtişam yurdundan ilahi gücünün canlandırıcı nefesiyle doldurması için Kutsal Eşik'te dua etmeyi unutmayacağız.
Henüz bitirdiğimiz Kutsal Yıl' ın şahane bağışlarının tükenmeyen parlaklığı içinde, kutsal uğraşlarımızda teyit edilmiş, yenilenmiş ve güçle dolu olarak Bayramların Bayramına gelmiş bulunmaktayız. Çünkü Kutsal Yıl, Ebha Cemali'nin bağışının ışığını dünya çapındaki toplumu üzerine, Suudunun ve Misakının başlangıcının yüzüncü yıldönümü gibi çok önemli iki olayı kutlarken, inananların çabalarına şaşırtıcı başarılar sağlayacak bir parlaklıkla yaydığı bir zamandı. Kutsal Yıl , İsm-i Azam'ın tüm dünyada şimdiye dek görülmemiş bir biçimde yankılanan bir ilanıyla sonuçlanan anı niteliğinde bir duraksamaydı ; ancak , daha açık bir oldu da, Hz.Bahaullah ile olan ilişkimizin daha iyi anlaşılmasındaki iç başarının oldukça belirgin bir yansımaydı. Camianın evrenselliğinin ve Hz.Bahaullah'ın Dininin esas ve önemli ilkesini içerdiğinin kendi içimizde daha iyi anlaşılması, kalplerimizde yeni ve büyüleyici bir izlenim bırakmıştır ; o bilincin etkileri geçen Mayıs ayında Kutsal Topraklar 'da yapılan anma toplantısında ve daha büyük ölçüde de Kasım ayında Dünya Kongresi'nde, insanlık dünyasının henüz anlaşılması güç olan birlik ve barışına acımasızca gittiği konusundaki inancımızı, bu son derece sıkıntılı günlerde teyit edercesine, çarpıcı bir biçimde gösterilmiştir. Gerçekten de, Kutsal Yıl'da, tüm insanlığın bir gün birleşeceğine ilişkin Tanrının ebedi vaadinin hızla yaklaşan görkemini gördüğümüz bir zirveye ruhun kanatları üzerinde taşındık.
Yıl boyunca yer alan olayların heyecan verici ayrıntıları burada anlatılmayacak kadar çoktur, çünkü Kutsal Ruh'un çalışmaları evrensel olarak hissedilmiş, dostların etkinlikleri esrarlı bir güçle doldurmuştur. Öyleyse, geçen Mayıs ayında en büyük sayıda Bahainin Kutsal Topraklar'da bir olaya katılmak için toplanışlarını ; Hz.Bahaullah'ın Makamı'nın hemen hemen her ulustan temsilciler tarafından tavaf edilmesini ; Şeref Listesi En Kutsal Makam'ın giriş kapısına yerleştirilirken , Hz.Bahaullah'ın hayatta olan fatihlerinin çoğunluğunun hazır bulunmasını ; Dünya Kongresi'nin eşi görülmemiş büyüklüğünü ve kendi programlarıyla meşgul olan çok büyük bir genç grubu da içeren katılımcıların engin çeşitliğini ; dünyanın ırk ve ulusların temsilcilerinin o görülmeye değer geçit törenini; Kongre'yi ve Dünya Merkezi 'ni tüm kıtalarda birleştiren uydu yayını gibi önemli olayları hatırlamak yeterli olacaktır. Bunlar, ender görülen deneyimlerdi ve yüzüncü yıl kutlamalarının ününü ölümsüz kılmışlardı.
Bu önemli yıldönümlerinin kutlanmasında, uzak köylerden büyük şehirlere kadar dostların tüm dünyada yaptığı sayısız ve hayal gücünün ürünü olan çabalar, Hz.Bahaulah'ın Dini'nin önemli bir ölçüde güçlendiğini tekrar göstermiş ve birçok bölgede olağanüstü ve şaşırtıcı sonuçlar veren duyuru işini yaratmıştır. Büyük ve küçük ülkelerde Kutsal Yıl'ın amacına ve etkinliklerine basın – yayın tarafından sağlanan eşi görülmemiş tanıtım, yüzüncü yıldönümüne yasama kurumları ve kamu yetkilileri tarafından tanınması ve taktir edilmesi konusundaki jestler, Bahai Uluslar arası Toplum temsilcilerinin, geçen Haziran ayında Rio de Janerio'da yapılan ve bu vesileyle Hz.Bahaullah'ın ayetlerinden bir yazıt ve büyük bir İsm-i Azam amblemi taşıyan ulusal bir anıtın ithaf edildiği Birleşmiş Milletler Çevre ve Gelişim Konferansı da dahil olmak üzere, dünya çapındaki önemli olaylara katılmaları gibi gelişmeler, camianın profilin kamuoyu nezdinde yükseldiği konusunda açık işaretler vermiştir.
Olağanüstü bütün bu olaylar ve gelişmelerinin yanısıra, tüm insan ırkı için geniş kapsamlı sonuçları nedeniyle daha büyük çapta bir olay da, Akdes Kitabı'nın (En Kutsal Kitap) açıklamalı ingilizce çevirisinin Nevruz'da yayınlanmasıydı. Bu nedenle Hz.Abdülbaha' nın tasavvur ettiği güne bir aşama daha yaklaşmış bulunmaktayız : Hz.Abdülbaha , '' En Kutsal Kitap' ın yasaları uygulanınca, evrensel barış, çadırını dünyanın ortasına kuracak ve kutsal yaşam ağacı, Doğu ve Batı'yı gölgesine alacak kadar büyüyüp, yayılacaktır '' diye buyuruyorlardı.
Yüzüncü yıl, dünyadaki durumun genelde daha karışık ve çelişkili olduğu bir dönemdi : düzen ve karmaşa, vaat ve düş kırıklığının işaretleri aynı zamanda görülmekteydi. Mevcut evrensel işlerin karmaşası içinde, fakat Kutsal Yıl'ın kalplerimizde uyandırdığı şaşkınlık , sevinç, cesaret ve inanç duygularıyla bu Rızvan'da, Dinimizin yüzellinci yılında Üç Yıllık bir Plan başlatmış bulunmaktayız.
Plan'ın kısalığını, zamanın hızla değişen eğilimleri zorunlu kılmıştır. Ancak, Plan'ın temel amacı, Emrin ve insanlığın geleceği için kaçınılmazdır. Plan, Misak' ın merkezi tarafından kaleme alınan ilahi duyuru fermanının açılışında yeni bir aşamadır. Plan gezegenin sosyal evriminin bu kritik anındaki sınırsız fırsatlara karşılık vermekteki kararlılığımızın bir ölçüde olacaktır. Plan' ın belirlenen amaçlarının, her ulusal toplumun koşullarına uygun bir biçimde azimle takip edilmesi ve hedeflerinin tam olarak yerine getirilmesiyle, hızla geçen ve olaylarla dolu yirminci yüzyılın sonlarında tüm insanlığı bekleyen kaçınılmaz güçlükler konusunda Emrin rolünün daha uygun bir biçimde belirlenmesi için yol açılacaktır.
Bahai toplumunda tüm geçmiş rekorların ötesinde büyük bir büyüme başarılmalıdır. Mesajın köylerde, kasabalarda ve şehirlerdeki insanların geneline yayılması işi hızla yaygınlaştırılmalıdır. Buna olan gereksinim çok önemlidir, çünkü o olmadan, insanlığın giderek derinleşen umutsuzluk anındaki acil ihtiyaçlara yardımcı olmak üzere gizli yeteneklerini geliştirme ve yeterince gösterebilme fırsatı, Yönetim Düzeni' nin büyük gayretlerle kurulan kurumlarına tanınmayacaktır. Bu nedenle duyuru ve yönetim karşılıklı ilişkisi tam olarak anlaşılmalı ve iyice vurgulanmalıdır, çünkü her biri diğerini güçlendirmektedir. Toplumun, camiamızı etkileyen sorunları ve camianın kendi içinde doğal olarak ortaya çıkan toplumsal, ruhani, ekonomik veya idari sorunlar, sayımız ve kaynaklarımız arttıkça ve toplumun her düzeyindeki ahbaplar, Din' in yasalarına ilahi hükümlere uygun olarak uyma, ilkelerini uygulama ve işlerini yönetme konusundaki yetenek, istek, cesaret ve kararlılığını geliştirdikçe çözümlenecektir.
Yeni Plan üç tema etrafında gelişecektir : bireysel inananların imanlarının canlılığının artırılması, Emrin insan kaynaklarının büyük ölçüde geliştirilmesi ve yerel ve ulusal Bahai kurumlarının doğru çalışmaya teşvik edilmesi. Plan' ın çeşitli hedefleri çalkantılı bu günlerde takip edilirken , üç tema dikkatleri başarının koşullarına çekmektedir.
Uygar yaşamın temellerini her geçen gün aşındıran ahlak bozukluğunun apaçık işaretleri karşısında, Hz.Bahaullah'ın şu canlı sözleri şiddetli bir aciliyet kazanmaktadır: '' İnsanın Tanrıya inancının canlılığı her ülkede azalmaktadır ; Tanrının şifa verici ilacından başka hiçbir şey onu canlandıramaz. Ahlaki bozukluk insan toplumunun hayati organlarını kemirmektedir ; onu Tanrının güçlü Dininin İksirinden başka ne temizleyebilir ne diriltebilir?'' Bu sözler, Çağın Rabbını tanıyan insanın davranışları için özel bir anlam taşımaktadır. Bu tanımanın çok önemli bir sonucu da, O' nun emirlerinin kabul edilmesini zorunlu kılan inançtır. İnancın derinliği iç değişimle, ilahi yasalara ve ilkelere uymanın sonucu olarak, ruhani ve ahlaki karakterin sağlıklı bir biçimde kazanılmasıyla temin edilir. Bu amaçla, açıklamalı Akdes Kitabı' nın İngilizce yayınlanması ve diğer büyük dillerde kısa sürede basımı, bireylerin ruhani refah ve mutluluğu ve toplum yapısının güçlendirilmesi için gerekli olan iman canlılığının gerçekleşmesinde ilahi kılavuzluğun güçlü bir teşviğini sağlamaktadır. Ruhaniyet duygusunun, bireyi Tanrıya bağlayan ve derin düşünme ve dua ile kazanılan o mistik duygunun geliştirilmesi de, bu canlılığın beslenmesi için aynı ölçüde gereklidir.
Dostların ve onların çabalarının, Din konusunda bilgi edinmek, ilkelerini uygulamak ve işlerini yönetmek amacıyla ciddi bir bireysel çabayla eğitilmeleri, Emrin ilerlemesi için gerekli olan insan kaynaklarının geliştirilmesinde kaçınılmazdır. Ancak, bilgi yalnız başına yeterli değildir ; eğitimin, sevgi ve bağlılık esinleyecek, Misak'ta sağlamlık sağlayacak, bireyi Emrin işinde aktif katılıma ve menfaatlerinin desteklenmesinde sağlam girişimlerde bulunmaya teşvik edecek bir biçimde verilmesi çok önemlidir.
Kapasiteli insanları Din' e çekmeye yönelik özel çabalar, bu zamanda büyük ölçüde ihtiyaç duyulan insan kaynaklarının sağlanmasına yardımcı olacaktır. Dahası, bu çabalar Ruhani Mahfillerin yeteneğini, ağır sorumluluklarını yerine getirmek üzere teşvik edecek ve güçlendirecektir.
Bu kurumların doğru çalışması, büyük ölçüde, üyelerinin görevlerini öğrenmelerine, kişisel davranışlarında ve resmi sorumluluklarının yerine getirilmesinde ilkelere titizlikle bağlılık için gösterecekleri çabalara bağlı olacaktır. Aralarındaki soğukluk ve gruplaşma eğilimlerinin tüm izlerini giderme konusundaki kararlıkları, sorumlulukları altındaki dostların sevgi ve desteğini kazanma yetenekleri ve mümkün olduğu kadar çok sayıda bireyi Emrin işine sokmaları da bu açıdan önemlidir. Kurumların, performanslarının sürekli olarak geliştirmeye çalışmalarıyla, rehberlik ettikleri toplumlar Din' e saygınlık kazandıracak bir yaşam modelini yansıtacaktır ve bunun hoş bir sonucu olarak da, toplumun giderek artan bir ölçüde gerçekleri gören üyeleri arasında umudu tekrar ateşleyecektir.
Milli Ruhani Mahfiller bu kısa dönemde izlenecek yolu Kıtasal Müşavirlerin hazır desteğiyle çizerken, Dünya Merkezi de dünyanın her yerindeki çok çeşitli etkinlikleri düzenlemeye devam edecek ve Bahai Uluslar arası Toplumu dünya sorunlarıyla meşgul olmaya daha fazla çekildikçe, Din'in dış işlerine yön verecektir. Bunu, Tanrının Kutsal Dağ'ındaki muazzam inşaat projelerini ,dikkatli bir hızla sürdürürken yapacaktır. Hz.Şevki Efendi bu projeleri Küçük Barış'ın sağlanması ve ulusal ve yerel Bahai kurumlarının evrimi gibi aynı ölçüde önemli iki gelişmeyle eşzamanlı olacak bir sürecin bir parçası olarak düşünmektedir. Plan'ın sonunda, Kermil Dağı projelerinin geriye kalan tüm yapım aşamaları başlatılmış olacak ; Uluslar arası Arşiv Ek Binası'nın kaba inşaatları tamamlanacak ; Hz.Bab'ın Makamının alt tarafındaki yedi teras bitirilmiş olacaktır.
Emrin işinin son yıllardaki heyecan verici büyümesi ve bu yeni Plan sırasında beklenilen gelişmeler, Bahai fonlarına katkılarda önemli artışlar olmasına rağmen, bir süredir yetersiz kalan maddi kaynaklar gerektirmektedir. Çok yaygın bir biçimde sözü edilen ekonomik krizlerin daha kötüye gideceği kaçınılmaz görülmektedir. Ancak, Hz.Bahauullah'ın Emrine uluslar ve insanlar tarafından hak ettiği ilgi gösterilmedikçe ve imanını açıkça ilan eden taraftarlarından yeterli maddi destek almadıkça, insanlığın karşılaştığı ne ekonomik ne diğer acil sorunlar temelde çözülmeyecektir. Dünyanın her yerindeki dostların, üzerlerine düşen bu kaçınılmaz, kutsal sorumluluğu yerine getirebilmek için bireysel ve bir bütün olarak şimdi ne yapmaları gerektiğini, ulusları etkileyen belirsizlikler, tehlikeler ve parasal sıkıntılardan korkmadan Bahai kurumlarıyla birlikte ve bireysel olarak düşüneceklerini umuyoruz.
Plan'ın tüm yönleri üzerindeki acil, daha çok ve sürekli eylem çağrımız esas olarak, dünya çapındaki her, Bahai girişimini başarılı kılan inisiyatif gücüne sahip ve Emrin sevgili Velisi'nin de açıkça belirttiği gibi , '' tüm toplumun kaderinin son çare olarak dayanacağı '' bireysel inananların tümüne hitap etmektedir. Üç Yıllık Plan 'ın hedefleri kolayca kazanılmayacaktır, ancak fedakarlık ne olursa olsun,muhteşem bir biçimde kazanılmalıdır. Bu nedenle, bu hedeflerle meşgul olurken, bireyler ve Ruhani Mahfiller tereddüt etmemeli ve gecikmemelidirler ki, insanlığın sorunları önü alınmaksızın birikmesin ve iç krizlerin ortaya çıkışı bizi yavaşlatmasın. Her zaman hatırlanmalıdır ki, zaferlerimizi sınavlar ve güçlükler içinde kazanırız ; krizleri, ilkelerimizin uygulanabilirliğini ve kazanma gücünü göstermek üzere verdiği fırsatları yakalayarak ilerleme için avantaja çeviririz. Tanrı Emrinin ileriye hareketinde kriz ve zafer sürekli yer değiştirmiş ve ilerleme için temel unsur olduğunu göstermiştir. Kutsal Yıl'ın zaferlerinin tadını çıkarırken , yinelenen bu deneyimin gerçeğini de unutmayalım. Görkemli tarihimizin tekrar tekrar gösterdiği gibi, bağışlarımızın özel çaba gerektiren sorunlarımızla aynı ölçüde olduğunu da hatırlayalım.
Sevgili dostlar : Umutsuzluğa kapılmayınız ve yılmayınız. Tanrı yasalarının ve emirlerinin güvenliğinden cesaret alınız. Bunlar, gün doğmadan önceki en karanlık saatlerdir. Barış, söz verildiği üzere gecenin sonunda gelecektir. Günü karşılamak için yolunuza devam ediniz.
Dünyadaki karışıklığın kalplerde ve akıllarda hem umut hem de korku hem iyimserlik hem de umutsuzluk, hem insanların cesaretine duyulan hayranlık hem de insanlığın düşebileceği acımasızlık karşısında utanç yarattığı bir yılı, Üç Yıllık Plan'ın bir yılını geride bıraktık. Hz.Bahaullah'ın inananları ise, bu sıkıntıların içinde açık bir görüş ve güvenle ileriye atılmakta, Tanrı'nın Saltanatı'nın yapısını kurmakta, toplumu yeni bir ruhla doldurmakta ve İlahi Öğretilerin canlandırıcı etkisini tüm insanlara göstermekteler.
Dünya Merkezinde ise, 23 Mayıs günü, Uluslararası Tebliğ Merkezi'nin beş yıllık yeni bir döneminin başlangıcına tanık olmuştur. İlk ortak toplantımızda Uluslararası Tebliğ Merkezi'nin geçen dönemdeki çok sayıdaki girişimlerini alkışladık ve daha da gelişmesi için teşvik ettik. Bu girişimlerin en önemlisi, Bahai toplumunda büyüme süreçlerinin başlatılmasına ve sürdürülmesine neden olan, yerel ve ulusal düzeyde ve kurumlar ile inananlar arasında meşvereti yaygınlaştırmak için Kıtasal Müşavirlere sağlanan rehberlikti. Bir diğer girişim ise, tebliğ işine ilişkin çeşitli yaklaşımların tedricen açıklanışı olmuştur. Geçen yıl süresince, bu faaliyetler Din'in ve kurumlarının gelişmesine Müşavirler, Muavenet Heyeti üyeleri ve onların asistanları tarafından sağlanan itici gücü güçlendirmiş ve böylece Milli ve Mahalli Ruhani Mahfillere ve inananlara verdikleri görüş ve cesareti arttırmıştır.
Din'in dünya gözünde artan saygınlığı ve bu durumun Dünya Merkezi'ne çektiği ilgi, Hz. Bab'ın Makamı'nın Teraslarının ve Hz. Bahaullah'ın Emrinin Dünya Yönetim Merkezi için binaların bitirilmesinin önemini vurgulamaktadır. Bu proje için Üç Yıllık Plan süresince yetmiş beş milyon dolar toplanması amacıyla yapılan özel çağrıya bu güne kadar alına karşılık memnunluk verici olmuştur. Bu özveri ruhunun devam etmesi sonucunda bu hedefin hızla gerçekleştirilmesi ve işin kesintisiz ilerlemesi ve böylece Tanrı'nın Kutsal Dağı'na hem ziyaretçilerin hem de yöre halkının hayranlık dolu bakışlarını çekmesi en içten umudumuzdur.
Akdes Kitabı'nın incelenip öğrenilmesi her sınıftan insanın yaşamını aydınlatmaktadır. Din'in ilkelerini desteklemenin ve yasalarına uymanın önemi konusundaki bilinç artmaktadır. Hukukullah yasasının tüm dünyada uygulanması coşkulu bir karşılık yaratmıştır. Dostların Din'in tebliğ edilmesinin bireysel bir zorunluluk olduğu konusundaki bilinci güçlenmektedir. Dostlar Ruhani sorumluluklarını yerine getirirken ve Hz.Bahaullah'ın teyitlerine daha büyük ölçüde bağlılığı öğrenirken, imanlarının yeni bir canlılık ve kalplerinin yeni bir güven kazandığını görmektedirler. Bunların hepsi, bireyin harekete geçmesi için teşvik veya yardım gerektirmeyen alanlardır. Her inanan, toplumun evrimine ölçülemeyecek bir düzeyde katkıda bulunacak bu Ruhani güçleri tek başına ve sadece Tanrı'nın gücünden yardım alarak geliştirmeye davet edilmektedir.
Emrin insan kaynakları iki yolla arttırılmaktadır. Kapasiteli insanlar Din'i kabul etmek üzere etkilenmekte ve hizmet etmekte olanların saflarını güçlendirmekteler. Hizmet etmekte olanlar ise, Öğretileri daha derinine öğrenerek ve onları hareketleriyle ifade ederek deneyimlerini zenginleştirmekte ve daha üstün yetenekler kazanmaktalar. Dostlar, Öğretiler konusundaki anlayışlarının daha düzenli bir biçimde derinleştirilmesi ve onların topluma uygulanmasına olan gereksinimi bildikleri için, çalışma grupları ve enstitülerin kullanımını gözle görülür bir başarıyla artırmışlardır. Birbirini tamamlayan bu iki süreç, yani kapasiteli insanların cezbedilmesi ve kendi yeteneklerinin arttırılması önümüzdeki yıl içinde daha da ilerletilmeli ve böylece bireysel çalışmalar ve Din'in yayılması için geniş çapta etkinliklerin uyumlu gelişimi teşvik edilmelidir.
Bireysel inananların yetenekleri ortaya çıktıkça, yerel ve ulusal Bahai kurumları da toplumlarının yaşamının niteliğini yükseltme ve hayal gücünü zorlayan programlar yaratma ve uygulama yeteneğini kazanmaktadırlar. Din'in bir bölgede tebliği işinde, Mahalli Ruhani Mahfiller birçok yerde işbirliği yapmışlardır. Aynı şekilde, Milli Mahfiller de Emrin dışındaki gelişmelerin sunduğu fırsatları yakalamak için yenilikçi projeler geliştirmekteler. Çok değişik alanlardaki bu gibi etkinliklerin bazı örnekleri, Arnavutluk'ta Açık Mektup Projesi; Sibirya'nın Saka ve Buryat Cumhuriyetlerinde yetkililerin ve halkın olağanüstü ilgisine verilen karşılık; ve beş eyaletteki ilkokulların yönetimini üstlenmesi için ulusal yetkililerin isteğine yanıt olarak, Marshall Adaları Milli Ruhani Mahfili ile Majuro Atoll'un yerel yönetimi arasında imzalanan antlaşmadır.
Yerel ve ulusal Bahai kurumlarının gelişimi, çalışmaların yönetiminde merkeziyetçilikten büyük ölçüde kaçınılmasını mümkün kılmıştır. Ancak, bu yararlı sürecin yayılması için çoğu ülkelerdeki çok önemli önkoşul, Mahalli Ruhani Mahfillerin çalışmasının hızla gelişmesidir. Bu durum ger inananın ilgisini gerektirmektedir. Akdes Kitabı'nda emredilen bu yerel Bahai kurumları olgunlaştıkça, Emrin çalışmalarının etkinliğini güçlendirecek güç ve rehberlik deposu olacaklardır.
Hz. Bahaullah'ın Mesajı'na şiddetle ihtiyaç duyan insanlar arasında yaşamaktayız .Onu anlaşılır ve inandırıcı bir biçimde ve mümkün olduğu kadar çok insana sunmak bizim görevimizdir. Çevremizdeki karanlık ve ıstırap bir ihtiyacın işaretleri olmakla kalmayıp, kaçırılmayacak bir fırsat da sunmaktadırlar. Mesaj'ı vermek sadece ilk adımdır. Daha sonra onun anlaşıldığı ve uygulandığından emin olmalıyız. Çünkü Emrin Velisi adına yazılan bir mektupta da gördüğümüz gibi "İnsanlar, şimdi sahip olduklarından daha iyi bir şeyin, gerçek ve dinamik bir örneğini Bahai Toplumunda görünceye kadar, Din'e büyük sayılar halinde karşılık vermeyeceklerdir." İnsanlar emri kabul ettikten sonra, şaşkınlık içindekiler için bir ışık ve sığınak olan gerçek bir Bahai toplumunu yavaş yavaş yaratmak üzere birbirleriyle ve ülkenin diğer insanlarıyla olan ilişkilerini Öğretiler sayesinde geliştirmelidirler.
Dünya insanlarının Tanrı Emrine büyük gruplar halinde girişi, ilk olarak Din'in Kahramanlık Çağı'nın muhteşem olaylarının ardından ve Hz.Şevki Efendi'nin riyaseti sırasında Afrika'da olmuş ve sonra da diğer alanlara yayılmıştı. O bölgelerin Bahai toplumları tecrübe kazanarak yavaş yavaş öğrenmekteler ve çok sayıdaki bu inananları çalışan toplumlarda biraraya getirmek ve sürekli büyüme için güçlü temeller atmak üzere yöntemler ve programlar geliştirmekteler. bu gibi toplumlara çabalarında yardımcı olmak, diğer ülkelerdeki Bahailerin de bu süreci başlatıp sürdürmelerini sağlamak ve böylesine güç bir kavramı ister istemez saran yanlış anlamaları gidermek için "Büyük Gruplar Halinde Giriş" konulu bir derleme yayınlanmıştır. Derlemede açıklanan ilkelerin ve yaklaşımların öğrenilmesi ve uygulanması Büyük gruplar halinde girişin yıllardır gerçekleştiği veya buna ilişkin bir işaretin henüz görülmediği bir bölgedeki her bahai duyurucuya ve topluma şüphesiz yardımcı olacaktır. Bu derleme, büyük gruplar halinde henüz olmadığı yerlerdeki inananların, bu sürecin gerçeği ve geçerliliği konusunda ikna olmalarına yardım edecek ve ileriye doğru bu atılım için Bahai toplumlarının Ruhani ve maddi bakımdan kendilerini hazırlamalarını, oluşumunu büyük bir istekle belirlemelerini, başlangıcını yaratan adımlarını atmalarını ve yaygınlaşmasını sürdürecek önlemler almalarını sağlayacaktır.
Geçen yıl içinde uluslararası işbirliğindeki gözle görülür artış, muhacirlerin bölgelerine yerleşmeleri ve gezici duyurucu akını Bahai toplumunun yapısını daha da sıkılaştırmıştır. Bu başarıların öncüsü olarak Amatul Baha Ruhiye Hanım, inananları teşvik etmek ve Din'i tanıtmak amacıyla batıda Baltık Devletlerinden doğuda Sibirya'ya, güney'de Orta Asya cumhuriyetlerinden kuzeyde Sen Petersburg ve Yakutsk'a Rusya'yı ve daha önceleri Sovyetler Birliği'nin parçaları olan diğer ülkeleri kapsayan yorucu bir seyahate çıkmıştır.
Yedi adet Milli Konvenşın bu Rızvan'da ilk kez toplanacaktır. Bu tarihi olaylar için temsilcilerimiz, Kamboçya Bahaileri Ruhani Mahfili'nin Phnom Penh'de ve Moğolistan Bahaileri Milli Ruhani Mahfili'nin Ulan Bator'da seçimleri için Emrin Eli Amatul Baha Ruhiye Hanım; Slovenya ve Hırvatistan Bahaileri Bölgesel Ruhani Mahfili'nin Lubyana'da seçimi için Emrin Eli Ali Muhammed Varka; Kazakistan Bahaileri Milli Ruhani Mahfili'nin Almaata'da ve Kırgızistan Bahaileri Milli Ruhani Mahfili'nin Bişkek'te seçimleri için Müşavir Loretta King; Tacikistan Bahaileri Milli Ruhani Mahfili'nin Doşanbe'de ve Özbekistan Bahaileri Milli Ruhani Mahfili'nin Taşkent'te seçimleri için Muşavir Shapoor Monadjem olacaklardır. merkezi Aşkabat'ta bulunan Orta Asya Bölgesel Ruhani Mahfili ise Türkmenistan Bahaileri Milli Ruhani Mahfili olacaktır.
Yüzyılın sonu hızla yaklaşmaktadır. Çok az bir zaman ve yapılacak çok şey vardır. Din'e susayan her insana tebliğ etmek ve Kermil Dağı üzerinde sürdürülen muhteşem projelerin tamamlanması için maddi araçları sağlamak gibi, başta gelen iki göreve elinden geldiğince çaba göstermesini Hz.Bahaullah'ın her inananından istemekteyiz. Önümüzdeki yılda insanların görünen koşulları ne olursa olsun, Bahai toplumu güçlenmeli, yaşam biçiminin seçkin karakterini daha açık bir biçimde göstermeli, mesajını ilan ve tebliğ etmek üzere güven içinde kalkmalı ve Yüce Alem'in Sakinlerinin teyit edici yardımını daha büyük ölçüde çekmelidir. Hangi konuda olursa olsun, zafer'in anahtarı her Bahai'nin avucundadır.
Bu bayramlar Bayramında sizi, geçen yıl süresince tüm Bahai toplumunda artan çalışmaların büyük mutluluğu ve Üç Yıllık Plan'ın son yılında ne yapılması gerektiği ve nelerin yapılabileceği konusunda içten beklentilerle selamlıyoruz. Acil toplumsal sorunlara çözümler ararken ulusların liderlerini ve insanları saran çaresizlik karşısında hem endişe hem de umut duymaktayız. Gerçekten de, bu umutsuzluk Hz.Bahaullah'ın Öğretileri için tüm dünyada yükselen çığlıkla aynı düzeydedir ve insaf sahibi hiçbir Bahai kurumunun veya bireyinin göz ardı edemeyeceği bir meydan okuyuş ve vaattir.
Hiçbir olay bu kasvetli manzarayı, Birleşmiş Milletler'in dünya liderleri için düzenlediği uluslararası toplantılar dizisinin en sonuncusu olan Sosyal Kalkınma Dünya Zirvesi'nden daha belirgin bir biçimde ifade edememiştir. Ancak, bu gibi olayların hükümetlerin politikaları üzerindeki kısa vadeli etkisi ne kadar da küçük olsa, ya da dünya nüfusunun büyük çoğunluğu bunlara kayıtsız kalsa veya bunlardan haberdar olmasa bile, bunların birbiri ardına yapılıyor olması, her Bahai gözlemci için, ulusların başkanlarının giderek küreselleşen toplumun karşılaştığı çok önemli konular üzerinde meşveret etmek ve karar vermek üzere toplanacakları konusunda Hz. Bahaullah'ın arzusunun gerçekleşmesine yönelik aşamalı bir harekettir.
Kopenhag'taki bu çok önemli olaya uygun olarak, 40 dan fazla ülkeden yaklaşık 250 ahbabın katıldığı ve Zirve'ye ve bununla ilgili Hükümet Dışı Kurumlar Forumu'na katılanları İlahi Doktor tarafından emredilen çareler konusunda bilgilendirmek için etkileyici bir çaba ortaya kondu. Bu çaba Zirve dışına da taşındı ve şimdi bile dünyanın bir çok yerinde devam etmektedir. Zirve'den önce, Zirve sırasında ve sonrasında bu etkinlik sağanağını yaratan Bahai kurumlarını, kuruluşlarını ve bireyleri yürekten şükran duygularıyla alkışlıyoruz. Çünkü bu çalışmalar Küçük Barış'a yönelik süreçleri etkilemede dünya toplumumuzun daha da ilerlediğini ve Hz.Bahaullah'ın reform yaratan Mesajı'nın daha geniş bir biçimde yayılması için fırsatların çoğaldığını açıkça göstermiştir. Bu gibi dünya olayları artan bir sıklıkla gerçekleştikçe ve Bahai toplumu hedeflerine ulaşmak için daha yoğun bir biçimde çalıştıkça, Hz.Şevki Efendi'nin yıllar önce yazdığı gibi, benzer süreçlerin birbirlerine daha da yakınlaştığını daha iyi görebiliriz. Bu süreçlerin biri ulusların politik birliğine, diğeri ise kalplerin tek bir ortak Din' de nihai birleşmesine yöneliktir.
Bu gözlemleri Üç Yıllık Plan'ın ikinci yılında Bahai toplumundaki cesaret verici gelişmeler karşısında yapmaktayız. Tebliğ çağrısına dünyanın her yerindeki inananların verdikleri karşılığın niteliğindeki değişimin işaretleri, yerel ve ulusal düzeydeki dış ilişkiler etkinliklerindeki atılımdan daha heyecanlandırıcıdır. Tebliğ çalışmalarındaki artış, bu kaçınılmaz bireysel görevin daha iyi anlaşıldığını göstermektedir. Bazı teşvik edici unsurların sonucu olan bu sevindirici durum, yeni inanan toplulukların uzun bir süredir beklenen girişinin hayırlı işaretidir. Bu etkenler arasında, giderek artan sayıda dilde basılan toplu giriş konulu derlemeye gösterilen dikkat, Uluslararası ve Kıtasal Müşavirler'in faaliyetlerinin dünyanın her yerinde etkisi, Muavenet Heyeti üyelerinin ve asistanlarının işlevlerinin evrimi, çocukların eğitimine verilen önemin etkileri ve tebliğ projelerinin başlatılmasında ve bir dizi diğer Bahai etkinliğine katılmakta gençlerin gösterdiği gayret de vardır.
Esas olarak duyuru işinin talepleri üzerinde yoğunlaşmaya çalışırken, çeşitli güçlükleri yenmeleri de beklenen Ruhani Mahfiller'in artan gücü, bu olumlu manzaranın oluşmasına yardım etmektedir. Milli Ruhani Mahfillerin, yetki alanlarındaki toplumların çeşitliliğinin artması ve bu kurumların kılavuzluğuna ve yardımına olan taleplerin daha karmaşıklaşması nedeniyle yüklendikleri ağır sorumluluğun özellikle farkındayız.
Toplumun ulaştığı çeşitli gelişim aşamalarının yarattığı toplu etki, her inananın imanının canlılığının artırılmasını,Emrin insan kaynaklarının büyük ölçüde geliştirilmesini ve yerel ve ulusal Bahai kurumlarının doğru çalışmaya teşvik edilmesini isteyen Plan'ın üç ana temasına güçlü bir çaba vakfedildiği izlenimini uyandırmaktadır. Ancak, bu alanlarda yapılacak daha çok şey olduğu için, toplumumuz aşırı bir ahlaki çöküşün tahribatına karşı mücadele edecekse, Din'in tebliği ve işlerinin yönetilmesi konusunda gelecek taleplere cevap verecek büyük bir vefakar ruhlar ordusu yaratacaksa ve kurumlarımızı, toplumda olacak sayısal bir patlamanın onlara mutlaka yükleyeceği görevlere uygun bir duruma getirecekse, bireylerden ve kurumlardan daha çarpıcı bir karşılık beklenmektedir.
Toplumu yakın gelecekte bekleyen güçlüklere verilecek herhangi bir etkin karşılığın temelinde, özellikle bireye ve Mahalli Ruhani Mahfil'e yöneltilen şu gereksinimler bulunmaktadır : Bir yandan, Emrin tebliğinde ve Din'in amacı ve gereksinimleri konusunda daha derin bir anlayış kazanmak üzere inisiyatif kullanmak, bireyin görevi ve imtiyazıdır. Böyle bir inisiyatifin kullanılmasına paralel olarak, bireyin camiaya ait toplantı ve projeler gibi ortak çalışmalara katılması gerekmektedir. Öte yandan, bütün inananların inisiyatiflerinin mümkün olduğunca memnuniyetle karşılanması, teşvik edilmesi ve desteklenmesi Mahalli Ruhani Mahfil'in rolüdür ; toplumun üyelerinin yetenek ve becerilerini kullanacak ve bireyleri tebliğ ve gelişim projeleri, enstitüler ve diğer grup etkinlikleri gibi ortak çalışmaların içine sokacak planlar yapmak veya teşvik etmek de Mahfilin sorumluluğudur. Birbirinden ayrılması mümkün olmayan bu gereksinimlerin gerçekleşmesine yönelik titiz girişimlerin etkileri, toplumun büyümesi ve güçlenmesi ve birleşik bir hareket ortamının teşvik edilmesi olacaktır.
Geçen yıl içinde üst düzey hükümet yetkililerinin, diğer önemli kişilerin ve basın-yayın temsilcilerinin Dünya Merkezi'ni ziyaretlerinde, Din'in ruhani ve idari merkezinin öneminin dünyanın gözünde yükseldiğini gösteren belirgin bir artış olmuştur. Bu durumun, ulusların hükümetlerinin bir Dünya Dini'nin gelişmekte olan merkezini daha iyi tanımalarına yönelik bir eğilime işaret etmekte olduğu izlenimi uyanmıştır. Bu eğilimi mevcut inşaat projelerinin sürdüğü yer olan Tanrı'nın Dağı'ndan izleyince ve yerel ve ulusal Bahai toplumlarında gerçekleşmekte olan gelişmelerle birlikte düşününce, Hz. Bahaullah'ın Dini'nin dünya yönetim merkezini oluşturacak binaların yapılmasının anlamını açıklarken, Hz.Şevki Efendi'nin tasarladığı vizyonun şimdi gözler önüne serilmekte olan gerçeğini daha yeterli ölçüde takdir edebiliriz. Hz. Şevki Efendi şöyle söylüyordu: "Bu büyük ve karşı konulmaz süreç, aynı ölçüde önemli iki gelişmeyle, yani Küçük Barış'ın tesis edilmesi ve ulusal ve yerel Bahai kurumlarının gelişmesiyle aynı zamanda olacaktır." Bu öyle bir vizyondur ki, dünyanın durumu göz önüne getirildiğinde, Kermil Dağı Projelerini'nin planlandığı biçimde bitirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Bu projeler olağanüstü bir hızla ilerlemekte, büyüklükleri ve giderek belirginleşen ihtişamlarıyla ziyaretçileri, turistleri ve yerel halkı hayrete düşürmektedir. İnşaat işi tüm binalarda aynı anda gerçekleşmektedir. Hz.Bab'ın Makamı'nın alt kısmındaki yedi ve üst tarafındaki beş Teras'ta çalışmalar tam hızla sürmektedir. Kavis üzerindeki binaların mermerinin temini için ihalenin yakın geçmişte bir İtalyan firmasına verilmesi de dahil olmak üzere, bu yıl içinde, geçmiş yıllara göre daha fazla inşaat kontratı imzalanmıştır. Çalışmaların, hiçbir gecikmeye tahammül edemeyecek bir hıza ulaşmış olduğu açıktır. Dolayısıyla, yetmişdört milyon dolar olan Üç Yıllık Plan hedefinin gerçekleşmesi için geriye kalan kırk milyon dolar 1996 Rızvan'ına kadar temin edilecekse, bağışların akışının da aynı hızda olması zorunludur.
Yeni yıl, Rızvan'da beş Milli Ruhani Mahfilin kuruluşuyla hayırlı bir biçimde başlamaktadır. İlk kez yapılacak bu Milli Konvenşınlarda temsilcilerimiz, Ermenistan ve Gürcistan için Tanrı Emrinin Eli Amatu'l-Baha Ruhiye hanım; Belarus ve Sicilya için Emrin Eli Ali Muhammed Varka ; Eritre için Müşavir Hushang Ahdieh olacaktır. Bunun yanısıra, bölgede yakın geçmişte yaşanan politik birleşmeyi yansıtmak üzere Bophuthatswana, Ciskei, Güney Afrika ve Transkei toplumları, Güney Afrika Milli Ruhani Mahfili'nin yetkisi altında birleşeceklerdir. Bunların sonucunda, tüm dünyadaki Milli Ruhani Mahfillerin sayısı 172 den 174 e çıkacaktır.
Sevgili çalışma arkadaşlarımız : Hedeflerimize ulaşmaya olan ihtiyacın da ötesinde, insanlığın mevcut durumu çalışmalarımızı iki katına çıkarmamızı gerektirmektedir. Karmakarışık bir dünyanın kaderi üzerindeki umutsuzluk bulutu halkların ruhani ve maddi susuzluğunu giderebilecek bahar yağmurunun gerçek habercisidir. Geriye sadece bu bulutun sürekli ve kendinden emin tebliğ çalışmalarıyla tohumlanması kalmıştır. Bu gibi çalışmaların başarısı, Bahai kurumlarının desteğine bağlı olmakla beraber, esas olarak ve sonuçta Bahai bireylerin elindedir.
Aşırı öz eleştiri veya yetersizlik, güçsüzlük veya tecrübesizlik duyguları size engel olmasın veya sizi korkutmasın. Korkularınızı Hz.Bahaullah'ın verdiği güvencelere gömün. Adını anan herkesin üzerine "İlahi ilham orduları"nın ineceğini ve böyle bir kimse üzerine " herbiri saf ışıktan bir kadeh taşıyan Mele-i Ala sakinleri"nin de ineceğini bildirmemişmiydi ? Öyleyse, O'nun bütün sevdiklerinin aynı şekilde çağrıldığı, meydan okunduğu ve bol bol kutsandığı arenaya çıkın. Çünkü tebliğ, Hz.Bahaullah'ın bildirdiği gibi " tüm işlerin en değerlisi"ni yapmaktır ve dünya tarihinin bu olağanüstü anında hiçbir şey, her türden ve her yetenekten insanları Ordular Rabbı'nın ziyafet sofrasına davet etmekten daha kritik bir öneme sahip değildir.
Sizlere bu mesajı gönderirken, kazanılmayı bekleyen büyük zaferlerin vizyonu önümüzde apaçık durmaktadır. Bunların binlercesini Üç Yıllık Plan'ın geriye kalan süresinde gerçekleştireceğinizden eminiz. 1996 Rızvan'ında başlatılacak olan yeni evrensel girişim için sahneyi hazırlamak üzere, şimdi böyle bir başarı için içtenlikle çalışılmalıdır. Hz. Abdulbaha'nın bizzat Kendisi tarafından " ebediyen silinmeyecek izler bırakacak" bir dönem olarak görülen bir yüzyılın başarılarına uygun bir final olmak üzere, tüm dünyayı kapsayan bir kampanya o günde harekete geçirilecektir.
Avrupa Bahaileri, kırküç yıl önce, On Yıllık Plan'ı kıtanızda başlatmak üzere sevgili Emrin Velisi'nin istediği Stockholm konferansında toplandığında, üç tane Milli Ruhani Mahfiliniz, yani Britanya Adaları, Almanya ve Avusturya ve İtalya ve İsviçre Mahfilleri ve batı Avrupa'nın diğer ülkelerinde yavaş yavaş gelişmekte olan mahalli camialar vardı. Politik engeller nedeniyle batıdan kopan doğuda ise, daha önceki yıllarda kurulmuş olan camiaların küçük kalıntıları ve komşu Türkiye'de küçük ve çabalayan ulusal bir camia vardı. O zamanki Avrupalı inananlar, önlerindeki huşu uyandıran görevler üzerinde düşününce, Emrin Velisi'nin, Hz.Bahaullah'ın henüz gelişmemiş olan Dünya Düzeni'nin kurumlarını oluşturacakları kıtanın tarihi değerini aydınlatan şu sözlerini duydular:
Tüm gezegende böylesine merkezi ve stratejik bir yer işgal eden bir kıta; tarihi çok zengin ve olaylarla dolu, kültürü ise çeşitli; toprağından Yunan ve Roma uygarlıklarının çıktığı; bazı özelliklerini Hz.Bahaullah'ın Kendisi'nin takdir ettiği bir uygarlığın esas etkeni; güney kıyılarında, Hristiyanların ilk vatanlarını kurduğu; doğu sınırlarında Haç ve Hilal'in güçlü kuvvetlerinin sık sık çarpıştığı; güneybatı ucunda, hızla gelişen bir İslami kültürün en güzel meyvesini verdiği; kalbinde ise, Reform hareketinin,ışınlarını dünyanın uzak bölgelerine yayarak parladığı.
Toprağı, Hz.Bahaullah'ın Kendisi'nin adımlarıyla kutsanmış; hapisten çıkarıldıktan sonra, yeni bir çağ açan seyahatlerinde Hz.Abdülbaha tarafından iki kez ziyaret edilmiş; seyyahları ve alimleri, Babi Vahyi'nin ilk ışınlarına erkenden karşılık vermiş; iki hükümeti, Din'in Kahramanlık Çağı'ında yardım elini uzatmış; ve ulusları, İran'daki zulüm altındaki Bahailerin savunması için son yıllarda çok etkin bir biçimde müdahale etmiş olan kıtanız, kalpleri Tanrı Emri'nin Mesajı ile bir kez etkilenen ve akılları uyanan insanlarının, Tanrı Emri'nin sancağının etrafında toplanma konusundaki yeteneklerini yeterince göstermiştir.
Bu kırküç yıl boyunca Avrupa bahai Toplumları büyük canlılık göstermişlerdir. Milli Ruhani Mahfillerin sayısı, tüm kıtayı kaplayarak ve Rusya'nın durumunda Pasifik Okyanusu'na kadar geniş bölgeleri bağrına basarak, otuzdörde çıkmıştır. Avrupalı muhacirler, Afrika, Pasifik, Karayip bölgesi ve Gröndland'da, Din'e büyük zaferler kazandırmışlardır. Kurumlarınız da dış ilişkilerde ün yapmışlardır. Toplumlarınız Din'in seçkin alimlerini, müzisyenleri, sanatçıları, bilim adamlarını ve Bahai Öğretileri'ni ekonomi ve iş alanlarına uygulamakla ilgilenen kimseleri içermektedir.
Kadınların ilerlemesi ve aile yaşamının güçlendirilmesi için özel gayret harcadınız. Avrupa Bahai Gençlik Konseyi, Avrupa'nın tüm bölgelerindeki gençler için, Milli ve Mahalli Ruhani Mahfilllerine sıkı sıkıya bağlı ve bunlar tarafından desteklenen Milli Ve Mahalli Gençlik Heyetleri ağıyla tamamlanan bir odak noktası ve teşvik kaynağı olmuştur. Tüm çabaların, Hz.Bahaullah'ın mesajı'nın ruhani açlık çeken bir topluma götürülmesi amacına iyi odaklanarak, bu başarıların üzerine yenilerinin eklenmesi zamanı gelmiştir.
Milli Ruhani Mahfillerinizin Rızvan'dan hemen sonraki ilk görevi, Müşavirlerle meşveret ederek, her ülke için Dört Yıllık Plan'ın ayrıntılarını belirlemek olacaktır. Kendi mahalli planlarının geliştirilmesinde Mahalli Ruhani Mahfillerin ve bireysel olarak inananların katılımı ve açıkça belirtilecek olan eylem planlarını izlenmeleri, Hz.Abdulbaha'nın İlahi Plan'ının uygulanmasının bu aşamasının yüce hedeflerine başarıyla ulaşılması için gerekli olacaktır.
Avrupa büyük çeşitlilik gösteren bir kıtadır ve Milli Mahfillerinizin herbiri, Tanrı Emri'nin, önümüzdeki dört yıl süresince kendi bölgesinde ilerlemesi için gerekli olan süreçleri ve başarıları özenle inceleyecektir. Herbiri toplumun mevcut durumunu, içinde çalıştığı bölgeyi ve diğer bahai toplumlarıyla mümkün olabilecek işbirliği alanlarını dikkate almalıdır. Din'in kurumlarının yasal açıdan henüz tüzel kişilik kazanmadığı ülkelerde resmi tanınma elde edilmesine ve henüz Milli Ruhani Mahfilleri olmayan bağımsız ülkelerin ve Faroes gibi büyük adaların bazılarında bunların kurulmasına özel dikkat gösterilmesi gerekecektir. Ancak, belirli ülkeler, ülke grupları ve tüm kıta için geçerli olduklarından, göz önünde bulundurulması gereken ve daha geniş vizyon içeren bazı unsurlar vardır.
Muhacirler ve gezici mübelliğler için haykıran bölgeler vardır; örneğin, kuzeyde Spitsbergen'e kadar uzanan kutup ve kutba yakın bölgelerin Sami ve diğer halkları arasında yapılan çalışmaları hatırlıyoruz. Akdeniz'in, Atlantik'in ve Kuzey Denizi'nin adalarında Din'in tebliğinin önemini; Hz.Bahaullah'ın çağrısına büyük alıcılık göstermeye başlayan Roman halkının kıta çapındaki önemini; Öğretilerin, her tür azınlıklar açısından yararını göstermek için Avrupa Bahai toplumlarının elindeki fırsatı; sevgili Emrin Velisi tarafından bazı toplumların kaderi olarak tanımlanan belirli görevleri ve bu toplumların, kendi dillerinin konuşulduğu çok uzak ülkelerdeki sorumluluklarını; Din'in, "Hristiyanların önde gelen, en eski ve güçlü Kilise'sinin kalbinin ve kalesi"nin bulunduğu İtalya'da ilerlemesinin sonuçlarını; Ukrayna ve Avrupa Rusyası'nın geniş bölgelerinde Bahai merkezlerinin sayısının hızla artmasına olan ihtiyacı; ve bunların da ötesinde, topraklarının büyük bir kısmı Asya'da olan ve orta, güney ve doğu Asya'daki ve Alaska, Kanada ve Birleşik Devletler'deki komşu toplumlarla işbirliğinden yararlanmayı sürdürmesi gereken Rusya Federasyonu Bahai Toplumunun özel sorumluluklarını ve fırsatlarını düşünüyoruz. Tüm bunlar, önümüzdeki yıllarda karşılaşacağınız güçlüklerin sadece bazı örnekleridir.
Dört Yıllık Plan'ın ana hedefi olan, toplu giriş sürecinde önemli bir ilerlemenin Avrupa için özel bir önemi vardır. Hiçbir şüpheniz olmasın bu, batıda ve doğuda, Avrupa'nın her yerinde ilerleyebilecek bir süreçtir. Toplu girişin, Emrin gelişiminde kaçınılmaz bir aşama olduğunu herkes kabul etmelidir. Bu sürecin doğası, bu konu üzerindeki bir derlemede açıklanmıştır ve arzu edilen sonucun, yani sürekli toplu girişin, ne kadar şevkle yapılırsa yapılsın, sadece arasıra gösterilen, düzensiz bir dizi çabalarla elde edilemeyeceği, bu derlemeden açıkça görülmektedir. Güven; vizyon birliği; sistematik, gerçekçi, fakat cesur planlama; hataların yapılacağı gerçeğini kabullenme ve bunlardan ders çıkarmaya isteklilik; ve her şeyin ötesinde, Hz.Bahaullah'ın rehberliğine ve destekleyici teyitlerine güvenilmesi, bu süreci ilerletecektir.
Çeşitli yerlerde eğitim enstitülerinin açılması konusu Dört Yıllık Plan'da vurgulanmıştır. Çünkü mevcut yöntemler, değerli olmalarına rağmen, Emrin gelişimindeki bu yeni aşamanın güçlüklerini kendi başlarına yenmek için yeterli değillerdir. Eğitim enstitülerinin niteliği ve yapısı, her ülkenin ve bölgenin koşullarına uydurulmalıdır. Bunların Avrupa'daki biçiminin, Hindistan'ın kırsal kesimindeki eğitim enstitüleriyle aynı olmayacağı açıktır. Ancak, temel işlevleri aynı olacaktır. Enstitüye katılanlarda sağlam bir Bahai kimliğinin oluşmasını; dünyaya ve dünyanın durumuna, kişinin milliyeti veya Bahai olmadan önceki geçmişi açısından değil de , Öğretiler'in görüş açısından bakma yeteneğini teşvik edeceklerdir. Her katılımcıda Hz. Bahaullah’a derin bir sevgi,temel Öğretiler üzerinde iyi bir anlayış ve duayla,tefekkürle ve Kutsal Eserler’in içine dalarak,her bireyin ruhani yaşamının geliştirilmesinin önemi üzerinde bir bilincin oluşturulmasına yardım edeceklerdir. Din’in nasıl tebliğ edileceği gibi pratik konuları da kapsayacaklardır. Çünkü, bunu yapabileceklerine güven duymadıkları için,Mesaj'ı iletmekte tereddüt eden çok insan vardı. Din’de böyle bir derinleşmenin yaratacağı değişim,bireysel olarak her dostun kalbini,bu Mesaj'ı etrafındakilerle paylaşma özlemiyle kesinlikle tutuşturacaktır ve bu,tebliğdeki tüm başarının kaynağıdır. Eğitim enstitülerine katılanlar,yeni veya eski olsun,tebliğ konusunda potansiyellerini artırmak ve böylece her inananın bir mübelliği olduğu Emrin insan kaynaklarını büyük ölçüde artırmak üzere diğer Bahailere yardım edebileceklerdir.
Din'in, Avrupa'daki dostlar tarafından tebliğinin kapsamı genişletilmelidir; bir yandan değişik biçimlerde, doğal ve bireysel olarak, öte yandan iyi odaklanarak, birlikte ve karşılıklı destek vererek yapılmalıdır. Hem ilham vermeli hem de pratik olmalı ve herşeyin ötesinde Hz. Bahaullah'ın gücü konusunda berrak bir inançla dolu olmalıdır. Tebliğ çalışmalarınızın alanını, kırsal alandaki insanları ve ketlerde çalışan kitleleri; az eğitimli insanları ve aynı zamanda üniversite kasabalarındaki aydınları içerecek biçimde genişletmelisiniz. Bilinçli olarak toplumun her tabakasına yaklaşmalı, yöntemlerinizi, yayınlarınızı ve görsel-işitsel araçlarınızı her guruba göre ayarlamalısınız. Hem kalp hem de akıl beslenmelidir; hem ruhani güç hem de zihinsel açıklık, tebliğ işinin hayati unsurları olarak kabul edilmelidir. Din'in duyurusu, büyümesi ve güçlenmesi için sanatın kullanılmasında son derece ilerlediniz; bu, birçok kapının anahtarıdır ve teşvik edilmeli ve geliştirilmelidir. Duanın gücüyle güçlenen ve kılavuzlanan birliğiniz,şevkiniz,güveniniz ve azminiz, arayıcı ruhları bir mıknatıs gibi çekecek olan ilahi teyitler için bir kanal olacaktır.
Bizler de, ülkelerinizde ve dünyanın her yerinde büyük tarihi zaferler kazanmış olan sizlerin, Dört yıllık plan sırasında, yirmibirinci yüzyılda gözler önüne serilmesi mukadder olan ve henüz tasavvur edilemeyen şan ve şöhretin belirtileri olacak daha büyük başarılar aşamasına girmeniz için Kutsal Eşik'te coşkuyla dua edeceğiz.
Geçtiğimiz Rızvan'da başlatılan Dört Yıllık Plan'a tüm kıtalarda gösterilen içten karşılığı minnettarlık duyan kalplerle alkışlıyoruz.
Kıtasal Müşavirlerin ve Milli Ruhani Mahfillerin meşveretleri, Muavenet Heyet üyelerini ve Mahalli Ruhani Mahfilleri de içeren geniş çapta bir planlama sureci başlattı. Böyle bir süreç içinde ise Dört Yıllık Plan'dan türetilen planların milli ve bölgesel nitelikleri ortaya çıktı. Ancak, dünyayı kapsayan bu işlem, değişik ülkeler işin ayrı planlar ortaya çıkarmanın ötesinde, gelecek zaferlerin iyi .bir işareti olarak Yönetim Düzeni'nin iki kolu arasındaki işbirliği ilişkisinin güçlenmesine de yardımcı oldu.
Plan'ın ilk etkisinin bir işareti, geçen oniki ay işinde yaklaşık ikiyüz eğitim enstitüsü kurmak üzere atılan adımların hızıydı. Bunların birçoğu organizasyonlarını tasarlama noktasını çoktan aşmışlardır; gerçekten de ,faaliyet göstermektedirler ve ilk derslerini vermişlerdir. Dahası, dostların dikkatleri Plan'ın esas hedefi, yani toplu giriş surecinde önemli bir ilerleme yaratmanın gerekleri üzerinde toplamanın önemi konusundaki keskin bilinci, ülke işi ve uluslararası muhacirlerin ve gezici mübelliğlerin hareketinde; mübelliğlerin bireyler tarafından vekil tayin edilmesine gösterilen daha fazla ilgide; Mahalli Ruhani Mahfillerin , Rızvan'ın sadece ilk gününde kurulmasını sağlamak için yapılan hazırlıklarda; düzenli dua toplantıları yapmak için artan gayretlerde; tebliğ işinde ve toplumun etkinliklerinde sanattan yararlanılması için genişleyen çabalarda görülüyordu.
Geçen yıl içinde dünya toplumumuzun gösterdiği çeşitli çabaların yüksek değerini doğrulayan diğer gelişmeleri de görmemezlik edemeyiz. Birkaç tanesinden bahsedersek, bunlar arasında sevgili Hz. Abdülbaha'nın Paris'e yaptığı tarihi ziyaretinde kaldığı Camoens Bulvarı 4 numaralı apartmanın satın alınması; Bahai Dini'nin ülkeye girişinin 75. yıldönümünü belirlemek amacıyla Brezilya'da Federal Temsilciler Meclisi'nin 14 Ağustos tarihinde yaptığı ve Amatul Baha Ruhiye Hanım'm onur konuğu olarak hazır bulunduğu eşsiz ve resmi bir toplantı olan özel oturum; Bahai Uluslararası Toplumu'nun geçen Temmuz ayında [bilgisayar ağı) World Wide Web'de, günde ortalama 200 olmak üzere, bu güne kadar doksandan fazla ülke ve bölgeden 50 binden fazla giriş yapılan "Bahai Dünyası" isimli bir site açması bulunmaktadır.
Bu gibi başarıların hiçte gerisinde kalmayan Kermil Dağındaki inşaat projeleri de Kutsal Eserleri İnceleme Merkezi'nin mermer sütunlarının tamamlanmasıyla, Uluslararası Tebliğ Merkezi binasının yedinci katma doğru yükselişiyle ve Hz. Bab'ın Makamı'nın Teraslarının geniş bir alana yayılan özelliklerinin sürekli olarak ortaya çıkışıyla dikkat çeken, göz kamaştırıcı bir hızla devam etti. Bu bağlamda, teraslar hattının altından geçecek olan yolun bir bölümünün kısmen aşağıya indirilmesinden ve görkemli yolu kutsal Makam'a ve onun da ötesinde Allah'ın Dağı'nın doruğuna yükselten alt terasların tamamlanmasını mümkün kılmak üzere aşılması gerekli son engel olarak dağın eteğinde duran binanın satın alınması ve daha sonra yıkılmasından da söz etmek gerekir.
Yukarıda anlatılan gelişmeyle son derece ilişkili olan bir başka konu da, Kavis Projeleri Fonu'na yapılan ve geçen yılın hedefini gerçekleştiren teberru düzeyinin muhafaza edilmesiydi. Açıkça görülmektedir ki, bu konudaki parasal ihtiyaçlar zengin ve fakir herkesin sürekli kahramanlığı ile karşılanmaktadır ve geriye kalan yıllarda da devam ettirilmelidir. Ancak, ayni zamanda da, ayni ölçüde gayretli ve sürekli paralel bir çaba, Bahai Uluslararası Fonu'nun kritik ihtiyaçlarının karşılanması için dünyanın her yerindeki Mahfiller ve dostlar tarafından eş zamanlı olarak harcanmalıdır.
Dört Yıllık Plan'da yaşanan böylesine hayırlı bir başlangıç, dünya çapındaki toplumumuzun üyelerinin kalplerine, Plan'ın, onu başlatan mesajlarda belirtilen ve kendi Mahfillerinin benimsediği planlarda ayrıntılandırılan gereklerini yerine getirmek üzere tam olarak donatıldıkları konusunda güven duygusu ilham edebilir. İkinci yıla girerken özellikle takdir edilen bir diğer teşvik unsuru da, koşulların Ruanda Milli Ruhani Mahfili'nin yeniden kurulmasını sağlamış olmasıdır. Krizden sonra bu zafer, gelecek Rızvan'da Bahai Dünya Merkezi'nde yapılacak olan Sekizinci Uluslararası Bahai Konvenşını'na katılma hakkını kazanan Milli Ruhani Mahfillerin sayısını 175'e çıkartacaktır. O zamana, yani Plan'ın tam ortasına kadar, Bahai Dünyasının, insan kaynaklarını artırmak, Ruhani Mahfillerini olgunlaştırmak ve mahalli toplumlarını geliştirmekte ileriye doğru büyük bir sıçrama yapmış olmasını ne kadar çok ümit etmekteyiz!
Yüzyıl bitmeden önceki kısa zaman aralığının sunduğu fırsatı kelimelerle ifade etmek mümkün değildir. Böyle bir tarihi ana, ancak toplu giriş surecini ilerletmek işin her yerdeki dostların birlik içinde ve sürekli bir çabası yakışabilir. Acil ve kaçınılmaz sorumluluklar. Allah'ın vaat ettiği kaderi yönünde çabalayan bir toplumun her kurumunu ve her üyesini zorlamaktadır. çok şey başarmak işin sadece kısa bir sure olduğundan. hiçbir an boşa harcanmamalı, hiçbir fırsat kaçırılmamalıdır. Ebha Melekutu'nun askerlerinin, bu çok önemli günlerin gözler önüne serilmekte olan ruhani dramına hizmet amellerini sunmak üzere kalkan herkese destek vermeye koşmak işin hazır beklediklerinden siz sevgili dostlar emin olunuz.
Dünya çapındaki Bahai toplumunun, Dört Yıllık Plan’ın ortasını belirleyen bu noktada, evriminin dinamik bir aşamasında yeni bir adım atmakta olduğunu yücelmiş kalplerle teyit ediyoruz. üzerine toplumun enerjilerinin odaklandığı toplu giriş süreci apaçık bir biçimde ilerlemektedir.
Üç gelişme beklentilerimizi aydınlatmaktadır. Birincisi, eğitim enstitülerinin çalışmakta olduğu her yerde yaratılmakta olan sağlam sonuçlardır. Geçen iki yılda onbinlerce birey en azından bir enstitü kursunu tamamlamıştır. Üzerlerindeki ilk etkiler, büyük ölçüde güçlenmiş bir iman, daha bilinçli bir ruhani kimlik ve Bahai hizmetine daha derin bir bağlılık olmuştur. İkincisi ise, Mahalli Ruhani Mahfillerin kurulması veya yenilenmesini etkileyen koşullardaki gözle görülür gelişmeyle ilgilidir. Bu kurumların sadece Rızvan’ın ilk günü kurulması ve bunun da, esas olarak, ait oldukları toplumların inisiyatifi ile yapılması konusundaki karar 1997 yılında uygulanmaya başlanmıştı. Mahalli Mahfillerin dünya genelindeki sayısında ani, fakat beklenen bir düşüş olmakla beraber, bu azalma çok büyük olmamıştır; gerçekte ise, bazı ülkelerde artışlar kaydedilmiştir. Bu sonuç, İlahi takdir tarafından emrolunan bu kurumların olgunlaşma sürecinin doğru yolda olduğunu göstermektedir. Üçüncüsü ise, tebliğde yeni bir güvenin dostları heyecana getirmekte ve çeşitli bölgelerde etkileyici sonuçlar yaratmakta olduğudur. Yeni inananların devamlı ve sürekli genişleyen katılımı için potansiyel hep büyük olmuştur ve mevcut Plan’ın uygulanmasıyla, bu potansiyeli gerçekleştirme kapasitesinin her zamankinden daha sistemli bir biçimde geliştirildiğini güvenle söyleyebiliyoruz.
İlerlemenin bu işaretlerinin yanı sıra, Kermil Dağı’ndaki inşaat projelerinin, henüz sona eren yıl için belirlenen programı gerçekleştirecek biçimde yürümesine neden olan olağanüstü hızından memnuniyet duyuyoruz. Hemen önümüzde, Mayıs ayında üç yeni Milli Ruhani Mahfilin, yani Sabah, Sarawak ve Slovakya Mahfillerinin ilk kez ve Liberya Milli Ruhani
Mahfili’nin yeniden kurularak, Yüce Adalet Evi’nin sütunlarının sayısını 179’a çıkarması bulunmaktadır. Toplumumuza bağışlanan ilahi lütufları düşünürken, Tanrı Emrinin Elleri’nin her birinin, Uluslararası Tebliğ Merkezi’nin ve tüm kıtalardaki Müşavirlerin ve onların yardımcılarının yerine getirmekte oldukları hizmet amellerinin istikrarını derin minnettarlıkla itiraf etmekteyiz. Milli Ruhani Mahfillerin artan gücü de, yankılar uyandıracak zaferlerin yakın olduğu konusundaki güvenimizi desteklemektedir.
Toplumun beklentilerinin bu sağlıklı manzarasının karşısında, kendi kendisiyle kavgalı bir gezegenin şaşkınlık içindeki ortamı bulunmaktadır. Ancak, insan ruhunun yaygın yalnızlığı içinde, belirli bir bilinç düzeyinde, dünya insanları arasında evrensel birlik ve barışa doğru karşı konulamaz bir harekete ilişkin büyüyen bir duygu bulunduğu görülmektedir. Bu duygu, insanlar arasındaki fiziksel engeller, bilim ve teknolojideki nefes kesen ilerlemelerle, fiilen olmasa da, ortadan kaldırılarak uyandırılmaktadır. Bununla birlikte, dünyayı sarsan sıkıntılar ve dünyayı biçimlendiren gelişmelerin karmaşık listesi insanlığı aynı zamanda hem sersemletmekte hem de gözünü kamaştırmaktadır. Toplumsal yapıya darbeler vuran fırtınalar ve gerginliklerin, gezegenin, Allah’ın bu Gün için amacını tanıyan nisbeten az sayıdaki sakinleri dışında kalanlar tarafından anlaşılması imkansızdır.
5-) Dünyanın her yerindeki hemcinslerimiz “yükseliş ve düşüş, birleşme ve parçalanma, düzen ve karmaşa”nın eş zamanlı süreçlerinin sürekli işleyişi ile uyarılan çelişkili duygulara aynı anda bilinçsizce maruz bırakılmaktadırlar. Hz. Şevki Efendi bunları Allah’ın Büyük Plan’ın ve Küçük Plan’ın özellikleri,Allah’ın insanlık için amacının ilerleyişinde, bilinen iki yol olarak teşhis etmiştir. Büyük Plan karmaşa ve felaketle ilişkilidir ve gözle görülür, rasgele bir düzensizlik içinde ilerler, fakat gerçekte insanlığı acımasızca birlik ve olgunluğa götürmektedir. Aracı ise, çoğunlukla bunun seyrinden habersiz ve hatta amacına muhalif olan insanlardır. Hz. Şevki Efendi’nin belirttiği gibi, Allah’ın Büyük Plan’ı “Allah’ın şimdiki amacının gerçekleşmesi ve saltanatının eninde sonunda dünyada kurulması için hem güçlüyü hem de alçak gönüllüyü dünyayı biçimlendirme oyununda piyonlar” olarak kullanır. Yarattığı süreçlerin ivmesi, kendilerine isnad edilebilen acı ve kedere rağmen, biz Bahailerin Küçük Barış’ın ortaya çıkışının işaretleri olarak gördüğü gelişmelere güç vermektedir.
Esrarengizce çalışan büyük Plan’ın aksine, Allah’ın Küçük Plan’ı ise açık bir biçimde çizilmiştir, düzenli ve iyi bilinen süreçlere göre işlemektedir ve uygulamak üzere bize verilmiştir. Nihai hedefi en Büyük Barış’tır. Orta noktasına geldiğimiz dört Yıllık kampanya, Küçük Plan’ın günümüzdeki aşamasını oluşturmaktadır. Hepimiz dikkat ve enerjilerimizi onun amacının gerçekleşmesine adamalıyız.
Bazen Büyük Plan’ın işleyişi, Küçük Plan’ın çalışmasında bir kesintiye sebep oluyormuş gibi görünür, fakat dostların cesaretlerini kaybetmemeleri için her bir neden mevcuttur. Çünkü dünyada faaliyet gösteren ve sık sık yinelenen kargaşanın kaynağını bilmekte ve Velimizin sözleriyle, “gerekliliğini kabul etmekte, gizemli süreçlerini güven içinde izlemekte, şiddetinin daha az olması için içtenlikle dua etmekte, öfkesini hafifletmek için zekice çalışmakta ve yaratması kaçınılmaz olan korku ve umutların bitmesini berrak vizyonla beklemektedirler.”
Dünya’nın son yıllardaki manzarasının üstünkörü bir incelenmesi bile, bizi Bahai bir izleyici için özel önemle yüklü olan gözlemlere götürür. Öncelikle, karışıklık içindeki bir toplumun gürültüsünün ortasında Küçük Barış’a doğru apaçık bir eğilim sezilebilir. Birleşmiş Milletler’in güçlü hükümetlerin de desteğiyle, uzun süredir devam eden ve acil dünya sorunlarına daha büyük ölçüde eğilmesiyle büyüleyici bir işaret verilmiş bulunmaktadır; diğeri ise tüm ulusların ticaret ve finans konusunda, Hz. Şevki Efendi’nin organik birlik içinde bir dünyanın kaçınılmaz bir özelliği olarak öngördüğü bağlılıklarının gerçekten ne anlama geldiğinin geçtiğimiz aylarda dünya liderleri tarafından dramatik bir biçimde görülmesinden kaynaklanmaktadır. Ancak, Bahai toplumu için daha büyük önem taşıyan bir gelişme de, çok büyük sayıda insanın ruhani gerçeği aramakta olduğudur. Yakın geçmişte yayınlanan birkaç araştırma bu olguya ayrılmıştır. Bu yüzyılın büyük bir kısmına egemen olan ideolojiler tükenmiştir; yüzyılın son yıllarında bu ideolojilerin sonlarının yaklaşmasıyla, amaç için bir açlık, ruhun bir özlemi yükselişe geçmiştir.
Bu ruhani açlık, bir huzursuzluk, toplumun ahlak durumu konusunda büyüyen bir rahatsızlıkla tarif edilmektedir; bu durum, çeşitli dini mezhepler arasında kökten dinciliğin ani artışında ve din gibi gösterilen veya dinin yerine geçme arzusunda olan yeni hareketlerin çoğalmasında da görülmektedir. Bunlar, bireyin dünyada iş başında olan ve ilahi güçle sevkedilen iki süreç arasındaki etkileşmeyi takdir etmesini mümkün kılan gözlemlerdir. Hz. Bahaullah’ın Mesajı’nı arayıcı ruhlara vermek için ilahi takdirle sağlanan çok sayıdaki bu fırsatlar, Bahai mübelliğ için dinamik bir durum yaratmaktadır. Eldeki görevin sonuçları son derece cesaret vericidir.
Umutlarımızın, amaçlarımızın, ilerlemek için fırsatlarımızın hepsi, çabalarımızı İlahi Plan’ın şimdiki aşamasının ana hedefi üzerine, yani toplu girişte önemli bir ilerleme yaratılmasına yoğunlaştırmakla gerçekleştirilebilir. Bu güçlük, sabırla takip edilen ısrarlı çabayla yenilebilir. Toplu Giriş toplumumuzun elinin altında olan bir olasılıktır. Bitip tükenmeyen inanç, dua, ruhun verdiği ilhamlar ve İlahi yardım, herhangi bir Bahai girişiminin ilerlemesi için gerekli olan şeyler arasındadır. Ancak, toplu giriş yaratılması için gerçekçi bir yaklaşım, sistemli hareket de hayati öneme sahiptir. Hiç bir kestirme yol yoktur. Sistemleştirmek, iyi düşünülmüş planlara dayalı hareket çizgilerinin tutarlılığını sağlar. Genel anlamda, tebliğde veya yönetimde, bireysel veya toplu çabada olsun, Bahai hizmetine ilişkin her konuda yaklaşımın düzenliliği demektir. Bireysel inisiyatife ve kendiliğinden oluşuma izin verirken, mantıklı, yöntemli, etkin, tutarlı, dengeli ve uyumlu olma ihtiyacını kastetmektedir. Sistemleştirmek, harekete geçme aciliyetinin yarattığı, kaçınılmaz bir çalışma biçimidir.
Toplumun düzenli bir biçimde evriminin sağlanmasında Bahai kurumlarının bir işlevi de, insan kaynaklarını geliştirme sürecini organize etmek ve bunu sürdürmektir ki, böylece yeni ve eski Bahailer toplumun sürekli genişlemesi ve sağlamlaşmasını devam ettirmek için bilgi ve kapasiteyi kazanabilsinler. Eğitim enstitülerinin kurulması böyle bir çaba için kritiktir, çünkü bunlar çok sayıda bireyin dini tebliğ etme ve yönetme yeteneğini kazanacakları ve geliştirecekleri merkezlerdir. Bunların varlığı, Bahai toplumunun ve onu oluşturan bireylerin yaşamını dinçleştiren bir güç kaynağı olarak, Dinin bilinmesinin önemini vurgulamaktadır.
Eldeki gerçekler, sistemli bir yaklaşımın anlaşıldığı ve uygulandığı her yerde Dört
Yıllık Plan’ın yürüdüğünü teyit etmektedir. Bu gerçekler göstermektedir ki, Dinin kurumları ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerdeki ortak çabalarında bu anlayışa apaçık bağlılık göstermişlerdir. Ancak, Plan’ın nihai başarısının dayanağı olan bireyler açısından bu anlayış daha az berraktır. Bu nedenle, tebliğde ve diğer girişimlerde başarının bu ön koşulunun bireysel çabaları açısından önemini, inanan arkadaşlarımıza vurgulamamız gerekir.
Ulusal ve yerel kurumlar tarafından program ve projelere dönüştürüldüğü için, Plan, diğer şeylerin yanı sıra, yön verir, hedefleri belirler, çabayı uyandırır, mübelliğlerin ve yöneticilerin çalışmasına yararlı olacak gerekli imkan ve malzemeyi temin eder. Bu, şüphesiz, toplumun uygun bir biçimde işlev yapması için gereklidir. Ancak, toplumun bireyleri etkin katılımla karşılık vermezse sonuç alınmayacaktır. Bu şekilde karşılık verirken de, her birey Plan’a hizmet etmek için ne yapacağı, bunu nasıl, nerede ve ne zaman yapacağı konusunda bilinçli bir karar vermelidir. Bu kararlılık bireyin eylemlerinin ilerleyişini denetlemesini ve gerektiğinde de atılmakta olan adımlarda değişiklik yapmasını mümkün kılacaktır. Böyle bir sistemli çaba sürecine alışmak, her Bahai’nin yaşamına anlam ve doyum getirecektir.
Fakat kurumların çağrısına cevap verme gereğinin de ötesinde, bireye Hz. Bahaullah’ın Kendisi tarafından, Emrinin “amellerin en değerlisi” olarak tanımladığı tebliğinin kutsal görevi verilmiştir. Aydınlanmaya ihtiyaç duyan ruhlar olduğu sürece, bu görev her inananın sürekli meşguliyeti olmalıdır. Bunun yerine getirilmesinde, birey Hz. Bahaullah’a karşı doğrudan sorumludur. Hz. Şevki Efendi bireyi, “toplumunun seçilmiş temsilcilerinden herhangi bir talimat veya özel teşvik beklemesin, akrabalarının veya yurttaşlarının, yoluna koymayı isteyebileceği hiç bir engelden yılmasın, kendisini eleştirenlerin veya düşmanlarının kınamalarına kulak asmasın” diye ısrarla öğütlemektedir. Merkezi Simaların ve Velimizin eserleri, Emrin ilerlemesinde bireyin yeri doldurulamaz rolü konusunda tavsiye ve öğütlerle doludur. Bu nedenle, Cemal’i Ebha’nın yardımcıları olarak hepimizin karşısında duran acil durum üzerinde düşünme çağrısını, toplumumuzun her üyesine, tüm insanlığın yaşamının bu özel döneminde doğrudan yapma gücünü hissetmemiz kaçınılmazdır.
Sevgili kız ve erkek kardeşlerimiz! Bizim kaderimiz, bir benzeri daha önce hiç bir insan toplumu tarafından yaşanılmamış olan büyük bir tarihi sürece bilinçle karışmış olmaktır. Binlerce ruhani ceddimizin isteyerek verdiği değer biçilmez yaşam, çaba ve servetlere şükür olsun ki, dünya çapında bir toplum olarak, bu güne kadar, insan ırkının tüm kesimlerinin temsilcisi olmakta eşsiz ve muhteşem bir başarı kazandık. Allah’ın tüm çocuklarını, bütün dünyayı kucaklayan tek bir Düzen içinde birleştirmek için kanıtlanmış kapasiteye sahip bir sistem kurduğunu iddia edebilecek başka bir insan kitlesi yoktur. Bu başarı, bizi sadece kıyaslanamayan bir güç değil, özellikle de, kaçınılmaz bir sorumluluk konumuna koymaktadır. Öyleyse, her birimizin yerine getireceği ilahi bir yükümlülük, Allah’ın en son Mazharının çağrısından henüz habersiz olan her insana karşı yapmamız gereken kutsal bir görev yok mudur? Zaman durmaz, beklemez. Geçen her saatle birlikte yeni bir keder şaşkınlık içindeki dünyayı vurmaktadır. Oyalanmaya cesaret edebilir miyiz?
Dört Yıllık Plan unutulmaz bir yüzyılın bitiminden sadece bir kaç ay önce, iki yıl içinde tamamlanacaktır. Öyleyse, önümüzde kaderle iki yönlü bir buluşmanın karaltısı durmaktadır. Hz. Abdülbaha yirminci yüzyılın eşsiz gücünü överken, izlerinin ebediyen kalacağını belirtmiştir. Böyle bir vizyona kapılmışken, Cemal’i Mübarek’in bilinçli inananının aklı, akıp giden bu birkaç yılda hangi rolü oynayacağı ve bu çok önemli dönemin sonunda da, Hz. Abdülbaha’nın zihninin gördüğü o kalıcı izler arasına bir iz bırakmış veya bırakmamış olacağı gibi merak konusu sorularla şüphesiz hareket halinde olmalıdır. Ruhu tatmin eden bir cevap verebilmek için, her şeyin üstünde bir şey gereklidir; harekete geçmek, harekete şimdi geçmek ve hareket etmeye devam etmek.
Kutsal Eşik’te hepimiz adına yürekten yalvarımız, ilahi yardım görebilmemiz ve insanlık tarihinin böylesine yazgıyla dolu bir anında İlahi Plan’ın acil amacına ulaşmak için yaptığımız her işte bol bol teyit alabilmemizdir.
Dört Yıllık Plan'ın tamamlanmasına giden ve çok önemli sonuçları olan son adımdan önceki yılda başarılanları incelediğimizde kalplerimiz umutla tutuşmaktadır. Yılın, Sekizinci Uluslararası Bahai Konvenşını'yla son derece önemli başlangıcından itibaren, Bahai dünyası toplu giriş sürecini büyük ölçüde ilerleten etkinliklerde giderek yükselen bir hız muhafaza etmiştir. Toplumumuz hissedilir ölçüde büyümüş, insan kaynakları oldukça zenginleşmiştir. Yayılma projelerinden sağlamlaşma çabalarına, sosyal ve ekonomik gelişimden dış ilişkilere, gençlerin hizmetlerinden sanatla anlatımlara, Din'in Dünya Merkezi'nden uzak köylere ve kasabalara -- gerçekten de, topluma hangi açıdan bakılırsa bakılsın, ilerleme kaydedilmiştir. Plan'la ilgili beklentiler güçlüdür.
Uluslararası Konvenşın'da yaratılan ivme, bunu hemen takip eden Müşavirler Konferansı'na da nüfuz ederek, yorulmak bilmeyen katılımcıları daha da heyecanlandırmıştır; ve Milli Ruhani Mahfıllerini kurmak için ilk kez toplanan Sabah, Saravak ve Slovakya'nın da aralarmda bulunduğu ve Mayıs ayında yapılan Milli Konvenşınların oturumlarına güç katmıştır. Aynı enerji, Hz. Bab'ın Emrini Açıklaması'nın yıldönümünde altıncı döneminin başlamasından bu yana kısa zamanda olağanüstü bir potansiyel sergileyen Uluslararası Tebliğ Merkezi'ne de ilham vermiştir. Müşavir üyeler, organizasyonlarını geliştirme ve güçlendirme üzerinde yoğunlaşırken, ilk yıl içinde olağan seyahatlerinden kaçınmışlardı, fakat bundan sonra Dört Yıllık Plan'ın başarıyla tamamlanmasında canlandırıcı etkilerini daha da güçlendirmek için dünyanın çeşitli yerlerine ziyaretlerine devam etmeleri beklenebilir.
Arz-ı Akdes'deki bu olayların yanı sıra, Uluslararası Konvenşın'a katılan delegelerin büyük heyecan verici şaşkınlıkla seyrettikleri Kermil Dağı üzerindeki inşaat projeleri, yüzyılın sonu için programlanan bitişlerine doğru hızla ilerlemektedir. Geriye kalan tüm inşaat alanlarının geçen Rızvan'da açılmasıyla birlikte, çalışmaların hızı yeni bir zirveye ulaşmıştır. Kutsal Eserleri İnceleme Merkezi ve Arşiv Binası'nın Eki birkaç hafta içinde taşınılmak üzere hazırlanmaktadır; Uluslararası Tebliğ Merkezi binasının dışı tümüyle mermerle kaplanmıştır ve iç kısımlarının tüm katlarında son çalışmalar ilerlemektedir. Hz. Bab'ın Makamı'nın Teraslarını yolun her iki tarafında şimdi birleştiren köprüyü yerleştirmek için Hatzionut Bulvarı'nın indirilmesi tamamlanmış ve normal trafik yeniden sağlanmıştır. Terasların gözler önüne serilen ihtişamı halkın ilgisini öylesine esir alınıştır ki, dağın tepesindeki ondokuzuncu teras günlük bir programla ziyaretçilere açılmış, minnettarlık duyan bir halkın coşkun karşılığını uyandırmıştır. Hayfa Belediyesi, kente uluslararası ilgi çekme kampanyasının bir parçası olarak, Hz. Bab'ın Makamı ve Teraslar konulu ve resimli bir broşürü İbranicenin yanı sıra beş dilde yayınlanmıştır.
Dünya Merkezi'nde tümüyle değişik türde iki. diğer gelişmeden söz etme zorunluluğunu hissetmekteyiz: Birincisi, her gruptaki ziyaretçi sayısının 100'den 150'ye çıkartılması kararıdır. Bu karar, En Büyük Kutsal Yaprak'ın kabrinin karşısında bulunan ve yeni alınan binanın, şimdi sürdürülmekte olan onarımı tamamlandığı ve bu binanın olanaklarının, bir ziyaretçi salonu ve genişletilmiş bir ziyaret programının yönetimi için diğer tesisler olarak kullanılabileceği zaman yürürlüğe girecektir. İkinci gelişme ise, Hz. Bahaullah'ın Kutsal Eserlerinden metinlerin, O'nun eserlerinden oluşan yeni bir İngilizce kitabın yayınlanması düşüncesiyle tercüme edilmesi planında, sürecin kaçınılmaz yavaşlığına rağmen sürdürülen dikkate değer ilerlemedir. Mülûk Suresi ve Heykel Suresi gibi önde gelen Levihlerin tam çevirilerini ve aynı zamanda da kral ve hükümdarlara bireysel olarak hitap eden Levihlerin tam metinlerini sağlamak üzere gayret hasredilmektedir. Reis Suresi, Reis Levhi ve Fuat Levhi'nin de bu kitaba konulması planlanmıştır.
Hz. Bahaullah'ın Emri, insan kaynaklarının geliştirilmesi ve kullanımı konusunda sistematik bir yaklaşımın giderek artan bir biçimde uygulanmasıyla canlanmış olarak karşı konulamadan ilerlemektedir. Şimdi sayıları 344'ü bulan ulusal ve bölgesel eğitim enstitülerinin yaratılması, bu gelişimi, sayısız kursların verildiği Kuzey Amerika ve İran'ın dışında, yaklaşık 70.000 bireyin en azından bir enstitü kursunu tamamlaması sonucuyla daha da ilerletmiştir. Tüm bunlar, Emrin giderek büyüyen güçlü ve aktif destekçileri topluluğuna katkıda bulunmaktadır. Bu ilerlemenin muazzam potansiyeli, eğitim alanların bireysel çabalarıyla 1000'den fazla insanın Din'i kabul ettiği Çad'dan bir örneği gelen raporlarda görülmektedir. İnsan kaynaklarının geliştirilmesinde sistemleşmenin gerekliliği her yerde anlaşılmaktadır.
Eğitim enstitülerinin kanıtlanmış etkinliğine paralel olarak, Bölgesel Bahai Konseyleri'nin, koşulların bu kurumların tesis edilmesini gerekli ve uygulanabilir kıldığı bazı ülkelerdeki pratik oluşumu bulunmaktadır. Bir Konsey ile eğitim enstitüsü arasında yakın etkileşme varsa, bir bölgede yayılma ve güçlenmeye neden olan süreçlerin canlı uyumu ve enstitülerin eğitim hizmetlerinin, yerel toplumların gelişimle ilgili ihtiyaçlarına kolaylıkla uygulanması için sahne hazırdır. Dahası, Kıtasal Müşavirlerle Bölgesel Konseylerin birbirlerine doğrudan ulaşmalarını sağlayan çalışma esasları, Konseyleri Milli ve Mahalli Ruhani Mahfillere bağlamanın yanı sıra, bölgesel düzeyde işlevlerin dinamik bütünleşmesine neden olan daha ileri bir kurumsal ilişkiyi de yaratmaktadır.
Sosyal ve ekonomik gelişimde sürekli büyüyen çabalar, okur-yazarlık, temel sağlık hizmeti ve kadınların ilerlemesi gibi konularla ilgilenen eğitim enstitülerinin işleyişinden de yararlanmaktadır. Sosyal ve Ekonomik Gelişim Ofısi'nin uygun Bahai prensiplerinin öğrenilmesi amacıyla evrensel bir süreci teşvik etmek için gösterdiği çok geniş çabalar, bu enstitülerin çalışmalarıyla ve aynı zamanda da Bahailikten esinlenen ve gezegenin her yerine dağılmış olan organizasyonların ortaya çıkışıyla zenginleşmiştir. O halde, gelişim programları yönetmek için kurumsal kapasitenin güç kazandığı açıktır. Bu durum, Bahai kurumlarının himayesindeki veya Din'in verdiği ilhamla bireylerce başlatılan projelerde aşikardır. İkincinin seçkin örneği ise, Etiyopya'da bir Bahai aile tarafından kurularak, 1998 yılının sonlarından beri ülkede ilk ve tek özel üniversite olan ve geçtiğimiz yıl öğrenci sayısı 5.000'e ulaşan Birlik Üniversitesi dir. Küçük ölçekte, fakat yine de önemli olan başka bir örnek ise, New York'un Buffalo kentinde bir ailenin girişimidir: kendi evlerinde, kentin varoşlarından onlarca çocuk ve gencin yoksulluk ve ırkçılığın yarattığı, kendi kendilerini mahfeden tutumlarını, Bahailiğin ruhani ve ahlaki prensipleri sayesinde yenmelerini sağlayacak davranış biçimlerini geliştirmelerine yardım etmektedirler.
Dış ilişkiler alanındaki en güçlü eylemlere İran'daki iki trajik olay neden olmuştur. Bay Ruhullah Ruhani'nin geçen Temmuz ayında Meşhed'de, son altı yıl içinde ilk resmi eylem olarak aniden öldürülmesi, hükümetlerin ve Birleşmiş Milletler'e bağlı kurumların dünya çapında ve eşi görülmemiş feryadına neden olan bir şok yaratmıştır. Hükümetin istihbarat teşkilatı da, Eylül ayı sonunda Bahai Yüksek Öğretim Enstitüsü'ne, öğretim üyelerinden 36'sının tutuklanmasını ve ülke çapında 500'den fazla evin basılmasını kapsayan örgütlü bir saldırı başlatmıştır. Bu son olay, hala yürümekte olan ve akademik kurumların ve derneklerin, eğitimcilerin ve öğrenci guruplarının katıldığı ve Le Monde'da, The New York Times'da ve önde gelen diğer gazetelerde önemli makalelerin çıkışında da görüldüğü gibi, basının özel ilgisini çeken evrensel bir protesto kampanyasına ilham kaynağı olmuştur. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda geçen Aralık ayında İran konusunda, Bahailerden açıkça söz eden yeni bir kararın başarıyla çıkartılması, acımasız dinsel bir zulmün apaçık iki tezahüründen kesinlikle etkilenmiş olmalıdır.
Ancak, dört bir yandan sarılmış olan kardeşlerimizi savunmak için dünyanın her yerindeki dostlar üzerindeki talep yoğun olmakla beraber, büyük ölçüde dikkat de geniş bir alanda dış ilişkiler çabalarına adanmıştır. Adalet Evi'nin özel görevlisi Bay Giovanni Ballerio'nun Pasifik Okyanusu adalarına yaptığı ve 22 devlet başkanı, 5 başbakan ve 40'tan fazla diğer üst düzey yetkililerle görüşmesiyle sonuçlanan dört aylık gezisi; insan haklan eğitimini ilerletmek için Bahai Uluslararası Toplumu'nun teşviği ile çok sayıda Milli Mahfılin sürdürdüğü çabalar; Güney Afrika Bahai toplumu temsilcilerinin, Gerçek ve Uzlaşma Komisyonu'nun toplantılarına davetli olarak katılarak, ırk ayrımı yılları boyunca ırk birliğine verdikleri azimli desteğin tarihçesini anlatabilmeleri; Avustralya, Finlandiya ve Portekiz toplumlarının, ilk ve orta öğretim okullarının müfredatına Bahai Dini konusunda dersleri dahil etmek için eğitim yetkililerinin kararını almaktaki en yeni başarıları -- medyanın her biçiminde tanıtım yaratan kamuoyunu bilgilendirme projeleri de dahil olmak üzere, tüm bunlar toplumun enerjilerini meşgul eden geniş tabanlı girişimlerin örnekleridir.
Sanatın kullanımını içeren bir etkinlikler sağanağı beklenmekteydi ve Din'in Avrupa'da kurulmasının yüzüncü yıldönümünün Paris'de kutlanmasına ilişkin müzikal ve artistik diğer gösteriler bunun olağanüstü bir örneğiydi. Avrupa'dan ve Amerika kıtasından gelen 68 üyeden oluşan Baha Korosu Sesleri, Avrupa'da sekiz şehirde izleyicilere büyük zevk vererek, Din'i birçok insana tanıtmıştır. Norveçli Bahai besteci Lasse Thoresen'in yazmakta olduğu opera/balenin tamamlanmış kısmı olan "Işık ve Ateş" geçtiğimiz Eylül'de Polonya'da, Varşova Güzü olarak bilinen ve açılışı İsveç Kraliçesi tarafından yapılan ünlü müzik festivalinde başarıyla sahnelenmiştir. Bu çalışma, izleyicileri Din konusunda bilgilendiren bir gerçek olarak, İran'daki şehitlerin yakın geçmişteki kahramanca hareketlerini konu almaktaydı. Avrupa'nın bu tür özel çabalardaki önderliği, Avusturya'da kendi türünde en yüksek ödül olan Avusturya Bilimler ve Sanatlar Haçı'nın bir Bahai kemancısı ve orkestra şefı olan Bay Bijan Hadem-Misak'a Cumhurbaşkanı tarafından verilmesiyle de belirlenmiştir. Aynı Festival'deki bir program, Bahai ve diğer kutsal yazılardan alıntıların okunmasını da içermekteydi. Ancak, tebliğ çalışmalarında gençlerin sanatlar kullanımında dünyanın her yerinde oynadıkları seçkin rolün takdir edilmesi konusunda da bir şey söylemek gerekir; özellikle de dans gruplarıyla gösterileri, hem Bahai toplumu içinde hem de dışında ün kazanmıştır.
Bu nedenle, bu Rızvan dönemine, toplu giriş sürecini ilerletme amacı ile uyumlu bir vizyon ve etkinlik birliğinden yararlanarak, dinamik değişim geçiren bir toplum olarak girmekteyiz. Ve Plan'ın son yılına, yönetim gücünde bir destekle başlamaktayız, çünkü Avrupa'da üç ülke, Letonya, Litvanya ve Makedonya, Milli Ruhani Mahfiller kurmak üzere ilk Konvenşınlarını toplamakta ve böylece de Umumi Adalet Evi'nin sütunlarının sayısını 182'ye çıkarmaktadır. Ancak, bu bayram anının ötesinde ilk ve en önemli olarak Dört Yıllık Plan'ın Rızvan 2000'de bitişini sıralayan beklentiler takvimi gelmektedir. Bunu, aynı yılın Misak Günü'nde Kıtasal Müşavirler Heyetlerinin yeni çalışına döneminin başlaması takip edecektir ve üyeler hemen sonra, bir sonraki evrensel tebliğ ve güçlenme planının özelliklerinin ve ayrıca da diğer konuların tartışılacağı bir konferans için Bahai Dünya Merkezi'ne çağrılacaklardır. Müşavirler Konferansı, Uluslararası Tebliğ Merkezi'nin daimi binasına yerleşmesiyle aynı zamana rastlayacaktır ve bu vesileyle de dünyanın her yerindeki Muavenet Heyeti üyeleri Arz-ı Akdes'te Müşavirlere katılmak üzere davet edileceklerdir. O zamana kadar Kermil Dağı projeleri tamamlanmış olacak ve 22-23 Mayıs 2001'de yapılması planlanan ve her ulusal toplumdan birkaç temsilcinin davet edileceği açılış törenleri için hazırlıklar iyice ilerlemiş olacaktır. Bu olaylarla ilgili ayrıntılar, zamanı gelince duyurulacaktır.
Olağanüstü olayların bu beklentisi, ortak tarihin hesabına göre yirminci yüzyıl ile bin yıllık yeni dönem arasındaki zaman çizgisini kesmektedir. Bu, aydın bir toplumun yapıcı çabalarını sevk eden kendinden emin vizyon ile, içinde yaşadıkları Gün'den habersiz milyonlar üstüne milyonları esir alan karmaşık korkular arasındaki farkı vurgulayan bir beklentidir. Güvenilir rehberlikten yoksun olarak, yüzyılın korkunç şeyleri üzerinde dururlar, bunların gelecek için ne anlam taşıyabileceği konusunda umutsuzluğa kapılırlar ve bu yüzyılın, gelecek yüzyıllara saçılacak bir ışık ihtiva ettiğini anlamazlar. Gezegenin her yerinde mevcut sosyal karmaşayı yorumlama imkanları olmadan, hata bilginlerini dinlerler ve umutsuzluğun batağının derinliklerine batarlar. Kıyamet beklentilerinden endişe duyarak, hatalı bilginin yarattığı bir kuruntunun hayaletleriyle savaşırlar. Çağın Rabbı tarafından ihsan edilen değişimci vizyon hakkında hiçbir şey bilmeden, Allah'ın yeni Günü'nün eşsizliğini görmeden düşe kalka ilerlerler.
Kalbin ve aklın bu durumunun ima ettiği acınacak koşullar, ana hedefi, giderek artan sayıda dünya insanının, arayışlarının Hedefini bulmalarını ve böylece birleşik, barış ve refah içinde bir yaşam kurmalarını sağlayacak süreci hızlandırmak olan bir Plan'ın amaçlarını yerine getirmek üzere hepimizi harekete, hiç yavaşlamayan harekete sevk etmelidir.
Aziz Dostlar: Günler bir yıldızın ışıldaması gibi hızla geçmektedir. İzinizi, bir benzeri hiç gelmeyecek olan bir dönemin kritik dönüm noktasında şimdi bırakın. O izi, sizin için semavi inayetler sağlayacak -- size ve tüm ırka, herhangi bir dünyasal tahminin ötesinde bir geleceği garanti edecek amellerle bırakın.
Bu Parıltılar Bayramı’nda sona ermiş bulunan evrensel Plan’ın başlatılmasından bu yana geçen dört yılın ne kadar olağanüstü bir fark yarattığına tanık olurken, kalplerimiz sevinçle taşarak, başlarımızı Ordular Rabbı önünde şükranla eğmekteyiz. Bu dönemde kazanılan ilerleme öylesine belirgindi ki, dünya toplumumuz gelecek serüvenleri için parlak yeni ufukların açıkça görülebileceği mertebelere ulaşmıştır.
Nicelik açısından fark, esas olarak, daha önemli bir niteliksel farkın sonucu olmuştur. Bahai toplumunun kültürü bir değişim geçirmiştir. Bu değişim, Plan’ı oluşturan üç katılımcının, yani birey, kurumlar ve yerel toplumun genişleyen kapasitesi, yöntem modeline dayanan işleyişi ve sonuçta da, güvenin derinliğinde görülebilmektedir. Bunun nedeni, dostların ilahi Öğretiler üzerindeki bilgilerini derinleştirmeye daha tutarlı bir ilgi duymaları ve bunları Emrin yayılmasına, bireysel ve ortak etkinliklerini yönetmeye ve komşularıyla ilişkilerine nasıl uygulayacaklarını, geçmişe nazaran daha sistemli olarak öğrenmeleridir. Kısacası, amaçlı eylemin izlendiği bir öğrenme biçimine girmişlerdir. Bu değişimin ana itici gücü de dünyanın her yerinde büyük hızla kurulan eğitim enstitüleriydi ki, bu başarı Dört Yıllık Plan’ın büyüme ve sağlamlaşma alanında tek ve en büyük mirası olmuştur.
Bireysel inisiyatifler hamlesinde gösterildiği gibi, Din’in tebliğinde bireylerin artan kapasitesinde; dostların çabalarını kılavuzlamakta Ruhani Mahfiller, Konseyler ve heyetlerin gelişen yeteneğinde; yerel toplumun ortak davranışını etkileyen yeni düşünce ve eylem modellerinin ortaya koyulmasında--eğitim enstitüleri sistemi, tüm bu gibi açılardan toplu giriş sürecinin bir lokomotifi olarak kaçınılmazlığını göstermiştir. Birçok enstitü, yerel çalışma çemberleri aracılığı ile çalışmalarını genişleterek, programlarıyla geniş bölgeleri kapsama kapasitesini artırmışlardır. Örneğin, Moğolistan 106 çalışma çemberi oluşturmuş ve sonuç olarak yeni inananlar sayısında önemli bir artış kaydetmiştir. Bu tür gelişmelerle eşzamanlı olarak, dünya çapındaki toplumumuzun üyeleri duanın gücünden yararlanmaya, kutsal Söz üzerinde tefekkür etmeye ve dua toplantılarına katılmaktan ruhani yararlar çıkarmaya daha çok dikkat etmişlerdir. Yoğun bir bireysel ve ortak değişimin bu unsurlarının işleyişi sayesinde toplum büyümektedir. Yeni inananların sayısı geçen yılları şimdilik çok az geçmesine rağmen, bu artışın şimdi coğrafi bakımdan yaygın olması, toplumun daha geniş kesimlerini içermekte oluşu ve yeni tescillileri Emrin yaşamına dahil etmekte başarılı olması son derece memnunluk vericidir.
Din’in böylesine yararlı ve umut verici durumu, Müşavirler Kurumu’nun, enstitülerin oluşturulması ve çalışması açısından güçlenen tavsiye edici etkisine, işbirliği rolüne ve pratik çalışmasına ölçülemeyecek derecede çok şey borçludur. Bu güçlenme, canlı ve her zaman uyanık olan Uluslararası Tebliğ Merkezi’nin doğru zamanda verdiği uyarımı yansıtmaktadır.
Dört Yıllık Plan’ın ana teması olan toplu giriş sürecini ilerletme, düşünce ve eylemde yüksek derecede bir birleşme yaratmıştır. Dikkatleri, Oluşum Çağı’nda Bahai toplumunun evriminde ulaşılması gereken önemli bir aşamaya yoğunlaştırmıştır; çünkü, toplu giriş daha yaygın bir biçimde sürdürülünceye kadar, Hz. Şevki Efendi’nin eserlerinde söz verdiği hamle olan kitlesel giriş için koşullar olgunlaşmamış olacaktır. Plan’ın bazı temalara odaklanması, Bahai etkinliklerinin tüm kategorileri için sonuçlar yaratmıştır; anlayışta netlik istemiştir ve böylece bireysel ve ortak eylem için bir önkoşul olarak sistematik ve stratejik planlamayı mümkün kılmıştır. Toplumun üyeleri, sistemleşmenin büyüme ve gelişme sürecini nasıl kolaylaştırdığını giderek takdir etmişlerdir. Bilinçlenmedeki bu artış, tebliğ etkinliklerinin ıslah edilmesine ve toplumun kültüründe bir değişime neden olan büyük bir adımdı.
Temanın bütünleştirici yönleri, planlama, kurumsal kapasite yaratma ve insan kaynaklarını geliştirme çabalarında görülmektedir. Tüm bunları birbirine bağlayan bağların izleri Plan’ın başından sonuna kadar takip edilebilir. Kıtasal Müşavirler Heyetleri’nin Aralık 1995’de Arz-ı Akdes’deki Konferansı başlangıcı işaret etmiştir. Orada Müşavirler Plan’ın özelliklerine yönlendirilmişlerdi. Bunu daha sonra Muavenet Heyeti üyelerini, Mahalli Ruhani Mahfilleri ve heyetleri içererek bölgesel düzeye taşınmak üzere, ulusal planlama oturumlarında Milli Ruhani Mahfillerle meşveretleri takip etti. Böylece, Bahai yönetim düzeninin unsurları tüm düzeylerde planlama sürecine girmiş ve bu aşamanın da ötesinde, toplu girişin üstesinden gelecek kurumsal kapasitenin yaratılmasının gerekeceği, uygulama alanına ulaşmış oldu. Bu konuda iki önemli adım atıldı: birincisi eğitim enstitülerinin kurulmasıydı; diğeri ise, bazı toplumların yönetim kapasitesini güçlendirmek üzere yerel ve ulusal düzeyler arasındaki yönetimin bir özelliği olarak, Bölgesel Bahai Konseyleri’nin resmen kurulması ve yaygın bir biçimde uygulamaya konulmasıydı. Bu gibi yerlerde Milli Ruhani Mahfillerin karşılaştığı sorunların giderek büyüyen karmaşıklığı bu gelişmeyi zorunlu kılmıştı. Sağlamlaşmanın önemli bir parçası olarak sosyal ve ekonomik gelişim çalışmaları ve Din’in, bilinmezlikten çıkışının sonuçlarını kullanmasını sağlamakta hayati bir etken olarak da dış ilişkiler çalışmaları için tanımlanan stratejiler, sürecin gereklerinin birleştirilmesinde aynı ölçüde geçerliydi. Bunların topyekün etkisi, yankılanan sonuçlar yaratmıştı ve bunların sıralanması bu sayfaların kapsamını çok aşacaktır. Ancak, Plan’ın başarılarının boyutlarını göstermek için bazı önemli olaylarından söz etmek istiyoruz.
Arz-ı Akdes’de Terasların ve Kavis üzerindeki binaların inşaatları, bu Gregoryan yılın sonunda bitirilmeleri için daha önce duyurulan tarihleri yakalamanın tüm güvencesiyle ilerlemiştir. Hac amaçlı grupların artan büyüklüğü bağlamında geçen Rızvan mesajımızda sözü edilen Hayfa’daki bina da, bu Rızvan itibariyle kullanıma açık olacaktır. Yine bu bağlamda, hac amacıyla gelenleri ve ayrıca Bahai ve Bahai olmayan ziyaretçileri kabul etmek üzere Behci’de inşaa edilecek ve çok ihtiyaç duyulan tesis için mimari planlar da onaylanmıştır. Hz. Bahaullah’ın Eserleri’nin beklenen yeni derlemesi için Yazıların çevirisi tamamlanmıştır ve basımıyla ilgili hazırlıklar yapılmaktadır.
Büyüme ve sağlamlaşmada atılan adımlar, yukarıda sözü edilen alanların dışında da görülmüştür: muhacerette, duyuruda, eserlerin basımında, sanatın kullanımında, Ruhani Mahfillerin kurulmasında ve Bahai etüdleri birliklerinin ilerlemesinde. Yaklaşık 3.300 inanan uzun ve kısa süreli uluslararası muhacir olarak yerleşmiştir. Genellikle bu muhacirleri kabul eden ülkelerin kendilerinin de yurdışına aynı sayıda muhacir yollamaları, ulusal toplumların olgunlaşmasının bir yeni işaretiydi. Kanada ve Birleşik Devletlet toplumları, üyelerine yaptıkları çağrıya bağlı kalarak, gençleri de önemli ölçüde içeren muhacirler sayısında ve daha da büyük olarak gezici mübelliğ sayısında herkesi geçtiler. Birleşik Devletler’deki Afrika kökenli inananların, Bahai mübelliğlerin Afrika’ya gitmeleri için yapılan çağrıya verdikleri umutlandırıcı karşılık özellikle kayda değerdi.
Emrin duyurulması, çok sayıda insanın Din’in öğretileriyle tanışmasını mümkün kılan yıldönümleri, kutlamalar, tartışma grupları, sergiler gibi geniş bir alanda etkinliklere hamilik yapmayı da içeren bir dizi eylemleri kapsamıştır. Mabetler, kapılarından giderek artan sayıda giren ziyaretçi için manyetik merkezlerdi. Özellikle de Hindistan’da geçen yıl yaklaşık beş milyon insan kabul edilmişti. Bu gibi etkinliklere ilaveten, Bahai mesajını ulaştırmak için medyanın çeşitli biçimlerde kullanılması da vardı. Birleşik Devletler’de yaklaşık 60.000 arayıcı Milli Tebliğ Heyeti tarafından tasarlanan bir medya kampanyasına cevap vermişti. Dünya genelinde ise, Din üzerine bilgi, bir talepte bulunulmaksızın ve cana yakın makalelerin yazılı medyada daha sık biçimde çıkışıyla yayılmıştır. Radyo ve televizyon istasyonlarının düzenli Bahai programlarına yer vermeleri konusundaki isteklilikleri sayesinde, gözler önüne serilişin benzer bir genişlemesi vardı; bu, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Liberya gibi ülkelerdeki bir durumdu. Bu tür talihli gelişmeler, uluslararası medya kuruluşlarının, 2000 yılının gelişini kutlayan dünya çapındaki medya programının Kutsal Topraklar bölümünün yayını için mekan olarak Hz. Bab’ın Makamı’nı ve Terasları kendiliklerinden seçmeleriyle taçlanmıştı.
Sanatın kullanımı, dünya çapındaki toplumun duyuru, tebliğ, derinleşme ve dua etkinliklerinde önemli bir özellik olmuştu. Sanatlar, bunları dünyanın birçok yerinde etkin olan çok sayıda drama ve dans grupları aracılığı ile tebliğ ve derinleşme etkinliklerine uygulayan genç insanları cezbetmişti. Fakat, sanatın dinamiği şarkı söyleme ve dans etmenin çok ötesine giderek, insanları Emir’de sağlamlaştıran, geniş bir yelpazede hayal ürünü etkinlikleri kapsamıştı. Folklör sanatının kullanıldığı yerde, özellikle Afrika’da, tebliğ işi büyük ölçüde zenginleşmişti. Örneğin, Gana ve Liberya, sanatı tebliğde yaygınlaştırmak için birer Birlik Işığı Projesi başlatmışlardı. Hindistan’da ise Toplumsal Uyum Grubu’nun benzer bir amacı bulunmaktaydı.
Daha çok Müşavirlerin teşviği ve Kıtasal Fon’un desteğiyle Bahai eserlerinin, özellikle Afrika ve Asya’da çevirisi ve basımına bir destek verilmişti. Bunun yanısıra, Kitab-ı Akdes’in tümüyle Arapça baskısı ve diğer dillerde basımı yapılmıştır.
1997 yılında yürürlüğe giren, Mahalli Ruhani Mahfillerin Rızvan’ın birinci gününde kurulması kısıtlaması, bu kurumların sayısında beklenen düşmeyi yaratmakla beraber, azalma çok büyük olmamıştır. Sayı o zamandan beri kararlı kalmış ve iyi bir sağlamlaşma süreci başlamıştır. Umumi Adalet Evi’nin sekiz yeni sütunu dikilerek, Milli Ruhani Mahfillerin toplam sayısını 181’e çıkartmıştır.
Din’in çalışmalarının entellektüel temellerini güçlendirme konusundaki hayati görevle hamle yapan Bahai bilimsel etkinliklerinin bu dört yıl içindeki artan ivmesi özellikle memnuniyet verici olmuştur. Paha biçilmez iki sonuç, Bahai yayınlarının etkileyici zenginliği ve çeşitli güncel sorunları Bahai ilkeleri ışığı altında inceleyen bir dizi tezlerin üretilmesidir. Bu yıl yirmibeşinci yıldönümünü kutlayan Bahai Etüdleri Birliği ağı, Plan sırasında beş yeni üyeyi kabul etmiştir. Papua Yeni Gine’nin ilk Bahai etüdleri konferansının yapılması ve geleneksel Japon Birliği’nin, Japon alimliğinin ruhani kökenleri üzerine ilk kez odaklanması, bu hizmet alanının cezbettiği çeşitlilik ve yaratıcılığı yansıtmaktaydı.
Sosyal ve ekonomik gelişim alanındaki ilerleme, projelerde bir artış gösteren sayılar da etkileyici olmakla beraber, kesinlikle nitelikseldi. Yıllık olarak rapor edilen etkinlikler, Plan’ın başında 1.350’den, sonuna doğru 1.800’e çıkmıştır. Daha sistemli bir yaklaşıma doğru ilerleme, bu dönemdeki çalışmaların egemen özelliği olmuştur. Bahai Dünya Merkezi’nde bulunan Sosyal ve Ekonomik Gelişi Ofisi, sosyal ve ekonomik gelişimin ilkeleri üzerinde meşveret ve eylemi teşvik etmek üzere, 60 ülkeden tahminen 700 temsilcini katıldığı 13 bölgesel seminer düzenlemiştir. Bu Ofis, gençliğin güçlendirilmesi ve okur-yazarlık, toplum sağlık çalışanları yetiştirilmesi, kadınların ilerlemesi ve ahlak eğitimini teşvik için uygun kampanyalar başlatmak üzere pilot projeler ve materyaller yaratmaya da yardımcı olmuştur. Bir örnek, Guyana’da 1.500’den fazla okur-yazarlık kolaylaştırıcının eğitildiği programdı; diğeri ise, kadınların ilerlemesi için Malezya’da sekiz birimin tamamlanmasıydı ve bunlar Afrika, Asya ve Latin Amerika’da yapılan eğitim toplantıları için temel oluşturmuştu. Bahai radyo istasyonlarını eğitim enstitülerinin çalışmalarıyla bütünleştirmek üzere bir plan Panama’nın Guyami bölgesinde başlatıldı. Enstitüler sosyal ve ekonomik gelişim eğitimi verme potansiyeline sahip oldukları için, o yönde bir hareket bir düzine enstitüyü içermektedir ve bunlar şimdi okur-yazarlık, toplum sağlık çalışanları yetiştirilmesi ve meslek eğitimini içeren alanlarda bu gibi çabaları denemektedirler. Doğrudan Bahailer tarafından desteklenen veya Bahailikten ilham alan çok sayıda kuruluş, enerjilerini, Kamerun’da nehir körlüğüyle savaşta Dünya Sağlık Örgütü ile işbirliğini içeren örnekte olduğu gibi, projelere adamışlardır; 30.000’den fazla birey, bu Bahai projesi sayesinde gerekli tedaviyi görmüştür. Bir diğer örnek ise, Etiyopya’da, öğrenci sayısı 8000’e ulaşan özel üniversite Birlik Koleji’dir. Başka bir örnek de, Isviçre’de, akademik programını genişletir ve güçlendiriken, Balkanlar’daki çatışmanın korkunç toplumsal sonuçlarına bir çare arayışına son derece takdir edilen yardımı sunan Landegg Akademisi’dir. Yine başka bir örnek ise, Bolivya’da, Ekvator ile bir işbirliği projesinde 1000’den fazla okul öğretmenine ahlak liderliği programında eğitim sunan Nur Üniversitesi’ydi. Sosyal ve ekonomik gelişimin bu alanındaki kapasitenin artışının bu gibi kanıtları, Plan’ın amaçlarına büyük bir yarar sağlamıştı.
Toplumun diplomatik ve kamuoyunu bilgilendirme alanlarındaki kapasitesi, 1994 yılında Milli Ruhani Mahfillere gönderilen dış ilişkiler stratejisinin kılavuzluğunda hayret verici bir hızla genişlemiş ve Bahai toplumunu Birleşmiş Milletler, hükümetler, sivil toplum kuruluşları (STKlar) ve medya ile dinamik bir işbirliği içine sokmuştur. Strateji, etkinlikleri uluslararası ve ulusal düzeylerde iki ana hedefe yoğunlaştırmaktaydı: dünya barışına yönelik süreçleri etkilemek ve Din’i savunmak. Bahai Uluslararası Toplumu, Iran’daki çok sevgili dindaşlarımızın savunulması için aldığı önlemler sayesinde, stratejinin diğer amaçlarının izlenmesine fırsatlar yaratan yeni bir ölçekte saygı ve destek kazanmıştır. Kurumlarımız ve dış ilişkiler temsilciliklerimiz Iran’daki halledilmesi güç durumun güçlüğünü aşmak üzere, hükümetlerin ve Birleşmiş Milletler’in mevcut araçlarını harekete geçirmek için yeni yaklaşımlar bulmuşlardır. Iran’daki eziyetler konusu, gezegendeki en yüksek yetkililerin ilgisini meşgul etmiştir. Gerçekten de, bir Iran mahkemesinin iki dostun idam kararını onaylamış ve üçüncü ahbap için de benzer bir karar almış olması haberleri, Iran’a açık bir uyarı gönderen Birleşik Devletler Başkanı’ndan sert bir karşılığa neden olmuştur. Dünya liderlerinin ve Birleşmiş Milletler’in müdahalelerinin bir sonucu olarak, Iranlı Bahailerin idamları fiilen durmuş ve uzun süreli hapse mahkum olanların sayısı da önemli ölçüde azalmıştır.
Bu müdahaleleri memnuniyetle karşılamakla beraber, Iran’daki kız ve erkek kardeşlerimizin bu çabalara güç veren fedakarane ruhunu, cesaretini ve yenilmez imanını alkışlamaktayız. Ruhun bu apaçık nitelikleri, kendilerine karşı böylesine haince ve acımasızca salıverilen saldırılara karşı metanetleri konusunda vatandaşlarını hayrete düşürmektedirler. O kadar az insanın, birçok insana bu kadar uzun süre dayanabilmesi başka nasıl açıklanabilir? Biri bile ölüm tehdidiyle karşı karşıya kalınca, dünyanın aktif endişesini nasıl uyandırabilirdi? Bu mazlumların varlıklarını ve hatta canlarını feda ettikleri ilahi ilkelerin, hoşnutsuzluk anında bir halkın özlemlerini tatmin edecek çözümleri içerdiğini saldırganların bu güne kadar fark etmemiş olması Iran’ın trajedisidir. Fakat hiçbir kuşku olamaz ki, Iranlı dostlarımızın bu kadar zalimce maruz kaldıkları sistemli zulüm, vaat edilen tüm ihtişamı içindeki kesin kaderlerine yönelik esrarlı işlemleri kılavuzlayan Allah’ın Gücü’ne eninde sonunda yenilecektir.
Dış ilişkiler stratejisinin diğer hedefleri konusundaki eylem planları dört tema tarafından yönlendirilmişti--insan hakları, kadınların statüsü, evrensel refah ve ahlaki gelişim. Kayıtlarımız insan hakları ve kadınların statusü konusundaki çalışmalarda ileriye yönelik büyük bir adım atıldığını göstermektedir. Birincisiyle ilgili olarak, Birleşmiş Milletler Ofisi insan hakları eğitimi konusunda, bu güne kadar en azından 99 Milli Ruhani Mahfilin diplomatik çalışmalar için kapasitesini yaratmasının bir yolu olarak hizmet eden yaratıcı bir program uygulamıştır. Kadınların statüsüyle ilgili olarak, kadınların ilerlemesi için 52 ulusal ofisin varlığı, sayısız Bahai kadın ve erkeğin her düzeyde konferanslara ve çalışma gruplarına katkıları, Birleşmiş Milletler Kadın Fonu’na hizmet veren komite de dahil olmak üzere, kilit niteliğinde STK komitelerindeki önemli makamlara Bahai temsilcilerin seçilmeleri, Hz. Bahaullah’ın inananlarının, O’nun kadın ve erkek eşitliği konusundaki prensibini gayretle nasıl yaydığını göstermektedir.
Aynı zamanda, bir dizi inisiyatif de Bahai Dini hakkında bilgiyi kamuoyunun çeşitli kesimlerine yaymaktadır. Bunlar şu yaratıcı girişimleri içermektedir: ayda ortalama 25.000 ziyaretçisi olan “Bahai Dünyası” Web sitesi; dotların dünyanın her yerinde güncel sorunlar konusunda konuşmasına yardım eden Geleceği Kim Yazıyor? başlıklı bir bildirinin yayınlanması; Waşington D.C.’de haftada bir saat olmak üzere Farsça radyo programı “Peyam-ı Dost”un yayınlanması--bu programa Internet üzerinden dünyanın her yerinden her zaman ulaşılabilmektedir; Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Macaristan, Romanya, Slovenya ve eski Makedonya Yugoslav Cumhuriyeti hükümet yetkililerinin sıcak onayını kazanan ve ahlak prensiplerini günlük sorunlara uygulayan oldukça özgün bir televizyon programının uygulanması.
Dünya insanlarının özlemlerini “sivil toplum kuruluşları” olarak tanınan örgütler aracılığı ile ifade etmeye kalkmış olmaları, yüzyılın sonuna yaklaşılırken güç kazanan bir olgudur. Insanlığın bir kesitini temsil eden bir STK olarak Uluslararası Bahai Toplumu’nun, insanlığın geleceğini biçimlendiren önemli müzakerelerde birleştirici bir araç olma güvenini kazanması, dünyanın her yerindeki Bahailer için büyük bir mutluluk kaynağı olmalıdır. Birleşmiş Milletler’deki ana temsilcimiz, Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından kurulan Sivil Toplum Kuruluşları Komitesi’nin iki başkanından biri olarak atanmıştır. Bu makam Milenyum Forumu’nun düzenlenmesinde Bahai Uluslararası Toplumu’na bir liderlik rolü vermektedir. BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından istenen ve Mayıs ayında yapılması planlanan bu toplantı, bu yılın Eylül ayında, devlet ve hükümet başkanlarının katılacağı Milenyum Zirvesi’nde ele alınacak global konularda sivil toplum kuruluşlarına görüş ve öneriler yapmak için bir fırsat tanıyacaktır.
Dünyada maydana gelen değişimlerin ruhani boyutlarının insanlık tarafından farkedilmesinin Bahailer için özel bir önemi vardır. Dinlerarası diyalog şiddetlenmiştir. Bahai Dini, Dört Yıllık Plan sırasında, tanınan bir katılımcı olarak bu diyaloğa giderek artan bir biçimde dahil edilmiştir. Geçen Aralık ayında Cape Town’da toplanan Dünya Dinleri Parlementosu, aralarında güçlü bir Bahai delegasyonunun da olduğu yaklaşık 600 katılımcıyı biraraya getirmiştir. Bahailer, bu olayı planlayan Güney Afrika ve Uluslararası Yönetim Kurullarının her ikisinde de görev almışlardır. Bahailerin bu olaya ilgisi, özellikle de, Hz. Bahaullah’ın adının Batı’da bir halk toplantısında ilk kez anılmasının, 1893 yılında Şikago’da toplanan Parlemento’da gerçekleşmiş olması gerçeğinden kaynaklanmaktaydı. Geçen Kasım ayında Ürdün’de yapılan iki dinlerarası toplantıya Bahailer davetli olarak katılmışlardı: Orta Doğu’da anlaşmazlık ve din konulu konferans ve Din ve Barış Dünya Konferansı’nın yıllık toplantısı. Bahai temsilciler, Roma Katolik Klisesi’nin himayesinde Vatikan Kenti’nde ve Yeni Delhi’de yapılan toplantılara katılmışlardır; Papa II. John Paul’ün huzurunda gerçekleşen ikinci olayda, Müşavir Zena Sorabjee toplantıda konuşma yapan din temsilcilerinden biriydi. Ingiltere’de ise, Bahai temsilcilerin, yeni milenyumun Westminster Sarayı’nın Kraliyet Salonu’nda dinlerarası kutlamaları için sekiz büyük dinin üyelerine katılmasıyla, Din kamuoyu arenasına konmuş oluyordu. Burada, Kraliyet mensuplarının, Başbakan’ın ve Cantenbury Başpapazı’nın ve diğer seçkin insanların huzurunda, “Ingiltere’nin dokuz büyük dininin” toplantısı diye söz edilmişti. Almanya’da Bahailer ilk kez bir dinlerarası diyaloğa dahil edilmişlerdi. Bu olay, bir Nakız tarafından yazılan ve 1981 yılında bir Lutheran yayınevi tarafında basılan kitap nedeniyle Bahai Dini ile temasdan kaçınmış Hıristiyan mezheplerinin uzun süreden beri gelen tutumlarını tersine çevirmişti. Çözümü ise, üç Bahai tarafından yazılan ve Bahai olmayan tanınmış bir yayınevi tarafından 1995 yılında basılan 600 sayfalık bilimsel bir reddiyede verilmekteydi. Ingilizce çevirisi ise Plan’ın son yılında yayınlanmıştı. Bu olay Alman Bahai toplumunun büyük bir zaferini temsil etmekteydi. Dünya Bankası ve dokuz büyük dinin temsilcileri 1998 yılında Lambeth Sarayı’nda ve Dünya Dinleri Kalkınma Diyaloğu’nun kurulmasına neden olan bir toplantı yaptıklarında, dinlerarası diyalog alışılmamış bir biçim almıştı. Diyalog’un açıklanan amacı, dünyadaki yoksulluğu yenmek için daha etkin bir biçimde birlikte çalışmalarını sağlamak üzere, inanç toplumları ile Dünya Bankası arasındaki boşluğa köprü kurmaya çalışmaktı. Dinlerarası toplantıların sıklığı ve geniş kapsamı, dinler arasındaki ilişkilerde yeni bir olguyu temsil etmektedir. Çeşitli din toplumlarının, Hz. Bahaullah’ın Kendi inananlarının başka dinlerin inananlarına karşı göstermelerinde ısrar ettiği dostluk ve kardeşlik ruhunu kendi aralarında oluşturmaya çalışmakta oldukları açıktır.
Bahai cemaatinin bu dört yıldaki yoğun çabası, toplumun genel olarak çatışan menfaatlerin selinde boğuştuğu bir zamanda olmuştur. Bu kısa fakat şiddetli dinamik süre içinde, Bahai toplumunun içindeki ve dünyanın her yerinde iş başında olan güçler acımasız ivmeyle yol almışlardır. Arkalarında ise, Hz. Şevki Efendi’nin sözünü ettiği sosyal olgu daha açık bir biçimde ortaya çıkmıştır. Altmış yıldan daha önce “yükseliş ve düşüş, birleşme ve parçalanma, düzen ve karmaşanın eşzamanlı süreçlerine ve bunların birbirleri üzerindeki sürekli ve karşıt etkileri”ne dikkat çekmişti. Bu ikiz süreçler, Bahai toplumuna özgü olanlardan ayrı bir biçimde devam etmediler, fakat yukarıda gösterildiği gibi, bazen de Din’i doğrudan karışmaya davet edercesine ilerlediler. Aynı zaman koridorunun karşıt kenarlarında koşuyor gibiydiler. Bir yanda dinsel, politik, ırksal veya kabileler arası anlaşmazlıkların kışkırttığı savaşlar yaklaşık 40 yerde çıkmıştı; kamu düzeninin ani ve topyekün çöküşü birkaç ülkeyi felç etmişti; politik bir silah olarak terörizm yaygınlaşmıştı; uluslararası suç ağlarının artışı tehlikeyi haber vermekteydi. Karşıt kenarda ise, Hz. Bahaullah’ın barışın sürdürülmesi için reçetelerinden birini hatırlatır biçimde, ortak güvenlik yöntemlerinin uygulanması ve bunların işlenmesi girişimlerinde içtenlikle bulunuluyordu; Bahai beklentileriyle uyumlu bir hareket olarak, uluslararası suç mahkemesinin kurulması çağrısı yapılmıştı; global sorunlarla uğraşabilmek için yeterli bir sisteme olan zorunlu ihtiyaca dikkat çekmek amacıyla, dünya liderlerinin Milenyum Zirvesi’nde biraraya gelmesi planlandı; yeni iletişim yöntemleri, herkesin dünya üzerindeki herhangi bir kimseyle haberleşmesi yolunu açmıştı. Asya’daki ekonomik parçalanma dünya ekonomisinin dengesini tehdit etmişti, fakat hem acil durumu düzeltme, hem de uluslararası ticaret ve finansa adalet duygusu getirme yollarını bulma çabalarını teşvik etmişti. Bunlar, günümüzde etkili olan birbirine zıt, fakat karşılıklı olarak etkileşen eğilimlerin birkaç örneğidir ve Hz. Şevki Efendi’nin, Allah’ın büyük planında iş başında olan güçlerin “nihai amaçlarının insan ırkının birliği ve tüm insanlığın barışı” olduğu konusundaki ilham ürünü özetlemesini doğrulamaktadır.
Olaylarla dolu bu dört yılın sonunda, Gregoryan zamanın ve Bahai devrinin ölçüleriyle sonların ve başlangıçların olağanüstü bir birleşimine geldik. Bu birleşme, bir bakıma yirminci yüzyılın tamamlanmasını zorunlu kılmakta, öte yandan Oluşum Çağı’nın gözler önüne serilişinde yeni bir aşamayı başlatmaktadır. Bu iki zaman çerçevesinden görünen manzara, bizi, birbirleriyle eşzamanlı ve dünyaya biçim veren eğilimler vizyonu üzerinde tefekkür etmeye ve bunu da Hz. Şevki Efendi’nin, kendi tasarladığı Kavis’in başlangıcında büyük bir açıklıkla verdiği görüş açısından yapmaya teşvik etmektedir. Kermil Dağı üzerindeki inşaat projeleri ilerledikçe, dünya liderleri evrensel politik bir barışın yapısını şekillendirmek için cesur adımlar attıkça ve yerel ve ulusal Bahai kurumları evrimlerinde yeni düzeylere taşındıkça, bu vizyon Plan süresince parlak bir berraklık kazanmıştır. Yirminci yüzyılın, yolumuzu çizdiği gibi enerjilerimizi de harekete geçiren kutsal ve kalıcı bir anısını taşımaktayız: Bu anı, insanlık tarihinin, Hz. Bahaullah’ın Misakı’nın Merkezi’nin eşsiz bir görev sırasında yeni bir Dünya Düzeni’nin mimarisini tasarladığı ve ardından da Din’in Velisi’nin, azami gücünü, en harap edici yıllar sırasında, yüzyılın sonunda dünyanın gözü önünde esas biçiminin bütünlüğü içinde ayakta duran bir Yönetim Sistemi’nin yapısını dikmeye adadığı çok önemli ve kritik anına aittir. Böylece, zamanlar arasındaki bir köprüye gelmiş bulunmaktayız. Hz. Bahaullah’ın bir avuç mest olmuş aşığı tarafından yüzyıllık çabalama ve fedakarlıkla geliştirdiği kapasiteler, durmak bilmeyen çalışmayla dolu birçok dönemleriyle, Dinimizin, En Büyük Barış’ın dünyayı kaplayacağı o Altın Çağ’ına bizi götürecek olan Oluşum Çağı’nın kaçınılmaz görevlerine uygulanmalıdır.
Bu Rızvan’da Oniki Aylık Plan’a başlamaktayız. Kısa olmakla beraber, belirli hayati işlerin yerine getirilmesi ve Hz. Abdülbaha’nın Ilahi Plan’ında gelecek yirmi yıllık hamleye zeminin hazırlanması için gerekli ve yeterli olacaktır. Dört yıl önce özenle başlatılan, hizmet için bilgi, nitelik ve yeteneklerin özenle kazanılması işi şimdi hızlandırılmalıdır. Nerede olurlarsa olsunlar, ulusal ve bölgesel enstitüler benimsedikleri programları ve sistemleri tam kapasiteyle harekete geçirmelidirler. Ihtiyacın belirlendiği yerlerde yeni enstitüler kurulmalıdır. Bireysel inisiyatifle ve kurumların himayesinde girişilen tebliğ çalışmasını sistemleştirmek için daha büyük adımlar atılmalıdır. Bir bakıma bu amaçladır ki, her kıtanın birkaç alanında Müşavirler ve Milli Mahfiller “Saha Büyüme Programları” tesis etmişlerdir. Sonuçlar, gelecek Planların yararı için büyük bir deneyim sağlayacaktır. Birey, kurumlar ve yerel toplumun, Rızvan 2001’de başlayacak ve Bahai dünyasını toplu giriş sürecinde ilerlemenin bir sonraki aşamasına götürecek olan beş-yıllık girişime tam olarak hazırlıklı olabilmesi için, dikkatini bu zorunlu işler üzerine odaklaması istenmektedir.
Fakat dikkatleri bu görevlere vermenin de ötesinde, karşı karşıya kalınan ve bizlere meydan okuyan bir konu vardır: Çocuklarımız ruhani bakımdan yetiştirilmeli ve Emrin yaşamına sokulmalıdırlar. Ahlaki tehlikelerle dolu bir dünyada sürüklenmelerine izin verilmemelidir. Toplumun mevcut durumunda, çocuklar acımasız bir kaderle karşı karşıyadır. Ülkeden ülkeye milyonlarcası sosyal bakımdan yerlerinden olmuşlardır. Refah veya yoksulluk koşulları içinde yaşasınlar, çocuklar kendilerini anne-babaları ve diğer yetişkinler tarafından yabancılaştırılmış bulmaktalar. Bu yabancılaşmanın kökleri, her yerde insanların kalplerini ele geçiren dinsizliğin özündeki materyalizmden doğan bir bencilliktedir. Çocukların günümüzdeki bu sosyal durumu, çökmekte olan bir toplumun kesin işaretidir; ancak, bu durum herhangi bir ırk, sınıf, ulus ve ekonomik koşulla sınırlı değildir, tümünü kapsamaktadır. Dünyanın bir çok yerinde çocukların askerler olarak kullanılması, işçi olarak sömürülmesi, fiili köleliğe satılması, fuhuşa zorlanması, pornografi konusu yapılması, kendi tutkularına odaklanmış anne-babalar tarafından terk edilmeleri ve sözü edilemeyecek kadar çok sayıda mağduriyet biçimine maruz kalmalarını görmek kalplerimizi acıya boğmaktadır. Bu gibi birçok dehşet, çocuklarına anne-babaların kendileri tarafından uygulanmaktadır. Ruhani ve psikolojik hasarı tahmin etmek boşadır. Dünya çapındaki toplumumuz, bu durumların sonuçlarından kaçamaz. Bu durumun farkedilmesi, çocukların ve geleceğin yararına acil ve sürekli çaba için hepimizi teşvik etmelidir.
Çocukların etkinlikleri geçmiş Planların bir parçası olmakla beraber, bunlar ihtiyaca yetmemiştir. Çocukların ve yeni gençlerin ruhani eğitimi, toplumun daha da ilerlemesi için son derece önemlidir. Bu nedenle, bu eksikliğin giderilmesi zorunludur. Enstitüler, hizmetlerini yerel toplumlara sunabilecek çocuk dersleri öğretmenlerinin eğitimini programlarına muhakkak almalıdırlar. Ancak, çocuklar için ruhani ve akademik eğitim sağlanması gerekli olmakla beraber, karakterlerini geliştirmek ve kişiliklerini biçimlendirmek için zorunlu olanların sadece bir parçasını temsil etmektedir. Bireyler ve tüm düzeylerdeki kurumlar, yani topyekün toplum için, çocuklara karşı uygun bir tutum gösterme ve onların mutluluk ve refahı konusunda genel bir ilgi duyma gerekliliği de bulunmaktadır. Bu tür bir tutum, hızla çöken düzeninkinden çok uzak olmalıdır.
Çocuklar bir toplumun sahip olabileceği en değerli hazinedir, çünkü geleceğin umudu ve garantisi onlardadır. Büyük ölçüde, cemaati oluşturan yetişkinlerin çocuklar konusunda yaptıkları veya yapamadıklarıyla biçimlenen geleceğin toplumunun karakterinin tohumlarını taşırlar. Öyke bir emanettirler ki, hiçbir toplum onları ihmal ettiğinde cezasız kalamaz. Çocuklara karşı sonsuz bir sevgi, onlara davranış tarzı, kendilerine gösterilen ilginin kalitesi, yetişkinlerin onlara karşı davranış ruhu--bunların tümü, gerekli olan tutumun hayati yönleridir. Sevgi, disiplin ve çocukların güçlüklere alıştırılması için cesaret ister, yoksa kaprislerine boyun eğmek veya onları tümüyle kendi istek ve eğilimlerine bırakmak değil. Çocukların, topluma ait olduklarını ve onun amacını paylaştıklarını hissettikleri bir atmosferin sağlanması gereklidir. Bahai ölçütlerine göre yaşamak ve Emri kendi koşullarına uygun biçimlerde öğrenmek ve tebliğ etmek üzere sevgiyle, fakat ısrarla kılavuzlanmalıdırlar.
Toplumdaki gençler içinde yeni gençler olarak bilinenler, örneğin 12 ile 15 yaşlar arasına girenler bulunmaktadır. Çocukluk ve gençlik arasında bir yerde oldukları ve içlerinde birçok değişim meydana geldiği için, özel gereksinimleriyle özel bir grubu temsil etmektedirler. Ilgilerini çekecek, tebliğ ve hizmet için kapasitelerini biçimlendirecek ve daha büyük gençlerle sosyal etkileşime girdirecek etkinliklere dahil etmek üzere yaratıcı ilgi hasredilmelidir. Sanatın çeşitli biçimlerde kullanılması, böyle bir etkinlik için çok değerli olabilir.
Şimdi de, çocukların yetiştirilmesi için esas sorumluluğu taşıyan ebeveynlere birkaç söz söylemeyi arzu etmekteyiz. Çocukların ruhani eğitimine sürekli dikkat etmeleri için çağrıda bulunmaktayız. Bazı ebeveynler, bunun topluma münhasır bir sorumluluk olduğunu düşünürler; diğerleri ise, çocukların gerçeği araştırmaktaki bağımsızlıklarını korumak için, Din’in onlara öğretilmemesi gerektiğine inanmaktadırlar. Başkaları da, böyle bir görevi üstlenmekte yetersiz olduklarını düşünürler. Bunların hiçbiri doğru değildir. Sevgili Hz. Abdülbaha, “kız ve erkek çocuğu yetiştirmeye tüm gayretle çalışmak, babaya ve anneye bir görev olarak emredilmiştir” diye buyurmuş ve “bu konuyu ihmal ederlerse, amansız Rabbın huzurunda sorumlu ve kınanmaya layık olacaklardır” diye eklemiştir. Ebeveynler, eğitim düzeylerinden bağımsız olarak, çocuklarının ruhani gelişimini biçimlendirmek için önemli bir makama sahiptirler. Çocuklarının ahlaki karakterini şekillendirme yeteneklerini küçümsememeleri gerekir. Çünkü, Allah’a olan sevgileri, O’nun yasalarına bağlı kalmaya çalışmaları, Emrine hizmet ruhları, bağnazlıktan yoksun olmaları ve dedikodunun aşındırıcı etkilerinden arınmış olmalarıyla bilinçli bir biçimde yarattıkları ev ortamı sayesinde vazgeçilemez bir etki yaparlar. Cemal-i Mübarek’e inanan her anne ve babanın sorumluluğu, Öğretiler’in çok değer verdiği, ebeveyne kendiliğinden itaat etmeye neden olacak biçimde hareket etmektir. Şüphesiz, evdeki çabaların yanısıra, anne-babalar toplum tarafından sağlanan çocuk derslerini de desteklemelidirler. Çocukların, kendilerini acı gerçekler konusunda, yukarıda anlatılan korkuları doğrudan yaşayarak veya medyanın önüne geçilemeyen selleri vasıtasıyla bilgilendiren bir dünyada yaşamakta oldukları da unutulmamalıdır. Çökmekte olan bir toplumun oluşturduğu bu kasvetli manzaranın aksine, Bahai çocuklar daha iyi bir geleceğin simgeleri olarak parlamalıdırlar.
Beklentilerimiz, Kıtasal Müşavirlerin, Uluslararası Tebliğ Merkezi’nin Allah’ın Dağı’ndaki daimi binasına yerleşmesini kutlayacak özel bir olay için Ocak 2001’de Arz-ı Akdes’te toplanacak olmaları düşüncesiyle canlıdır. Dünyanın her yerinden Muavenet Heyeti üyeleri de, Oluşum Çağı’nın tarihi olaylarından biri olacak bu toplantıya onlarla birlikte katılacaklardır. Böyle bir Bahai görevliler topluluğunun biraraya gelmesi, kendi doğasının gereği, Plan’ın birini tamamlamaya ve diğerini başlatmaya yakın olacak bir topluma sayısız yararlar getirecektie. Sonuçları üzerinde düşünürken, kalplerimizi, sevgili Emrin Velisi’nin yüreklerinde yaktığı hizmet meşalesini, Arz-ı Akdes’te ikamet ederek yükseklerde tutan çok sevgili Tanrı Emri’nin Elleri Ali Akbar Furutan ve Ali Muhammed Varka’ya şükranla çevirmekteyiz.
Bu Oniki Aylık Plan ile, bir daha hiç dönmeyeceğimiz bir köprüyü geçmekteyiz. Bu Plan’ı Amatul-Baha Ruhiye Hanım’ın dünyevi eksikliği içinde başlatmaktayız. Insan ırkı tarihinin o eşsiz döneminde parlayan bir ışın demeti olarak yirminci yüzyılın sonuna kadar bizimle kalmıştır. Hz. Abdülbaha Ilahi Plan Levihleri’nde Ilahi çağrıyı yükseltmek için dünyanın herbir yerine seyahat edememesinden yakınmış ve hayal kırıklığının şiddeti içinde şu umudu kaleme almıştı: “Allah’a yalvarıyorum! Siz bunu başarın.” Amatul-Baha buna sınırsız güçle karşılık verdi ve eşsiz armağanlarını alma ayrıcalığını kazanan 185 ülkede, dünyanın çok uzaklarına yayılmış noktalarına ulaştı. Ihtişamını ebediyen koruyacak olan örneği, gezegenin herbir yerindeki binler üstüne binlercenin kalbini aydınlatmaktadır. Başka bir jestin yetersizliği karşısında, hepimiz mütevazi çabalarımızı bu Plan sırasında, tebliği kendisine esas amaç ve kusursuz yaşam sevinci yapan birisinin anısına adayamaz mıyız?
Bu Parıltılar Bayramı’nda sona ermiş bulunan evrensel Plan’ın başlatılmasından bu yana geçen dört yılın ne kadar olağanüstü bir fark yarattığına tanık olurken, kalplerimiz sevinçle taşarak, başlarımızı Ordular Rabbı önünde şükranla eğmekteyiz. Bu dönemde kazanılan ilerleme öylesine belirgindi ki, dünya toplumumuz gelecek serüvenleri için parlak yeni ufukların açıkça görülebileceği mertebelere ulaşmıştır.
Nicelik açısından fark, esas olarak, daha önemli bir niteliksel farkın sonucu olmuştur. Bahai toplumunun kültürü bir değişim geçirmiştir. Bu değişim, Plan’ı oluşturan üç katılımcının, yani birey, kurumlar ve yerel toplumun genişleyen kapasitesi, yöntem modeline dayanan işleyişi ve sonuçta da, güvenin derinliğinde görülebilmektedir. Bunun nedeni, dostların ilahi Öğretiler üzerindeki bilgilerini derinleştirmeye daha tutarlı bir ilgi duymaları ve bunları Emrin yayılmasına, bireysel ve ortak etkinliklerini yönetmeye ve komşularıyla ilişkilerine nasıl uygulayacaklarını, geçmişe nazaran daha sistemli olarak öğrenmeleridir. Kısacası, amaçlı eylemin izlendiği bir öğrenme biçimine girmişlerdir. Bu değişimin ana itici gücü de dünyanın her yerinde büyük hızla kurulan eğitim enstitüleriydi ki, bu başarı Dört Yıllık Plan’ın büyüme ve sağlamlaşma alanında tek ve en büyük mirası olmuştur.
Bireysel inisiyatifler hamlesinde gösterildiği gibi, Din’in tebliğinde bireylerin artan kapasitesinde; dostların çabalarını kılavuzlamakta Ruhani Mahfiller, Konseyler ve heyetlerin gelişen yeteneğinde; yerel toplumun ortak davranışını etkileyen yeni düşünce ve eylem modellerinin ortaya koyulmasında--eğitim enstitüleri sistemi, tüm bu gibi açılardan toplu giriş sürecinin bir lokomotifi olarak kaçınılmazlığını göstermiştir. Birçok enstitü, yerel çalışma çemberleri aracılığı ile çalışmalarını genişleterek, programlarıyla geniş bölgeleri kapsama kapasitesini artırmışlardır. Örneğin, Moğolistan 106 çalışma çemberi oluşturmuş ve sonuç olarak yeni inananlar sayısında önemli bir artış kaydetmiştir. Bu tür gelişmelerle eşzamanlı olarak, dünya çapındaki toplumumuzun üyeleri duanın gücünden yararlanmaya, kutsal Söz üzerinde tefekkür etmeye ve dua toplantılarına katılmaktan ruhani yararlar çıkarmaya daha çok dikkat etmişlerdir. Yoğun bir bireysel ve ortak değişimin bu unsurlarının işleyişi sayesinde toplum büyümektedir. Yeni inananların sayısı geçen yılları şimdilik çok az geçmesine rağmen, bu artışın şimdi coğrafi bakımdan yaygın olması, toplumun daha geniş kesimlerini içermekte oluşu ve yeni tescillileri Emrin yaşamına dahil etmekte başarılı olması son derece memnunluk vericidir.
Din’in böylesine yararlı ve umut verici durumu, Müşavirler Kurumu’nun, enstitülerin oluşturulması ve çalışması açısından güçlenen tavsiye edici etkisine, işbirliği rolüne ve pratik çalışmasına ölçülemeyecek derecede çok şey borçludur. Bu güçlenme, canlı ve her zaman uyanık olan Uluslararası Tebliğ Merkezi’nin doğru zamanda verdiği uyarımı yansıtmaktadır.
Dört Yıllık Plan’ın ana teması olan toplu giriş sürecini ilerletme, düşünce ve eylemde yüksek derecede bir birleşme yaratmıştır. Dikkatleri, Oluşum Çağı’nda Bahai toplumunun evriminde ulaşılması gereken önemli bir aşamaya yoğunlaştırmıştır; çünkü, toplu giriş daha yaygın bir biçimde sürdürülünceye kadar, Hz. Şevki Efendi’nin eserlerinde söz verdiği hamle olan kitlesel giriş için koşullar olgunlaşmamış olacaktır. Plan’ın bazı temalara odaklanması, Bahai etkinliklerinin tüm kategorileri için sonuçlar yaratmıştır; anlayışta netlik istemiştir ve böylece bireysel ve ortak eylem için bir önkoşul olarak sistematik ve stratejik planlamayı mümkün kılmıştır. Toplumun üyeleri, sistemleşmenin büyüme ve gelişme sürecini nasıl kolaylaştırdığını giderek takdir etmişlerdir. Bilinçlenmedeki bu artış, tebliğ etkinliklerinin ıslah edilmesine ve toplumun kültüründe bir değişime neden olan büyük bir adımdı.
Temanın bütünleştirici yönleri, planlama, kurumsal kapasite yaratma ve insan kaynaklarını geliştirme çabalarında görülmektedir. Tüm bunları birbirine bağlayan bağların izleri Plan’ın başından sonuna kadar takip edilebilir. Kıtasal Müşavirler Heyetleri’nin Aralık 1995’de Arz-ı Akdes’deki Konferansı başlangıcı işaret etmiştir. Orada Müşavirler Plan’ın özelliklerine yönlendirilmişlerdi. Bunu daha sonra Muavenet Heyeti üyelerini, Mahalli Ruhani Mahfilleri ve heyetleri içererek bölgesel düzeye taşınmak üzere, ulusal planlama oturumlarında Milli Ruhani Mahfillerle meşveretleri takip etti. Böylece, Bahai yönetim düzeninin unsurları tüm düzeylerde planlama sürecine girmiş ve bu aşamanın da ötesinde, toplu girişin üstesinden gelecek kurumsal kapasitenin yaratılmasının gerekeceği, uygulama alanına ulaşmış oldu. Bu konuda iki önemli adım atıldı: birincisi eğitim enstitülerinin kurulmasıydı; diğeri ise, bazı toplumların yönetim kapasitesini güçlendirmek üzere yerel ve ulusal düzeyler arasındaki yönetimin bir özelliği olarak, Bölgesel Bahai Konseyleri’nin resmen kurulması ve yaygın bir biçimde uygulamaya konulmasıydı. Bu gibi yerlerde Milli Ruhani Mahfillerin karşılaştığı sorunların giderek büyüyen karmaşıklığı bu gelişmeyi zorunlu kılmıştı. Sağlamlaşmanın önemli bir parçası olarak sosyal ve ekonomik gelişim çalışmaları ve Din’in, bilinmezlikten çıkışının sonuçlarını kullanmasını sağlamakta hayati bir etken olarak da dış ilişkiler çalışmaları için tanımlanan stratejiler, sürecin gereklerinin birleştirilmesinde aynı ölçüde geçerliydi. Bunların topyekün etkisi, yankılanan sonuçlar yaratmıştı ve bunların sıralanması bu sayfaların kapsamını çok aşacaktır. Ancak, Plan’ın başarılarının boyutlarını göstermek için bazı önemli olaylarından söz etmek istiyoruz.
Arz-ı Akdes’de Terasların ve Kavis üzerindeki binaların inşaatları, bu Gregoryan yılın sonunda bitirilmeleri için daha önce duyurulan tarihleri yakalamanın tüm güvencesiyle ilerlemiştir. Hac amaçlı grupların artan büyüklüğü bağlamında geçen Rızvan mesajımızda sözü edilen Hayfa’daki bina da, bu Rızvan itibariyle kullanıma açık olacaktır. Yine bu bağlamda, hac amacıyla gelenleri ve ayrıca Bahai ve Bahai olmayan ziyaretçileri kabul etmek üzere Behci’de inşaa edilecek ve çok ihtiyaç duyulan tesis için mimari planlar da onaylanmıştır. Hz. Bahaullah’ın Eserleri’nin beklenen yeni derlemesi için Yazıların çevirisi tamamlanmıştır ve basımıyla ilgili hazırlıklar yapılmaktadır.
Büyüme ve sağlamlaşmada atılan adımlar, yukarıda sözü edilen alanların dışında da görülmüştür: muhacerette, duyuruda, eserlerin basımında, sanatın kullanımında, Ruhani Mahfillerin kurulmasında ve Bahai etüdleri birliklerinin ilerlemesinde. Yaklaşık 3.300 inanan uzun ve kısa süreli uluslararası muhacir olarak yerleşmiştir. Genellikle bu muhacirleri kabul eden ülkelerin kendilerinin de yurdışına aynı sayıda muhacir yollamaları, ulusal toplumların olgunlaşmasının bir yeni işaretiydi. Kanada ve Birleşik Devletlet toplumları, üyelerine yaptıkları çağrıya bağlı kalarak, gençleri de önemli ölçüde içeren muhacirler sayısında ve daha da büyük olarak gezici mübelliğ sayısında herkesi geçtiler. Birleşik Devletler’deki Afrika kökenli inananların, Bahai mübelliğlerin Afrika’ya gitmeleri için yapılan çağrıya verdikleri umutlandırıcı karşılık özellikle kayda değerdi.
Emrin duyurulması, çok sayıda insanın Din’in öğretileriyle tanışmasını mümkün kılan yıldönümleri, kutlamalar, tartışma grupları, sergiler gibi geniş bir alanda etkinliklere hamilik yapmayı da içeren bir dizi eylemleri kapsamıştır. Mabetler, kapılarından giderek artan sayıda giren ziyaretçi için manyetik merkezlerdi. Özellikle de Hindistan’da geçen yıl yaklaşık beş milyon insan kabul edilmişti. Bu gibi etkinliklere ilaveten, Bahai mesajını ulaştırmak için medyanın çeşitli biçimlerde kullanılması da vardı. Birleşik Devletler’de yaklaşık 60.000 arayıcı Milli Tebliğ Heyeti tarafından tasarlanan bir medya kampanyasına cevap vermişti. Dünya genelinde ise, Din üzerine bilgi, bir talepte bulunulmaksızın ve cana yakın makalelerin yazılı medyada daha sık biçimde çıkışıyla yayılmıştır. Radyo ve televizyon istasyonlarının düzenli Bahai programlarına yer vermeleri konusundaki isteklilikleri sayesinde, gözler önüne serilişin benzer bir genişlemesi vardı; bu, Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Liberya gibi ülkelerdeki bir durumdu. Bu tür talihli gelişmeler, uluslararası medya kuruluşlarının, 2000 yılının gelişini kutlayan dünya çapındaki medya programının Kutsal Topraklar bölümünün yayını için mekan olarak Hz. Bab’ın Makamı’nı ve Terasları kendiliklerinden seçmeleriyle taçlanmıştı.
Sanatın kullanımı, dünya çapındaki toplumun duyuru, tebliğ, derinleşme ve dua etkinliklerinde önemli bir özellik olmuştu. Sanatlar, bunları dünyanın birçok yerinde etkin olan çok sayıda drama ve dans grupları aracılığı ile tebliğ ve derinleşme etkinliklerine uygulayan genç insanları cezbetmişti. Fakat, sanatın dinamiği şarkı söyleme ve dans etmenin çok ötesine giderek, insanları Emir’de sağlamlaştıran, geniş bir yelpazede hayal ürünü etkinlikleri kapsamıştı. Folklör sanatının kullanıldığı yerde, özellikle Afrika’da, tebliğ işi büyük ölçüde zenginleşmişti. Örneğin, Gana ve Liberya, sanatı tebliğde yaygınlaştırmak için birer Birlik Işığı Projesi başlatmışlardı. Hindistan’da ise Toplumsal Uyum Grubu’nun benzer bir amacı bulunmaktaydı.
Daha çok Müşavirlerin teşviği ve Kıtasal Fon’un desteğiyle Bahai eserlerinin, özellikle Afrika ve Asya’da çevirisi ve basımına bir destek verilmişti. Bunun yanısıra, Kitab-ı Akdes’in tümüyle Arapça baskısı ve diğer dillerde basımı yapılmıştır.
1997 yılında yürürlüğe giren, Mahalli Ruhani Mahfillerin Rızvan’ın birinci gününde kurulması kısıtlaması, bu kurumların sayısında beklenen düşmeyi yaratmakla beraber, azalma çok büyük olmamıştır. Sayı o zamandan beri kararlı kalmış ve iyi bir sağlamlaşma süreci başlamıştır. Umumi Adalet Evi’nin sekiz yeni sütunu dikilerek, Milli Ruhani Mahfillerin toplam sayısını 181’e çıkartmıştır.
Din’in çalışmalarının entellektüel temellerini güçlendirme konusundaki hayati görevle hamle yapan Bahai bilimsel etkinliklerinin bu dört yıl içindeki artan ivmesi özellikle memnuniyet verici olmuştur. Paha biçilmez iki sonuç, Bahai yayınlarının etkileyici zenginliği ve çeşitli güncel sorunları Bahai ilkeleri ışığı altında inceleyen bir dizi tezlerin üretilmesidir. Bu yıl yirmibeşinci yıldönümünü kutlayan Bahai Etüdleri Birliği ağı, Plan sırasında beş yeni üyeyi kabul etmiştir. Papua Yeni Gine’nin ilk Bahai etüdleri konferansının yapılması ve geleneksel Japon Birliği’nin, Japon alimliğinin ruhani kökenleri üzerine ilk kez odaklanması, bu hizmet alanının cezbettiği çeşitlilik ve yaratıcılığı yansıtmaktaydı.
Sosyal ve ekonomik gelişim alanındaki ilerleme, projelerde bir artış gösteren sayılar da etkileyici olmakla beraber, kesinlikle nitelikseldi. Yıllık olarak rapor edilen etkinlikler, Plan’ın başında 1.350’den, sonuna doğru 1.800’e çıkmıştır. Daha sistemli bir yaklaşıma doğru ilerleme, bu dönemdeki çalışmaların egemen özelliği olmuştur. Bahai Dünya Merkezi’nde bulunan Sosyal ve Ekonomik Gelişi Ofisi, sosyal ve ekonomik gelişimin ilkeleri üzerinde meşveret ve eylemi teşvik etmek üzere, 60 ülkeden tahminen 700 temsilcini katıldığı 13 bölgesel seminer düzenlemiştir. Bu Ofis, gençliğin güçlendirilmesi ve okur-yazarlık, toplum sağlık çalışanları yetiştirilmesi, kadınların ilerlemesi ve ahlak eğitimini teşvik için uygun kampanyalar başlatmak üzere pilot projeler ve materyaller yaratmaya da yardımcı olmuştur. Bir örnek, Guyana’da 1.500’den fazla okur-yazarlık kolaylaştırıcının eğitildiği programdı; diğeri ise, kadınların ilerlemesi için Malezya’da sekiz birimin tamamlanmasıydı ve bunlar Afrika, Asya ve Latin Amerika’da yapılan eğitim toplantıları için temel oluşturmuştu. Bahai radyo istasyonlarını eğitim enstitülerinin çalışmalarıyla bütünleştirmek üzere bir plan Panama’nın Guyami bölgesinde başlatıldı. Enstitüler sosyal ve ekonomik gelişim eğitimi verme potansiyeline sahip oldukları için, o yönde bir hareket bir düzine enstitüyü içermektedir ve bunlar şimdi okur-yazarlık, toplum sağlık çalışanları yetiştirilmesi ve meslek eğitimini içeren alanlarda bu gibi çabaları denemektedirler. Doğrudan Bahailer tarafından desteklenen veya Bahailikten ilham alan çok sayıda kuruluş, enerjilerini, Kamerun’da nehir körlüğüyle savaşta Dünya Sağlık Örgütü ile işbirliğini içeren örnekte olduğu gibi, projelere adamışlardır; 30.000’den fazla birey, bu Bahai projesi sayesinde gerekli tedaviyi görmüştür. Bir diğer örnek ise, Etiyopya’da, öğrenci sayısı 8000’e ulaşan özel üniversite Birlik Koleji’dir. Başka bir örnek de, Isviçre’de, akademik programını genişletir ve güçlendiriken, Balkanlar’daki çatışmanın korkunç toplumsal sonuçlarına bir çare arayışına son derece takdir edilen yardımı sunan Landegg Akademisi’dir. Yine başka bir örnek ise, Bolivya’da, Ekvator ile bir işbirliği projesinde 1000’den fazla okul öğretmenine ahlak liderliği programında eğitim sunan Nur Üniversitesi’ydi. Sosyal ve ekonomik gelişimin bu alanındaki kapasitenin artışının bu gibi kanıtları, Plan’ın amaçlarına büyük bir yarar sağlamıştı.
Toplumun diplomatik ve kamuoyunu bilgilendirme alanlarındaki kapasitesi, 1994 yılında Milli Ruhani Mahfillere gönderilen dış ilişkiler stratejisinin kılavuzluğunda hayret verici bir hızla genişlemiş ve Bahai toplumunu Birleşmiş Milletler, hükümetler, sivil toplum kuruluşları (STKlar) ve medya ile dinamik bir işbirliği içine sokmuştur. Strateji, etkinlikleri uluslararası ve ulusal düzeylerde iki ana hedefe yoğunlaştırmaktaydı: dünya barışına yönelik süreçleri etkilemek ve Din’i savunmak. Bahai Uluslararası Toplumu, Iran’daki çok sevgili dindaşlarımızın savunulması için aldığı önlemler sayesinde, stratejinin diğer amaçlarının izlenmesine fırsatlar yaratan yeni bir ölçekte saygı ve destek kazanmıştır. Kurumlarımız ve dış ilişkiler temsilciliklerimiz Iran’daki halledilmesi güç durumun güçlüğünü aşmak üzere, hükümetlerin ve Birleşmiş Milletler’in mevcut araçlarını harekete geçirmek için yeni yaklaşımlar bulmuşlardır. Iran’daki eziyetler konusu, gezegendeki en yüksek yetkililerin ilgisini meşgul etmiştir. Gerçekten de, bir Iran mahkemesinin iki dostun idam kararını onaylamış ve üçüncü ahbap için de benzer bir karar almış olması haberleri, Iran’a açık bir uyarı gönderen Birleşik Devletler Başkanı’ndan sert bir karşılığa neden olmuştur. Dünya liderlerinin ve Birleşmiş Milletler’in müdahalelerinin bir sonucu olarak, Iranlı Bahailerin idamları fiilen durmuş ve uzun süreli hapse mahkum olanların sayısı da önemli ölçüde azalmıştır.
Bu müdahaleleri memnuniyetle karşılamakla beraber, Iran’daki kız ve erkek kardeşlerimizin bu çabalara güç veren fedakarane ruhunu, cesaretini ve yenilmez imanını alkışlamaktayız. Ruhun bu apaçık nitelikleri, kendilerine karşı böylesine haince ve acımasızca salıverilen saldırılara karşı metanetleri konusunda vatandaşlarını hayrete düşürmektedirler. O kadar az insanın, birçok insana bu kadar uzun süre dayanabilmesi başka nasıl açıklanabilir? Biri bile ölüm tehdidiyle karşı karşıya kalınca, dünyanın aktif endişesini nasıl uyandırabilirdi? Bu mazlumların varlıklarını ve hatta canlarını feda ettikleri ilahi ilkelerin, hoşnutsuzluk anında bir halkın özlemlerini tatmin edecek çözümleri içerdiğini saldırganların bu güne kadar fark etmemiş olması Iran’ın trajedisidir. Fakat hiçbir kuşku olamaz ki, Iranlı dostlarımızın bu kadar zalimce maruz kaldıkları sistemli zulüm, vaat edilen tüm ihtişamı içindeki kesin kaderlerine yönelik esrarlı işlemleri kılavuzlayan Allah’ın Gücü’ne eninde sonunda yenilecektir.
Dış ilişkiler stratejisinin diğer hedefleri konusundaki eylem planları dört tema tarafından yönlendirilmişti--insan hakları, kadınların statüsü, evrensel refah ve ahlaki gelişim. Kayıtlarımız insan hakları ve kadınların statusü konusundaki çalışmalarda ileriye yönelik büyük bir adım atıldığını göstermektedir. Birincisiyle ilgili olarak, Birleşmiş Milletler Ofisi insan hakları eğitimi konusunda, bu güne kadar en azından 99 Milli Ruhani Mahfilin diplomatik çalışmalar için kapasitesini yaratmasının bir yolu olarak hizmet eden yaratıcı bir program uygulamıştır. Kadınların statüsüyle ilgili olarak, kadınların ilerlemesi için 52 ulusal ofisin varlığı, sayısız Bahai kadın ve erkeğin her düzeyde konferanslara ve çalışma gruplarına katkıları, Birleşmiş Milletler Kadın Fonu’na hizmet veren komite de dahil olmak üzere, kilit niteliğinde STK komitelerindeki önemli makamlara Bahai temsilcilerin seçilmeleri, Hz. Bahaullah’ın inananlarının, O’nun kadın ve erkek eşitliği konusundaki prensibini gayretle nasıl yaydığını göstermektedir.
Aynı zamanda, bir dizi inisiyatif de Bahai Dini hakkında bilgiyi kamuoyunun çeşitli kesimlerine yaymaktadır. Bunlar şu yaratıcı girişimleri içermektedir: ayda ortalama 25.000 ziyaretçisi olan “Bahai Dünyası” Web sitesi; dotların dünyanın her yerinde güncel sorunlar konusunda konuşmasına yardım eden Geleceği Kim Yazıyor? başlıklı bir bildirinin yayınlanması; Waşington D.C.’de haftada bir saat olmak üzere Farsça radyo programı “Peyam-ı Dost”un yayınlanması--bu programa Internet üzerinden dünyanın her yerinden her zaman ulaşılabilmektedir; Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Macaristan, Romanya, Slovenya ve eski Makedonya Yugoslav Cumhuriyeti hükümet yetkililerinin sıcak onayını kazanan ve ahlak prensiplerini günlük sorunlara uygulayan oldukça özgün bir televizyon programının uygulanması.
Dünya insanlarının özlemlerini “sivil toplum kuruluşları” olarak tanınan örgütler aracılığı ile ifade etmeye kalkmış olmaları, yüzyılın sonuna yaklaşılırken güç kazanan bir olgudur. Insanlığın bir kesitini temsil eden bir STK olarak Uluslararası Bahai Toplumu’nun, insanlığın geleceğini biçimlendiren önemli müzakerelerde birleştirici bir araç olma güvenini kazanması, dünyanın her yerindeki Bahailer için büyük bir mutluluk kaynağı olmalıdır. Birleşmiş Milletler’deki ana temsilcimiz, Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından kurulan Sivil Toplum Kuruluşları Komitesi’nin iki başkanından biri olarak atanmıştır. Bu makam Milenyum Forumu’nun düzenlenmesinde Bahai Uluslararası Toplumu’na bir liderlik rolü vermektedir. BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından istenen ve Mayıs ayında yapılması planlanan bu toplantı, bu yılın Eylül ayında, devlet ve hükümet başkanlarının katılacağı Milenyum Zirvesi’nde ele alınacak global konularda sivil toplum kuruluşlarına görüş ve öneriler yapmak için bir fırsat tanıyacaktır.
Dünyada maydana gelen değişimlerin ruhani boyutlarının insanlık tarafından farkedilmesinin Bahailer için özel bir önemi vardır. Dinlerarası diyalog şiddetlenmiştir. Bahai Dini, Dört Yıllık Plan sırasında, tanınan bir katılımcı olarak bu diyaloğa giderek artan bir biçimde dahil edilmiştir. Geçen Aralık ayında Cape Town’da toplanan Dünya Dinleri Parlementosu, aralarında güçlü bir Bahai delegasyonunun da olduğu yaklaşık 600 katılımcıyı biraraya getirmiştir. Bahailer, bu olayı planlayan Güney Afrika ve Uluslararası Yönetim Kurullarının her ikisinde de görev almışlardır. Bahailerin bu olaya ilgisi, özellikle de, Hz. Bahaullah’ın adının Batı’da bir halk toplantısında ilk kez anılmasının, 1893 yılında Şikago’da toplanan Parlemento’da gerçekleşmiş olması gerçeğinden kaynaklanmaktaydı. Geçen Kasım ayında Ürdün’de yapılan iki dinlerarası toplantıya Bahailer davetli olarak katılmışlardı: Orta Doğu’da anlaşmazlık ve din konulu konferans ve Din ve Barış Dünya Konferansı’nın yıllık toplantısı. Bahai temsilciler, Roma Katolik Klisesi’nin himayesinde Vatikan Kenti’nde ve Yeni Delhi’de yapılan toplantılara katılmışlardır; Papa II. John Paul’ün huzurunda gerçekleşen ikinci olayda, Müşavir Zena Sorabjee toplantıda konuşma yapan din temsilcilerinden biriydi. Ingiltere’de ise, Bahai temsilcilerin, yeni milenyumun Westminster Sarayı’nın Kraliyet Salonu’nda dinlerarası kutlamaları için sekiz büyük dinin üyelerine katılmasıyla, Din kamuoyu arenasına konmuş oluyordu. Burada, Kraliyet mensuplarının, Başbakan’ın ve Cantenbury Başpapazı’nın ve diğer seçkin insanların huzurunda, “Ingiltere’nin dokuz büyük dininin” toplantısı diye söz edilmişti. Almanya’da Bahailer ilk kez bir dinlerarası diyaloğa dahil edilmişlerdi. Bu olay, bir Nakız tarafından yazılan ve 1981 yılında bir Lutheran yayınevi tarafında basılan kitap nedeniyle Bahai Dini ile temasdan kaçınmış Hıristiyan mezheplerinin uzun süreden beri gelen tutumlarını tersine çevirmişti. Çözümü ise, üç Bahai tarafından yazılan ve Bahai olmayan tanınmış bir yayınevi tarafından 1995 yılında basılan 600 sayfalık bilimsel bir reddiyede verilmekteydi. Ingilizce çevirisi ise Plan’ın son yılında yayınlanmıştı. Bu olay Alman Bahai toplumunun büyük bir zaferini temsil etmekteydi. Dünya Bankası ve dokuz büyük dinin temsilcileri 1998 yılında Lambeth Sarayı’nda ve Dünya Dinleri Kalkınma Diyaloğu’nun kurulmasına neden olan bir toplantı yaptıklarında, dinlerarası diyalog alışılmamış bir biçim almıştı. Diyalog’un açıklanan amacı, dünyadaki yoksulluğu yenmek için daha etkin bir biçimde birlikte çalışmalarını sağlamak üzere, inanç toplumları ile Dünya Bankası arasındaki boşluğa köprü kurmaya çalışmaktı. Dinlerarası toplantıların sıklığı ve geniş kapsamı, dinler arasındaki ilişkilerde yeni bir olguyu temsil etmektedir. Çeşitli din toplumlarının, Hz. Bahaullah’ın Kendi inananlarının başka dinlerin inananlarına karşı göstermelerinde ısrar ettiği dostluk ve kardeşlik ruhunu kendi aralarında oluşturmaya çalışmakta oldukları açıktır.
Bahai cemaatinin bu dört yıldaki yoğun çabası, toplumun genel olarak çatışan menfaatlerin selinde boğuştuğu bir zamanda olmuştur. Bu kısa fakat şiddetli dinamik süre içinde, Bahai toplumunun içindeki ve dünyanın her yerinde iş başında olan güçler acımasız ivmeyle yol almışlardır. Arkalarında ise, Hz. Şevki Efendi’nin sözünü ettiği sosyal olgu daha açık bir biçimde ortaya çıkmıştır. Altmış yıldan daha önce “yükseliş ve düşüş, birleşme ve parçalanma, düzen ve karmaşanın eşzamanlı süreçlerine ve bunların birbirleri üzerindeki sürekli ve karşıt etkileri”ne dikkat çekmişti. Bu ikiz süreçler, Bahai toplumuna özgü olanlardan ayrı bir biçimde devam etmediler, fakat yukarıda gösterildiği gibi, bazen de Din’i doğrudan karışmaya davet edercesine ilerlediler. Aynı zaman koridorunun karşıt kenarlarında koşuyor gibiydiler. Bir yanda dinsel, politik, ırksal veya kabileler arası anlaşmazlıkların kışkırttığı savaşlar yaklaşık 40 yerde çıkmıştı; kamu düzeninin ani ve topyekün çöküşü birkaç ülkeyi felç etmişti; politik bir silah olarak terörizm yaygınlaşmıştı; uluslararası suç ağlarının artışı tehlikeyi haber vermekteydi. Karşıt kenarda ise, Hz. Bahaullah’ın barışın sürdürülmesi için reçetelerinden birini hatırlatır biçimde, ortak güvenlik yöntemlerinin uygulanması ve bunların işlenmesi girişimlerinde içtenlikle bulunuluyordu; Bahai beklentileriyle uyumlu bir hareket olarak, uluslararası suç mahkemesinin kurulması çağrısı yapılmıştı; global sorunlarla uğraşabilmek için yeterli bir sisteme olan zorunlu ihtiyaca dikkat çekmek amacıyla, dünya liderlerinin Milenyum Zirvesi’nde biraraya gelmesi planlandı; yeni iletişim yöntemleri, herkesin dünya üzerindeki herhangi bir kimseyle haberleşmesi yolunu açmıştı. Asya’daki ekonomik parçalanma dünya ekonomisinin dengesini tehdit etmişti, fakat hem acil durumu düzeltme, hem de uluslararası ticaret ve finansa adalet duygusu getirme yollarını bulma çabalarını teşvik etmişti. Bunlar, günümüzde etkili olan birbirine zıt, fakat karşılıklı olarak etkileşen eğilimlerin birkaç örneğidir ve Hz. Şevki Efendi’nin, Allah’ın büyük planında iş başında olan güçlerin “nihai amaçlarının insan ırkının birliği ve tüm insanlığın barışı” olduğu konusundaki ilham ürünü özetlemesini doğrulamaktadır.
Olaylarla dolu bu dört yılın sonunda, Gregoryan zamanın ve Bahai devrinin ölçüleriyle sonların ve başlangıçların olağanüstü bir birleşimine geldik. Bu birleşme, bir bakıma yirminci yüzyılın tamamlanmasını zorunlu kılmakta, öte yandan Oluşum Çağı’nın gözler önüne serilişinde yeni bir aşamayı başlatmaktadır. Bu iki zaman çerçevesinden görünen manzara, bizi, birbirleriyle eşzamanlı ve dünyaya biçim veren eğilimler vizyonu üzerinde tefekkür etmeye ve bunu da Hz. Şevki Efendi’nin, kendi tasarladığı Kavis’in başlangıcında büyük bir açıklıkla verdiği görüş açısından yapmaya teşvik etmektedir. Kermil Dağı üzerindeki inşaat projeleri ilerledikçe, dünya liderleri evrensel politik bir barışın yapısını şekillendirmek için cesur adımlar attıkça ve yerel ve ulusal Bahai kurumları evrimlerinde yeni düzeylere taşındıkça, bu vizyon Plan süresince parlak bir berraklık kazanmıştır. Yirminci yüzyılın, yolumuzu çizdiği gibi enerjilerimizi de harekete geçiren kutsal ve kalıcı bir anısını taşımaktayız: Bu anı, insanlık tarihinin, Hz. Bahaullah’ın Misakı’nın Merkezi’nin eşsiz bir görev sırasında yeni bir Dünya Düzeni’nin mimarisini tasarladığı ve ardından da Din’in Velisi’nin, azami gücünü, en harap edici yıllar sırasında, yüzyılın sonunda dünyanın gözü önünde esas biçiminin bütünlüğü içinde ayakta duran bir Yönetim Sistemi’nin yapısını dikmeye adadığı çok önemli ve kritik anına aittir. Böylece, zamanlar arasındaki bir köprüye gelmiş bulunmaktayız. Hz. Bahaullah’ın bir avuç mest olmuş aşığı tarafından yüzyıllık çabalama ve fedakarlıkla geliştirdiği kapasiteler, durmak bilmeyen çalışmayla dolu birçok dönemleriyle, Dinimizin, En Büyük Barış’ın dünyayı kaplayacağı o Altın Çağ’ına bizi götürecek olan Oluşum Çağı’nın kaçınılmaz görevlerine uygulanmalıdır.
Bu Rızvan’da Oniki Aylık Plan’a başlamaktayız. Kısa olmakla beraber, belirli hayati işlerin yerine getirilmesi ve Hz. Abdülbaha’nın Ilahi Plan’ında gelecek yirmi yıllık hamleye zeminin hazırlanması için gerekli ve yeterli olacaktır. Dört yıl önce özenle başlatılan, hizmet için bilgi, nitelik ve yeteneklerin özenle kazanılması işi şimdi hızlandırılmalıdır. Nerede olurlarsa olsunlar, ulusal ve bölgesel enstitüler benimsedikleri programları ve sistemleri tam kapasiteyle harekete geçirmelidirler. Ihtiyacın belirlendiği yerlerde yeni enstitüler kurulmalıdır. Bireysel inisiyatifle ve kurumların himayesinde girişilen tebliğ çalışmasını sistemleştirmek için daha büyük adımlar atılmalıdır. Bir bakıma bu amaçladır ki, her kıtanın birkaç alanında Müşavirler ve Milli Mahfiller “Saha Büyüme Programları” tesis etmişlerdir. Sonuçlar, gelecek Planların yararı için büyük bir deneyim sağlayacaktır. Birey, kurumlar ve yerel toplumun, Rızvan 2001’de başlayacak ve Bahai dünyasını toplu giriş sürecinde ilerlemenin bir sonraki aşamasına götürecek olan beş-yıllık girişime tam olarak hazırlıklı olabilmesi için, dikkatini bu zorunlu işler üzerine odaklaması istenmektedir.
Fakat dikkatleri bu görevlere vermenin de ötesinde, karşı karşıya kalınan ve bizlere meydan okuyan bir konu vardır: Çocuklarımız ruhani bakımdan yetiştirilmeli ve Emrin yaşamına sokulmalıdırlar. Ahlaki tehlikelerle dolu bir dünyada sürüklenmelerine izin verilmemelidir. Toplumun mevcut durumunda, çocuklar acımasız bir kaderle karşı karşıyadır. Ülkeden ülkeye milyonlarcası sosyal bakımdan yerlerinden olmuşlardır. Refah veya yoksulluk koşulları içinde yaşasınlar, çocuklar kendilerini anne-babaları ve diğer yetişkinler tarafından yabancılaştırılmış bulmaktalar. Bu yabancılaşmanın kökleri, her yerde insanların kalplerini ele geçiren dinsizliğin özündeki materyalizmden doğan bir bencilliktedir. Çocukların günümüzdeki bu sosyal durumu, çökmekte olan bir toplumun kesin işaretidir; ancak, bu durum herhangi bir ırk, sınıf, ulus ve ekonomik koşulla sınırlı değildir, tümünü kapsamaktadır. Dünyanın bir çok yerinde çocukların askerler olarak kullanılması, işçi olarak sömürülmesi, fiili köleliğe satılması, fuhuşa zorlanması, pornografi konusu yapılması, kendi tutkularına odaklanmış anne-babalar tarafından terk edilmeleri ve sözü edilemeyecek kadar çok sayıda mağduriyet biçimine maruz kalmalarını görmek kalplerimizi acıya boğmaktadır. Bu gibi birçok dehşet, çocuklarına anne-babaların kendileri tarafından uygulanmaktadır. Ruhani ve psikolojik hasarı tahmin etmek boşadır. Dünya çapındaki toplumumuz, bu durumların sonuçlarından kaçamaz. Bu durumun farkedilmesi, çocukların ve geleceğin yararına acil ve sürekli çaba için hepimizi teşvik etmelidir.
Çocukların etkinlikleri geçmiş Planların bir parçası olmakla beraber, bunlar ihtiyaca yetmemiştir. Çocukların ve yeni gençlerin ruhani eğitimi, toplumun daha da ilerlemesi için son derece önemlidir. Bu nedenle, bu eksikliğin giderilmesi zorunludur. Enstitüler, hizmetlerini yerel toplumlara sunabilecek çocuk dersleri öğretmenlerinin eğitimini programlarına muhakkak almalıdırlar. Ancak, çocuklar için ruhani ve akademik eğitim sağlanması gerekli olmakla beraber, karakterlerini geliştirmek ve kişiliklerini biçimlendirmek için zorunlu olanların sadece bir parçasını temsil etmektedir. Bireyler ve tüm düzeylerdeki kurumlar, yani topyekün toplum için, çocuklara karşı uygun bir tutum gösterme ve onların mutluluk ve refahı konusunda genel bir ilgi duyma gerekliliği de bulunmaktadır. Bu tür bir tutum, hızla çöken düzeninkinden çok uzak olmalıdır.
Çocuklar bir toplumun sahip olabileceği en değerli hazinedir, çünkü geleceğin umudu ve garantisi onlardadır. Büyük ölçüde, cemaati oluşturan yetişkinlerin çocuklar konusunda yaptıkları veya yapamadıklarıyla biçimlenen geleceğin toplumunun karakterinin tohumlarını taşırlar. Öyke bir emanettirler ki, hiçbir toplum onları ihmal ettiğinde cezasız kalamaz. Çocuklara karşı sonsuz bir sevgi, onlara davranış tarzı, kendilerine gösterilen ilginin kalitesi, yetişkinlerin onlara karşı davranış ruhu--bunların tümü, gerekli olan tutumun hayati yönleridir. Sevgi, disiplin ve çocukların güçlüklere alıştırılması için cesaret ister, yoksa kaprislerine boyun eğmek veya onları tümüyle kendi istek ve eğilimlerine bırakmak değil. Çocukların, topluma ait olduklarını ve onun amacını paylaştıklarını hissettikleri bir atmosferin sağlanması gereklidir. Bahai ölçütlerine göre yaşamak ve Emri kendi koşullarına uygun biçimlerde öğrenmek ve tebliğ etmek üzere sevgiyle, fakat ısrarla kılavuzlanmalıdırlar.
Toplumdaki gençler içinde yeni gençler olarak bilinenler, örneğin 12 ile 15 yaşlar arasına girenler bulunmaktadır. Çocukluk ve gençlik arasında bir yerde oldukları ve içlerinde birçok değişim meydana geldiği için, özel gereksinimleriyle özel bir grubu temsil etmektedirler. Ilgilerini çekecek, tebliğ ve hizmet için kapasitelerini biçimlendirecek ve daha büyük gençlerle sosyal etkileşime girdirecek etkinliklere dahil etmek üzere yaratıcı ilgi hasredilmelidir. Sanatın çeşitli biçimlerde kullanılması, böyle bir etkinlik için çok değerli olabilir.
Şimdi de, çocukların yetiştirilmesi için esas sorumluluğu taşıyan ebeveynlere birkaç söz söylemeyi arzu etmekteyiz. Çocukların ruhani eğitimine sürekli dikkat etmeleri için çağrıda bulunmaktayız. Bazı ebeveynler, bunun topluma münhasır bir sorumluluk olduğunu düşünürler; diğerleri ise, çocukların gerçeği araştırmaktaki bağımsızlıklarını korumak için, Din’in onlara öğretilmemesi gerektiğine inanmaktadırlar. Başkaları da, böyle bir görevi üstlenmekte yetersiz olduklarını düşünürler. Bunların hiçbiri doğru değildir. Sevgili Hz. Abdülbaha, “kız ve erkek çocuğu yetiştirmeye tüm gayretle çalışmak, babaya ve anneye bir görev olarak emredilmiştir” diye buyurmuş ve “bu konuyu ihmal ederlerse, amansız Rabbın huzurunda sorumlu ve kınanmaya layık olacaklardır” diye eklemiştir. Ebeveynler, eğitim düzeylerinden bağımsız olarak, çocuklarının ruhani gelişimini biçimlendirmek için önemli bir makama sahiptirler. Çocuklarının ahlaki karakterini şekillendirme yeteneklerini küçümsememeleri gerekir. Çünkü, Allah’a olan sevgileri, O’nun yasalarına bağlı kalmaya çalışmaları, Emrine hizmet ruhları, bağnazlıktan yoksun olmaları ve dedikodunun aşındırıcı etkilerinden arınmış olmalarıyla bilinçli bir biçimde yarattıkları ev ortamı sayesinde vazgeçilemez bir etki yaparlar. Cemal-i Mübarek’e inanan her anne ve babanın sorumluluğu, Öğretiler’in çok değer verdiği, ebeveyne kendiliğinden itaat etmeye neden olacak biçimde hareket etmektir. Şüphesiz, evdeki çabaların yanısıra, anne-babalar toplum tarafından sağlanan çocuk derslerini de desteklemelidirler. Çocukların, kendilerini acı gerçekler konusunda, yukarıda anlatılan korkuları doğrudan yaşayarak veya medyanın önüne geçilemeyen selleri vasıtasıyla bilgilendiren bir dünyada yaşamakta oldukları da unutulmamalıdır. Çökmekte olan bir toplumun oluşturduğu bu kasvetli manzaranın aksine, Bahai çocuklar daha iyi bir geleceğin simgeleri olarak parlamalıdırlar.
Beklentilerimiz, Kıtasal Müşavirlerin, Uluslararası Tebliğ Merkezi’nin Allah’ın Dağı’ndaki daimi binasına yerleşmesini kutlayacak özel bir olay için Ocak 2001’de Arz-ı Akdes’te toplanacak olmaları düşüncesiyle canlıdır. Dünyanın her yerinden Muavenet Heyeti üyeleri de, Oluşum Çağı’nın tarihi olaylarından biri olacak bu toplantıya onlarla birlikte katılacaklardır. Böyle bir Bahai görevliler topluluğunun biraraya gelmesi, kendi doğasının gereği, Plan’ın birini tamamlamaya ve diğerini başlatmaya yakın olacak bir topluma sayısız yararlar getirecektie. Sonuçları üzerinde düşünürken, kalplerimizi, sevgili Emrin Velisi’nin yüreklerinde yaktığı hizmet meşalesini, Arz-ı Akdes’te ikamet ederek yükseklerde tutan çok sevgili Tanrı Emri’nin Elleri Ali Akbar Furutan ve Ali Muhammed Varka’ya şükranla çevirmekteyiz.
Bu Oniki Aylık Plan ile, bir daha hiç dönmeyeceğimiz bir köprüyü geçmekteyiz. Bu Plan’ı Amatul-Baha Ruhiye Hanım’ın dünyevi eksikliği içinde başlatmaktayız. Insan ırkı tarihinin o eşsiz döneminde parlayan bir ışın demeti olarak yirminci yüzyılın sonuna kadar bizimle kalmıştır. Hz. Abdülbaha Ilahi Plan Levihleri’nde Ilahi çağrıyı yükseltmek için dünyanın herbir yerine seyahat edememesinden yakınmış ve hayal kırıklığının şiddeti içinde şu umudu kaleme almıştı: “Allah’a yalvarıyorum! Siz bunu başarın.” Amatul-Baha buna sınırsız güçle karşılık verdi ve eşsiz armağanlarını alma ayrıcalığını kazanan 185 ülkede, dünyanın çok uzaklarına yayılmış noktalarına ulaştı. Ihtişamını ebediyen koruyacak olan örneği, gezegenin herbir yerindeki binler üstüne binlercenin kalbini aydınlatmaktadır. Başka bir jestin yetersizliği karşısında, hepimiz mütevazi çabalarımızı bu Plan sırasında, tebliği kendisine esas amaç ve kusursuz yaşam sevinci yapan birisinin anısına adayamaz mıyız?
Oluşum Çağı’nın Beşinci Dönemi’nin başında Din’in içinde ve dışındaki olaylar seli hayranlık uyandıran bir manzara sergilemektedir. Emrin içinde, geçtiğimiz Mayıs ayında Kermil Dağı üzerindeki yapıların tamamlanmasını işaret eden olayların tarihi önemi, bunların etkisi uydu yayınları ve bir Bahai etkinliğine bu güne kadar tanınan en yaygın medya çalışması aracılığıyla tüm gezegene anında iletilirken, duyguları kamaştırmıştır. Kermil Levhi’nin açık bir biçimde yayılışının en yeni kanıtları dünyanın gözleri önüne nefes kesen ihtişam içinde ortaya konurken, Hz. Bahaullah’ın Emri, bilinmezlikten süregelen çıkışında yeni bir önemli noktaya sıçramıştır. Böylece, Din’in tarihinde silinmez bir iz kaydedilmiştir.
Zaptolunamaz Dinimize canlılık veren diriliğin dışarıya dönük bu belirtisinin benzeri, Beş Yıllık Plan’ın geçen Rızvan’da başlamasından beri çalışmakta olan iç süreçler hamlesinde görülmektedir. Bu nedenle, milli konvenşınlarda toplanan delegeleri ve Hz. Bahaullah’ın dünyanın her yerindeki tüm diğer inananlarını, Plan’ın birinci yılındaki işleyişinin, kalpleri sevindirecek ve Plan’ın belirlenen seyrinde sayısız olasılıklar konusunda güven ilham edecek birkaç güçlü noktası üzerinde bizimle beraber düşünmeye davet etmek istiyoruz.
Milli Ruhani Mahfiller, Plan’ın ihtiyaçlarına istekle karşılık vermek üzere, Rızvan’dan önce ve hemen sonra Kıtasal Müşavirler ile bir dizi planlama toplantıları yapmışlardır. Tüm bunlar, toplu giriş sürecinin yeni bir çehresini gerçekleştirmek üzere atılan adımlarla kendini gösteren, güçlü bir başlangıç için hızı belirlemiştir. Her ulusal toplumdaki Bahai kurumları, her biri idare edilebilir büyüme ve gelişme ölçüsündeki etkinliklere uygun bileşim ve büyüklükte kümelere bölmek amacıyla, ülkelerinin haritasını sistematik bir biçimde çıkarma işine girişmişlerdir. Bu güne kadar yaklaşık 150 ülke tarafından rapor edilen böyle bir haritalandırma, iyi düzenlenmiş bir yayılma ve güçlenme modelini gerçekleştirmeyi mümkün kılmaktadır. Böylece, aynı zamanda, bir ülkenin tümünde, bir kümeden diğerine sürdürülebilir sistematik büyüme için bir perspektif veya vizyon da yaratmaktadır. Bu perspektifle, bakir kümeler, geçmiş kampanyalarda belirlenen bakir bölgeler gibi, ülke içi muhacirler için hedefler olurken, açılmış kümeler ise dikkatlerini Plan’ı oluşturan üç unsurun, yani birey, kurumlar ve toplumun birbirini destekleyen çalışmalarıyla harekete geçirilen iç gelişimleri üzerine yoğunlaştıracaktır.
Bu çalışmanın ilerlemesine, eğitimden geçmiş kolaylaştırıcıların sayısını artırmak üzere birçok ülkede girişilen kampanyalarla geçen yıl önemli ölçüde güçlenen eğitim enstitüsü süreci sayesinde güç verildiğini görmek büyük cesaret vermektedir. Eğitim enstitüsünün iyi kurulduğu ve sürekli çalıştığı bir yerde üç ana etkinlik, yani çalışma çemberleri, dua toplantıları ve çocuk sınıfları oldukça kolay bir biçimde çoğalmıştır. Gerçekten de, arayıcıların bu etkinliklere, Bahai dostlarının daveti üzerine giderek artan bir biçimde katılımı, bunların amacına yeni bir boyut kazandırmış ve sonucunda yeni tesciller yaratmıştır. Bunun tebliğ işinde büyük ümit vaat eden bir yön olduğu kesindir. Başlangıçta esas olarak inananların kendilerinin yararı için düşünülen bu ana etkinlikler, doğal olarak, toplu giriş için kapılar olmaktadır. Çalışma çemberlerini, dua toplantılarını ve çocuk sınıflarını küme çerçevesi içinde birleştirerek, eylem çizgilerinde bütünlük modeli ortaya konmuştur ve şimdiden memnunluk verici sonuçlar yaratmaktadır. Bu modelin dünya çapında uygulanmasının, Emrin önümüzdeki yıllarda ilerlemesi için muazzam olasılıklar içerdiğinden eminiz.
Heyecan verici bu olasılıklar, Uluslararası Tebliğ Merkezi’nin, dünya toplumunun sistematik büyüme konusundaki anlayışını artırmak için harcadığı son derece büyük enerji sayesinde daha da uygulanabilir kılınmıştır. Tebliğ Merkezi, Muavenet Heyeti üyelerinin yeni hizmet döneminin yakın geçmişte başlayışının sunduğu fırsatı kullanarak, yılın son aylarında yapılmak üzere 16 bölgesel yönlendirme konferansı istemiştir. Bunların her birine iki üyesini göndermiştir. Dünyanın her yerinden Heyet üyelerinin sadece birkaçı dışında katılımla gerçekleşen konferanslar, “eğitim enstitüleri ve sistematik büyüme” temasına büyük oranda odaklanarak, katılımcıları, yorulmak bilmeyen çabaları sayesinde toplumun tüm yapısına yayılacak olan bilgi servetiyle donatmıştır.
Böylesine zenginliklerle donanmış, bu kadar deneyimli, ilahi ilhama sahip bir eylem planına bu denli odaklanmış bir toplum, sakinleri, Kutsal Topraklar’daki Mayıs 2001 olaylarından sonra çok sayıda hastalığın batağına daha da derinine batmış bir dünyayı izlemektedir. Ancak, Emrin, tam olarak işte bu gibi, görünüşte uygunsuz koşullar altında ilerlemesi amaçlanmıştır ve de gelişecektir. Hz. Bahaullah’ın dünyanın krallarına ve hükümdarlarına Levihlerinin tamamının İngilizce çevirilerini içeren ve yeni yayınlanan Ordular Rabbının Çağrıları isimli eser adaletsizlik, zulüm ve yozlaşmaya karşı O’nun uyarılarını ihmal etmenin korkunç sonuçları konusunda uygun bir hatırlatma olmuştur. Dünyanın her yerindeki insanların bilincine uygulanmakta olan şiddetli şoklar, O’nun emrettiği devanın aciliyetini vurgulamaktadır. O’nun, değişik yerlere saçılmış sadık kulları olan bizler, O’nun Emrini tebliğ etme, şahane Sistem’ini güçlendirme, ruhani etkinliklerin ilerlemesi ve yerine getirilmesinin kaçınılmaz olarak bağlı olduğu ve acil olarak ihtiyaç duyulan maddi araçları fedakarca temin etme gibi, karşı konulmaz fırsatlar zamanına tekrar gelmiş bulunmaktayız
Kaçınılmaz görevimiz, dünyada barışı garanti edebilecek tek Mesaj’ı yaymak ve onun değişim yaratıcı özelliğini göstermek amacıyla, korkmadan veya tereddüt etmeden, mevcut karmaşadan yararlanmaktır. Cemal-i Mübarek bizi kudretli sözlerle güçlendirip, güven vermedi mi? Sevgi dolu öğüdü şöyleydi: “Dünyada olup bitenler sizi üzmesin.” “Allah’a yemin olsun! Sevinç okyanusu size kavuşmanın özlemini çekiyor, çünkü her güzel şey sizin için yaratılmıştır ve zamanın ihtiyaçlarına göre size gösterilecektir.”
O halde, herhangi bir şüphe veya engele takılmadan, elinizdeki Plan’la yolunuza devam edin.
Beş Yıllık Plan üçüncü yılına girerken, ivme giderek artmaktadır: henüz biten yıl sırasındaki başarı rekoru, bundan önceki on iki ayın rekorunu çok geride bırakmıştır. Bu ivme, itici gücünü, Plan’ı oluşturan unsurlarda erişilen artan uyuma olduğu kadar, gezegene yayılan kargaşa ruhunun canlandırıcı etkisine de borçludur.
Bu yeni idari yılın açılışına eşlik eden koşullar önemleri açısından aynı zamanda kritik, meydan okuyucu ve olağanüstüdür. Geçen yılın tüm seyri Ortadoğu’da savaşın çıkışıyla sonuçlanan bir dizi krizlerle çalkalanmıştır. Bunun sonuçlarının İsm-i Azam’ın toplumunun ilerleyişi için önemi, giderek artan bir biçimde globalleşen bir toplumun fırtınalı bir geçiş döneminin sancıları içindeki evrimi için öneminden daha az değildir. Bu geçişin zamanlaması, boyutları ve eğilimleri, ister istemez, tahmin edilemezdi. Dünya koşullarının gelgitindeki mevcut değişim gerçekten de ne kadar hızlıydı! Emrin ilk günlerdeki tarihinin biçimlendiği ülkeleri çok açık bir biçimde içeren çatışmada, Hz. Bahaullah’ın “dünyanın dengesi bu en büyük, bu yeni Dünya Düzeni’nin sarsıcı etkisiyle bozulmuşur” uyarısının yeni bir hatırlatılışını görmekteyiz. Bu krize ilişkin olayların, zengin bir Bahai mirasına sahip Irak gibi bir ülkeyi doğrudan etkilemesi özellikle dikkate değerdir.
Bu ve diğer durumların dünyada neden olduğu parçalanmalar, bir taraftan Allah’ın bu Gün için Mazharının on yıl boyunca ikamet ettiği bir ülkenin çok değerli fakat acınacak bir biçimde zulüm altındaki Bahai toplumunun tarihinde yeni bir bölümün açılışını ima etmekteydi. Bir taraftan da, Dinimizin Dünya Merkezi’nde Dokuzuncu Uluslararası Konvenşın hazırlıklarını yıkmaktaydı. Ancak, ne kadar hayal kırıcı olursa olsun, umutsuzluğa gerek yoktur. Allah’ın Büyük Plan’ı, Küçük Plan’ına müdahale ettiğinde, O’nun ihtişamlı Emrinin çıkarlarının ilerlemesi açısından daha önemli bir fırsat için yolun, zamanı gelince Allah’ın takdiriyle açılacağında hiç şüphe yoktur.
Küçük Barış’ın gözler önüne serilişinde bu son çatışmanın uyandırdığı üzüntüler, korkular ve şaşkınlıklar, gezegeni karıştıran ve sürekli yinelenen krizlere yönelik şikayet ve kızgınlık duygularını şiddetlendirmiştir. Dünyanın bir başından öbürüne insanların kaygıları, şimdi bile kızgın gösteriler biçiminde, açıkça ve gözardı edilemeyecek yaygınlıkta dile getirilmektedir. Protesto ettikleri sorunlar ve uyandırdıkları duygular, çoğu zaman, bu gibi açık gösterilerle çözmeyi umut ettikleri karmaşa ve karışıklıkları artırmaktadır. Neler olup bittiği konusunda Allah’ın dostları için belirgin bir açıklama vardır; sıkıntı ve umutsuzluğun yayılmasının neden olduğu güçlüklere etkin bir biçimde karşılık vereceklerse, sadece, Din’in sunduğu vizyon ve ilkeleri hatırlamaları gerekir. Hz. Şevki Efendi’nin Bahaullah’ın Dünya Düzeni [The World Order of Bahá’u’lláh] isimli eserinde yayınlanan mektupları, özellikle de “Yeni Bir Dünya Düzeni’nin Amacı” [The Goal of a New World Order], “Amerika ve En Büyük Barış” [America and the Most Great Peace] ve “Dünya Uygarlığının Gözler Önüne Serilişi” [The Unfoldment of World Civilization] başlıklı mektupları inceleyerek, konu ile ilgili Öğretileri daha derinine anlamaya çalışmalıdırlar.
Dünya fırtınalı seyrini sürdürürken, Beş Yıllık Plan da, toplumumuzun toplu giriş sürecinde ilerleme olan ana hedefine doğru dev adımlar atmasını sağlayacak işleyiş kapasitesine erişmiştir. Tüm beş kıtada Din’in işlerinde böylesine yüreklendirici bir durumun ayrıntıları 17 Ocak tarihli mektubumuzda verilmişti; onu daha fazla incelemenizi istemekteyiz. Şimdi sadece birkaç ana ayrıntının altının çizilmesi gerekmektedir: Ülkelerin kümelere bölünmesi 179’unda tamamlanmıştır; büyüme ve yayılma için bu kaynaklardan yaklaşık 17.000 adet mevcuttur. Küme düzeyindeki yansıma toplantıları, kurumlar ve yerleşim birimlerinde düşünce ve eylemin birleştirilmesinde güçlü bir araç olmuştur; bunlar, kurumsal ve bireysel inisiyatiflere, karşılıklı destek ruhu içinde güçlü bir teşvik sağlamışlardır. Enstitü süreci büyüme ve sağlamlaşma için yaratıcı bir kuvvet olarak etkisini eskiye göre daha belirgin olarak göstermiştir. Plan’ın ana etkinlikleri, geçen yılkilerin çok daha üstünde bir başarı düzeyine ulaşmıştır. Sonuç olarak, giderek artan sayıdaki dostlar, çabalarının şevkine ilham veren bulaşıcı güven ruhunu göstererek, dünyanın her yerinde tebliğ ve idari işlerde şimdi faaldirler. Gençler ve çocuklar toplumun programlarına daha sistematik bir biçimde dahil edilmekte, Bahai olmayanlar da çalışma çemberlerine, dua toplantılarına ve çocuk sınıflarına artan sayıda katılmaktadır. Bu üç ana etkinliğin arasıra görüldüğü birçok toplumda, bunların Plan’ın başlangıcından beri geçen kısa sürede düzenli özellikler durumuna gelmesi ve sayıca artması gerçekten de sevindiricidir. Odaklanmış ve daha önce görülmediği kadar hareket halindeki bir dünya toplumunun görüntüsü işte budur.
Bu büyüme modeli Plan’ın işleyinde daha sağlam bir biçimde kök salarken, geçtiğimiz yıl içinde başka önemli gelişmeler de olmaktaydı. Dış ilişkiler alanında Bahai Uluslararası Toplumu’nun kurumları burada anlatılamayacak sayı ve çeşitlilikte, fakat biraz da söz etmeden geçilemeyecek kadar etkileyici bir ortak etki yaratan etkinliklerle meşgul olmuşlardır. Bu tür etkinliklerin en önemlisi dünyanın dini liderlerine hitaben geçen Nisan ayında yazdığımız mesajdı. Mesaj, toplumun en önemli unsurlarının dikkatinin dünya barışının sağlanmasında kritik öneme sahip sorunlara çekilmesinde Bahai toplumunun yapmakta olduğu yaklaşımlara yeni bir güç vermiştir. Bahai Uluslararası Toplumu Halkla İlişkiler Ofisi’nin uyumlu çabalarıyla ve Milli Ruhani Mahfillerin tez randımanıyla, mesaj kısa bir süre içinde dünyanın her yerindeki dini toplumların en üst düzeyde ve diğer kademelerdeki yetkililerine dağıtılmıştır. Bu girişimin amacı, dini liderlerin, insanlığın refahı için sürekli olarak daha ciddi bir tehlike oluşturan dini bağnazlık sorununa eğilmelerine olan acil ihtiyacı, konuyla ilgili herkesin dikkatine getirmektir. Mesajı alanların birçoğunun ilk tepkileri, onun ciddi bir biçimde dikkate alındığını ve hatta bazı yerlerde dinlerarası etkinliklere yeni bir bakış açısı sağladığını göstermektedir.
Sosyal ve ekonomik gelişim alanında ise, kurumsal ve bireysel çabanın etkilerini hem toplumun iç gelişimine, hem de toplumun başkalarıyla işbirliğine daha derinine yerleştiren bir tempoya ulaşılmıştır. Sosyal ve Ekonomik Gelişim Ofisi, Plan’ın ikinci yılında, ilhamını Bahailikten alan sekiz yeni gelişim kurumunun oluşturulduğunu ve kadınların ilerlemesi, sağlık, ziraat, çocuk eğitimi ve gençlerin güçlendirilmesi gibi değişik alanlarda çalışmakta olduğunu bildirmiştir.
Arz-ı Akdes’te, Hz. Bahaullah’ın Cevahir’ul Esrar olarak bilinen Arapça risalesinin İngilizce çevirisi “İlahi Sırların İncileri” [Gems of Divine Mysteries] adı altında yayınlanmıştır. Hz. Bahaullah’ın Akka hapishanesinde bulunan Hücre’sinin restorasyonu tamamlanmış ve hücre alanının üst katındaki çalışmalar başlamıştır. Ekim 2003’te başlayacak olan ziyaret mevsimi itibariyle her gruptaki ziyaretçi sayısı 150’den 200’e çıkartılacaktır.
Bunun yanısıra, Dünya Merkezi’nde faaliyette bulunan kurumların gelişimini ilerletme çabaları, Hukukullah kurumunun, bu kurumun Emin’i olan Tanrı Emrinin Eli Ali Muhammed Varka’nın seçkin liderliğinde geçirdiği sürekli evrimde özellikle belirginleşmişti. Hikmetli inisiyatifi ve sürekli çabasıyla, Dr. Varka her yerdeki dostların Hukukullah yasası konusunda eğitimine ilham olmuştur. Yasanın evrensel olarak uygulanışından sonra geçen on yılda, sayıları giderek artan vekil ve temsilcilere uyum ve rehberlik sağlayan ulusal ve bölgesel eminler kurulları ağı oluşturulmuştur. Bu büyük yasa konusundaki bilgi geniş bir biçimde yayılmıştır ve tüm kıtalardan dostlar buna, Hukukullah Emini’nin, bu yasaya itaatten akan vaat edilmiş inayetlerden şimdiye kadar yararlanmamış olanları etkileyeceğini umut ettiği bir bağlılık ruhuyla karşılık vermektedir.
Dünya Merkezi’ndeki binaların ve bahçelerin uygun bir standartta muhafaza edilmesi için parasal desteğe olan özel ihtiyacı ilan edişimizden bu güne kadar geçen yaklaşık iki yıl içinde Dünya Merkezi Bağış Fonu kurulmuştur. Bağışlar henüz yıllık ihtiyaç düzeyine ulaşmamıştır. Ancak, alınan bağışların beş milyon dolarını, başlangıçtaki amaca yönelik bir yatırım gelirinin kaynağını sağlayacak bir anapara oluşturmak üzere ayırmak gereğini duymuş bulunmaktayız. Bunu, gerekli harcamaların karşılanmasına yardımcı olmak üzere Bahai Uluslararası Fonu’ndan kaynak aktararak ve normalde izlenmesi gereken, diğer alanlardaki etkinlikleri askıya alarak yapmış bulunmaktayız.
Şili Milli Ruhani Mahfili tarafından yapılan çağrıya yanıt olarak, Güney Amerika Ana Mabedi’nin Santiago’da inşa edilmesi için dünyanın her yerindeki mimar ve tasarımcılardan 185 proje taslağının alındığını bildirmekten mutluluk duyuyoruz. Nihai karar, zamanı gelince ilan edilecektir.
Sevgili Dostlar: Her yerde elde edilmekte olan ilerlemenin sağlam kanıtından haz duyarak, bu günlerin gereksinimlerine uyacak biçimde tasarlanmış Beş Yıllık Plan çerçevesi içindeki adanmış çabalarınız üzerinde Yüce Rabbimizin sürekli teyitlerine güveniyoruz. Plan’ın izlenmesinde gösterdiğiniz sebatın, toplu giriş sürecini her ülkede muazzam hamlelerle ilerletebilecek o zaptedilmiş güçleri Cemal-i Mübarek’in lütuf ve inayetleriyle serbest bırakmasını diliyoruz.
Beş Yıllık Plan’ın üç yılı geçmiş bulunmaktadır. Dört Yıllık Plan’da harekete geçirilen ve Oniki Aylık Plan sırasında çocukların Bahai eğitimine gösterilen özel dikkatle güçlenen ve geçtiğimiz yıllarda yorulmadan izlenen süreçler, bunların başlatılmasındaki yüksek umutları şimdi gerçekleştirmektedir. Plan’daki üç katılımcı olan birey, toplum ve kurumlar apayrı roller oynayarak, dünyanın her yerinde birbirlerinin eylemlerini güçlendirmektedir. Çekirdek etkinlikler olan çalışma çemberleri, çocuk sınıfları ve dua toplantıları, Bahai toplum yaşamının tüm diğer unsurlarına daha büyük güç ve başarı katan temel özellikler ve birbirlerini geliştiren kazanımlar olmuştur. İnsan kaynakları artmakta ve Mahalli Ruhani Mahfiller de yükselmekte olan bu canlılığın yeni taleplerine karşılık vermektedir.
Çocukların Bahai eğitimi için dünyanın her yerinde oluşturulan kapasite olağanüstü etkileyicidir. Yeni gençliğin ruhani bakımdan güçlendirilmesi için ilk çabalar başarılı olmaktadır. Kümelerin her etkinlik düzeyinden bir üsttekine hareketi kontrol altındadır ve bu hareket ilerledikçe de, henüz Bahai olmayan fakat Plan’ın çekirdek etkinliklerine şevkle giren, daha büyük bir çevreden insanlar, imanını açıkça itiraf eden inananlar grubuna katılmaktadır. Yoğun büyümeyi yönetmek üzere yapılanmalar bazı ileri kümelerde şimdiden görülmektedir. Milli Mahfiller, ülkelerindeki tüm kümelerin ihtiyaçlarıyla ilgilenirken, yüksek umut vaat eden öncelikli bazı kümeleri, bu kümelerin eğitim enstitüleri aracılığıyla oluşturdukları insan kaynakları, onların hızlı ve sürekli büyüme merkezleri olmalarını sağlayıncaya kadar teşvik ederek ve geliştirerek, onlara özel ilgi göstermenin değerini öğrenmişlerdir.
Beklenildiği gibi, eğitim enstitüsü büyümenin bir motoru olduğunu kanıtlamaktadır. Milli Ruhani Mahfillerin büyük bir çoğunluğu, kendi toplumlarının fırsatlarını ve ihtiyaçlarını belirleyip, Plan’ın ihtiyaçlarını daha büyük ölçüde karşıladığını görerek, Ruhi Enstitüsü tarafından tasarlanan kurs materyallerini benimsemeye karar vermiştir. Bunun, aynı materyallerin birçok dile çevrilmiş olması ve Bahailerin seyahat ettiği her yerde aynı yolu takip eden ve aynı kitaplara ve yöntemlere aşina diğer ahbapları bulmaları gibi paralel bir yararı olmuştur.
Birbirleriyle çatışan anlayış ve çıkarlar tarafından parçalanmış karmakarışık bir uluslararası toplum, yükselen terörizm, kanunsuzluk ve yozlaşmanın saldırısına uğramış, ekonomik başarısızlık, yoksulluk ve hastalıkla aşınmıştır. Bahai toplumu, ilahi vahiyle verilen vizyondan ilham alarak, sağlam temeller üzerinde kurularak, şimdi yerli yerine oturmuş olan süreçlerle güçlenerek ve sözde engellerden yılmadan, o toplumun içinde giderek daha görünür olmaktadır. Bahai toplumunun beklenmeyen durumlara karşılık verme kapasitesinin bir örneği, bir yıl önce, çok sayıda tehlikenin Uluslararası Bahai Konvenşını’nın iptalini zorunlu kıldığında görülmüştür; Yüce Adalet Evi’nin seçimi gerektiği biçimde yapılmış ve Plan bir adım bile sektirilmeden ilerlemiştir. Buna paralel olarak, Irak’ta yaşamın kesintiye ve karmaşaya uğramasına rağmen, o ülkedeki Bahailerle temas sağlamak ve Mahalli Ruhani Mahfillerini yeniden kurmak mümkün olmuştur. Irak Bahaileri Milli Ruhani Mahfili’nin, uluslararası Bahai toplumunda hakettiği yeri almak üzere, otuz yıldan daha fazla boğucu bir zulümden sonra bu Rızvan’da tekrar seçileceğini şimdi büyük bir sevinçle ilan etmekteyiz.
İlahi Plan’ın bu aşamadaki ihtiyacı, insanlık dünyasına darbeler vuran fırtınalardan yılmadan, güvenle ve dinamik bir biçimde mevcut doğrultuda devam etmemizdir. Cemal-i Mübarek’in adımlarınızı yönlendireceğinden ve Mele-i Âlâ Ordularının, O’nun Emrinin ilerlemesi için her çabanızı güçlendireceğinden emin olunuz.
Oluşum Çağı’nın beşinci döneminin başlangıcından beri Bahai dünyasında oluşan ani ve önemli gelişmeler bize sonsuz sevinç vermiştir. Geçen oniki ay, bir istisna teşkil etmemiştir. Bahai toplumu sistematik ilerleyişini sürdürmüş ve şimdi Beş Yıllık Plan’ın son yılına girerken, kendini, toplu giriş sürecini ilerletmek için dostların her yerde gayretli ve bilinçli çabalarıyla elde edilen, dikkate değer bir güç içinde bulmuştur.
İstatistikler, meydana gelmekte olan gelişmelerin tam önemini ifade etmekte yetersiz kalmakla beraber, başarılmakta olanın boyutu hakkında bir şeyler göstermektedir. Emrin insan kaynakları sürekli katlanmıştır. Dünya genelinde 200.000’den daha fazla birey Ruhi Enstitüsü’nün 1. Kitabını bitirmiş ve binlercesi de dünyanın her yanında artan bir sıklıkta yapılan ve son sayımlara göre 10.000’in üzerinde çalışma çemberlerinin kolaylaştırıcılığını etkin bir biçimde yapabilecek düzeye gelmiştir. Çekirdek etkinliklere katılan arayıcıların sayısı, birkaç ay önce 100.000 çizgisini aşarak, tırmanmaya devam etmiştir. Bu arada da, yaklaşık 150 küme o derecede gelişmiştir ki, ya yoğun büyüme programlarını başlatmışlar, ya da başlatmaya hazır beklemektedirler. Plan’ın sonunda bu sayının önemli ölçüde aşılacağı konusunda her türlü işaret mevcuttur.
Bu başarıları kutlarken, bunları yaratan, öğrenmedeki ilerlemeler de aynı ölçüde takdir edilmelidir. Gerekli uygulamalara özen gösteren yoğun enstitü kampanyaları, küme düzeyinde büyümeyi teşvik için araç olmayı sürdürmüştür. Zorunlu koşullar böylece yaratılınca, Emrin genişlemesi ve sağlamlaşması için sistematik programlar da buna uygun bir biçimde başlatılmıştır. Yoğun büyüme programlarının doğası hakkında değerli bir bilgi hazinesi birikmektedir ve bu çabaların bazı özellikleri şimdi gayet iyi anlaşılmıştır. Bu tür programlar, her biri birkaç ay süreli ve planlama, genişleme ve sağlamlaşmaya adanmış bir dizi döngüden oluşma eğilimi göstermektedir. İnsan kaynağı geliştirilmesi, genişleme sürecinin sadece sürdürülebilir olmasını değil, giderek ivme kazanmasını da garantiye alacak biçimde, bir döngüden bir sonrakine kesintisiz ilerlemektedir. Kuşkusuz, daha çok sayıda dersler alınacaksa da, şimdiden kazanılan deneyim, bu yaklaşımı dünyanın her tarafında ve giderek artan sayıda kümede tekrarlamayı mümkün kılmaktadır.
Kazanılan zaferlerin hem nicelik hem de nitelik boyutlarının olması gerçekten de sevindiricidir. Bu başarıların özünde, Bahai toplumlarının ruhani yaşamının her yerde sürekli zenginleştirilmesi yatmaktadır. Bu yeni ruhani canlılık, çeşitli geçmişlerden gelen insanların, birçok durumda, Hz. Bahaullah’ı Allah’ın bu Gün için Mahzarı olarak tanımaları ve imanlarını beyan etmeleriyle sonuçlanan dua toplantıları, çocuk sınıfları ve çalışma çemberlerine giderek artan katılımlarının nedenidir.
Aynı şekilde, Dünya Merkezi’nde yeni gelişmeler de olmuştur. Bölgesel ve Ulusal Hukukullah Eminleri Kurulları’nın çalışmalarına rehberlik etmek ve denetlemek üzere, Uluslararası Hukukullah Eminleri Kurulu’nun oluşturulması için zamanın uygun olduğuna karar vermiş bulunmaktayız. Bu Kurul, Baş Emin, Tanrı Emrinin Eli Dr. Ali Muhammet Varqa ile yakın işbirliği içinde çalışacak ve görevlerini yerine getirirken onun bilgi ve tavsiyelerinden yararlanabilecektir. Uluslararası Eminler Kurulu’na şimdi atanan üç üye Sally Foo, Ramin Khadem ve Grant Kvalheim’dir. Görev süreleri daha sonraki bir tarihte belirlenecektir. Kurul’un üyeleri Arz-ı Akdes’e taşınmayacaklar, fakat çalışmalarını yerine getirirken Dünya Merkezi’ndeki Hukukullah Ofisi’nin hizmetlerinden yararlanacaklardır.
Emir, tabanda genişleme ve sağlamlaşmadaki kazanımlardan, uluslararası kapsamda kurumsal gelişmelere, her düzeyde ve yönde dikkate değer bir ilerleme elde etmektedir. Camianın giderek büyüyen birliğinin yüreklendirici bu gibi işaretleri, toplumda gerilemenin kanıtlarının maalesef çok belirgin olduğu bir zamanda gelmektedir. Cesareti kırılmış bir dünyanın, içine düştüğü bu çöküş tuzağının özelliklerini burada gözden geçirmeye gerek yoktur. Ancak, unutulmamalıdır ki, Öğretilere alıcılığı artıran ve bunların yayılması için yeni fırsatlar yaratan da tam tamına bu koşullardır.
26 Kasım 1999 mesajımızda, Bahai toplumunun, Emrin Oluşum Çağı’nın ilk yüzyılının son yıllarını başarıyla geçirmesi için tasarlanmış dünya çapında bir dizi girişimden söz etmiştik. Her Plan’ın, toplu giriş sürecini ilerletme ana amacına yoğunlaşacağını belirtmiştik. Bunların ilki olan mevcut Beş Yıllık Plan, Hz. Bahaullah’ın inananlarını beş yıl sürecek bir başka Plan başlatmaya çağıracağımız, oniki kısa ayın sonunda bitecektir. Bu ara dönemde dostlardan yapmalarını istediğimiz şey, tüm enerjilerini, Uluslararası Tebliğ Merkezi tarafından güçlü bir biçimde teşvik edilen ve desteklenen sistematik öğrenmeyi, azimli eyleme dönüştürmeye yönlendirmeleridir. Hiçbir Bahai, daha büyük hedefleri olacak bir girişimin gelecek Rızvan’da başlatılması için atılan temeli bu yolla kuvvetlendirmek üzere, Plan’ın geriye kalan günlerinin sağladığı paha biçilmez fırsatı kaçırmamalıdır. Kutsal Makamlar’daki en ateşli dualarımız sizi sarsın.
Rızvan 2006 zafer ve beklenti ruhuyla yüklü bir andır. Hz. Bahaullah’ın her yerdeki inananları, şimdi sona ermekte olan Beş Yıllık Plan sırasındaki başarılarının büyüklüğünden haklı bir gurur duyabilirler. Ve geleceğe de, sadece, kararlılıkları deneyimle çelikleşmiş kimselere bağışlanan bir güven duygusuyla bakabilirler. Tüm Bahai dünyası, önünde duran beş yıllık girişimin kapsamı, isteyeceği bağlılığın derinliği ve mukadder başarılarının sonuçları üzerinde düşünerek heyecana gelmiş bulunmaktadır. Sizler Hz. Bahaullah’ın insanlık için amacının gözler önüne serilişine tanık olma ayrıcalığından dolayı O’na şükran duyguları içinde yönelirken, dualarımız dualarınızla birleşmektedir.
Arz-ı Akdes’de toplanan Müşavirlere ve aynı gün tüm Milli Ruhani Mahfillere gönderilen 27 Aralık 2005 tarihli mesajımızda, 2006’dan 2011’e kadar uzanacak olan Beş Yıllık Plan’ın özelliklerini açıklamış bulunmaktayız. Dostlardan ve kurumlarından mesajı iyice incelemeleri ısrarla istenmişti ve kuşkusuz, onun içeriği sizce iyi bilinmektedir. Şimdi ise, enerjilerinizi önümüzdeki beş yılda dünyanın her yerinde en azından 1.500 kümede yoğun büyüme programları tesis etme hedefine başarıyla ulaşılmasının temin edilmesine yönlendirmenizi, her birinizden ve hepinizden istemekteyiz. Plan’ın başlatılması için ön hazırlığın Müşavirlerin Dünya Merkezi’nden ayrılmalarını takip eden aylarda, peş peşe tüm ülkelerde büyük bir hızla ve sistematik biçimde yapılmış olması, kendisine verilen güç görevi aşmada Bahai toplumunun istekliliğinin bir göstergesidir. Plan’ın gereklerini burada daha fazla açıklamamız gerekmemekle beraber, bireysel ve ortak çabalarınızın yürütüleceği dünyanın genel durumu hakkında birkaç düşünceyi, üzerinde tefekkür etmek üzere size sunmayı zorunlu görmekteyiz.
Hz. Şevki Efendi, yetmiş yılı aşkın bir süre önce, dünyada işleyen güçlerin derin bir analizini sağlayan Dünya Düzeni mektuplarını kaleme almıştı. Sadece kendisine ait olan bir belagat ile, Hz. Bahaullah’ın Zuhuru’yla harekete geçirilen ve biri yıkıcı diğeri ise birleştirici olan ve her ikisi de insanlığı O’nun tasarladığı Dünya Düzeni’ne doğru ilerleten iki büyük süreci anlatmıştı. Büyük gayretlerle tesis edilmekte olan “uygarlığın gözler önüne serilişini niteleyen acılarla dolu yavaşlığa aldanmamamız” veya “çürümekte olan bir çağın kurumlarına sıkıntı veren kronik hastalıkların yıkıcı etkisini bazen durdurur gibi görünen refahın gelip geçici tezahürlerine kanmamamız” konusunda Emrin Velisi tarafından uyarılmıştık. Son on yıllardaki olayların seyri üzerine yapılacak olan hiçbir inceleme, o günlerde böylesine doğrulukla analiz ettiği süreçlerin artan ivmesini takdir etmekte başarısız olamaz.
Yıkıcı güçlerin toplumun dokusunda açtığı yırtığın boyutunu takdir edebilmek için, sadece, insanlığı içine çeken ve giderek derinleşen ahlak krizini düşünmek yeterli olacaktır. Emrin Velisi’nin büyük bir berraklıkla gördüğü bencilliğin, şüphenin, korku ve hilenin kanıtları, rasgele bir gözlemci için bile aşikar olacak biçimde alabildiğince yayılmadı mı? Bahsettiği terör tehdidi, uluslararası sahnede, yerkürenin her köşesindeki genç ve yaşlı herkesin zihnini meşgul edecek büyüklüğe ulaşmadı mı? Dünyevi hevesler, zenginlikler ve zevkler için bastırılamayan susuzluk ve ateşli kovalamaca, gücünü ve etkisini mutluluk, sadakat ve sevgi gibi insan değerlerine egemen olacak kadar sağlamlaştırmadı mı? Aile içindeki birlik ve dayanışmanın zayıflaması ve evliliğe karşı sorumsuzca tutum, toplumun bu temel biriminin varlığını tehlikeye sokacak boyutlara ulaşmadı mı? Hz. Şevki Efendi’nin daha önceden uyardığı gibi, “insan doğasının sapkınlaşması, insan davranışlarının alçalması, insan kurumlarının yozlaşması ve dağılması, ne yazık ki, kendilerini “en kötü ve son derece iğrenç yönleriyle” göstermekteler.
Hz. Şevki Efendi, insanlığın ahlaki çöküşündeki suçun en büyük payını, toplumsal bir güç olarak dinin gerilemesine yüklemektedir. Hz. Bahaullah’ın şu sözlerine dikkatimizi çekmektedir. “Din lambası kararınca, karmaşa ve şaşkınlık çıkacak, hakkaniyet, adalet, huzur ve barış ışıkları artık parlamayacaktır.” Mektuplarının yazılmasını izleyen on yıllar, sadece, dinin ahlaki etki yapma yeteneğinde sürekli bir bozulma değil, dini kurumların uygunsuz davranışları yüzünden kitlelerin ihanete uğradığını da görmüştür. Dini yeniden canlandırma girişimleri, başıboş bırakıldığı takdirde, insanlar arasında uygar ilişkilerin temelini yıkabi-lecek bir fanatizmin ortaya çıkmasına neden olmuştur. İran’daki Bahailere karşı girişilen ve son zamanlarda şiddetlenen zulüm, karanlığın güçlerinin, iman ışığını parlak bir biçimde yandığı her yerde söndürme kararlılığının yeterli kanıtıdır. Emrin nihai zaferine inanmakla beraber, Emrin, ona geçmişte sıkıntılar verenlerden daha güçlü ve sinsi düşmanlarla mücadele etmek zorunda kalacağı konusunda Emrin Velisi’nin uyarısını unutmaya cesaret edemeyiz.
Emrin Velisi tarafından Dünya Düzeni mektuplarında büyük bir ustalıkla ele alınan bir başka konu olan devlet adamlığının önemi üzerinde kapsamlı bir yorum yapmaya gerek bulunmamaktadır. Zengin ile fakir arasında giderek artan ekonomik uçurum, uluslar arasında çağlar kadar eski düşmanlıkların sürmesi, yerinden yurdundan olmuş insanların sayılarının artması, örgütlü suç ve şiddette olağanüstü artış, yaygın güvensizlik duygusu, birçok bölgelerde temel hizmetlerdeki çöküş, doğal kaynakların gelişigüzel istismar edilmesi - tüm bunlar, dünya liderlerinin, insanlığın sıkıntılarını hafifletmek için uygulanabilir planlar tasarlama konusundaki yeteneksizliklerinin sadece birkaç işaretidir. İçten çabaların harcanma-dığı ve aslında, on yıllarca da katlanmadığı söylenmiyor. Fakat, ne kadar ustaca olursa olsun, bu çabalar “günümüz toplumunun dengesini öylesine şiddetli bir biçimde bozmuş olan kötülüklerin temel nedeni”ni ortadan kaldırmakta çok yetersiz kalmaktadır. Emrin Velisi, “dünyanın politik ve ekonomik birliği için gerekli mekanizmayı tasarlamak bile, düzenli halkların ve ulusların gücünü sürekli zayıflatan zehre karşı bir panzehir sağlayamaz” diye ısrar etmektedir. Emrin Velisi, Hz. Bahaullah tarafından ilan edilen ve “esasları arasında, insanlığın bu çağda birliği için Allah’ın ilahi planını bulunduran İlahi Program’ın kayıtsız şartsız kabulü ile birlikte, her bir ve tüm hükümlerinin yanılmaz yararına olan yılmaz inançtan başka hiçbir şey, eğer kontrol altına alınmazlarsa, umutsuz bir toplumun organlarını kemir-meye devam edecek olan iç parçalanmanın güçlerine eninde sonunda karşı duramayacaktır” diye güvenle iddia etmektedir.
Hz. Şevki Efendi’nin, dünyada ivme kazanmakta olan dağılma sürecini tasviri, gerçekten de duyguları etkileyicidir. Birleşme sürecinin güçlerine ilişkin analizindeki doğruluğu da aynı ölçüde çarpıcıdır. “Altüst olmuş bir toplumun karmaşasından kendiliğinden ortaya çıkmakta olan dünya dayanışması ruhunun giderek yayılması”nın, Hz. Bahaullah’ın insanlığın birliği ilkesinin dolaylı bir tezahürü olduğundan söz etmekteydi. Bu dayanışma ruhu on yıllara yayılmayı sürdürmüştür ve bugün onun etkisi, köklü ırksal taassupların terk edilmesinden dünya vatandaşlığı bilincinin doğuşuna, artan çevre farkındalığından kamu sağlığının iyileştirilmesinde ortak çabalara, insan hakları için kaygıdan evrensel eğitimin sistematik olarak uygulanmasına, inançlar arası etkinliklerin tesis edilmesinden bir tür toplumsal eylemle meşgul yüz binlerce yerel, ulusal ve uluslararası örgütlerin filizlenmesine, bir dizi gelişmede görülmektedir.
Ancak, Hz. Bahaullah’ın inananları için birleşme sürecindeki en önemli gelişmeler, birçoğu Emir ile doğrudan ilişkili olup, Emrin Velisi tarafından bizzat beslenen ve mütevazı başlangıçlarından bu yana muazzam ilerleme kaydedenlerdir. İlk tebliğ planlarını verdiği küçük bir çekirdek inananlar grubundan, her biri Emrin ilkelerini ve emellerini içeren, iyi bir biçimde tesis edilmiş bir etkinlik modeli izleyen ve binlerce yerleşim biriminde varlık gösteren dünya çapında bir toplum büyümüştür. Görevinin ilk on yıllarında büyük özen ve emekle kurduğu Yönetim Düzeni’nin temeli üzerinde, Emrin işlerini yüz seksenden fazla ülkede gayretle yöneten, birbirleriyle sıkı sıkıya kaynaşmış büyük bir Milli ve Mahalli Ruhani Mahfiller ağı inşa edilmiştir. Emrin Korunması ve Yayılması için kendisi tarafından yaratılan ilk Muavenet Heyeti üyeleri grubundan, Uluslararası Tebliğ Merkezi’nin beceriyle rehberlik ettiği ve seksen bir Müşavirin yönetiminde alanda hizmet eden yaklaşık bin kadar sağlam ve güvenilir çalışanlar alayı ortaya çıkmıştır. Emrin Velisi’nin çok büyük enerji adadığı bir süreç olarak, Emrin Dünya Ruhani Merkezi’nin civarındaki Dünya Yönetim Merkezi’nin evrimi, Yüce Adalet Evi’nin, Kermil Dağı’ndaki Binası’na yerleşmesi ve ardından da Uluslararası Tebliğ Merkezi Binası’nın ve Kutsal Eserleri İnceleme Merkezi’nin tamamlanmasıyla önemli bir eşikten geçmiştir. Hukukullah Kurumu, Hz. Şevki Efendi tarafından elli yıl önce atanan Emin olan, Tanrı Emrinin Eli Dr. Ali Muhammed Varka’nın vekaleti altında sürekli ilerlemiş ve tüm insanlık için tasavvur edilemez inayetlerin kaynağı olan bu yüce yasanın geniş biçimde uygulanmasını teşvik etmek için tasarlanan uluslararası bir kurulun 2005 yılında kurulmasıyla doruğa ulaşmıştır. Emrin Velisi’nin, Emrin görüntüsünü uluslararası çevrelerde yükseltme çabaları, hem Emrin çıkarlarını savunmaya hem de onun evrensel mesajını ilan etmeye muktedir, geniş çaplı bir dış ilişkiler sistemini oluşturmuştur. Temsilcilerinin her konuştuğu yerde, Emrin uluslararası alanda gördüğü saygı çok önemli bir başarıdır. Tüm insan ırkının çeşitliliğini yansıtan bir toplumun üyelerinin Hz. Bahaullah’ın Misakı’na açıkça gösterdiği sadakat ve bağlılık, bir benzerini örgütlü hiçbir grubun iddia edemeyeceği bir güç kaynağı oluşturmaktadır.
Emrin Velisi, Yüce Adalet Evi’nin, Oluşum Çağı’nın birbiri ardına gelen dönemlerinde, Milli Ruhani Mahfillerin “birliğini simgeleyecek ve etkinliklerini düzenle-yecek ve birleştirecek” dünya çapında bir dizi girişimler başlatacağını öngörmüştü. Bahai toplumu, son üç dönem boyunca Adalet Evi tarafından verilen küresel Planlar çerçevesi içinde gayretle çalışmış ve bireyin ruhani gelişimini teşvik eden ve üyelerinin ortak enerjilerini toplumun ruhani yeniden canlanışına yönlendiren bir Bahai yaşam modeli kurmakta başarılı olmuştur. Büyük sayıda alıcı ruhlara mesajla ulaşma, onları kabul etme ve kabul ettikleri Emrin gerekleri üzerinde anlayışlarını derinleştirme yeteneği kazanmıştır. Kurucu’su tarafından ilan edilen meşveret ilkesini ortak karar almak için etkin bir araca dönüştürmeyi ve üyelerini onun kullanımı konusunda eğitmeyi öğrenmiştir. Genç üyelerinin ruhani ve ahlaki eğitimleri için programlar tasarlamış ve bunları sadece kendi çocuklarına ve yeni gençlerine değil, daha geniş toplumunkilere de yaymıştır. Elindeki yetenek havuzuyla, hem kendi ihtiyaçlarına hem de genel olarak halkın çıkarlarına hitap eden onlarca dilde ve ciltler dolusu zengin eserler yaratmıştır. Çok sayıda sosyal ve ekonomik gelişim projelerine girişerek, genel olarak toplumun işleriyle giderek daha fazla ilgilenmiştir. Özellikle de, beşinci dönemin 2001 yılında açılışından beri insan kaynaklarını, toplumun tabanına ulaşan bir eğitim programıyla katlamakta önemli adımlar atmış ve sürdürülebilir bir büyüme modeli kurmak için yöntemleri ve araçları keşfetmiştir.
Toplu giriş sürecini ilerletmenin gerekliliğine, burada tasvir edilen güçlerin karşılıklı etkileşimi bağlamında bakılmalıdır. Şimdi başlamakta olan Beş Yıllık Plan, enerjilerinizi bu süreç üzerinde yoğunlaştırmanızı ve özünde bulunan birbirini tamamlayıcı iki hareketin hızlandırılmasını sağlamanızı gerektirmektedir. Bu, sizin en önde gelen kaygınız olmalıdır. Çabalarınız meyve verince ve büyüme dinamikleri yeni bir karmaşıklık düzeyine ulaşınca, önümüzdeki beş yıl içinde dış ilişkiler, sosyal ve ekonomik gelişim, yönetim ve Bahai yasasının uygulanması gibi alanlarda Dünya Merkezi’nin kendisi için de aşılması gereken güçlükler ve fırsatlar olacaktır. Toplumun büyümesi, Ekim 2007’den başlamak üzere her gruptaki ziyaretçi sayısını ikiye katlayarak dört yüze çıkarmak için yeni düzenlemelerin uygulamaya konulmasını gerektirmiştir. Takip edilmesi gereken birkaç başka proje daha vardır. Bunlar arasında Hz. Bahaullah’ın Makamı’nı çevreleyen bahçelerin ve Rızvan Bahçesi ile Mezra’nın daha da geliştirilmesi; Uluslararası Arşiv Binası’nın restorasyonu; Hz. Bab’ın Makamı’nda, boyutları şimdi bilinmeyen yapısal onarımlar; Emrin Velisi tarafından tasavvur edildiği gibi, kıtasal Maşrik’ul Ezkarların sonuncusu olarak Şili Mabedi’nin inşa edilmesi bulunmaktadır. Bu çabalar ilerledikçe, Emrin kaynaklarının mümkün olduğunca Plan’ın gereklerine yönlendirilmesi gerektiğini unutmadan, sizden zaman zaman hem parasal destek hem de özel yetenekler biçiminde yardım isteyeceğiz.
Sevgili dostlar: Dağılma güçlerinin kapsam ve kuvvet kazanmakta olduğu ihmal edilemez. İsm-i Azam’ın toplumunun Tanrı’nın Eli’yle güçten güce kılavuzlanmış olduğu ve şimdi boyutlarını artırması ve kaynaklarını güçlendirmesi gerektiği de aynı ölçüde açıktır. Beş Yıllık Plan tarafından belirlenen rota açıktır. İnsanlığın zor durumunun farkında olan ve tarihin hangi yönde geliştiğinin bilincinde olanlarımız, tam kapasitemizle ayağa kalkarak, kendimizi Plan’ın amacına nasıl olur da adayamayız? Emrin Velisi’nin “sahne kurulmuştur” sözleri, bunları Yedi Yıllık Plan sırasında yazdığı gibi şimdi de doğru değil mi? Şu sözleri kulaklarınızda çınlasın: “Kaybedecek zaman yoktur.” “Tereddüte yer yoktur.” “Böyle bir fırsatın yeri doldurulamaz.” “Denemek, sebat etmek, nihai ve tam zaferi temin eder.” Kılavuzlanmanız ve korunmanız için Kutsal Eşik’te sürekli dualarımızdan emin olunuz.
Rızvan 2006 zafer ve beklenti ruhuyla yüklü bir andır. Hz. Bahaullah’ın her yerdeki inananları, şimdi sona ermekte olan Beş Yıllık Plan sırasındaki başarılarının büyüklüğünden haklı bir gurur duyabilirler. Ve geleceğe de, sadece, kararlılıkları deneyimle çelikleşmiş kimselere bağışlanan bir güven duygusuyla bakabilirler. Tüm Bahai dünyası, önünde duran beş yıllık girişimin kapsamı, isteyeceği bağlılığın derinliği ve mukadder başarılarının sonuçları üzerinde düşünerek heyecana gelmiş bulunmaktadır. Sizler Hz. Bahaullah’ın insanlık için amacının gözler önüne serilişine tanık olma ayrıcalığından dolayı O’na şükran duyguları içinde yönelirken, dualarımız dualarınızla birleşmektedir.
2. Arz-ı Akdes’de toplanan Müşavirlere ve aynı gün tüm Milli Ruhani Mahfillere gönderilen 27 Aralık 2005 tarihli mesajımızda, 2006’dan 2011’e kadar uzanacak olan Beş Yıllık Plan’ın özelliklerini açıklamış bulunmaktayız. Dostlardan ve kurumlarından mesajı iyice incelemeleri ısrarla istenmişti ve kuşkusuz, onun içeriği sizce iyi bilinmektedir. Şimdi ise, enerjilerinizi önümüzdeki beş yılda dünyanın her yerinde en azından 1.500 kümede yoğun büyüme programları tesis etme hedefine başarıyla ulaşılmasının temin edilmesine yönlendirmenizi, her birinizden ve hepinizden istemekteyiz. Plan’ın başlatılması için ön hazırlığın Müşavirlerin Dünya Merkezi’nden ayrılmalarını takip eden aylarda, peş peşe tüm ülkelerde büyük bir hızla ve sistematik biçimde yapılmış olması, kendisine verilen güç görevi aşmada Bahai toplumunun istekliliğinin bir göstergesidir. Plan’ın gereklerini burada daha fazla açıklamamız gerekmemekle beraber, bireysel ve ortak çabalarınızın yürütüleceği dünyanın genel durumu hakkında birkaç düşünceyi, üzerinde tefekkür etmek üzere size sunmayı zorunlu görmekteyiz.
3. Hz. Şevki Efendi, yetmiş yılı aşkın bir süre önce, dünyada işleyen güçlerin derin bir analizini sağlayan Dünya Düzeni mektuplarını kaleme almıştı. Sadece kendisine ait olan bir belagat ile, Hz. Bahaullah’ın Zuhuru’yla harekete geçirilen ve biri yıkıcı diğeri ise birleştirici olan ve her ikisi de insanlığı O’nun tasarladığı Dünya Düzeni’ne doğru ilerleten iki büyük süreci anlatmıştı. Büyük gayretlerle tesis edilmekte olan “uygarlığın gözler önüne serilişini niteleyen acılarla dolu yavaşlığa aldanmamamız” veya “çürümekte olan bir çağın kurumlarına sıkıntı veren kronik hastalıkların yıkıcı etkisini bazen durdurur gibi görünen refahın gelip geçici tezahürlerine kanmamamız” konusunda Emrin Velisi tarafından uyarılmıştık. Son on yıllardaki olayların seyri üzerine yapılacak olan hiçbir inceleme, o günlerde böylesine doğrulukla analiz ettiği süreçlerin artan ivmesini takdir etmekte başarısız olamaz.
4. Yıkıcı güçlerin toplumun dokusunda açtığı yırtığın boyutunu takdir edebilmek için, sadece, insanlığı içine çeken ve giderek derinleşen ahlak krizini düşünmek yeterli olacaktır. Emrin Velisi’nin büyük bir berraklıkla gördüğü bencilliğin, şüphenin, korku ve hilenin kanıtları, rasgele bir gözlemci için bile aşikar olacak biçimde alabildiğince yayılmadı mı? Bahsettiği terör tehdidi, uluslararası sahnede, yerkürenin her köşesindeki genç ve yaşlı herkesin zihnini meşgul edecek büyüklüğe ulaşmadı mı? Dünyevi hevesler, zenginlikler ve zevkler için bastırılamayan susuzluk ve ateşli kovalamaca, gücünü ve etkisini mutluluk, sadakat ve sevgi gibi insan değerlerine egemen olacak kadar sağlamlaştırmadı mı? Aile içindeki birlik ve dayanışmanın zayıflaması ve evliliğe karşı sorumsuzca tutum, toplumun bu temel biriminin varlığını tehlikeye sokacak boyutlara ulaşmadı mı? Hz. Şevki Efendi’nin daha önceden uyardığı gibi, “insan doğasının sapkınlaşması, insan davranışlarının alçalması, insan kurumlarının yozlaşması ve dağılması, ne yazık ki, kendilerini “en kötü ve son derece iğrenç yönleriyle” göstermekteler.
5. Hz. Şevki Efendi, insanlığın ahlaki çöküşündeki suçun en büyük payını, toplumsal bir güç olarak dinin gerilemesine yüklemektedir. Hz. Bahaullah’ın şu sözlerine dikkatimizi çekmektedir. “Din lambası kararınca, karmaşa ve şaşkınlık çıkacak, hakkaniyet, adalet, huzur ve barış ışıkları artık parlamayacaktır.” Mektuplarının yazılmasını izleyen on yıllar, sadece, dinin ahlaki etki yapma yeteneğinde sürekli bir bozulma değil, dini kurumların uygunsuz davranışları yüzünden kitlelerin ihanete uğradığını da görmüştür. Dini yeniden canlandırma girişimleri, başıboş bırakıldığı takdirde, insanlar arasında uygar ilişkilerin temelini yıkabi-lecek bir fanatizmin ortaya çıkmasına neden olmuştur. İran’daki Bahailere karşı girişilen ve son zamanlarda şiddetlenen zulüm, karanlığın güçlerinin, iman ışığını parlak bir biçimde yandığı her yerde söndürme kararlılığının yeterli kanıtıdır. Emrin nihai zaferine inanmakla beraber, Emrin, ona geçmişte sıkıntılar verenlerden daha güçlü ve sinsi düşmanlarla mücadele etmek zorunda kalacağı konusunda Emrin Velisi’nin uyarısını unutmaya cesaret edemeyiz.
6. Emrin Velisi tarafından Dünya Düzeni mektuplarında büyük bir ustalıkla ele alınan bir başka konu olan devlet adamlığının önemi üzerinde kapsamlı bir yorum yapmaya gerek bulunmamaktadır. Zengin ile fakir arasında giderek artan ekonomik uçurum, uluslar arasında çağlar kadar eski düşmanlıkların sürmesi, yerinden yurdundan olmuş insanların sayılarının artması, örgütlü suç ve şiddette olağanüstü artış, yaygın güvensizlik duygusu, birçok bölgelerde temel hizmetlerdeki çöküş, doğal kaynakların gelişigüzel istismar edilmesi - tüm bunlar, dünya liderlerinin, insanlığın sıkıntılarını hafifletmek için uygulanabilir planlar tasarlama konusundaki yeteneksizliklerinin sadece birkaç işaretidir. İçten çabaların harcanma-dığı ve aslında, on yıllarca da katlanmadığı söylenmiyor. Fakat, ne kadar ustaca olursa olsun, bu çabalar “günümüz toplumunun dengesini öylesine şiddetli bir biçimde bozmuş olan kötülüklerin temel nedeni”ni ortadan kaldırmakta çok yetersiz kalmaktadır. Emrin Velisi, “dünyanın politik ve ekonomik birliği için gerekli mekanizmayı tasarlamak bile, düzenli halkların ve ulusların gücünü sürekli zayıflatan zehre karşı bir panzehir sağlayamaz” diye ısrar etmektedir. Emrin Velisi, Hz. Bahaullah tarafından ilan edilen ve “esasları arasında, insanlığın bu çağda birliği için Allah’ın ilahi planını bulunduran İlahi Program’ın kayıtsız şartsız kabulü ile birlikte, her bir ve tüm hükümlerinin yanılmaz yararına olan yılmaz inançtan başka hiçbir şey, eğer kontrol altına alınmazlarsa, umutsuz bir toplumun organlarını kemir-meye devam edecek olan iç parçalanmanın güçlerine eninde sonunda karşı duramayacaktır” diye güvenle iddia etmektedir.
7. Hz. Şevki Efendi’nin, dünyada ivme kazanmakta olan dağılma sürecini tasviri, gerçekten de duyguları etkileyicidir. Birleşme sürecinin güçlerine ilişkin analizindeki doğruluğu da aynı ölçüde çarpıcıdır. “Altüst olmuş bir toplumun karmaşasından kendiliğinden ortaya çıkmakta olan dünya dayanışması ruhunun giderek yayılması”nın, Hz. Bahaullah’ın insanlığın birliği ilkesinin dolaylı bir tezahürü olduğundan söz etmekteydi. Bu dayanışma ruhu on yıllara yayılmayı sürdürmüştür ve bugün onun etkisi, köklü ırksal taassupların terk edilmesinden dünya vatandaşlığı bilincinin doğuşuna, artan çevre farkındalığından kamu sağlığının iyileştirilmesinde ortak çabalara, insan hakları için kaygıdan evrensel eğitimin sistematik olarak uygulanmasına, inançlar arası etkinliklerin tesis edilmesinden bir tür toplumsal eylemle meşgul yüz binlerce yerel, ulusal ve uluslararası örgütlerin filizlenmesine, bir dizi gelişmede görülmektedir.
8. Ancak, Hz. Bahaullah’ın inananları için birleşme sürecindeki en önemli gelişmeler, birçoğu Emir ile doğrudan ilişkili olup, Emrin Velisi tarafından bizzat beslenen ve mütevazı başlangıçlarından bu yana muazzam ilerleme kaydedenlerdir. İlk tebliğ planlarını verdiği küçük bir çekirdek inananlar grubundan, her biri Emrin ilkelerini ve emellerini içeren, iyi bir biçimde tesis edilmiş bir etkinlik modeli izleyen ve binlerce yerleşim biriminde varlık gösteren dünya çapında bir toplum büyümüştür. Görevinin ilk on yıllarında büyük özen ve emekle kurduğu Yönetim Düzeni’nin temeli üzerinde, Emrin işlerini yüz seksenden fazla ülkede gayretle yöneten, birbirleriyle sıkı sıkıya kaynaşmış büyük bir Milli ve Mahalli Ruhani Mahfiller ağı inşa edilmiştir. Emrin Korunması ve Yayılması için kendisi tarafından yaratılan ilk Muavenet Heyeti üyeleri grubundan, Uluslararası Tebliğ Merkezi’nin beceriyle rehberlik ettiği ve seksen bir Müşavirin yönetiminde alanda hizmet eden yaklaşık bin kadar sağlam ve güvenilir çalışanlar alayı ortaya çıkmıştır. Emrin Velisi’nin çok büyük enerji adadığı bir süreç olarak, Emrin Dünya Ruhani Merkezi’nin civarındaki Dünya Yönetim Merkezi’nin evrimi, Yüce Adalet Evi’nin, Kermil Dağı’ndaki Binası’na yerleşmesi ve ardından da Uluslararası Tebliğ Merkezi Binası’nın ve Kutsal Eserleri İnceleme Merkezi’nin tamamlanmasıyla önemli bir eşikten geçmiştir. Hukukullah Kurumu, Hz. Şevki Efendi tarafından elli yıl önce atanan Emin olan, Tanrı Emrinin Eli Dr. Ali Muhammed Varka’nın vekaleti altında sürekli ilerlemiş ve tüm insanlık için tasavvur edilemez inayetlerin kaynağı olan bu yüce yasanın geniş biçimde uygulanmasını teşvik etmek için tasarlanan uluslararası bir kurulun 2005 yılında kurulmasıyla doruğa ulaşmıştır. Emrin Velisi’nin, Emrin görüntüsünü uluslararası çevrelerde yükseltme çabaları, hem Emrin çıkarlarını savunmaya hem de onun evrensel mesajını ilan etmeye muktedir, geniş çaplı bir dış ilişkiler sistemini oluşturmuştur. Temsilcilerinin her konuştuğu yerde, Emrin uluslararası alanda gördüğü saygı çok önemli bir başarıdır. Tüm insan ırkının çeşitliliğini yansıtan bir toplumun üyelerinin Hz. Bahaullah’ın Misakı’na açıkça gösterdiği sadakat ve bağlılık, bir benzerini örgütlü hiçbir grubun iddia edemeyeceği bir güç kaynağı oluşturmaktadır.
9. Emrin Velisi, Yüce Adalet Evi’nin, Oluşum Çağı’nın birbiri ardına gelen dönemlerinde, Milli Ruhani Mahfillerin “birliğini simgeleyecek ve etkinliklerini düzenle-yecek ve birleştirecek” dünya çapında bir dizi girişimler başlatacağını öngörmüştü. Bahai toplumu, son üç dönem boyunca Adalet Evi tarafından verilen küresel Planlar çerçevesi içinde gayretle çalışmış ve bireyin ruhani gelişimini teşvik eden ve üyelerinin ortak enerjilerini toplumun ruhani yeniden canlanışına yönlendiren bir Bahai yaşam modeli kurmakta başarılı olmuştur. Büyük sayıda alıcı ruhlara mesajla ulaşma, onları kabul etme ve kabul ettikleri Emrin gerekleri üzerinde anlayışlarını derinleştirme yeteneği kazanmıştır. Kurucu’su tarafından ilan edilen meşveret ilkesini ortak karar almak için etkin bir araca dönüştürmeyi ve üyelerini onun kullanımı konusunda eğitmeyi öğrenmiştir. Genç üyelerinin ruhani ve ahlaki eğitimleri için programlar tasarlamış ve bunları sadece kendi çocuklarına ve yeni gençlerine değil, daha geniş toplumunkilere de yaymıştır. Elindeki yetenek havuzuyla, hem kendi ihtiyaçlarına hem de genel olarak halkın çıkarlarına hitap eden onlarca dilde ve ciltler dolusu zengin eserler yaratmıştır. Çok sayıda sosyal ve ekonomik gelişim projelerine girişerek, genel olarak toplumun işleriyle giderek daha fazla ilgilenmiştir. Özellikle de, beşinci dönemin 2001 yılında açılışından beri insan kaynaklarını, toplumun tabanına ulaşan bir eğitim programıyla katlamakta önemli adımlar atmış ve sürdürülebilir bir büyüme modeli kurmak için yöntemleri ve araçları keşfetmiştir.
10. Toplu giriş sürecini ilerletmenin gerekliliğine, burada tasvir edilen güçlerin karşılıklı etkileşimi bağlamında bakılmalıdır. Şimdi başlamakta olan Beş Yıllık Plan, enerjilerinizi bu süreç üzerinde yoğunlaştırmanızı ve özünde bulunan birbirini tamamlayıcı iki hareketin hızlandırılmasını sağlamanızı gerektirmektedir. Bu, sizin en önde gelen kaygınız olmalıdır. Çabalarınız meyve verince ve büyüme dinamikleri yeni bir karmaşıklık düzeyine ulaşınca, önümüzdeki beş yıl içinde dış ilişkiler, sosyal ve ekonomik gelişim, yönetim ve Bahai yasasının uygulanması gibi alanlarda Dünya Merkezi’nin kendisi için de aşılması gereken güçlükler ve fırsatlar olacaktır. Toplumun büyümesi, Ekim 2007’den başlamak üzere her gruptaki ziyaretçi sayısını ikiye katlayarak dört yüze çıkarmak için yeni düzenlemelerin uygulamaya konulmasını gerektirmiştir. Takip edilmesi gereken birkaç başka proje daha vardır. Bunlar arasında Hz. Bahaullah’ın Makamı’nı çevreleyen bahçelerin ve Rızvan Bahçesi ile Mezra’nın daha da geliştirilmesi; Uluslararası Arşiv Binası’nın restorasyonu; Hz. Bab’ın Makamı’nda, boyutları şimdi bilinmeyen yapısal onarımlar; Emrin Velisi tarafından tasavvur edildiği gibi, kıtasal Maşrik’ul Ezkarların sonuncusu olarak Şili Mabedi’nin inşa edilmesi bulunmaktadır. Bu çabalar ilerledikçe, Emrin kaynaklarının mümkün olduğunca Plan’ın gereklerine yönlendirilmesi gerektiğini unutmadan, sizden zaman zaman hem parasal destek hem de özel yetenekler biçiminde yardım isteyeceğiz.
11. Sevgili dostlar: Dağılma güçlerinin kapsam ve kuvvet kazanmakta olduğu ihmal edilemez. İsm-i Azam’ın toplumunun Tanrı’nın Eli’yle güçten güce kılavuzlanmış olduğu ve şimdi boyutlarını artırması ve kaynaklarını güçlendirmesi gerektiği de aynı ölçüde açıktır. Beş Yıllık Plan tarafından belirlenen rota açıktır. İnsanlığın zor durumunun farkında olan ve tarihin hangi yönde geliştiğinin bilincinde olanlarımız, tam kapasitemizle ayağa kalkarak, kendimizi Plan’ın amacına nasıl olur da adayamayız? Emrin Velisi’nin “sahne kurulmuştur” sözleri, bunları Yedi Yıllık Plan sırasında yazdığı gibi şimdi de doğru değil mi? Şu sözleri kulaklarınızda çınlasın: “Kaybedecek zaman yoktur.” “Tereddüte yer yoktur.” “Böyle bir fırsatın yeri doldurulamaz.” “Denemek, sebat etmek, nihai ve tam zaferi temin eder.” Kılavuzlanmanız ve korunmanız için Kutsal Eşik’te sürekli dualarımızdan emin olunuz.
Tüm insan ailesinin çeşitliliğini kapsayan binlerce insan Yaratıcı Söz’ü hem ciddi hem de coşturan bir ortamda sistematik olarak incelemeyle meşgul bulunmaktadır. Bu şekilde kazandıkları anlayışları eylem, yansıma ve meşveret süreciyle uygulamaya çabalarken, Emre hizmet kapasitelerinin yeni düzeylere çıktığını görüyorlar. Her yüreğin Yaratıcısı ile konuşmak için içten gelen özlemine yanıt vermek üzere, değişik ortamlarda toplu ibadet eylemlerini gerçekleştiriyorlar, başka insanlarla duada birleşiyorlar, ruhani duygular uyandırıyorlar ve tapınma özelliğiyle kendini gösteren bir yaşam modelini biçimlendiriyorlar. Birbirlerinin evlerine uğrarken ve aileleri, dostları ve tanıdıkları ziyaret ederken, ruhani önemi olan konular üzerinde amaçlı tartışmalara giriyorlar, Emri bilgilerini derinleştiriyorlar, Hz. Bahaullah’ın mesajını paylaşıyorlar ve güçlü bir ruhani girişimde onlara katılmak üzere giderek artan sayıda insana kucak açıyorlar. Dünya çocuklarının emellerinin ve ruhani eğitime olan gereksinimlerinin farkında olarak, giderek artan katılımcı gruplarını küçük yaştakiler için cazibe merkezleri olan ve Emrin toplumda köklerini güçlendiren sınıflara dahil etmek üzere geniş çapta çaba sarf ediyorlar. Yeni gençlerin, yaşamlarının önemli bir aşamasını geçerken yollarını bulmalarına ve enerjilerini uygarlığın ilerlemesine yöneltmek üzere güçle donanmalarına yardım ediyorlar. Ve onlar, giderek artan sayıda, daha fazla insan kaynakları bolluğunun avantajıyla, insanlığın ihtiyaçlarını hem ruhani hem de maddi boyutlarında ele alan artan bir çabalar dalgasıyla imanlarını ifade edebiliyorlar. Dünya çapında Bahai toplumunun gelişimini incelemek üzere bu Rızvan’da bir an için durduğumuzda, önümüzdeki manzara işte böyledir.
Bahai dünyasını 2021’de Emrin Oluşum Çağı’nın yüzüncü yıldönümünün kutlan-masına taşıyacak olan bir dizi evrensel Planların amacının bireysel inanan, kurumlar ve toplumun etkinliklerinde göze çarpan bir ilerleme ile elde edileceğini değişik vesilelerle belirtmiş bulunmaktayız. Tutarlı, odaklı çeyrek asırlık çabanın orta noktası olan bu anda, artan kapasitenin kanıtları her yerde görülmektedir. Plan’ın üç katılımcısı arasındaki etkileşim-lerden çıkan dinamizmin giderek genişleyen etkisi özellikle önemlidir. Ulusaldan yerel düzeye kurumlar, ortak bir hedefin izlenmesinde artan sayıda inananların ruhani enerjilerinin ifade edilmesine yardım edecek koşulları nasıl yaratacaklarını daha berrak bir biçimde görmektedir. Toplum, ilerleme elde etmek için bireysel çaba ve ortak eylemin, enstitünün aracılığı ile birbirlerini tamamlayacakları ortam görevini giderek daha fazla yapmaktadır. Gösterdiği hareketlilik ve çabalarına canlılık veren amaç birliği, zamanlarını ve enerjilerini insanlığın refahına adamaya istekli her kesimden insanları kabaran saflarına çekmektedir. Toplumun kapılarının, her alıcı ruhun girip Hz. Bahaullah’ın Vahyinden besin alması için daha fazla açık olduğu aşikardır. Plan’ın üç katılımcısı arasındaki etkileşimlerin etkinliğine, tebliğin temposunda geçtiğimiz yılda tanık olunan çarpıcı hızlanmadan daha büyük bir kanıt yoktur. Toplu giriş sürecinde yapılan ilerleme gerçekten de önemliydi.
Zenginleşmiş bu etkileşimler alanında bireysel inisiyatif giderek daha etkin olmaktadır. Daha önceki mesajlarda, enstitü sürecinin bireysel inanan tarafından inisiyatif kullanılmasına verdiği itici güçten söz etmiştik. Her kıtadaki dostlar, Kutsal Eserleri, öğretileri Emrin büyümesine uygulamayı öğrenme gibi belirgin bir amaçla incelemekle meşguller. Dikkate değer sayıda ahbap şimdi toplumlarının ruhani canlılığı için sorumluluk üstleniyor; sağlıklı bir büyüme modeline uygun hizmet çalışmaları yapıyorlar. Alçakgönüllü bir öğrenme tutumunu muhafaza ederek, Emre hizmet alanında sebat ettikleri için, cesaretleri ve hikmetleri, şevk ve duyarlılıkları, coşku ve dikkatleri, azim ve Allah’a güvenleri birbirini güçlendirmek üzere daha da fazla birleşmiştir. Hz. Bahaullah’ın mesajını sunmalarında ve onun gerçeklerini açıklamada, Hz. Şevki Efendi’nin ne “tereddüt etsinler” ne de “bocala-sınlar”, savundukları gerçeği ne “aşırı vurgulasınlar” ne de “küçültsünler” sözlerini içten benimsemişlerdir. Ne “fanatiktirler” ne de “aşırı liberal”. Tebliğde sebatları, dinleyicinin alıcılığının, kullandıkları yöntemlerde “tedbirli” veya “cesur” davranmaları, “hızlı hareket etmeleri” veya “uygun zamanı beklemeleri”, “direkt” veya “dolaylı” olmaları gerektiğini belirleme kabiliyetlerini artırmıştır.
Yüreklendirici bulmaya devam ettiğimiz şey, bu bireysel inisiyatifin ne kadar disiplin altında olduğudur. Her yerdeki toplumlar sistematikleşmeden alınmakta olan dersleri giderek içselleştirmekte ve mevcut Planlar dizisinin tanımladığı çerçeve, dostların çabalarına tutarlılık ve esneklik katmaktadır. Bu çerçeve, onları sınırlamanın aksine, fırsatlar yakalamalarına, ilişkiler kurmalarına ve sistematik bir büyüme vizyonunu gerçeğe dönüştürmelerine olanak sağlamaktadır. Tek bir kelimeyle, ortak güçlerine biçim vermektedir.
Dünyanın her bir yanında ne başarıldığını incelediğimizde, kalplerimiz, kendilerine açık yolların sınırlı olmasına rağmen, ülkelerine hizmet etmek için en güç koşullar altında cesurca ayağa kalkan ve enerjilerini onun yeniden canlandırılmasına yönelten İran’daki inananlar için özel bir hayranlıkla dolmaktadır. Emrin yönetimi üzerine getirilen sınırlamalar nedeniyle de, bireysel bazda, yurttaşlarını Hz. Bahaullah’ın öğretileriyle tanıştırıp, O’nun kurtarıcı mesajı hakkında sohbetlere doğrudan katmaya başlamışlardır. Bunu yapmaya başladıklarında, aydın ruhlardan bugüne kadar görülmemiş bir destek almakla kalmamışlar, tahminlerinin çok ötesinde bir alıcılıkla da karşılaşmışlardır.
Hz. Bahaullah’ın bugün toplumda işleyen birleşme ve parçalanma güçlerinin bilincinde olan her inananı, dünyanın tüm bölgelerinde Emre alıcılıkta artış ile, dünya sistemlerinin başarısızlıkları arasındaki ilişkiyi görmektedir. İnsanlığın acıları derinleştikçe bu alıcılığın artacağı kesindir. Hiçbir yanılgı olmasın: Artan alıcılığa yanıt vermek üzere başlatılan kapasite oluşturma henüz ilk aşamalarındadır. Karmaşık bir dünyanın taleplerinin büyüklüğü bu kapasiteyi önümüzdeki yıllarda sonuna kadar sınayacaktır. İnsanlık, ister dinsel taassubun derinliklerinden, isterse dizginsiz materyalizmin zirvelerinden gelsin, zulmün güçleriyle hırpalanmaktadır. Bahailer bu acının nedenlerini algılayabilmektedir. Hz. Bahaul-lah soruyor: “Hangi ‘zulüm’, gerçeği arayan ve Allah’ı tanımayı arzu eden bir ruhun, bunun için nereye gitmesi ve bunu kimden sorması gerektiğini bilmemesinden daha ağırdır?” Kaybedecek zaman yoktur. Plan’ın üç katılımcısının etkinlik ve gelişiminde sürekli bir ilerleme elde edilmelidir.
Hz. Abdülbaha “başarı ve refah” için “insanlığın mutluluğunun dorukları”ndan duyulabilen “iki çağrı”yı övmüştür. Birincisi “uygarlık” ve “maddi dünyanın ilerlemesi” çağrısıdır. Bu, insanlığın gelişmesi için “yasalar”, “kurallar” ve “sanatlar ve bilimler”den oluşur. Diğeri ise, insanlığın ebedi mutluluğunun dayandığı, “Allah’ın ruhu harekete geçiren çağrısı”dır. Hz. Abdülbaha şöyle açıklamaktadır: “Bu ikinci çağrı Rabbın talimatları ve öğütleri ve insanlığın gerçeklerini parlak bir lamba gibi parlatan ve aydınlatan ahlak dünyasına ait olan uyarılar ve özverili duygular üzerine kuruludur. Onun nüfuz edici gücü, Allah’ın Kelamı’dır.” Kümelerinizde çalışmaya devam ettikçe, çevrenizdeki toplumun yaşamının içine giderek daha fazla çekileceksiniz ve meşgul olduğunuz sistematik öğrenme sürecini insan çabalarının büyüyen bir alanını kapsayacak biçimde yaymak durumunda kalacaksınız. Yaklaşımlarınızda, benimsediğiniz yöntemlerde ve kullandığınız araçlarda, mevcut büyüme modelini niteleyen, aynı düzeyde tutarlılık elde etmeniz gerekecektir.
Kümelerde büyümenin sürdürülmesi, dünya insanlarına hizmetlerinizi seçkin kılan niteliklere bağlı olacaktır. Düşünceleriniz ve eylemleriniz ırksal, dinsel, ekonomik, ulusal, kabile, sınıf, veya kültürel taassubunun herhangi bir izinden öyle arınmış olmalıdır ki, yabancı bile sizde sevecen dostlar görsün. Mükemmellik ölçütünüz o denli yüksek ve yaşamlarınız öylesine saf ve iffetli olsun ki, yaptığınız ahlaki etki toplumun tümünün bilincine nüfuz etsin. Emrin eserlerinin her ruhtan istediği doğru davranışları gösterirseniz, ancak o zaman, toplumun içini kemiren aleni ve kurnaz sayısız biçimdeki yozlaşmaya karşı mücadele edebileceksiniz. Zenginlik ve yoksulluktan bağımsız olarak, her insanda onur ve soyluluk algılarsanız, ancak o zaman, adalet davasını hararetle savunabilirsiniz. Kurumlarınızın idari süreçleri Bahai meşveretinin ilkeleriyle yönetildiği ölçüde, insanlığın büyük kitleleri Bahai toplumuna sığınabileceklerdir.
Siz yolunuzda ilerledikçe, Mele-i Ala’nın güçlerini saflar halinde dizmekte olduğundan ve yardımınıza gelmek üzere hazır beklettiğinden emin olunuz. Sürekli dualarımız sizi saracaktır.
Son küresel Plan’ın sonunda büyük bir netlikle ortaya çıkan eylem çerçevesinden yararlanma meydan okuyuşunu sadece üç yıl önce Bahai dünyasının önüne koymuştuk. Yanıt, umut ettiğimiz gibi hemen geldi. Her yerdeki ahbaplar dünya genelinde en az 1500 kümede yoğun büyüme programı başlatma hedefini büyük bir gayretle gütmeye koyulmuş ve bu gibi programların sayısı kısa süre içinde yükselmeye başlamıştır. Ancak, Ordular Rabbı’nın, Kendi toplumunu, Kendi esrarengiz hikmetiyle, bu kadar kısa zaman aralığında ne kadar ciddi bir değişime uğratacağını amaçladığını o zaman kimse tahayyül edemezdi. Başarılarını mevcut Plan’ın orta noktasında, gezegenin her yerinde kırk bir bölgesel konferansta kutlayan, amaçlı ve kendinden emin ne toplumdu o! O toplumun uyum ve enerjisi, bir kriz sarmalına yakalanan bir dünyanın şaşkınlık ve kafa karışıklığına ne kadar olağanüstü bir tezat sunmaktadır! Bu, gerçekten de, Emrin Velisi’nin sözünü ettiği son derece mutlu bir toplumdu. Bu, kendisine bağışlanan engin imkanların farkında ve yıkılmış bir dünyayı yeniden inşa etmekte oynayacağı mukadder rolün bilincinde olan bir toplumdu. Bu, dünyanın bir yerinde şiddetli baskıya maruz kalan, fakat azimle ve yılmadan bir bütün olarak ayağa kalkan ve insanlığı Hz. Bahaullah’ın en ağır zulümün boyunduruğundan kurtarma amacını başarma kapasitesini güçlendiren, yükselmekte olan bir toplumdu. Ve konferanslara iştirak eden yaklaşık seksen bin katılımcıda, Plan’ın yöntemlerinin ve araçlarının etkinliğine fevkalade güvenen ve onları kullanmakta hızlı ve becerikli inananın tarihî sahneye çıkışını gördük. Bu yüce denizin her bir ve tüm ruhları, Emrin değişim yaratan gücünün kanıtıydı. Her biri ve tümü, Hz. Bahaullah’ın, O’na hizmet etmek için her şeyden koparak ve içtenlikle ayağa kalkan herkese yardım edeceği vaadinin deliliydi. Her biri ve tümü, Hz. Bahaullah’ın Zuhuru’nun doğrudan etkisi altında nesiller boyunca evrim geçirmesi mukadder olan o adanmış ve cesur, saf ve kutsanmış varlıklar ırkının bir anlık görüntüsünü sunmuştu. Onlarda, Plan’ın başında ifade ettiğimiz, Emrin ruhen ve ahlâken eğiten etkisinin enstitü süreciyle yüz binlerce insana uzanacağı umudumuzun gerçekleşmesinin ilk işaretlerini gördük. Dünyanın her yerindeki yoğun büyüme programlarının sayısının, Rızvan dönemi sonuna kadar 1000 sınırını aşmış olacağı konusunda her belirti mevcuttur. Bu en sevinçli Bayramımız başlarken başlarımızı Allah’ın önünde alçak gönüllülükle eğip, O’na, İsm-i Âzam’ın toplumuna sınırsız cömertliği için şükranlarımızı sunmaktan daha fazla ne yapabiliriz.
Bu en sevinçli Rızvan mevsimi başlarken yerkürenin her kıtasında tamamlayıcı yeni yoğun büyüme programlarının sürmekte olduğunu ve dünya genelinde sayıyı 1500 noktasının üzerine çıkartarak, Beş Yıllık Plan’ın hedefini, Plan’ın tamamlanmasından bir yıl önce garanti altına aldığını, Hz. Bahaullah’ın inananlarına olan hayranlıkla dolu kalplerle ilan etmekten mutluluk duymaktayız. Bu müthiş başarı, bu dikkate şayan zafer için başlarımızı Allah’a şükranla eğmekteyiz. Alanda gayret göstermiş olan herkes, O’nun, beş yıllık süreli ve toplu giriş sürecini ilerletme açık amaçlı bir dizi planların beşincisi olan bir sonraki küresel girişimde yüklenmesi istenecek olan görevlere hazırlık olarak, şimdi her yerde kurulmuş olan yayılma ve sağlamlaşma modelini güçlendirmek için toplumuna tam bir yıl verirken, bağışlamış olduğu ihsanının değerini anlayacaktır.
Bu bayram ortamında biraz durduğumuzda, böylesine derin bir gurur ve şükran duygusunu kalplerimizde uyandıran şeyin, dikkate değer olmakla beraber, elde ettiğiniz sayısal başarıdan daha çok, bu başarının doğruladığı, daha derin kültür seviyesindeki gelişmelerin bir bileşimi olduğunu açıklama duygusunu taşıyoruz. Bunların önde gelenleri arasında, dostların başkalarıyla ruhani konular üzerinde sohbet etme ve Hz. Bahaullah’ın Şahsiyeti ve Vahyi hakkında rahatlıkla konuşma kapasitesinde gözlemlediğimiz yükselme bulunmaktadır. Tebliğin, cömertçe verme yaşamının temel koşulu olduğunu iyi anlamışlardır.
Yakın geçmişteki mesajlarda, tebliğ temposunda dünya genelinde düzenli bir artışa tanık olmanın sevincini ifade etmiştik. Bu temel ruhani zorunluluğun bireysel inanan tarafından yerine getirilmesi, her zaman Bahai yaşamının ayrılmaz bir özelliği olmuştur ve böyle olmayı da sürdürecektir. 1500 yoğun büyüme programının tesis edilmesi, tüm dostların aile üyeleri ve arkadaş yakın çemberinden çıkmak için ne kadar cesaretli ve planlı olduklarını, alıcı ruhlara, hangi semtte oturuyorlarsa otursunlar, Rahman’ın yol gösteren Eli’yle yönlendirilmeye hazır olduklarını ortaya çıkartmıştır. En mütevazı tahminler bile, şimdi, daha önceleri yabancı olarak görülen kimselerle, paylaşılan anlayışa dayanan döngüsel dostluk bağları kurma kampanyalarına katılan onbinlerce kişinin olduğunu söylemektedir.
İnananlar Emrin temel gerçeklerini sade ve kesin bir biçimde sunma çabalarında Ruhi Enstitüsü’nün 6’ncı Kitabındaki aydınlatıcı örnekten büyük ölçüde yararlanmışlardır. O sunumun temelindeki mantığın kıymeti anlaşıldığında ve onu bir formüle çevirme içgüdüsü yenildiğinde, iki ruh arasında, elde edilen anlayışın derinliği ve kurulan ilişkinin doğasıyla kendini gösteren bir sohbete neden olmaktadır. Sohbetin ilk karşılaşmanın ötesine geçtiği ve gerçek arkadaşlıklar kurulduğu ölçüde, bu tür bir direkt tebliğ çabası kalıcı bir ruhani değişim süreci için bir katalizör olabilir. Bu gibi yeni bulunmuş dostlarla ilk temasın, onların Bahai toplumuna girmeleri veya toplumun bir etkinliğine katılıp katılmaması için bir davete yol açıp açmaması çok büyük bir kaygı değildir. Her ruhun, başlangıçta veya daha sonra resmi tescilin olabileceği, insanlığa bir hizmet yoluna çıkarak, Bahai toplumuyla beraber insan toplumunun iyileştirilmesine katkıda bulunmasının hoş karşılanacağını hissetmesi daha önemlidir.
Bu gelişmenin önemi azımsanmamalıdır. Tutarlı bir hareket modeli yerleşince, her kümede dikkatler, onu hizmet arkadaşları ve tanıdıklar ağı aracılığıyla daha geniş bir biçimde büyütmeye, aynı zamanda da enerjiler de, her biri yoğun etkinlik merkezi haline gelmesi gereken daha küçük nüfus paketlerine odaklanmaya verilmelidir. Kentteki bir kümede böyle bir etkinlik merkezi mahallenin sınırlarıyla en iyi tanımlanabilir; esas olarak kırsal nitelikte olan bir kümede, küçük bir köy bu amaç için uygun bir sosyal alan sunar. Bu ortamlarda hizmet eden yerel sakinler ve ziyaretçi mübelliğler, çalışmalarını haklı olarak toplum kurma olarak göreceklerdir. Tebliğ çabalarına “kapıdan kapıya” gibi etiketler yapıştırmak, ilk temas bir evin sakinlerine önceden haber vermeden gitmeyi içerse bile, kendi ruhani, toplumsal ve entellektüel gelişiminin sorumluluğunu üstlenmek üzere bir grup insan içinde kapasite oluşturmaya çalışan bir sürece hakkını vermeyecektir. Bu süreci ilerleten ve yeni bulunan arkadaşların katılmaya davet edildiği etkinliklerin, yani toplumun tapınma özelliğini güçlendiren toplantıların, çocukların hassas kalp ve akıllarını besleyen derslerin, yeni gençliğin kabaran enerjilerini yönlendiren grupların, değişik geçmişlerden gelen insanların eşit bir biçimde ilerlemelerini ve öğretileri bireysel ve kolektif yaşamlarına uygulamalarını araştırmalarını sağlayan herkese açık çalışma çemberlerinin bir süre için yerel halkın dışından yardımla sürdürülmesi gerekebilir. Ancak, bu çekirdek aktivitelerin katlanmasının, kısa süre içinde, çevrelerinin maddi ve ruhani durumlarını iyileştirmeye istekli erkek ve kadınlar tarafından, mahalle veya köyün yerli insan kaynaklarıyla sürdürülmesi beklenir. Daha sonra, Hz. Bahaullah’ın yeni bir Dünya Düzeni vizyonuna adanmış olan ve büyüyen bir bireyler çekirdeğinin kapasitesiyle orantılı bir toplum yaşamı ritmi yavaş yavaş ortaya çıkmalıdır.
Bu bağlamda, alıcılık kendini çekirdek aktivitelerle harekete geçen toplum kurma sürecine katılma istekliliğinde göstermektedir. Bir yoğun büyüme programının şimdi yürüdüğü tüm kümelerde gelecek yıl dostların önündeki görev, Emrin temellerinin sunumunda direkt yöntem kullanarak bir veya daha fazla alıcı halklar içinde tebliğ yapmak ve toplumun dayattığı uyuşukluktan sıyrılmaya özlem duyan ruhları bulmak ve kolektif değişim sürecini mahallelerinde ve köylerinde başlatmak üzere birlikte çalışmaktır. Eğer ahbaplar bu şekilde küçük ortamlarda toplum kurma yol ve yöntemlerini öğrenme çabalarında sebat ederlerse, Emrin işlerinde uzun zamandan beri arzulanan evrensel katılım amacının birkaç mertebe ilerlemesinin mümkün olacağına eminiz.
Bu güçlüğü aşmak için inananların ve onlara hizmet eden kurumların, kümede enstitü sürecini güçlendirerek, çalışma çemberlerinin kolaylaştırıcılığını yapanların sayısını kendi sınırları içinde önemli bir ölçüde artırmaları gerekecektir; çünkü, şu kabul edilmelidir ki, mahallelerde ve köylerde böylesine hevesli bir amaç duygusuyla nitelenen canlı bir toplum yaşamı geliştirmek için şimdi ahbaplara açık olan fırsat, sadece, geçen on yıl içinde Bahai kültürünün derinleşmeye ilişkin cephesinde oluşan kritik gelişmelerle mümkün olmuştur.
Aralık 1995’de dünyanın her yerinde eğitim enstitülerinin kurulmasını istediğimizde, bireysel inananların Emir üzerinde bilgilerini derinleştirmelerine yardım etmek üzere Bahai toplumunda en yaygın model, esas olarak, değişik süreli ve çeşitli konuları ele alan ve arasıra verilen kurslar ve derslerden oluşmaktaydı. Bu model, hala nispeten küçük sayıda olan ve esas olarak yeryüzünün her tarafında coğrafi yayılmayla ilgilenen, ortaya çıkmakta olan dünya çapında bir Bahai toplumunun ihtiyaçlarını iyi karşılamıştı. Ancak, o zaman şunu açıkladık ki, eğer toplu giriş süreci dikkate değer bir biçimde hızlanacaksa, eserlerin incelenmesi için büyük sayıda insanları hareket alanına teşvik edecek başka bir yaklaşım biçimlenmesi gerekecekti. Bu bağlamda, sürekli büyüyen inanan gruplarının Emre hizmetlerinde, onlara ivmeli büyüme ve sağlamlaşmaya ilişkin çok sayıda görevleri yerine getirmek için gerekli bilgi, içgörüşler ve beceriler verecek kurslar aracılığıyla yardım etmelerini, eğitim enstitülerinden istemiş bulunmaktayız.
Emrin eserlerini okumak ve Hz. Bahaullah’ın muhteşem Vahyinin önemi konusunda daha yeterli bir anlayış elde etmeye çalışmak O’nun her inananına yüklenen zorunluluklardır. Herkese, O’nun Vahyinin okyanusunu araştırması ve kapasite ve eğilimlerine uygun olarak orada yatan hikmet incilerinden pay almaları emredilmiştir. Bu bakımdan, yerel derinleşme kursları, kış ve yaz okulları ve eserlerde bilgili bireysel inananların belirli konularda içgörüşleri başkalarıyla paylaşabildiği özel olarak düzenlenen toplantılar doğal olarak Bahai yaşamının önde gelen özellikleri olarak ortaya çıkmıştı. Günlük okuma alışkanlığı Bahai kimliğinin ayrılmaz bir parçası olmayı nasıl sürdürecekse, bu tür çalışma biçimleri de toplumun kolektif yaşamında bir yer tutmaya devam edecektir. Fakat, çalışma ve hizmet birleştirilip aynı anda yerine getirilince, Vahyin hem bireysel büyüme hem de toplumsal ilerleme açısından etkilerinin anlaşılması katlanarak artmaktadır. Bilgi hizmet alanında sınanır, uygulamadan sorular çıkar ve yeni anlayış seviyelerine ulaşılır. Dünya çapındaki Bahai toplumu, esas unsurları olarak çalışma çemberini, kolaylaştırıcıyı ve Ruhi Enstitüsü’nün müfredatını içeren ve şimdi birçok ülkede kurulmuş olan uzaktan eğitim sisteminde binlerce, hatta milyonlarca insanın eserleri, Bahai öğretilerini hayata geçirme ve Emrin işini bir sonraki aşamasına, yani büyük çapta sürekli büyüme ve sağlamlaşmaya taşıma açık amacıyla küçük gruplar içinde çalışmasını sağlayacak kapasiteye ulaşmıştır.
Hiçbir kimse bu şekilde yaratılan olasılıkların değerini anlamakta başarısız olmasın. Pasiflik günümüz toplumunun güçleri tarafından yaratılmaktadır. Eğlenme isteği, yüzeysel duyguları cezbetme yeteneğini kanıtlayan herkes tarafından yönlendirilmeye istekli nesiller yetiştirerek, giderek artan bir etkinlikle çocukluktan itibaren geliştirilmektedir. Birçok eğitim sisteminde bile öğrenciler bilgi doldurmak üzere tasarlanmış kaplar olarak görülmektedir. Bahai toplumunun, herkesin birbirlerini destekleyerek ve birlikte ilerleyerek, her insanın herhangi bir anda sahip olduğu bilgiye saygı duyarak ve inananları derin ve bilgisiz gibi sınıflara ayırma eğiliminden kaçınarak ortak bir hizmet yolunda yürümekte gördüğü, bir düşünme, çalışma ve hareket etme biçimi teşvik eden bir kültür geliştirmeyi başarmış olması muazzam boyutta bir beceridir. Ve bastırılamayan bir hareketin dinamikleri işte orada yatmaktadır.
Yerel toplumların bu gibi dinamikleri yaratma potansiyelini gerçekleştirmeleri için, çalışma çemberi düzeyinde beslenen eğitim sürecinin kalitesinin önümüzdeki yıl boyunca belirgin bir şekilde artması gereklidir. Kolaylaştırıcı olarak hizmet veren kişilere bu konuda büyük bir yük düşmektedir. Onların aşmaları gereken güçlük, enstitü kurslarında tasavvur edilen ortamın, yani bireylerin kendilerini kendi öğrenimlerinin aktif aktörleri ve bireysel ve kolektif değişimin gerçekleşmesi için bilginin pratiğe dökülme çabasının öncüleri olarak görmeye başlayacakları, bireylerin ruhani anlamda güçlenmeleri için uygun bir ortamın sağlanması olacaktır. Bu başarılamazsa, bir kümede kaç tane çalışma çemberi açılırsa açılsın, değişimi ilerletmek için gerekli olan kuvvet ortaya çıkmayacaktır.
Kolaylaştırıcının görevi daha ve daha yüksek derecede bir mükemmelliğe ulaşmaksa, bir bölge veya ülkedeki insan kaynaklarının geliştirilmesi konusundaki temel sorumluluğun eğitim enstitüsüne düştüğü hatırlanmalıdır. Enstitü bir yandan katılımcılarının sayısını artırmaya çalışırken, öte yandan da yapı olarak yönetim kurulundan, değişik düzeylerdeki koordinatörlere ve tabandaki kolaylaştırıcılara, tüm sistemin etkinliğine de aynı önemi vermek zorundadır; çünkü sonuçta, sürdürülebilir sayısal kazançlar, niteliksel gelişmeye bağlı olacaktır. Küme düzeyinde koordinatör, kolaylaştırıcı olarak hizmet verenlere eşlik etme çabalarına hem pratik deneyim, hem de hareketlilik getirmelidir. Koordinatörün, kolaylaştırıcıların kendi çalışmalarının yansımasını yapabilecekleri periyodik toplantılar düzenlemesi gerekir. Enstitü materyallerinden seçilen kısımları tekrar incelemek üzere etkinliklerin düzenlenmesi, bitmez tükenmez bir eğitim ihtiyacı duygusu aşılamaması koşuluyla bazen yararlı olabilir. Bir kolaylaştırıcının yetenekleri, bir birey hareket alanına çıktığı ve kurslar dizisinin çalışılması ve pratik kısımlarının uygulanması yoluyla, mevcut küresel Plan serisinin amacına katkıda bulunmakta diğer bireylere yardımcı olduğu zaman, artan bir biçimde gelişir. Değişik yaşlardaki kadın ve erkekler seride ilerleyip, kolaylaştırıcıların yardımıyla her kurs çalışmasını tamamladıklarında, diğer bireyler, özellikle de, sistemin kendini devam ettirebilmesi için gerekli hizmet alanları olan çocuk sınıfları, yeni gençlik grupları ve çalışma çemberlerinden sorumlu koordinatörler, bu kişilerin güçlerine ve ilgi alanlarına uygun olarak girdikleri hizmet etkinliklerinde onlara eşlik etmeye hazır olmalıdır. Uygun miktarda bir canlılığın bu sistemin içinde nabız gibi atmakta olduğunun garanti altına alınması, önümüzdeki oniki aylık dönem boyunca her ülkedeki yoğun öğrenme sürecinin hedefi olmayı sürdürmelidir.
Çocukların ruhani eğitimi konusuna olan ilgi, uzun bir süreden beri Bahai toplumunun kültürünün bir unsuru olagelmiş ve aynı anda var olan iki olgunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. İran’daki Bahailerin başarılarını örnek alan birincisi, genellikle, yeni kuşaklara Emrin tarihi ve öğretileri konularında temel bilgilerin aktarılması amacıyla, Bahai ailelerin çocuklarına değişik düzeylerdeki sınıflarda sistematik dersler sunma kapasitesiyle tanımlanmıştır. Dünyanın birçok bölgesinde bu tür sınıflardan yararlananların sayısı nispeten düşük olmuştur. Diğer olgu ise, büyük çaplı tescillerin gerçekleştiği kırsal veya kentsel alanlarda ortaya çıkmıştır. O deneyimde, daha fazla bir herkesi dahil etme tutumu egemen olmuştur. Ancak, her türden ailelerin çocukları Bahai derslerine katılma konusunda başlangıçta istekli olmalarına ve içtenlikle karşılanmalarına rağmen, çeşitli etkenler derslerin yıllar içinde gereken düzenlilikte yapılmasına engel olmuştur. Enstitüler tarafından her yerde eğitilen dostların sistematik bir şekilde ve herkese açık sınıflar sunmaya çalışmasıyla, tarihsel koşulların bir sonucu olan bu ikiliğin giderek yok olmaya başladığını gördüğümüz için çok mutluyuz.
Bu tür umut verici başlangıçlar şimdi aktif olarak sürdürülmelidir. Bir yoğun büyüme programının uygulandığı her kümede, birçok değişik ortamdan gelen ailelerden sayıları giderek artan çocuklara ruhani eğitim verilmesinin daha da sistematikleştirilmesi için çaba gösterilmelidir; bu, mahallelerde ve köylerde ivme kazanmakta olan toplum kurma sürecinin koşuludur. Bu, ebeveynler ve kurumlar adına sabır ve işbirliği gerektiren zor bir görev olacaktır. Değişik düzeylerde çocuk sınıfı öğretmenlerinin eğitimi için kurslarını ve bunlara karşılık gelen ve 5 veya 6 yaşındaki küçük çocuklarla başlayarak, 10 veya 11 yaşındakilere kadar giden dersleri tamamlama planlarına hız vermesi Ruhi Enstitüsü’nden rica edilmiştir. Böylece, mevcut dersler ile Enstitü’nün, o yaş grubu için programa belirgin bir Bahai unsuru sağlayan İnancın Ruhu ve yakında çıkacak olan Kutsal Ruhun Gücü ders kitapları arasındaki boşluk kapatılacaktır. Bu ek kurslar ve dersler hazır olduğunda bütün ülkelerdeki enstitüler, çocukların farklı sınıflarda ruhani eğitimi için ve ikincil unsurların çevresinde düzenlenebileceği bir programın çekirdeğinin uygulamaya konulmasında gerekli olan öğretmenleri ve koordinatörleri hazırlayabilecektir. Bu arada enstitüler, gerektiğinde değişik yaşlardaki çocuklar için sınıflarında kullanmak üzere, mevcut diğer materyaller arasından uygun olanları öğretmenlere temin etmek için ellerinden geleni yapmalıdırlar.
Uluslararası Tebliğ Merkezi, Beş Yıllık Plan’ın hedefine erken ulaşılmasını garanti etme çabalarına verdiği hayati itici güç nedeniyle sonsuz şükranımızı kazanmıştır. Her kıtadaki ilerlemeyi ısrarla takip ederek ve Kıtasal Müşavirlerle yakın işbirliğinde bulunarak dünya çapındaki bu girişime getirdiği enerjinin derecesini görmek, İdari Düzen’in doğasında bulunan muazzam gücün bir anlık görüntüsünü yakalamaktı. Tebliğ Merkezi şimdi dikkatini küme düzeyindeki faaliyetlerin etkinliğine ilişkin konulara aynı azimle çevirirken, Bahai çocuk sınıflarının uygulamasına da hiç şüphesiz özel bir önem verecektir. Değişik sosyal gerçekleri temsil eden birkaç seçilmiş kümede kazanılan deneyimler üzerinde önümüzdeki yıl yapacağı analizin, mahallelerde ve köylerde her yaştaki çocuklar için düzenli sınıflar oluşturulmasını mümkün kılan pratik konulara ışık tutacağından eminiz.
Yeni gençlerin ruhani açıdan güçlendirilmesi için programın hızla yaygınlaşması da, Bahai toplumunun kültürel gelişiminin bir başka ifadesidir. Küresel eğilimler bu yaş grubu için problemli, fırtınalı bir fiziksel ve duygusal değişimin sancıları içinde kaybolmuş, tepkisiz ve kendi kendini tüketmiş görüntüsü çizerken, Bahai toplumu kullandığı dille ve benimsediği yaklaşımlarla kesinlikle aksi yönde ilerlemekte ve bunların yerine yeni gençlerde, fedakarlık, keskin bir adalet duygusu, evreni öğrenme konusunda isteklilik ve daha iyi bir dünyanın kurulmasına katkıda bulunma arzusu görmektedir. Gezegenin her yerindeki ülkelerde yeni gençlerin programın katılımcıları olarak dile getirdikleri düşüncelerini belirten rapor üstüne rapor, bu vizyonun geçerliliğini kanıtlanmaktadır. Bu programın, yeni gençlerin genişlemekte olan bilinçlerini gerçeğin araştırılmasının içine çektiğine dair her işaret vardır. Bu, toplumdaki yapıcı ve yıkıcı güçleri analiz etmelerine ve bu güçlerin, tüm yaşamları boyunca onlara hizmet edecek olan ruhani algılarını keskinleştirerek, ifade güçlerini zenginleştirerek ve ahlaki yapıları sağlamlaştırarak, kendi düşünceleri ve eylemleri üzerindeki etkilerini farketmelerine yardımcı olmaktadır. Asil varlıklar olarak gerçek kimliklerini ellerinden alacak güçlerle savaşmaları ve ortak çıkarlar yolunda çalışmaları için gerekli araçlar, filizlenmekte olan zihinsel, ruhani ve fiziksel güçlerin elde edilebildiği bir yaşta onlara verilmektedir.
Programın ana öğesinin, konuları Bahai bakış açısından, fakat dini eğitim biçiminde olmadan araştırması, değişik ortamlar ve koşullardaki yeni gençlere ulaşması yolunu açmıştır. Böylece, bu tür birçok durumda programı uygulayanlar, Arz-ı Akdes’teki Sosyo-Ekonomik Gelişim Ofisi tarafından küresel bir öğrenme süreci kapsamında izlenen ve düzenlenen toplumsal hareket alanına güvenle girmekte ve çeşitli sorular ve olasılıklarla karşılaşmaktadır. Biriken tüm bilgi ve deneyimler daha şimdiden, dünya üzerine saçılmış birkaç kümede binden fazla yeni gencin programa devam etmesini mümkün kılan kapasiteyi oluşturmuştur. Diğerlerinin de hızlı bir şekilde bu yönde ilerlemesine yardımcı olmak için, Ofis tüm kıtalarda, bir grup inananın da yardımlarıyla, çok sayıda kümedeki koordinatörlere eğitim vermek amacıyla bir alanlar ağı oluşturmaktadır. Bu kaynak kişiler, koordinatörleri kendi kümelerine döndükten sonra da desteklemeyi südürmekte ve onların yeni gençlik programlarının kök salabileceği, ruhaniyet yüklü bir ortam yaratmalarını sağlamaktadır.
Bu uğraş alanında hareket modeli halihazırda net olmasına rağmen, daha fazla bilgi birikeceği kesindir. Okulların ve sivil grupların bu programa gösterecekleri talebe Bahai toplumunun vereceği yanıtın boyutunu, sadece onun kapasitesi sınırlayacaktır. Bugün yoğun büyüme programının odağı olan kümelerde, birkaç münferit yeni gençlik grubundan, öğrenmenin yayılması için bir alandan düzenli destek alabilecek, kendini adamış bir koordinatörün hizmetlerine ihtiyaç gerektirecek yeterli sayıyı muhafaza edenlere kadar geniş bir yelpazede koşullar mevcuttur. Bu kapasitenin bu kümelerin tümünde artmasının temin edilmesi için, mevcut Plan’ın sonuna kadar çalışmaya başlamak üzere ve herbiri tam zamanlı koordinatörlerle yirmi kümeye hizmet edecek 32 adet öğrenme alanı başlatılması için çağrıda bulunuyoruz. Bu gibi tüm diğer kümelerde öncelik, grupların sayısını sistematik olarak artırarak, bu programı sunma kapasitesinin önümüzdeki yıl içinde yaratılmasına verilmelidir.
Buraya kadar sözünü ettiğimiz gelişmeler, yani Emri doğrudan tebliğ etme ve yaşamın her kesiminden insanlarla ruhani önemi olan konular üzerinde amaçlı sohbetlere girme kapasitesinde artış, eserlerin çalışılmasında harekete adanmış bir yaklaşımın olgunlaşması, mahallelerde ve köylerdeki genç yaştakilere düzenli olarak ruhani eğitim sağlama kararlılığının yenilenmesi ve yeni gençlere iki yönlü bir ahlaki amaç duygusunu, yani doğalarındaki potansiyelleri geliştirmeyi ve toplumun değişimine katkıda bulunmayı aşılayan bir programın etkisindeki yaygınlığın tümü, kültür düzeyinde ve etkileri geniş kapsamlı başka bir ilerlemeyle hiç de azımsanmayacak ölçüde güçlenmiştir. Kolektif bilinçteki bu evrim, Bahai toplumunun ortak söz dağarcığına dahil edildikçe yeni bir anlam kazanmakta olan ‘eşlik’ sözcüğünün dostlar arasındaki sohbetlerde daha sıkça yer almasında görülmektedir. Bu evrim, Hz. Bahaullah’ın öğretilerini, Emrin Velisi’nin Din’in en önde gelen misyonu olduğunu ifade ettiği ilahi bir medeniyetin inşasında uygulamak için daha ve daha fazla insanın birleşik bir çabada bilinçli katılımını teşvik eden ve öğrenmenin çalışma tarzı olduğu bir kültürün önemli ölçüde güçlendiğine işaret etmektedir. Böyle bir yaklaşım, insan enerjisine çoğu zaman tahakkümle, hırsla, suçluluk duygusuyla veya suistimalle gem vurma arayışında olan eski bir toplumsal düzenin, ruhani yönden iflas etmiş ve can çekişmekte olan yöntemlerine çarpıcı bir tezat sunmaktadır.
O halde kültürdeki bu gelişme, dostlar arasındaki ilişkilerde, onların etkileşimlerinin kalitesinde ifade bulmaktadır. Bir hareket tarzı olarak öğrenme, herkesin, sadece ve sadece O’nun sivrisineği bir kartala ve damlayı engin bir denize dönüştürebileceğini bilerek tüm güvenini Allah’a bağladığı, O’nun her şeye yeten gücüne inandığı ve tükenmeyen yardımına güvendiği ve kendi benliğini unuttuğu bir durum olan alçakgönüllülük tutumu benimsemesini gerektirir. Böyle bir durumda ruhlar, kendi başarılarından ziyade başkalarının ilerleme ve hizmetlerinden keyif alarak durmaksızın birlikte çabalarlar. Öyle ki, düşünceleri her zaman O’nun Emrine hizmetin zirvelerine tırmanmak ve O’nun bilgisinin göğünde uçmak için birbirlerine yardıma odaklanmıştır. Yerkürenin her yanında kendini göstermekte olan ve yan yana çalışan genç ve yaşlı, kıdemli ve yeni tescilliler tarafından yayılmakta olan mevcut etkinlik modelinde gördüğümüz şey işte budur.
. Kültürdeki bu ilerleme yalnızca bireyler arasındaki ilişkilere tesir etmekle kalmayıp, etkileri Emrin yönetim işlerinin yürütülmesinde de hissedilebilmektedir. Öğrenme toplumun hareket tarzını ayırt eden özellik haline geldikçe, büyüme ve sağlamlaşmayla ilgili karar sürecinin belirli yönleri de, planlama ve uygulamanın tabandaki koşullara karşı daha duyarlı olmasını sağlayarak, tüm bireylere devredilmiştir. Özellikle de, küme düzeyinde aktivitelerle meşgul olanlar için, kurumlardan gelen deneyim ve kılavuzluk ışığında mevcut durumları konusunda bir görüş birliğine varmak ve hemen sonraki adımlarının ne olacağına karar vermek üzere zaman zaman toplanmaları için yansıma toplantısı aracılığıyla bir ortam yaratılmıştır. Bir kümede kolaylaştırıcı, çocuk sınıfı öğretmeni ve yeni gençlik grubu animatörü olarak hizmet edenlerin birçok kez toplanmalarını ve deneyimleri konusunda meşveret etmelerini sağlayan benzeri bir ortam da enstitü tarafından yaratılmıştır. Tabandaki bu meşveret sürecine çok yakından bağlı diğer kurumlar da, ortak etkileşimlerinin büyümeye ilişkin ve bu durumda daha yüksek düzeyde bir resmiyetle kararların alınmasını sağlayan başka bir ortam yaratan eğitim enstitüsü ve Saha Tebliğ Heyeti kurumları ile onlarla birlikte Muavenet Heyeti üyeleridir. İhtiyaçtan doğan bu küme düzeyindeki sistemin çalışmaları, Bahai yönetiminin önemli bir özelliğine işaret etmektedir: Tıpkı canlı bir organizma gibi, Yüce Adalet Evi’nin kılavuzluğu altında evrimleştikçe, yapılar ve süreçler, ilişkiler ve aktiviteler bakımından daha da yüksek karmaşıklık derecelerini barındırma kapasitesini kendi içinde kodlamıştır.
Emrin, yerel ve bölgeselden ulusal ve kıtasalına kadar her düzeydeki kurumlarının böyle artan karmaşıklığı gittikçe daha büyük bir ustalıkla yönetebilmeleri, onların sürekli olgunlaşmalarının hem bir işareti hem de bir gerekliliğidir. İdari yapılar arasında evrim geçiren ilişkiler, Mahalli Ruhani Mahfili, Tanrı Sözünü yayma, inananların enerjilerini harekete geçirme ve ruhani açıdan eğitici bir ortam oluşturma sorumluluklarını yerine getirmede yeni bir aşamanın eşiğine getirmiştir. Ruhani Mahfilin olgunluğunun yalnızca toplantılarının düzenliliği ve işleyişinin etkinliğiyle değerlendirilemeyeceğini daha önceki vesilelerle belirtmiştik. Aksine, mahfilin gücü, büyük ölçüde, hizmet ettiği ve hem resmen tescilli olanların hem de olmayanların yapıcı katkılarını memnuniyetle karşılayan, büyüyen bir toplumun ruhani ve sosyal yaşamının canlılığı ile ölçülmelidir. Mevcut yaklaşımların, yöntemlerin ve araçların, Beş Yıllık Plan’ın gereklerinin kendi bölgelerinde yeterince karşılandığından emin olmak amacıyla işe koyulduklarında, bu sorumluluklarını yerine getirmek üzere Mahalli Ruhani Mahfillere, hatta yeni kurulmuş olanlara bile vasıtalar sağladığını görmek memnun edicidir. Gerçekten de, Mahfilin Plan ile layıkıyla meşgul olması, geniş sayıda insanı kucaklamadaki her girişim için hayati önem taşımaktadır. Bu, onun güçlerinin ve kapasitelerinin tümünün ortaya çıkması için bir gerekliliktir.
23. Mahalli Ruhani Mahfillerde önümüzdeki birkaç yıl süresince kesinlikle tanık olacağımız gelişme, stratejik düşünme ve hareket etme yetenekleri, özellikle de, toplum oluşturma sürecini tabanda artan bir keskinlik ve etkinlikle analiz etmeyi ve ihtiyaç oldukça da bu sürece yardım, kaynak, teşvik ve sevgi dolu kılavuzluk zerk etmeyi öğrenmiş oldukları için somut bir biçimde ortaya çıkan Milli Ruhani Mahfillerin artan gücüyle mümkün olmuştur. Şartların gerekli kıldığı ülkelerde, belirli yönetim fonksiyonlarını dağıtarak, yetki alanlarındaki bölgelerde kurumsal kapasiteyi artırarak ve daha ileri etkileşim biçimleri geliştirerek, bu bağlamdaki görevlerinden bazılarını Bölgesel Konseylere devretmişlerdir. Mevcut Plan’ın hedefine ulaşmak için gerekli nihai hamlenin yaratılmasında Milli Mahfillerin tam meşgul olmalarının etkili olduğunu söylemek abartı olmayacaktır. Önümüzdeki kritik ve uçup gitmekte olan aylarda toplumlarını bir sonraki beş yıllık girişimi başlatmaya hazır etmek için üstün bir çabayı Müşavirlerle uyum içinde ortaya koyarken tam meşgul olmalarında daha fazla gelişmeler görmeyi umut ediyoruz.
Hiç kuşku yok ki, Müşavirler kurumunun evrimi, Bahai İdari Düzeni’nde geçen on yıldaki en önemli ilerlemelerinden birini oluşturmuştur. Bu kurum, Müşavirler ve Muavenet Heyeti üyelerinin, Uluslararası Tebliğ Merkezi’nin Kermil Dağı’ndaki daimi binasına yerleşmesini belirleyen konferans için Ocak 2001’de Arz-ı Akdes’te bir araya geldiklerinde kendi gelişiminde olağanüstü sıçramalar yapmış bulunmaktaydı. Bu olayla salıverilen güçlerin, kurumu hızla ileriye ittiğine şüphe yoktur. Müşavirlerin ve muavinlerinin Plan’ın ilerleyişine yaptıkları etkinin derecesi, onların tebliğ sahasının en ön safındaki doğal yerlerini aldıklarını göstermektedir. Toplumun çalışmasının önde gelen bir özelliği olan öğrenme tutumunu, yoğun büyüme programları yaşamakta olan kümelerde çok acil olmak üzere, her kurum gelişmekte olan kendi işlevlerine ve sorumluluklarına uygun olarak güçlendirmeye çalıştıkça, önümüzdeki yılın, İdari Düzen’in kurumlarını işbirliğinde birbirine daha fazla bağlayacağından eminiz.
Hz. Bahaullah’ın Vahyi çok geniştir. Sadece birey düzeyinde değil, aynı zamanda toplumun yapısında da derin bir değişim ister. Bizzat Kendisi, “Her Zuhurun amacı, insanlığın tüm karakterinde kendisini hem içsel hem de dışsal olarak gösterecek, hem iç yaşamını hem de dış şartlarını etkileyecek bir değişim yaratılması değil midir?” diye buyurmaktadır. Bugün yerkürenin her köşesinde ilerlemekte olan uğraş, O’nun öğretilerinde kutsallaşan ve inşa edilmesi sınırsız karmaşıklıkta ve ölçekte olan ve meyve vermesi insanlığın yüzyıllar sürecek gayretlerini gerektirecek görkemli medeniyetin çekirdeğini yaratmak amacıyla süregelen Bahai çabasının en son aşamasını temsil etmektedir. Kestirme yollar, formüller yoktur. Yalnızca O’nun Vahyinden kazanılan içgörüleri kullanmak, insan ırkının birikmekte olan bilgisinden yararlanmak, O’nun öğretilerini insan hayatına akıllıca uygulamak ve çıkacak sorular üzerinde meşveret etmek için çaba gösterilince, ihtiyaç duyulan öğrenme olacak ve kapasite geliştirilecektir.
Bahai toplumu, bu uzun vadeli kapasite oluşturma sürecinde yaklaşık on beş yılını tebliğ sahasındaki deneyimlerini sistematikleştirmeyi, bazı aktiviteleri gittikçe artan sayıda insana açmayı ve büyüme ve sağlamlaşmasını sürdürmeyi öğrenmeye adamıştır. Herkes toplumun sıcak ortamına girmek ve Hz. Bahaullah’ın hayat veren mesajından payını almak üzere kabul görür. Şüphesiz, gerçeğin özlemini çeken bir ruh için, Emrin kalesinde barınak bulmak ve Misak’ın birleştirici gücünden kuvvet almaktan daha büyük hiçbir bir sevinç yoktur. Yine de, O’nun inananları arasında sayılıyor olsun veya olmasın, her insan ve her insan grubu, O’nun öğretilerinden ilham alarak, karşılaştıkları güçlüklere aşmada kendilerine yardım edecek hikmet ve bilgi cevherlerinden faydalanabilir. Gerçekten de, insanlığı çağıran medeniyete tek başına Bahai toplumunun çabalarıyla ulaşılamayacaktır. Hz. Bahaullah’ın insanlığın birliği prensibi kavramını dolaylı bir tezahürü olan dünya dayanışma ruhu ile harekete geçen çok sayıda gruplar ve organizasyonlar, günümüz toplumunun kargaşa ve kaosundan ortaya çıkması mukadder olan medeniyete katkıda bulunacaklardır. Şurası herkes için net olmalıdır ki, birbirini izleyen küresel Planlar süresince Bahai toplumunda yaratılan kapasite, ona öğrenmenin yeni sınırlarını açarak, onu medeniyet kurmanın çok sayıda ve farklı boyutlarında yardımcı olmaya gittikçe daha muktedir kılmaktadır.
2008 Rızvan mesajımızda, dostlar küme seviyesinde çalışmaya devam ettikçe, toplum yaşamına giderek daha fazla çekildiklerini göreceklerine ve meşgul oldukları sistematik öğrenme sürecini, insan çabalarının büyüyen bir alanını kapsayacak biçimde genişletme güçlüğüyle karşı karşıya kalacaklarına işaret etmiştik. Her kümede samimi ev ortamındaki fikir alışverişleriyle süslenmiş ve nüfusun yetişkin, genç ve çocuk her kesiminin ruhani eğitim ihtiyacını karşılayan aktivitelerle bezenmiş müşterek tapınma eylemleri yapıldıkça zengin bir toplum yaşamı ortaya çıkmaya başlar. Örneğin, çocuklarının umutları ve yeni gençlerin girişimlerinden türeyen hizmet projeleri hakkında ebeveynler arasında canlı konuşmalar arttıkça, sosyal bilinç doğal bir şekilde yükselir. Bir kümede insan kaynakları yeterince bollaşınca ve büyüme modeli sağlam bir şekilde tesis edilince, Bahai toplumunun dış topluma katılımı artabilir ve hatta artmak da zorundadır. Plan’ın açılımında bu kritik noktada ve çok sayıda küme böyle bir aşamaya yaklaşırken, her yerdeki dostların büyüyen ve canlı toplumlarının, dış toplumun maddi ve ruhani ilerlemesine yapacağı katkıların doğası üzerinde düşünmeleri uygun olacaktır. Bu bakımdan, birbiriyle bağlantılı ve birbirlerini pekiştiren iki etkinlik alanı açısından düşünmek yararlı olacaktır: toplumsal hareketler içinde yer almak ve dış toplumun yaygın diskurlarına katılmak.
Bahai toplumu on yıllar boyunca bu iki faaliyet alanında büyük tecrübe kazanmıştır. Şüphesiz, meslekleri dolayısıyla toplumsal hareketler ve diskurlara bireysel olarak katılan çok sayıda Bahai bulunmaktadır. Emrin öğretilerinden ilham alan ve bölgesel ve ulusal seviyelerde çalışan çok sayıda sivil toplum kuruluşları, vatandaşlarının ilerlemesi için sosyo-ekonomik gelişim alanında faaliyet göstermektedir. Milli Ruhani Mahfillere bağlı kurumlar çeşitli yollarla kamusal refahı sağlayacak olan fikirlerin yayılması için katkıda bulunmaktadır. Bahai Uluslararası Toplumu’nun Birleşmiş Milletler Bürosu gibi kurumlar yine benzer bir görevi uluslararası düzeyde yerine getirmektedir. Toplumun tabanında çalışan ahbaplar, çevrelerindeki toplumun sorunlarına cevap vermeye çalışırken, bu deneyim ve kapasiteden gerekli olduğu ve arzu edildiği ölçüde yararlanacaklardır.
En uygun biçimde, bir yelpaze bağlamında bakıldığında, toplumsal hareketler, bireyler ya da küçük bir grup ahbap tarafından üstlenilen sınırlı süreli ve oldukça gayrı-resmi çabalardan, ilhamını Emir’den alan organizasyonlarca uygulanan, yüksek düzeyde karmaşık ve gelişmiş sosyo-ekonomik gelişim programlarına kadar yayılabilir. Büyüklüğünden ve kapsamından bağımsız olarak tüm toplumsal hareketler, Emrin öğreti ve prensiplerini halkın sosyal ya da ekonomik yaşamının herhangi bir yönünü, ne kadar mütevazı olursa olsun, geliştirmek üzere uygulamaya çalışır. Bu bakımdan, bu çabalar, halkın ruhani esenlik ve maddi refahını artırmak gibi belirli amaçlarıyla kendini gösterirler. Şimdi insanlığın ufkunda duran dünya medeniyetinin, yaşamın maddi ve ruhani ihtiyaçları arasında dinamik bir uyum kazanması gereği, Bahai öğretilerinin esasını oluşturur. Bu idealin, etkisinin kapsamı ve boyutu ne olursa olsun, Bahailer tarafından sürdürülen herhangi bir toplumsal hareketin doğası için önemli sonuçları olduğu açıktır. Koşullar ülkeden ülkeye ve belki de kümeden kümeye değişecek ve ahbapların değişik çabalarına yol açacak olsa da, herkesin aklında tutması gereken bazı temel kavramlar vardır. Biri, bilginin toplumsal varlığın esası olduğudur. Cehaletin sürmesi zulmün en kötü bir şeklidir; Hz. Bahaullah’ın Vahyi’nin hem amacı hem de işletim prensibi olan insanlığın birliğinin gerçekleşmesinin önünde engeller olarak duran birçok önyargı duvarını güçlendirmektedir. Bilgiye ulaşmak her insanın hakkıdır ve bilginin üretilmesine, kullanılmasına ve yayılmasına katılmak, refah içinde bir dünya medeniyetinin inşa edilmesi büyük girişimi, bireysel beceri ve yeteneklerine uygun olarak, herkesin üstlenmesi gereken bir sorumluluktur. Adalet evrensel katılım gerektirir. Bu nedenle, toplumsal hareket bir biçimde mal ve hizmetleri sağlamayı içerse de, temel amacı, belirli bir halkın içinde daha iyi bir dünya yaratmaya katılma kapasitesi oluşturması olmalıdır. Toplumsal değişim, bir grup insanın başkalarının yararı için yürüttüğü bir proje değildir. Toplumsal hareketlerin kapsamı ve karmaşıklığı, bir köyde ya da mahallede bunu ileriye götürecek insan kaynağı ile orantılı olmalıdır. Öyleyse, çabaların mütevazı bir ölçekte başlaması ve halk içinde kapasite geliştikçe organik olarak büyümesi en iyisidir. Toplumsal değişimin öncüleri Hz. Bahaullah’ın Vahyi’nin unsurlarını, bilimsel içerik ve yöntemlerle birlikte toplumsal gerçeklerine giderek artan bir etkinlikle uygulamayı öğrendikçe, kapasite şüphesiz yeni seviyelere yükselir. Bu toplumsal gerçeği Hz. Bahaullah’ın öğretilerine uygun bir şekilde okumaya çalışmalıdırlar; yani, hemcinslerinin içinde paha biçilmez değerde mücevherler görmeli ve birleşme ve parçalanma süreçlerinin kalpler, akıllar ve sosyal yapılar üzerindeki etkilerini kabul etmelidirler.
30. Bazı diskurlara girmekten kazanılan içgörüşlerin toplumsal hareketi biçimlendiren kavramları netleştirmeye yardımcı olması gibi, etkin toplumsal hareket de toplumun diskurlarına katılımı zenginleştirir. Küme seviyesinde toplumsal diskurlara katılmak, Bahai fikirlerini günlük sohbetlere sokmak gibi basit bir hareketten, iklim değişikliği ve çevre, yönetim ve insan hakları gibi, burada sadece birkaç tanesi zikredilen toplumsal ilgi alanlarında makaleler hazırlamak ve toplantılara katılmak gibi daha resmi aktivitelere kadar uzanır. Köylerde ve mahallelerdeki sivil gruplar ve yerel örgütlerle anlamlı etkileşimleri de içerir.
Bu bağlamda bir uyarıda bulunma mecburiyeti hissediyoruz: Toplumsal hareketlere ve diskurlara katılmanın değerinin tesciller getirebilme yetisiyle ölçülmemesinin herkes tarafından anlaşılması önemlidir. Bu iki faaliyet alanındaki gayretler, Bahai toplumunun büyüklüğünde bir artışa neden olabilse de, bu amaç için üstlenilmezler. Bu bağlamda samimiyet bir zorunluluktur. Dahası, Bahai deneyimlerinin abartılmasından veya yeni gençliğin ruhani güç ile donatılması programı gibi henüz filizlenmekte olan ve kendi hızında olgunlaşmaya bırakılması iyi olan çabalara gereksiz dikkat çekilmesinden kaçınılması için de özen gösterilmelidir. Her durumda anahtar sözcük alçak gönüllülüktür. Dostlar inançlarıyla ilgili coşkularını aktarırken, başka ortamlar bir yana, kendi aralarında bile pek uygun olmayan bir zafer gösterisi havası sergilemeye karşı dikkatli olmalıdırlar.
32. Sizler için şimdi küme seviyesinde açılmakta olan bu yeni fırsatları anlatırken, mevcut rotanızı herhangi bir şekilde değiştirmenizi istemiyoruz. Bu gibi fırsatların, toplumunun sınırlı kaynakları ve enerjilerinin büyüme ve sağlamlaşma çalışmasıyla yarışan alternatif bir hizmet sahası temsil ettiği de düşünülmemelidir. Gelecek yıl süresince enstitü sürecini ve yarattığı aktivite modelini güçlendirmeye devam edilmeli ve tebliğ her inananın zihninin ilk sırasında olmayı sürdürmelidir. Dış toplumun yaşamına daha fazla karışma arayışına erken girilmemelidir. Her kümede dostlar Plan’ın gereklerini hareket, yansıma, meşveret, çalışma ve sonuç olarak öğrenme süreciyle uygulamakta sebat edince, doğal olarak ilerleyecektir. Toplumun kendi büyümesini teşvik etme ve canlılığını sürdürme kapasitesi giderek arttıkça, dış toplumun yaşamına katılım gelişecektir. Mevcut küresel Planları yöneten kavramsal çerçevenin unsurlarından yararlandığı ölçüde, toplumu büyütme ve sağlamlaştırma çabalarıyla uyum sağlayacaktır. Ve halkların Hz. Bahaullah’ın refah ve barış içinde bir dünya medeniyeti vizyonuna doğru hareketine, bu unsurları öğrenmenin yeni alanlarında yaratıcı bir biçimde kullandığı ölçüde katkıda bulunacaktır.
Sevgili Dostlar: Sevgili Hz. Abdülbaha inananların kalplerinin birbirlerine besledikleri sevgiyle dolup taşması ve hiçbir ayrılık sınırına uymadan, tüm insanlığı tek bir aile gibi görmeleri umudunu ne kadar sık ifade etmiştir. Şöyle tembih etmekteydi: “Kimseyi yabancı görmeyiniz, aksine tüm insanları dost olarak görünüz; çünkü, gözünüzü ötekiliğe diktiğiniz zaman sevgi ve birlik zorlaşır.” Önceki sayfalarda incelenen tüm gelişmeler, en derin seviyede, Kutsal Ruh’un gücüyle ulaşılan evrensel sevginin ifadesinden başka bir şey değildir. Tüm yabancılık ve ayrılık perdelerini yakıp kül ederek, kalpleri mükemmel bir birlik içinde birbirine bağlayan, Allah’a olan sevgi değil midir? Sizleri hizmet sahasına teşvik eden ve her ruhta O’nu tanıma ve O’na tapma kapasitesini görmenizi sağlayan şey O’nun sevgisi değil midir? O’nun Mazharı’nın acılarla dolu bir yaşama O’nun insanlığa sevgisinden dolayı memnuniyetle katlandığı bilgisiyle canlanmış değil misiniz? Kendi saflarınıza, İran’daki sevgili erkek ve kız kardeşlerinize bakın. Allah sevgisi ve O’na hizmet arzusundan doğan metanetin örneğini oluşturmuyorlar mı? En acımasız ve en acı zulmü aşma kapasiteleri, dünyadaki milyonlarca ve milyonlarca mazlum insanın ayağa kalkarak Allah’ın Krallığı’nın dünya üzerinde kurulmasında belirleyici bir rol alma kapasitelerinin göstergesi değil mi? Ayrımcı toplumsal yapılanmalardan yılmadan ilerleyin ve Hz. Bahaullah’ın mesajını şehirlerin mahallelerinde, küçük kırsal köylerde ve yerkürenin her köşesinde bekleyen ruhlara götürün, onları O’nun toplumuna, İsm-i Azam’ın toplumuna cezbedin. Düşünce ve dualarımızdan hiç çıkmıyorsunuz ve Her Şeye Gücü Yeten’e sizleri Kendi harikulade lütfuyla güçlendirmesi için yakarmaya devam edeceğiz.
Bu ihtişamlı mevsimin başlangıcında, Hz. Bab’ın yüce Makamı’nı taçlandıran altın kaplamalı kubbenin yeniden gözler önüne serilen parlaklığına baktığımızda gözlerimiz aydınlanmaktadır. Hz. Şevki Efendi’nin istediği semavi parlaklığa yeniden kavuşan o yüce yapı yine karaya, denize ve göğe gece ve gündüz parlayarak, kutsal naaşını içinde barındırdığı Kimse’nin haşmet ve kutsallığını doğrulamaktadır.
Bu sevinçli an İlahi Plan’ın açılışında elverişli bir bölümünün kapanışıyla eşzamanlı olmaktadır. Geriye Kuruluş Çağı’nın ilk yüzyılının, Hz. Abdülbaha’nın Elvah-ı Vesaya’sının iyiliksever gölgesi altında geçirilecek ilk yüz yılın sadece tek bir on yılı kalmıştır. Şimdi bitmekte olan Beş Yıllık Plan’ı, özellikleri daha şimdiden tüm Bahai dünyasında yoğun inceleme konusu olan bir diğer Plan takip etmektedir. Gerçekten de, Kıtasal Müşavirler Heyetleri Konferansı’na mesajımıza ve on iki ay önceki Rızvan mesajına verilen karşılıktan daha fazla memnun olamazdık. Ahbaplar bunların içeriklerini bölük pörçük kavramaktan tatmin olmayarak, bu mesajlara tek başlarına ve gruplar halinde, resmi toplantılarda ve kendiliğinden oluşan birlikteliklerde tekrar tekrar dönüyorlar. Anlayışları, kümelerinde beslenmekte olan büyüme programlarına aktif ve bilinçli katılımla artmaktadır. Sonuçta, dünya genelinde Bahai toplumu, kendisini gelecek on yıla kendinden emin bir başlangıç yapmaya sevk etmek için ihtiyacı olan şeyi birkaç ay içinde bilinçli olarak özümsemiştir.
Aynı dönemde çeşitli kıtalardaki politik ayaklanma ve ekonomik karmaşanın birikerek artan örnekleri hükümetleri ve halkları sarsmıştır. Toplumlar devrimin eşiğine ve dikkate değer durumlarda kontrolden çıkma noktasına getirilmiştir. Liderler silahların veya servetin güvenliği garanti etmediğini görmekteler. Halkın özlemlerinin karşılanmadığı her yerde, öfke birikimi giderek artmıştır. Hz. Bahaullah’ın dünya liderlerini ne kadar anlamlı bir biçimde uyardığını hatırlıyoruz: “Halkınız hazinenizdir. Yönetiminizin Allah’ın emirlerini ihlal etmemesine ve korumanız altındakileri hırsızın eline teslim etmemeye dikkat edin.” Bir uyarı: insanların değişim için coşkusunun görüntüsü ne kadar büyüleyici olursa olsun, olayların seyrini yöneten çıkarların olduğu hatırlanmalıdır. Ve İlahi Hekim tarafından salık verilen deva uygulanmadıkça, bu çağın sıkıntıları sürecek ve derinleşecektir. Zamanı dikkatle gözlemleyen birisi, acınacak bir biçimde bozuk bir dünya düzeninin kesintili fakat durmak bilmeyen hız kazanmış parçalanışını kolaylıkla görecektir.
Oysaki bunun karşılığı olan ve Emrin Velisi’nin “Hz. Bahaullah’ın yeni doğmuş Dini” ile ilişkilendirdiği ve “o Din’in çok geçmeden kurması gereken Yeni Dünya Düzeni’nin müjdecisi” diye tarif ettiği yapıcı süreç de görülmektedir. Bunun dolaylı etkileri, toplumsal kalkınmaya katkı özleminden doğan ve özellikle gençlerden gelen duygu selinde görülebilir. Her ülkedeki insan ruhundan durdurulamadan akan bu özlemin, Bahai toplumunun gezegenin çeşitli halkları arasında etkin hareket kapasitesi oluşturmak için yürütmekte olduğu çalışmalarında böylesine anlamlı ifade bulabilmesi, Cemal-i Kıdem’in inananlarına tanınan bir inayettir. Herhangi bir ayrıcalık bununla mukayese edilebilir mi?
Bu çalışmayı anlamak için her inanan, Mısır’a ve Batı’ya “çığır açan seyahatlerinin” yüzüncü yıldönümü bu günlerde kutlanmakta olan Hz. Abdülbaha’ya baksın. Öğretileri her sosyal alanda, evlerde ve dini misyon salonlarında, kiliselerde ve havralarda, parklarda ve meydanlarda, trenlerde ve gemilerde, kulüplerde ve cemiyetlerde, okullarda ve üniversitelerde yorulmadan açıklamıştır. Gerçeğin savunulmasında ödün vermeden, fakat sonsuz derecede nazik tavırla, evrensel ilahi prensiplerin çağın gerekleriyle olan ilişkisini vurgulamıştır. Ayrım yapmadan herkese, resmi görevlilere, bilim insanlarına, işçilere, çocuklara, anne babalara, sürgünlere, eylemcilere, din adamlarına ve şüphecilere, özel ihtiyaç her neyse, sevgi, hikmet ve huzur vermiştir. Onların ruhlarını yükseltirken, varsayımlarına meydan okumuş, bakış açılarına yeni bir yön vermiş, bilinçlerini genişletmiş ve enerjilerini odaklamıştır. Sözle ve amelle öylesine şefkat ve cömertlik göstermiştir ki, kalpler tamamen değişime uğramıştır. Hiçbir kimse geri çevrilmemiştir. Hz. Abdülbaha’nın eşi benzeri olmayan amellerinin, bu yüzüncü yıl döneminde sık sık hatırlanmasının, O’nun samimi hayranlarına ilham vermesi ve onları güçlendirmesi büyük umudumuzdur. O’nun örneğini gözünüzün önüne koyun ve gözünüzü ondan ayırmayın; Plan’ın amacını izlerken sizin içgüdüsel kılavuzunuz olsun.
Hz. Şevki Efendi, Bahai toplumunun ilk küresel Plan’ının başlangıcında, ilahi ışığın birbirini izleyen aşamalar halinde, Siyah Çal’da yakılması, Bağdat’ta vahiy lambasına bürünmesi, Asya ve Afrika’daki ülkelere yayılması ve Edirne ve daha sonra Akka’da artan parlaklıkla ışıldaması, denizlerin ötesindeki diğer kıtalara gitmesi ve ülke ve bölgelerin üzerine tedricen yayılmasını ikna edici ve güçlü bir dille tarif etmişti. Bu sürecin son bölümünü, “Allah’ın muzaffer Dini’nin tüm gücüyle ve ihtişamıyla parlayan ışığının, bütün gezegene yayılmış ve onu kaplamış olacağı aşama” diyerek, “o ışığın yerkürenin geriye kalan tüm bölgelerine girmesi” olarak nitelendirmişti. O hedef gerçekleşmekten çok uzak olmasına rağmen, ışık birçok bölgede şiddetli bir biçimde yanmaktadır. Bazı ülkelerde her kümede parlamaktadır. O söndürülemez ışığın ilk yakıldığı ülkede, onu söndürmek isteyeceklere rağmen parlak bir biçimde yanmaktadır. Çeşitli ülkelerde mum ardına mum, kalp ardına kalpte Allah’ın Eli’yle yakıldıkça, tüm mahallelerde ve köylerde sürekli bir alev oluşturur; insan etkileşiminin her düzeyinde anlayış dolu sohbeti aydınlatır; bir halkın refahını artırmak üzere girişilen sayısız inisiyatiflere ışık saçar. Ve her seferinde, her biri kasvet ve karanlığa karşı bir işaret ışığı olan imanlı inanandan, canlı bir toplumdan ve sevecen bir Ruhani Mahfil’den yayılır.
İman kıvılcımını başkalarına iletirken, sönmeyen alevi taşıyanlar olarak her birinizin Hz. Bahaullah’ın güçlü teyitleriyle sarılmanız için Kutsal Makam’da içtenlikle dua ediyoruz.
Yüzyıl önce, Rızvan bayramının on birinci gününün ikindi vaktinde, Hz. Abdülbaha, birkaç yüz kişilik bir topluluk önünde, Şikago’nun kuzeyindeki Grosse Pointe’deki Mabet arazisini çevreleyen yeşil alana kazmayı vurmuştu. O ilkbahar günündeki bu temel atma töreninde Kendisiyle birlikte olmak üzere davet edilenler farklı kökenlerden gelmekteydiler; Norveçliler, Hintliler, Fransızlar, Japonlar, İranlılar, Amerikan yerlileri bunlardan sadece birkaçıydı. Sanki o Maşrıku’l-Ezkâr, henüz inşa edilmemiş olsa da, Hz. Abdülbaha’nın o tören gününün akşamında dile getirdiği, benzeri tüm anıtsal yapılara dair umutlarını gerçekleştiriyordu: “İnsanlık toplanabileceği bir yer bulsun” ve “insan âleminin birliğinin ilanı, halka açık kutsal avlulardan çıkıp yayılsın.”
Bu olayda ve Mısır’a ve Batı’ya yaptığı seyahatlerde Kendisini dinleyenler, O’nun sözlerinin topluma ve toplumsal değerler ile uğraşılara dair geniş kapsamlı imalarını ancak belli belirsiz bir ölçüde kavramış olsalar gerek. Bugün bile, Hz. Bahaullah’ın Zuhuru’nun meydana çıkarması mukadder olan gelecekteki toplumun uzak ve belli belirsiz bir siluetinden başka bir şey görebildiğini kim iddia edebilir? Zira hiç kimse, ilahi öğretilerin insanoğlunu kendisine doğru sürüklediği medeniyetin, yalnızca mevcut düzene yönelik iyileştirmelerin bir sonucu olacağını zannetmesin. Bundan çok farklı olacak. Batı’nın Ana Mabedi’nin temel taşını yerleştirmesinden birkaç gün sonraki bir konuşmasında Hz. Abdülbaha şunu belirtmişti: “Ruhani güçlerin dışavurumunun sonuçlarından birisi de insan âleminin kendini yeni bir toplumsal biçime göre şekillendirecek olmasıdır” ve “Allah’ın adaleti insani uğraşıların her bir alanında görünür olacaktır.” Hz. Abdülbaha’nın, Bahai toplumunun bu yüzüncü yıl dönümünde tekrar tekrar başvurduğu bu ve sayısız diğer beyanları, mevcut haliyle toplumu Babasının dünyaya bahşettiği muazzam vizyondan ayıran uzaklığa dair farkındalığı artırmaktadır.
Ne kadar yazıktır ki, toplumsal şartları iyileştirmek için çalışan iyi niyetli bireylerin her yerdeki övgüye değer çabalarına rağmen, böylesi bir vizyonun hayata geçirilmesine mâni olan engeller, çoğu insana üstesinden gelinemeyecek gibi görünmektedir. Onların umutları, insan doğası hakkındaki ve günlük hayatın yapılarına ve geleneklerine, yerleşmiş birer gerçek konumunu elde edecek derecede sızmış olan yanlış varsayımların duvarlarına çarpmaktadır. Bu varsayımlar aydınlanmış bir ruhun ulaşıp faydalanabileceği olağanüstü ruhani potansiyelin büyüklüğünü pek hesaba katmamakta; bunun yerine genel umutsuzluk duygusunu yaşanan örnekleriyle her geçen gün daha da artıran insani başarısızlıklara mazeretler bulmayı tercih etmektedir. Kat kat yanlış düşüncelerden oluşan bir örtü, temel bir gerçeği perdelemektedir: Dünyanın durumu insan ruhunun gerçek doğasını değil, ruhtaki bir bozulmuşluğu yansıtmaktadır. Tanrı’nın her Mazharı’nın amacı insanlığın hem içsel hem de dış koşullarında topyekûn bir değişim yaratmaktır. Ve bu değişim, doğal olarak, devamlı gelişen ve ilahi öğretiler tarafından birleştirilmiş bir insan topluluğu toplumsal bir değişim sürecine katkıda bulunmak için birlikte ruhani kapasiteler geliştirmeye çalışırken meydana gelir. Bu çağın geçerli teorileri, yüzyıl önce Hz. Abdülbaha tarafından kazılan o sert toprağa benzer şekilde, ilk bakışta ne kadar değişmesi zor gibi gözükürlerse gözüksünler, hiç kuşku yok ki giderek ortadan kaybolacaklar ve “Allah’ın bağışının ilkbahar yağmurları” sayesinde “gerçek anlayış çiçekleri” tüm tazelik ve güzellikleriyle açacaktır.
O’nun İsm-i Âzamı’nın toplumu olan sizler, O’nun Kelimesinin gücü ile gerçek anlayışın çiçek açabileceği ortamlar hazırlıyor olduğunuz için, Allah’a şükürler sunuyoruz. Emir uğruna tutsaklığa göğüs gerenler bile, o tarifsiz fedakârlıkları ve metanetleri ile “ilim ve hikmet sümbüllerinin” anlayışlı yüreklerde çiçek açmasını sağlıyorlar. Yerkürenin dört bir yanında, arzu ve heyecan dolu ruhlar, Beş Yıllık Plan’ın uygulamalarını sistematik bir şekilde hayata geçirerek, yeni bir dünya kurma işiyle uğraşıyorlar. Planın unsurları o kadar iyi kavranmıştır ki bunlar hakkında burada başkaca yorum yapma ihtiyacı hissetmiyoruz. Cömertler cömerdi Allah’ın Eşiğindeki yakarışlarımız, Plan’ın ilerlemesine katkıda bulunan her birinize Mele-i Âlâ’nın yardımının lütfedilmesi içindir. Geçen yıl boyunca gösterdiğiniz adanmış gayretlerinize tanıklığımızın verdiği heyecanla desteklenen kuvvetli arzumuz, deneyimlerle kazanmakta olduğunuz bilgiyi emin adımlarla uygulama işini yoğunlaştırmanızdır. Şimdi kendini geri tutma zamanı değildir; hâlâ çok sayıda insan yeni şafağın söküşünün farkında değildir. İlahi mesajı sizden başka kim iletebilir? Hz. Bahaullah Emre atıfta bulunarak şöyle buyurmaktadır: “Bu Emir… Allah’a yemin olsun ki, Rahman’ın, varlık dünyasıyla tüm bağlarını koparmış cesur binicilerinin dışında hiç kimsenin atını mahmuzlayamayacağı, anlayış ve her şeyden kopma, görüş ve yücelme alanıdır.”
İş başındaki Bahai dünyasını gözlemlemek gerçekten muhteşem bir manzarayı seyretmektir. En büyük arzusu diğer insanları Yaratıcı ile sohbete ve insanlığa hizmete davet etmek olan birey inananın yaşamında, Çağın Rabbi’nin her bir ruh için amaçladığı o ruhani değişimin izleri bulunabilir. Herhangi bir Bahai toplumunun, genç ve yaşlı üyelerinin yanı sıra arkadaşlarının ve işbirliği yaptığı kimselerin de kapasitelerini ortak refah ve mutluluğa hizmet etmek için artırmaya adanmış aktivitelerine can veren ruhta, ilahi öğretiler üzerine inşa edilmiş bir toplumun nasıl gelişebileceğinin bir işareti görülebilir. Ve Plan çerçevesince yönlendirilen aktivite sayısının bol olduğu ve hareket çizgileri arasında tutarlılığın sağlanması ihtiyacının en acil olduğu gelişmiş kümelerde, idari yapılar, Emrin kurumlarının insanların refahını ve gelişimini ilerletmek amacıyla sahip oldukları sorumlulukları giderek nasıl daha geniş bir ölçüde üstlenebileceklerine dair, henüz zayıf da olsa, ışık vermektedirler. O halde açıktır ki, bireyin, toplumun ve kurumların gelişimi çok büyük vaat taşımaktadır. Ancak bunun da ötesinde, bu üçünü birbirlerine bağlayan ilişkilerdeki şefkat dolu sevgiyi ve karşılıklı desteği özel bir mutlulukla fark etmekteyiz.
Buna karşın, bu üç aktörün dış dünyadaki karşılıkları, yani vatandaşlar, siyasi yapı ve toplumsal kurumlar arasındaki ilişkiler, insanlığın değişim aşamasının çalkantısını betimleyen uyumsuzluğu yansıtmaktadır. Organik bir bütünün birbirine bağımlı parçaları olarak hareket etmek istemeyen bu aktörler, tamamen beyhude olduğunu ispatlamış olan bir güç kavgası içinde hapsolmuşlardır. Hz. Abdülbaha’nın sayısız Levih ve konuşmalarında tarif ettiği ve ülkelerin birbirleriyle ilişkileri kadar, karşılıklı günlük etkileşimlerin de insanlığın birliği bilinciyle şekillendirildiği toplum ise bundan ne kadar farklı. Böylesi bir bilinçle dolu olan ilişkiler, dünyanın her köşesindeki köylerde ve mahallelerde Bahailer ile dostları tarafından geliştirilmektedir ki bunlardan karşılıklı destek ve işbirliğinin, uyum ve sevginin güzel kokuları alınabilir. Böylesi mütevazı ortamlarda, toplumun aşinası olduğu çekişme için gözle görülür bir alternatif ortaya çıkmaktadır. Öyleyse, açıktır ki kendisini ifade etmek isteyen birey, sorumluluk üstlenerek, ortak faydaya adanmış bir meşverete usulüne uygun bir şekilde katılmakta ve kişisel görüşünde ısrarcı olma tutkusunu bir yana bırakmakta; meyve veren sonuçlara yönlendirilmiş eşgüdümlü hareket ihtiyacının değerini bilen bir Bahai kurumu, kontrol etmeyi değil beslemeyi ve teşvik etmeyi amaçlamakta; kendi gelişimini üstlenecek olan toplum, kurumlar tarafından hazırlanan planlara içtenlikle katılmakla elde edilen birliğin paha biçilmez değerini anlamaktadır. Bu üçlünün arasındaki ilişkiler, Hz. Bahaullah’ın Zuhuru’nun etkisi altında yeni bir sıcaklık kazanmakta, yeni bir yaşam bulmaktadır; bir bütün olarak ise bunlar, içinde ilahi ilhamın damgasını taşıyan ruhani bir dünya uygarlığının aşama aşama olgunlaştığı bir ortam oluşturmaktadırlar.
Zuhurun ışığının, uğraşın her sahasını aydınlatması mukadderdir; her birinde toplumu ayakta tutan ilişkiler yeniden düzenlenmek durumundadır; her birinde dünya, insanların birbirine karşı nasıl olması gerektiğine dair örnekler arar. Son zamanlarda çok sayıda insanın içine çekildikleri karmaşayı oluşturmaktaki bariz rolü göz önüne alındığında, insanlığın ekonomik hayatı üzerinde düşünmenizi öneriyoruz; öyle ki bu alanda adaletsizlik umursamazlıkla hoş görülmekte ve aşırı kazanç başarının bir simgesi olarak görülmektedir. Bu gibi zararlı yaklaşımlar öylesine derine kazınmıştır ki, herhangi bir bireyin tek başına bu alandaki ilişkileri yöneten geçerli standartları nasıl değiştirebileceğini hayal etmek bile zordur. Bununla birlikte, bir Bahai’nin elbette kaçınacağı davranışlar vardır; kişinin ticari işlerinde dürüst olmaması ya da başkalarını ekonomik açıdan suistimal etmek gibi. İlahi öğütlere sadakatle bağlılık, kişinin ekonomik alandaki tutum ve davranışları ile bir Bahai olarak inanışları arasında hiçbir çelişki olmamasını gerektirir. Kişinin kendi hayatında Emrin doğruluk ve hakseverliğe dair bu öğretilerini uygulamasıyla, tek bir ruh dünyanın kendine ölçüt aldığı düşük seviyedeki eşiğin üstünde bir standart sergileyebilir. İnsanlık ilham alabileceği bir yaşam modelinin yoksunluğundan usanmış bir haldedir; yaklaşımları dünyaya umut verecek toplumlar besleyip geliştirmeniz konusunda sizlere güveniyoruz.
Rızvan 2001 mesajımızda, toplu giriş sürecinin yeterince iyi ilerlediği ve ulusal toplumlardaki koşulların elverişli olduğu ülkelerde milli düzeyde Mabetlerin kurulmasını onaylayacağımızı belirtmiştik; bunların ortaya çıkışı Emrin Oluşum Çağının Beşinci Evresinin bir özelliği olacaktır. Coşkun bir sevinçle, milli Maşrıku’l-Ezkârların iki ülkede yükseleceğini şimdi duyuruyoruz: Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Papua Yeni Gine. Bu ülkelerde, koyduğumuz ölçütler gözle görülür şekilde yerine getirilmiş ve bu ülkelerin halklarının devam eden Planlar serisi ile yaratılan olanaklara verdikleri karşılık harikulade olmuştur. Santiago’da yapımı devam eden sonuncu kıtasal mabedin inşası ile birlikte, milli Bahai Mabetleri inşa etmek için projelerin başlatılması, Tanrı Emri’nin toplumun köklerine nüfuz etmesinin bir başka sevindirici kanıtını sunmaktadır.
Bir adım dahası da mümkündür. Hz. Abdülbaha tarafından “dünyanın en hayati kurumlarından biri” olarak tanımlanan Maşrıku’l-Ezkâr, Bahai hayatının iki temel ve ayrılmaz yönünü birbirine bağlar: İbadet ve hizmet. Bu ikisinin birleşmesi aynı zamanda Planın toplum kurma unsurları arasında var olan tutarlılıkta da kendini gösterir; özellikle dua toplantılarında ve insanlığa hizmet kapasitesi oluşturan bir eğitim sürecinde ifadesini bulan bir ibadet ruhunun filizlenmesinde. İbadet ve hizmetin karşılıklı ilişkisi, dünya üzerinde Bahai toplumlarının büyüklükte ve canlılıkta önemli derecede geliştiği ve toplumsal eylemin içinde yer almanın gözle görülür olduğu kümelerde özellikle ortaya çıkmaktadır. Bunların bir kısmı, dostların yeni gençlik programını ilişkili bölgelerde geliştirme kabiliyetini besleyecek şekilde, öğrenmeyi yayma alanları olarak belirlenmiştir. Bu programı sürdürme kapasitesi, yakın zamanda işaret ettiğimiz gibi, ayrıca çalışma çemberlerinin ve çocuk sınıflarının gelişimini ateşler. Böylece birincil amacının ötesinde, öğrenme alanı, büyüme ve sağlamlaşma planının tamamını güçlendirir. Bu kümelerdedir ki, gelecek yıllarda yerel bir Maşrık’ul-Ezkâr’ın ortaya çıkması düşünülebilir. Kalplerimiz Cemal-i Kıdem’e karşı şükran ile dolup taşarken, şu aşağıdaki kümelerden her birinde ilk mahalli Bahai Mabedinin inşası konusunda ilgili Milli Ruhani Mahfillerle meşveretlere başlamakta olduğumuzu sevinçle size bildiriyoruz: Battambang, Kamboçya; Bihar Şerif, Hindistan; Matunda Soy, Kenya; Norte del Cauca, Kolombiya ve Tanna, Vanuatu.
İki milli ve beş mahalli Maşrıku’l-Ezkâr’ın yapımını desteklemek amacıyla, bu tür projeler yararına Bahai Dünya Merkezi’nde bir Mabetler Fonu oluşturmaya karar verdik. Her yerdeki dostlar bu fona fedakârlıkla, imkânları elverdiği ölçüde katkıda bulunmaya davet edilmektedir.
Sevgili çalışma arkadaşlarımız: Hz. Abdülbaha’nın elleriyle yüz yıl önce kazdığı zemin, yedi ülkede daha kazılacaktır; bu, Hz. Bahaullah’ın buyruğuna itaat gereği, her şehirde ve köyde Rabbe ibadet için bir mabet inşa edileceği gün için sadece bir başlangıçtır. Tanrı Zikrinin bu Doğuş Yerleri’nden, O’nun nurunun ışınları parıldayacak ve O’nun övgüsünün ilahileri çınlayacaktır.
“Allah’ın Kitabı apaçıktır; O’nun Kelamı insanlığı Kendisine çağırıyor.” Yüce Kalem birlik ve bir araya toplanma gününün gelişini işte bu coşturucu sözlerle tarif etmektedir. Hz. Bahaullah şöyle devam eder: “Ey Allah’ın dostları! Bu dünyanın zulüm ettiği Kimse’nin sesine kulak verin ve O’nun Emrini yüceltecek şeylere sarılın.”Ve inananlarına şöyle öğütler: “Büyük bir dostluk ve tam bir arkadaşlık ruhu içerisinde meşveret edin ve hayatınızın kıymetli günlerini dünyanın ıslahına ve her şeyin Kadim ve Hakim Rabbi Olanın Emrinin desteklenmesine adayın.”
Çok sevgili çalışma arkadaşlarımız: Dünyanın her yanında Hz. Bahaullah’ın çağrısına yanıt olarak sunduğunuz özverili çabaları gördüğümüzde hemen aklımıza işte bu heyecan verici beyan geliyor. O’nun çağrısına verilen olağanüstü yanıt her yerde görülebilmektedir. İlahi Plan’ın ortaya çıkışı üzerinde durup tefekkür edenler için, Allah’ın Kelamının yarattığı gücün, ülkeden ülkeye ve kümeden kümeye her yerde, kadınların ve erkeklerin, çocukların ve gençlerin yüreklerine nasıl egemen olduğunu görmezden gelmek olanaksızdır.
Tüm dünyaya yayılmış olan bir toplum, kendi yakın gerçeğini okuma, olasılıklarını analiz etme ve Beş Yıllık Plan’ın yöntemlerini ve araçlarını sağduyulu bir şekilde uygulama becerisini geliştirmekte ve beklendiği üzere, öğrenmenin sınırlarını bilinçli bir şekilde genişleten kümelerde deneyim en büyük hızla birikmektedir. Bu gibi yerlerde, giderek artan sayıdaki bireylerin hizmet kapasitelerinin geliştirilmesinin nasıl mümkün kılınacağı gayet iyi anlaşılmıştır. Canlı bir eğitim enstitüsü, toplumun Planı ilerletme çabalarının ana dayanak noktası olarak işlev görmekte ve enstitü kurslarına katılımla kazanılan beceri ve yetenekler, olabilecek en kısa sürede sahada uygulanmaya başlanmaktadır. Bazı bireyler günlük sosyal etkileşimleri sayesinde ruhani konuların birçok değişik ortamda araştırılmasına açık olan ruhlarla karşılaşmakta; bazıları ise bir köydeki veya mahalledeki alıcılığa, belki de o bölgeye taşınarak yanıt verme fırsatı bulmaktadırlar. Giderek artan sayıda insan sorumluluk üstlenmek üzere ayağa kalkmakta ve kolaylaştırıcı, animatör ve çocuk sınıfı öğretmeni olarak hizmet eden, veya yöneten ve koordine eden, ya da başka yollarla sürece destek olan bireylerin saflarını genişletmektedirler. Dostların öğrenmeye olan bağlılıkları, çabalarının devamlılığında ve başkalarının çabalarında onlara eşlik etme istekliliklerinde ifade bulmaktadır. Dahası bu dostlar, kümede gelişmekte olan hareket modeli üzerindeki şu iki tamamlayıcı bakış açısını sıkıca göz önünde bulundurmayı başarmaktadırlar: bunlardan ilki, büyüme programının ritmik nabzı olan üçer aylık etkinlik döngüleri, diğeri ise, çocuklar, yeni gençler ve gençler ve yetişkinlere yönelik bir eğitim sürecinin belirgin aşamalarıdır. Dostlar, bu üç aşamayı birbirine bağlayan ilişkiyi açıkça kavramakla birlikte, her birinin kendine özgü dinamiklerinin, kendine özgü gereklerinin ve kendi doğasında var olan değerlerinin de farkındadırlar. Herşeyin ötesinde, kendisini hem toplumun gelişimini yansıtan sayısal verilerde, hem de toplumun başarılarını nakleden öykülerinde gösteren, kudretli ruhani güçlerin işleyişinin bilincindedirler. Özellikle ümit verici olan şey, en ilerideki kümeleri tanımlayan bu belirgin ve dikkat çekici özelliklerin birçoğunun, gelişimlerinin çok daha erken aşamalarında bulunan toplumlarda da görülmekte olmasıdır.
Dostların deneyimleri derinleştikçe, bir kümede yüzlerce ve hatta binlerce insanı kucaklayabilen, zengin ve karmaşık bir yaşam modelini geliştirme kapasiteleri de o oranda artmıştır. İnananların kendi çabaları sayesinde kazandıkları birçok anlayışlara tanık olmak, bizi çok mutlu etmektedir. Örneğin, dostlar, doğası gereği karmaşık ve kolayca basite indirgenemeyecek olan Plan’ın küme düzeyinde yavaş yavaş ortaya çıkışının, dinamik bir süreç olduğunu takdir etmektedirler. Gerek insan kaynaklarını artırma, gerekse de ayağa kalkan bireylerin eylemlerini koordine ve organize etme becerilerini geliştirdikçe, bu sürecin nasıl ilerlediğini görmektedirler. Dostlar, bu kapasiteler geliştikçe, daha geniş kapsamlı girişimlerin entegre edilebileceğinin mümkün olduğunu fark etmektedirler. Aynı şekilde, yeni bir etkinlik öğesi kendilerine ilk kez sunulduğunda başlangıçta bir süre özel bir ilgi gerektireceğini, ama bunun, toplum kurma çabalarının diğer yönlerinin önemini de asla azaltmadığını anlamaya başlamışlardır. Çünkü idrak edilen şey, eğer öğrenme hali iş görme yöntemimiz olacak ise, belli bir zaman için özellikle uygun olduğu ortaya çıkan Plan’ın herhangi bir aracının sunduğu potansiyelin farkında olmak ve çağrı yapıldığında bu aracın gelişmesi için daha çok enerji harcamak gerekebileceğini bilmektir; ama bu, her bireyin Plan’ın aynı yönü ile meşgul olması gerektiği anlamına gelmemektedir. Dostlar ayrıca bir büyüme programının her döngüsünün büyüme aşamasının odak noktasının aynı sonuca yönelik olmasının şart olmadığını da öğrenmişlerdir. Örneğin, herhangi bir döngüde ortaya çıkan koşullar, dikkatlerin bireysel veya kolektif yoğun tebliğ çabaları kanalıyla ruhların Emri kabul etmeye davet edilmelerine öncelikle verilmesini gerektirebilecek iken, başka bir döngünün odak noktası belli bir çekirdek etkinliğin sayısının katlanması olabilir.
Dahası, dostlar Emrin işinin farklı yerlerde farklı hızlarda ilerlediğinin ve bunun iyi bir nedenden kaynaklandığının, çünkü organik bir olgu olduğunun bilincindedirler ve tanık oldukları her gelişmeden mutluluk duymakta ve teşvik olmaktadırlar. Gerçekten de, her bireyin bütünün gelişmesine yaptığı katkının arttırdığı faydaları fark etmektedirler ve böylece her birinin kendi olanakları çerçevesinde sunduğu hizmeti herkes mutlulukla karşılamaktadır. Yansıma için bir araya gelinmesi, giderek daha çok, toplumun bir bütün olarak sunduğu çabaların dürüst ve moral verici bir şekilde üzerinde durulduğu birer fırsat olarak görülmektedir. Katılımcılar toplum çapında nelerin başarıldığını öğrenmekte, kendi çabalarını bu açıdan değerlendirmekte ve kurumların öğütlerini sindirerek ve diğer inananların deneyimlerinden yararlanarak büyüme süreci konusundaki bilgilerini artırmaktadırlar. Bu tür deneyimler ayrıca, ister belli bir hizmet alanında çalışıyor olsun, ister kümenin belli bir bölgesinde hizmet ediyor olsun, yoğun bir şekilde çeşitli etkinliklerle uğraşmakta olan dostlar arasında gerçekleşen ve ortaya çıkmakta olan değişik meşveret ortamlarında da paylaşılmaktadır. Tüm bu iç görüler, ilerlemenin en kolay sevgi dolu bir ortamda başarıldığının daha geniş çaptaki bir anlayışının kapsamı içindedir; hataların hoşgörüyle karşılandığı, engellerin sabırla aşıldığı ve denenmiş yaklaşımların şevkle kucaklandığı ortamlar. Ve sonuçta, her düzeyde işlev görmekte olan Emri kurumların hikmetli yönlendirmesi sayesinde, dostların gayretleri, bireysel düzeyde ne kadar az olursa olsun, Cemal-i Mübarek’in çağrısına karşı alıcılığın hemen farkedildiği ve etkin bir şekilde beslendiği ortak bir çabada bütünleşmektedir. Böyle durumdaki bir kümenin, Plan’ın üç başrol oyuncusu olan birey, kurumlar ve toplum arasındaki ilişkilerin sağlıklı bir şekilde gelişmekte olduğu bir küme olduğu açıktır.
Bu başarılı etkinlik manzarasındaki bir olasılıktan özellikle söz etmek yerinde olacaktır. Sizlere üç yıl önce gönderdiğimiz mesajda yoğun büyüme programı uygulamakta olan kümelerdeki dostların, toplum kurma yolları hakkında daha çok öğrenme çabaları için mahallelerde ve köylerde yoğun etkinlik merkezleri geliştirmelerini ümit ettiğimizi dile getirmiştik. Büyüme programlarının henüz yoğun bir düzeye ulaşmadığı kümelerde bile, birkaç birey tarafından küçük yerleşim bölgelerinde yaşayanlar arasında başlatılan çekirdek etkinliklerin etkisinin tekrar tekrar kanıtlanmış olması, beklentilerimizi aşmıştır. Bu yaklaşım özünde, Hz. Bahaullah’ın Zuhurunun beslediği ruhani değişime hazır olan toplum kesimlerinin O’nun öğretilerine verdikleri yanıta odaklıdır. Bu bireyler, eğitim enstitüsünün sunduğu eğitim sürecine katılımları sonucunda, toplumdaki bazı güçlerin aşıladığı uyuşukluk ve aldırmazlık duygularını reddetmekte ve onun yerine, yaşamlarını değiştirdiği görülen hareket modellerini benimsemektedirler. Bu yaklaşımın bir mahallede veya köyde birkaç yıl boyunca ilerlediği ve dostların odaklarını korudukları durumlarda, yavaş yavaş da olsa, belirgin ve kayda değer sonuçlar şüphe götürmez bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Gençler çevrelerinde kendilerinden daha küçük olanların gelişimi için sorumluluk üstlenme gücü ile donanırlar. Daha yaşlı kuşaklar, tüm toplumun işleri üzerinde sürdürülen anlamlı tartışmalara gençlerin yaptığı katkıları memnuniyetle karşılarlar. Genç olsun, yaşlı olsun, toplumun eğitim süreci sayesinde geliştirilen disiplin, meşveret kapasitesini artırır ve amaçlı sohbetler için yeni ortamlar ortaya çıkar. Ancak değişim sadece Bahai’lerle ve Plan’ın içerdiği çekirdek etkinliklerine katılarak böylece zamanla yeni düşünme yolları benimsemeleri beklenenlerle sınırlı kalmaz. O yerin ruhu derinden etkilenir. İbadetsel bir yaklaşım toplumun genelinde biçimlenir. Kadın-erkek eşitliği daha belirgin bir şekilde ifade bulmaya başlar. Kız olsun, erkek olsun, çocukların eğitimine daha büyük önem verilmeye başlanır. Yüzlerce yıllık varsayımlarla şekillenmiş olan aile içindeki ilişkilerin yapısı gözle görünür bir biçimde değişmeye başlar. Kişinin çevresindeki topluma ve çevreye karşı duyduğu sorumluluk duygusu belirginleşir. Hatta şeytani gölgesi bütün toplumları kaplamış olan önyargı belası bile, birliğin güçlü etkisi karşısında pes etmeye başlar. Kısacası, dostların üzerinde çalışmakta oldukları toplum kurma işi, kültürün çeşitli yönlerini etkiler.
Yayılma ve sağlamlaşma çabaları geçtiğimiz yılda durmadan gelişirken, diğer bazı önemli etkinlik alanları da bunlara paralel olarak ilerlemiş bulunmaktadır. Bunun önde gelen örneği, bazı köylerde ve mahallelerde kültür düzeyinde göze çarpan ve başarısını toplumsal harekete Bahai katılımından öğrenilen derslere borçlu olan gelişmelerdir. Sosyo-Ekonomik Gelişim Ofisimiz kısa bir süre önce, Bahai Dünya Merkezi’nde kurulduğu günden günümüze kadar bu alanda kazanılan 30 yıllık deneyimlerini süzüp özetleyen bir doküman hazırlamıştır. Bu yazıda dile getirilen gözlemlerden biri, eğitim enstitüsünün toplumsal harekete katılma çabalarına önemli bir itici güç kazandırdığıdır. Bu sadece, yetiştirdiği insan kaynaklarının sayısındaki artışla ilgili değildir. Enstitü sürecinin beslediği ruhani anlayışlar, nitelikler ve beceriler, büyüme sürecine katkı için ne kadar gerekliyse, toplumsal harekete katılım için de o oranda gereklidir. Dahası, Bahai toplumunun ayrı ve belirgin çabalarının, değişik eylem alanlarında farklı şekillerde ifade bulsalar da, birbirlerini destekleyen öğelerden oluşan ortak ve gelişmekte olan tek bir kavramsal çerçeve tarafından yönlendirildiği açıklanmaktadır. Sözünü ettiğimiz bu döküman kısa bir süre önce Milli Ruhani Mahfillerle paylaşılmıştır, ve bu kurumlardan, Müşavirlerle meşveret ederek, bu yazıda incelenen kavramların, kendi bölgelerinde sürdürülmekte olan mevcut toplumsal hareket çabalarının gelişmesine ve Bahai çabasının bu önemli boyutu konusundaki bilincin artırılmasına nasıl yardımcı olabileceğini araştırmalarını rica ediyoruz. Bu, bu alanda yaygın bir etkinliğin başlatılması için genel bir çağrı olarak algılanmamalıdır; çünkü toplumsal hareket, büyümekte olan bir toplum güç kazandıkça doğal olarak ortaya çıkar. Ancak, dostların harcadıkları emeklerin toplumun değişimiyle ilişkisi konusunda daha derin düşünmelerinin zamanı da gelmiştir. Bu alanda kazanılmakta olan bilgilerdeki büyük ve hızlı artış, Sosyo-Ekonomik Gelişim Ofisinin iş yükünü giderek daha çok artırmaya başlamış olup, bu Ofisin işleyişinin aynı oranda gelişmesi için gerekli önlemler alınmaktadır.
Son oniki aylık dönemin en dikkate değer özelliği, Bahai toplumunun çok değişik çevrelerde ve bağlamlarda, benzer görüşlere sahip insanlarla işbirliği içinde, toplumun iyileştirilme alanındaki çabalarla ne kadar sıklıkla özdeşleştirilmesi olmuştur. Uluslararası arenadan köy yaşamı düzeyine her türlü ortamda fikir liderleri, Bahailerin sadece insanlığın refahını arzulamakla kalmadıklarının, neyin başarılması gerektiği konusunda inandırıcı bir kavrama ve bu arzularını gerçekleştirme yolunda etkili araçlara sahip olduklarının da farkında olduklarını ifade etmişlerdir. Bu takdir ve destek ifadeleri ayrıca daha önce hiç beklenmedik gruplardan da gelmiştir. Örneğin, Emrin beşiğinde bile, zalimler tarafından önlerine çıkarılan çetin engellere rağmen, Bahailerin sundukları mesajla uluslarının durumu arasındaki derin ilişki giderek daha çok anlaşılmakta ve ülkelerinin gelişimine katkıda bulunma konusundaki sarsılmaz kararlılıklarına giderek daha çok saygı duyulmaktadır.
İran’daki sadık inananların özellikle de son zulüm dalgasının başlamasından bu yana geçen yıllarda yaşadıkları acılar, diğer ülkelerdeki kardeşlerini onları savunmaya sevk etmiştir. Bu dayanıklılığın bir sonucu olarak, Bahai dünya toplumunun kazandığı eşsiz değerdeki lütuflar arasında özellikle bir tanesinden bu vesileyle söz etmek istiyoruz: Hükümetler ve sivil toplum örgütleriyle sistematik ilişkiler kurma becerisine sahip, uzmanlaşmış ulusal kurumlar ağı. Buna paralel olarak, birbiri ardına uygulanan Planlardaki süreçler, kişisel sohbetlerden uluslararası forumlara, hangi ortamda gerçekleşirse gerçekleşsin, toplumda yaygın diskurlara katılma becerisini de geliştirmiştir. Tabanda bu tür bir girişime dahil olma, dostların toplumsal harekete katılımlarının istikrarlı artışını da niteleyen aynı organik yaklaşım sayesinde, zamanla gelişir ve bu süreci hızlandırmak için özel bir çaba gösterilmesine gerek yoktur. Ancak ülke çapında katılım, yukarıda sözü edilen ve halen onlarca milli toplumda işlev görmekte olan bu özel amaçlı kurumların odak noktası olmakta ve bilindik ve verimli bir model olan hareket, yansıma, meşveret ve inceleme sürecine uygun olarak ilerlemektedir. Bu tür çabaları geliştirmek, bu alandaki öğrenimleri kolaylaştırmak ve atılan adımların Bahai toplumunun diğer uğraşlarıyla tutarlı olmalarını temin etmek için, Bahai Dünya Merkezi’nde kısa bir süre önce bir Toplumsal Diskur Ofisi kurduk. Bu Ofisten Milli Ruhani Mahfillere yardımcı olmasını, bunun için zaman içinde etkinlikler koordine etmesini ve deneyimleri sistematikleştirmesini isteyeceğiz.
Başka alanlarda da cesaret verici gelişmeler olmaktadır. Şili, Santiago’da bulunan Güney Amerika Kıtasal Mabedinin inşaatı hızla devam etmektedir. Temellerin, bodrumun ve hizmet tünelinin ve ayrıca üstyapıyı taşıyacak olan kolonların beton inşası tamamlanmıştır. Bu projenin yarattığı heyecan giderek büyümekte ve ulusal veya yerel Maşriku’l-Azkarların inşa edileceği yedi ülkede de benzer bir beklenti duygusu uyanmaktadır. Her birinde hazırlıklar başlamış ve inananların Mabetler Fonuna yaptıkları bağışlar kullanılmaya başlanmıştır. Ancak, yer, tasarım ve kaynaklar gibi pratik konular, dostların üstlenmekte oldukları görevin sadece bir yönünü yansıtmaktadır. Temelde onlarınki tüm toplumun katıldığı ruhani bir çabadır. Hz. Abdülbaha Maşriku’l- Azkar’ı “ilahi teyitlerin mıknatısı”, “Rabbın kudretli temeli”, “Tanrı Emrinin sağlam sütunu” olarak tanımlamaktadır. Kurulduğu her yerde doğal olarak kendisini çevreleyen toplumdaki toplum kurma sürecinin ayrılmaz bir parçası olacaktır. Birer Mabedin yükseleceği bu yerlerde, şimdiden bu gerçeğin farkındalığı toplumsal yaşamlarının Maşriku’lAzkar’ın temsil ettiği ibadet ve hizmet birliğini giderek daha çok yansıtması gerektiğini kavrayan dostlar derinleşmektedir.
O halde her cephede, Bahai toplumunun sağlam bir şekilde ilerlemekte olduğunu, anlayışını geliştirmekte olduğunu, deneyimlerden içgörüşler çıkarmaya istekli, kaynakları mümkün kıldığında yeni görevler üstlenmeye hazır, ortaya çıkan yeni zorunluluklara verdiği yanıtlarda çevik, uğraşmakta olduğu çeşitli etkinlik alanları arasında sağlanması gereken tutarlılığın farkında ve misyonunu tamamlamaya tam anlamıyla adanmış olduğunu görüyoruz. Toplumun şevki ve bağlılığı, iki ay önce duyurduğumuz, dünyanın çeşitli yerlerinde düzenlenecek olan 95 gençlik konferansı haberinin yarattığı olağanüstü coşkuda açıkça bellidir. Sadece gençlerin tepkisine değil, Hz. Bahaullah’ın genç inananlarının tüm Emir için ne kadar hayati öneme sahip, canlandırıcı bir etki yaptığını kavrayan diğer inananların destek dolu ifadelerine de müteşekkiriz.
Hz. Bahaullah’ın çağrısının yayılmasının, etkisinin ulaştığı yerlerin ve içerdiği idealler konusundaki farkındalığın artışının birbiri ardına gelen kanıtlarını görmekten yüreklerimiz ümitle doluyor. Bu yıldönümleri mevsiminde, bu Rızvan’dan bir buçuk yüzyıl önce, Cemal-i Ebha’nın ilahi görevini Necibiye bahçesinde yanında bulunanlara ilk kez duyurduğu o “yüce kutlu Günü”nü hatırımıza getiriyoruz. Allah’ın Kelamı o mübarek noktadan her şehre ve her sahile ulaşmış ve insanlığı Rabbıyla bir buluşmaya davet etmiştir. Ve Tanrı sevgisiyle sarhoş o ilk aşıklar grubundan, O’nun yetiştirdiği bahçede rengarenk çiçekler gibi, hedefine odaklı ve zengin çeşitlilik sahibi bir toplum yeşermiştir. Her geçen gün daha fazla sayıdaki yeni uyanmış ruhlar yalvarı ve yakarı ile O’nun Makamına, o kutsal Günün anısına ve İsmi Azam’ın toplumuna bahşedilen tüm lütuflar karşısında bizim de şükran duyguları içinde ve dualarla önünde eğildiğimiz Kutsal Eşiğe yönelmektedir.
Hz. Bahaullah’ın takipçilerini yekpare bir ruhani faaliyette birleştiren bir girişimin, yani İlahi Plan’ın gözler önüne serilişinde gelinen mevcut aşamanın başlangıcından bu yana tam üç yıl geçti. Allah’ın dostlarını bunun belirlenmiş son noktasından ayıran şey sadece iki yıldır. Büyüme sürecini ileri taşımaya devam eden iki temel hareketin — katılımcıların eğitim enstitüsü kurslar serisinden düzenli akışı ve kümelerin bir gelişim süreci boyunca hareketi — her ikisi de geçen sene düzenlenen gençlik konferanslarında serbest bırakılan enerjinin yoğun akışı vasıtasıyla son derece güçlenmiştir. Bahai dünyasının çok sayıda genci hizmet alanına sevk edip harekete geçirmek için artmış olan kapasitesi artık daha fazla meyve verebilir. Geriye kalan sürede mevcut büyüme programlarını güçlendirme ve acilen yenilerini başlatma kritik görevleri çağrıda bulunmaktadır. İsm-i Azam’ın toplumu, bu programların hâlihazırda başlamış olduğu kümelere hedefin kalan kısmı olan iki bin tanesini daha, bu dönem bitmeden önce, ilave etmek için iyi bir konumdadır.
Bu faaliyetin yerkürenin dört bir köşesinde ve türlü koşullar ve şekillerde olmak üzere üç bin civarında kümede, canlı bir şekilde ilerlemekte olduğunu görmekten öylesine mutluyuz ki. Birkaç basit hareket çizgisinin hayata geçirilmesi vasıtasıyla birçok küme bir ivme kazanma noktasındadır. Diğerlerinde, süreklilik arz eden aktivite döngülerinin ardından, Plan çerçevesinde inisiyatif üstlenen bireylerin sayısı artmış ve aktivite sıklığı yoğunluk kazanmıştır; ruhani eğitim sürecinin kalitesi deneyim vasıtasıyla arttıkça, ruhlar buna katılmak için daha kolay cezbolmaktadırlar. Bazı zamanlar, aktivitede bir durgunluk ya da ilerleme yolunda bir engel söz konusu olabilir; bu durumlarda bu kilitlenmenin nedenleri üzerinde sabır, şevk ve azim ile harmanlanmış araştırıcı bir meşveret, tekrar ivme kazanılmasını mümkün kılar. Daha ve daha fazla kümede büyüme programı, Plan’ın üç ana unsurunun — bireyin, toplumun ve Emri kurumların — kapasitelerindeki artışla doğru orantılı olarak, birbirini destekleyici bir ortam yaratmak üzere, kapsam ve karmaşıklık açısından artmaktadır. Ve şundan dolayı da sevinç duymaktayız ki, öngörüldüğü üzere, yüz ya da daha fazla bireyin ruhani, dinamik ve dönüşüme açık bir yaşam biçimi oluşturmakta bin ya da daha fazla kişinin katılımını kolaylaştırıyor olduğu kümelerin sayısı artmaktadır. En başından itibaren sürecin temelinde yatan şey, tabii ki, Dünyanın Dirilticisi tarafından belirlenmiş olan maddi ve ruhani refah vizyonu doğrultusunda ortaklaşa bir harekettir. Ancak çok sayıda insanın katılımı söz konusu olduğu zaman, bir halk hareketi göze çarpmaya başlar.
Bu hareket mahalli bir Maşrıku’l-Ezkâr kurulma aşamasında olan kümelerde özellikle belirgindir. Örneğin bunlardan birisi Vanuatu’dur. Tana adasında ikamet eden ahbaplar, planlanan Mabet’e ve burasının çeşitli açılardan önemine dair anlayışı artırmak için büyük emek harcamışlar ve hâlihazırda 30,000 kişilik ada nüfusunun en az üçte biri ile kapsamı giderek artan bir sohbete girişmişlerdir. Bu kadar çok insanla seviyeli bir sohbeti sürdürme becerisi, Hz. Bahaullah’ın öğretilerini paylaşmaya ve canlı bir eğitim enstitüsünün etki alanını genişletmeye dayanan yılların tecrübesiyle gelişmiştir. Adadaki yeni gençlik grupları, katılımcıların ruhani açıdan nasıl güçlendiğini gören kabile şeflerinin verdikleri destekten aldıkları güçle, özellikle çok iyi gitmektedir. Bu gencecik insanlar, aralarındaki birlik ve adanmışlıktan aldıkları cesaretle, yalnızca kendi içlerindeki boş vermişlik duygusundan kurtulmakla kalmayıp çeşitli pratik projeler vasıtasıyla toplumlarının ıslahı için çalışmak üzere yollar bulmuş ve bunun bir sonucu olarak her yaş grubundan insan, özellikle de kendi anne babaları, yapıcı hareketin içine can bulacak şekilde çekilmişlerdir. Rehberlik ve zorlukların çözümü için bir Mahalli Ruhani Mahfile yönelebilme ilahi bağışına dair farkındalık ahbaplar ve toplumun geneli arasında artarken bunun karşılığında hikmet ve
hassasiyet de Ruhani Mahfillerin kararlarının giderek temel niteliği haline gelmektedir. Plan’ın hareket çerçevesine ait unsurlar tutarlı bir bütünlük içinde birleştirildiğinde bunun bir toplumun üzerinde çok derin bir etki yaratacağına dair burada başka birçok işaret vardır. Ve büyüme ve sağlamlaşma zemini arka plandayken — ki otuzuncu yoğun büyüme programı kısa süre önce tamamlanmıştır — ahbaplar, “insanların ruhları için ortak bir merkez” olan bir Maşrıku’l-Ezkâr’ın aralarında yükselecek olmasının ne anlama geldiğini, ada halkının geri kalanıyla birlikte aktif bir şekilde araştırmaktadırlar. Tana adalıları, mahalli liderlerin aktif desteği ile Mabet için en az yüz tane tasarım önerisinde bulunmuşlardır ki bu da Mabet’in bu insanların hayallerine nasıl girdiğini göstermekte ve gölgesi altındaki hayatlar üzerinde yaratacağı etkiye dair heyecan verici ihtimalleri ortaya sermektedir.
Bu cesaret verici haberin benzerleri Hz. Bahaullah’ın öğretilerinin mahalle ve köylerdeki yaşam koşullarına uygulanmaya başlandığı çok sayıda gelişmiş kümede de bulunmaktadır. Bunların her birisinde, Hz. Bahaullah’ın Şahsının giderek daha fazla farkına varan bir kitle, deneyim üzerine yansıma, meşveret ve yazı inceleme vasıtasıyla O’nun vahyindeki mukaddes gerçekler doğrultusunda nasıl harekete geçeceklerini öğrenmektedirler. Böylelikle çerçevesi devamlı genişleyen ruhani kardeşler, birbirlerine müşterek ibadet ve hizmet bağlarıyla, giderek daha da sıkı sıkıya bağlanmaktadırlar.
En çok ilerleme göstermiş olan toplumlar birçok şekilde diğerleri için takip edecekleri davetkâr bir rota çizmektedir. Yine de bir kümedeki aktivite seviyesi ne olursa olsun, gelişim rotasında ilerlemeyi besleyen şey, yerel ahbapların ortak çerçevedeki öğrenme kapasitesidir. Bu girişimde herkesin bir hissesi vardır; her bireyin katkısı bütünü zenginleştirmeye hizmet eder. En dinamik kümeler, toplumun sahip olduğu kaynaklara ya da yürütülen aktivitelerin sayısına bakılmaksızın, ahbapların ilerlemeyi sağlayacak şeyi tanımlama görevlerinin bilincine vardıkları ve sonra da gerekli zamanın ve kaynakların buna ulaşmayı mümkün kılacağı yaratıcı yollar buldukları kümelerdir ki ilerlemeyi sağlayacak şeyler henüz ortaya çıkmakta olan kapasiteyi besleme zorunluluğu, kazanılması gereken yeni beceri, emekleme dönemindeki bir çabayı başlatanlara eşlik etme gerekliliği, işlenip geliştirilmesi gereken yansıma alanı, koordine edilmesi gereken ortak çabadır. İçinde bulunulan her koşulun kendi meydan okumasını barındırdığı açık gerçeği, her toplumun sadece tüm Bahai dünyasında öğrenilen şeylerden yararlanmasını mümkün kılmakla kalmayıp bilgi havuzuna katkıda bulunmasını da sağlar. Bu gerçeğin farkında olmak kişiyi hareket için meyve vermeyecek kalıplaşmış bir formül arayışından kurtarırken aynı anda da çeşitli vesilelerle kazanılan iç görüşlerin, o kişinin bulunduğu muhitte özel bir şekil alan büyüme sürecine bilgi taşımasına da izin verir. Tüm bu yaklaşım “başarı” ve “başarısızlık” kavramlarına dair sığ anlayışlara bütünüyle aykırıdır ki telaşı artıran veya irade gücünü felç eden de bu sığ anlayışlardır. İhtiyaç duyulan şey arınmışlıktır. Bütünüyle Allah’ın rızası için gayret gösterildiğinde ortaya çıkan sonuçların hepsi O’nundur ve O’nun adına kazanılan her zafer de O’nu daha fazla yüceltme vesilesidir.
Gösterilen gayret ve bunun karşılığında bahşedilecek semavi yardım arasındaki ilişkiye dair İnancımızın Yazılarında birçok ifade vardır. Levihlerinden birisinde Hz. Abdülbaha’nın verdiği güvence şöyledir: “Eğer bir gayret gösterirseniz kuşkusuz bu ışıklar parlayacak, bu rahmet bulutu yağacak, bu canlılık veren nesim esecek ve bu mis gibi güzel koku her tarafa yayılacaktır.” Kutsal Makamlara yaptığımız düzenli ziyaretlerde sizler adına Kudretli Allah’a hararetle yakarmaktayız ki sizleri destekleyerek güçlendirsin, çabalarınız ilahi öğretilerle henüz buluşmamış olanlara ulaşsın, onları Kendi Emrinde ziyadesiyle mukaddes kılsın ve O’nun sınırsız lütuflarına duyduğunuz güven sarsılmasın. Dualarımızda olmadığınız hiçbir an yoktur ve yakarışlarımızda iman dolu mübarek davranışlarınızı anmaktan asla geri kalmayacağız. Gelecek iki yılda Cemal-i Mübarek’in takipçilerinin önünde yatan kaçınılmaz şeyleri düşündüğümüzde, Hz. Abdülbaha’nın şu güçlü harekete geçme çağrısı ruhu kamçılamaktadır: “Perdeleri yırtın, engelleri kaldırın, cana can katan suları ikram edin ve kurtuluş yolunu gösterin.”
Göz kamaştırıcı Rızvan mevsimi geldi ve İsm-i Âzam’ın toplumunun çıkmayı başardığı yüksek noktalardan, ufukta parlak bir gelecek görülüyor. Geniş bir saha katedilmiştir: Yeni büyüme programları ortaya çıkmıştır ve gelecek on iki ay içinde yüzlercesinin daha başlaması şart olmakla birlikte, gerekli olan aktivite modelini hayata geçirmeye yönelik çabalar, Beş Yıllık Plan’da ilan edilen 5000 sayısına ulaşmaları istenen kümelerin neredeyse tümünde hâlihazırda başlamıştır. Mevcut programlar güçlenmekte ve bunların birçoğu, bir kümenin dört bir yanındaki ve bir mahalle ya da köydeki sosyal ortamda Tanrı Emri’nin etki alanının genişlemesinin ne demek olduğunu daha net bir şekilde göstermektedir. Kalıcı ve geniş kapsamlı bir büyüme ve sağlamlaşmaya çıkan yollar daha sağlam adımlarla takip edilmekte, bunun hızını ise çoğu zaman yürekli gençler belirlemektedir. Emrin toplum kurma gücünün muhtelif koşullarda açığa çıkabileceği yöntemler daha fazla belirginleşmekte ve bir kümedeki büyüme sürecinin bir sonraki aşamasını işaret etmesi gereken o tanımlayıcı özellikler giderek daha çok fark edilir hale gelmektedir.
Hz. Bahaullah’ın her takipçisi bu işi yürütme ve destekleme çağrısının muhatabıdır ve bu çağrı, dünyanın şu sefil halinden, birçok insanın bir teselli bulmaktan aciz olduğu şu elem verici koşullardan muzdarip olan her kalpte bir karşılık bulacaktır. Çünkü sorumluluk hisseden her inananın, düzeni altüst olmuş bir toplumun katlanarak artan hastalıklarına verebileceği en yapıcı karşılık, en nihayetinde, Plan’ın geniş çerçevesi kapsamında üstlenilen, sistematik, kararlı ve benliksiz harekettir. Geçen yıl süresince, farklı milletlerde ve farklı şekillerde daha da netleşmiştir ki, bir halkı geleneksel olarak birleştirip birbirine bağlayan idealler etrafındaki toplumsal uzlaşma, giderek daha çok aşınıp tükenmektedir. Artık bu uzlaşma, hoşnutsuzluk ve küskünlükten beslenen çeşitli bencil, hoşgörüsüz ve zehirli ideolojilere karşı güvenilir bir savunma mekanizması sunamamaktadır. Özgüveni her gün gittikçe azalan, çatışma halindeki bir dünyada, bu yıkıcı doktrinlerin taraftarları giderek daha küstah ve daha pervasız hale gelmektedirler. Kalem-i Âlâ’nın şu açık tespiti aklımıza geliyor: “Cehennem ateşine doğru koşarlarken aydınlığa koşuyoruz sanıyorlar.” Ulusların saygın liderleri ve iyi niyetli halklar, toplumdaki bariz çatlakları çaresizce tamir etme mücadelelerinde yalnızlığa terk edilmiştir ve bunların yayılmasını engellemekte aciz kalmaktadırlar. Tüm bunların etkileri yalnızca somut ihtilaflarda veya düzenin çöküşünde görülmemektedir. Komşuyu komşuya düşüren ve aile bağlarını koparan güvensizlik duygusunda, toplumsal diskur denilen şeylerin birçoğunda yaşanan aşırı gerginliklerde, gücü ele geçirip zenginleşmek için en bayağı insani dürtülerin kullanılması karşısında gösterilen duyarsızlıkta – tüm bunlarda, toplumun devamlılığını sağlayan manevi gücün tükenme noktasına geldiğinin apaçık işaretleri yatmaktadır.
Yine de şunu bilmek rahatlatıcıdır: Bu parçalanmanın ortasında, herkese insanın yaradılışındaki kutsiyetin somut ifadesini sunan, yeni bir kolektif yaşam türü şekillenmektedir. Dostların, özellikle tebliğ ve toplum kurma aktivitelerinin yoğun olarak sürdürüldüğü bölgelerde, kıymetli enerjilerini tüketme riski taşıyan materyalist güçlerden kendilerini korumayı nasıl başardıklarını gözlemledik. Sadece bu konuda değil, kendilerinden zaman ayırmalarını isteyen çeşitli başka taleplerle ilgilenirken de, önlerindeki kutsal ve acil görevleri hiçbir zaman gözden kaçırmamaktadırlar. Emrin ihtiyaçlarına ve insanlığın en yüce menfaatlerine yönelik bu tür bir hassasiyetin her toplumda olması gerekiyor. Daha önce hareket olmayan bir kümede bir büyüme programı tesis edildiğinde, adanmış bir inananın kalbindeki Hz. Bahaullah sevgisi sayesinde ilk aktivite kıpırtılarının nasıl ortaya çıktığını görüyoruz. Bir toplumun boyut itibarı ile büyümesi eninde sonunda daha karmaşık düzenlemeleri zorunlu kılsa da, tüm aktivite bu basit sevgi ilmeği ile başlar. Sabırlı ve odaklanmış bir çalışma modelinin çocukları, gençleri ve yetişkinleri ruhani fikirlerle tanıştırmak, dua ve tefekkür toplantılarıyla bir ibadet duygusu beslemek, anlayışı aydınlatan sohbetler başlatmak, Yaratıcı Sözü yaşam boyu inceleyip davranışlara dönüştürenlerin sayısını devamlı artırmak, diğer insanlarla birlikte hizmet kapasitesi geliştirmek ve öğrenilen şeylerin uygulanmasında birbirine eşlik etmek için, döngüden döngüye dokunduğu, olmazsa olmaz iplik budur. Aziz dostlar, Cemal-i Ebha’nın sevdikleri: Ne zaman O’nun Kutsal Eşiği’nde hazır bulunsak sizler için tüm kalbimizle dua ediyoruz ki O’na beslediğiniz sevgi, yaşamlarınızı O’nun Emrine vakfetmeniz için sizlere güç versin.
Toplum hayatının dinamiklerinin çok sayıda insanı içine aldığı kümelerden ve bunların yoğun aktivite merkezlerinden doğan zengin anlayışlar, özellikle değinilmeyi hak etmektedir. Sayısı devamlı artan ruhların sistematik bir şekilde toplumsal aktivitelerin çerçevesine dâhil edilmesini sağlayan ve dostluk ile alçakgönüllü hizmet üzerine inşa edilen bir dayanışma kültürünün, kendisine buralarda gayet doğal bir şekilde yer bulduğunu görmekten memnuniyet duyuyoruz. Aslında, bir halkın Hz. Bahaullah’ın yeni bir toplum vizyonu doğrultusundaki hareketi, sayısı giderek artan ortamlarda, artık sadece kulağa hoş gelen bir ihtimal olmakla kalmayıp, giderek somutlaşan bir gerçeklik haline gelmektedir.
Bulundukları çevrelerde kayda değer bir ilerlemenin henüz ortaya çıkmadığı ve değişim özlemiyle yanıp tutuşanlarınıza ilave birkaç söz söylemek istiyoruz. Umutlu olun. Durum hep böyle kalmayacaktır. Emrimizin tarihi son derece olumsuz başlangıçların muhteşem sonuçlar verdiği olaylarla dolu değil mi? İlahi yardımın gücüyle teyit edildiğinde, ister genç ister yaşlı olsun, bir avuç inananın veya tek bir ailenin ve hatta sadece tek bir insanın yaptıkları, görünüşte hiç de alıcı olmayan yerlerde defalarca canlı toplumlar yaratmadı mı? Sizin durumunuzun bundan farklı olduğunu zannetmeyin. Bir kümedeki değişim, ister hızlı ister zorla başarılmış olsun, kesin formülleri olan yaklaşımların veya gelişigüzel aktivitelerin sonucunda olmaz; bu süreç, hareket, yansıma ve meşveret döngüleriyle ilerler ve deneyimin meyvesi olan planlarla yol alır. Bunun da ötesinde ve kısa vadeli etkileri ne olursa olsun, Sevgililer Sevgilisi’ne hizmetin bizzat kendisi, ruh için kalıcı bir mutluluk kaynağıdır. Emrin Beşiği’ndeki ruhani kardeşlerinizin oluşturduğu örnekten de cesaret alın; yapıcı duruşları, toplum olarak sergiledikleri dayanıklılık ve İlahi Sözü yüceltmekte gösterdikleri sebatkârlık, o ülke halkında, düşünce ve davranış seviyesinde nasıl bir değişime yol açıyor. Tanrı sizinledir, her birinizledir. Plan’ın geriye kalan on iki ayında her toplum mevcut durumundan daha güçlü bir noktaya doğru ilerlesin.
Hayati derecede önemli olan büyüme ve sağlamlaşma işi, Bahai dünyasının başka birçok alanda üstlenmesi istenen girişimler için de sağlam bir temel oluşturmaktadır. O paha biçilmez mirası, yani Dinimizin tüm insanlığın menfaati için muhafaza edilen Kutsal Yazılarını oluşturan binlerce Levhin içeriğinin metodolojik bir şekilde kategorize edilerek düzenlenmesi çalışmaları Dünya Merkezi’nde yoğunlaşmaktadır; böylece Yazıların hem orijinal dillerinde hem de İngilizce çevirilerinin basımlarına hız verilecektir. Sekiz tane Maşrıku’l-Ezkâr’ın, Tanrı’nın haşmeti için dikilen o kutsal Mabetlerin inşaatı hızla devam etmektedir. Ulusal seviyelerdeki dış ilişkiler çalışmaları dikkate değer ölçüde etkinlik kazanarak gittikçe daha sistematik bir hale gelmiş, son yirmi yılda ortaya çıkan önemli deneyimden çıkarılan ve bu çalışmaların gelecekteki gelişimi için daha geniş bir çerçeve sunan bir dokümanın altı ay önce Milli Ruhani Mahfillere gönderilerek yayınlanması ile daha da canlanmıştır. Aynı zamanda, Bahai Uluslararası Toplumu’nun New York ve Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofislerinin ve Brüksel’deki Ofisinin kardeşleri olan iki yeni Ofis, Addis Ababa ve Cakarta’da açılmıştır ki bunlar Emrin bakış açılarını uluslararası seviyede, Afrika ve Güneydoğu Asya’da paylaşma fırsatlarını artırmaktadır. Büyümenin ihtiyaçlarının sıklıkla gerektirdiği üzere, bir kısım Milli Mahfiller, sahip oldukları kaynakların dikkatli yönetiminde, toplumlarının şartlarına derinliğine vakıf olma çabalarında ve Milli Ofislerinin işleyişinin devamlı güçlenmesini sağlama konusuna verdikleri dikkatte görüldüğü gibi, idari kapasitelerini geliştirmektedirler; bu alanda birikmeye devam eden olağanüstü çaptaki bilginin sistematik olmasına duyulan ihtiyaç, Dünya Merkezi’nde İdari Sistemlerin Geliştirilmesi Ofisi’nin kurulması sonucunu doğurmuştur. Farklı türlerde sosyal hareket girişimleri birçok ülkede katlanarak artmaya devam etmekte ve Öğretilerde yatan kutsal bilgeliğin sosyal ve ekonomik şartların iyileştirilmesinde nasıl kullanılabileceği konusunda birçok şey öğrenilmesini mümkün kılmaktadır; bu faaliyet alanının geleceği öyle parlaktır ki, Sosyal ve Ekonomik Gelişim Ofisi için, yedi üyeden oluşan ve bu Ofis’in evriminin gelecek aşamasının ilk adımı olan Uluslararası bir Danışma Kurulu kurduk. Bu Kurul’un üç üyesi Ofis’in koordinasyon ekibi olarak da hizmet verecek ve Arz-ı Akdes’te ikamet edecektir.
O halde bu Rızvan’da, yapılacak çok şey olduğunu görüyorken, bunları yapmaya hazır birçok kişinin olduğunu da görüyoruz. Binlerce küme, mahalle ve köyde, yepyeni iman ve itimat pınarları fışkırmakta ve cana can katan sularıyla temas etmiş olanların ruhlarına neşe saçmaktadır. Bu akış bazı yerlerde bir dere, bazılarında ise şimdiden bir nehirdir… Şimdi hiçbir ruh için kıyıda oyalanma zamanı değildir – herkes kendisini ilerleyen bu dalgaya bıraksın.
Bayramların Sultanının gelişi ile bir sonraki küresel Plan’ın hazırlık evresi bitmiştir; şimdi Allah’ın dostlarını, yeni bir beş yıllık süre için cesaret, kararlılık ve kaynaklarını adamaya davet ediyoruz.
Hz. Bahaullah’ın sadık inananları topluluğu harekete hazır beklemektedir. Son aylarda dünyanın her yerinde yapılan kurumsal toplantılar, arka arkaya bu güçlü girişime başlama arzusu ve şevkinin işaretlerini vermiştir. Müşavirler Konferansına hitap eden mesajın içerdiği gereklilikler, daha şimdiden kararlı hareket planlarına dönüştürülmektedir. On yıllar boyu süren kahramanca çabalar, toplumu şekillendirmiş, ona büyümeyi besleme konusunda bir ölçüde kanıtlanmış beceri kazandırmış ve onu bu an için çelikleştirmiştir. Özellikle son yirmi yıl, bu çok özlemi çekilen beceri artışını önemli miktarda hızlandırmıştır.
Bu süre zarfında, evrimleşmekte olan bir hareket çerçevesinin benimsenmesi, dostların gerekli kapasiteleri artan bir şekilde besleyip geliştirmelerine olanak vermiş, başlarda basit hizmet hareketlerine önayak olmuş, sonrasında daha ayrıntılı hareket modellerine yol açmıştır ki, bu da daha karmaşık kapasitelerin gelişmesini gerektirmiştir. Bu şekilde, binlerce kümede, sistematik bir insan kaynağı yetiştirme ve toplum kurma süreci başlatılmış ve birçoklarında bu süreç çok ilerlemiştir. Odak yalnızca birey inanan ya da toplum ya da Emrin kurumları üzerinde olmakla kalmamıştır; yeni Dünya Düzeninin evrimindeki bu ayrılmaz katılımcıların üçü de İlahi Plan’ın açılımı vasıtasıyla serbest bırakılan ruhani güçler tarafından harekete geçirilmektedir. Onların gelişmelerinin işaretleri gittikçe daha görünür hale gelmektedir: Sayısız inananın Hz. Bahaullah’ın yaşamı hakkında paylaşımlarda bulunma ve O’nun Zuhuru ile eşsiz Misakının imalarından bahsetme konusunda edindikleri özgüvende; bunun neticesinde, Emrine cezbolan ve O’nun birleştirici vizyonunun hayata geçirilmesine katkıda bulunan ruhların artan sayısında; toplumun tabanında Bahailer ve dostlarının, karakteri dönüştürme ve sosyal varoluşu şekillendirme gücüne sahip bir süreçteki deneyimlerini güzel ve zarif ifadelerle anlatabilme kabiliyetlerinde; Bahai kurum ve alt kurumlarının üyeleri olarak şimdi kendi toplumlarının işlerini kılavuzlayan, ülkelerin yerel sakinlerinin önemli artış göstermiş sayısında; Emrin gelişimini sürdürmek için böylesine hayati olan Fona güvenilir, cömert ve fedakârca katkıda bulunmada; toplum kurma aktivitelerini desteklemede bireysel inisiyatif ve kolektif hareketin daha önce hiç görülmemişçesine göz alıcı şekilde ortaya çıkmasında; özellikle kendilerinden daha genç nesillerin ruhani eğitimleriyle ilgilenmek yoluyla bu aktiviteye büyük canlılık getiren ve henüz gençliğinin baharında olan bu kadar çok benliksiz ruhun şevkinde; düzenli ibadet toplantıları vasıtasıyla toplumun duakâr karakterinin yükseltilmesinde; Bahai idari kurumlarının her seviyesinde artan kapasitede; kurumların, alt kurumların ve bireylerin süreç bazında düşünmeye, hemen önlerindeki gerçeği okuyarak yaşadıkları yerlerdeki kendi kaynaklarını belirlemeye ve bunların üzerine planlar yapmaya hazır oluşlarında; doğal bir öğrenme tutumunu besleyen ve şimdi artık çok aşina olunan inceleme, meşveret, hareket ve yansıma dinamiğinde; toplumsal hareket vasıtasıyla Öğretilerin uygulanmasının ne anlama geldiği ile ilgili artan takdirde; toplumdaki yaygın diskurlara bir Bahai bakışını sunma konusunda aranıp yakalanan ve katlanmakta olan fırsatlarda; Emrin doğasında olan toplum kurma gücünü sergileyerek ilahi bir medeniyetin ortaya çıkışını tüm çabalarında hızlandıran küresel bir toplumun farkındalığında; gerçekten de, dostların, içsel bir dönüşümü besleme, birlik çemberini genişletme, hizmet sahasında başkaları ile işbirliği yapma, toplumların kendi ruhani, sosyal ve ekonomik gelişimlerini üstlenmelerine yardımcı olma –ve tüm bunlar vasıtasıyla dünyanın iyileşmesine sebep olma– çabalarının dinin kendisinin tam da amacını ifade ettiği hakkındaki artan farkındalıklarında, yukarıda belirtilen üç katılımcının gelişiminin işaretleri belirgindir.
Tek bir ölçü Bahai toplumunun gelişiminin bütünlüğünü tanımlamada yetersiz kalmakla birlikte, dünyanın çeşitli yerlerinde büyüme programı oluşturulmuş küme sayısından birçok çıkarım yapılabilir; ki bu kümelerin sayısının 5.000’i geçmiş olduğunu Cemal-i Ebha’nın bağışladığı inayetlere şükürler sunarak teyit ediyoruz. Böylesine kapsamlı bir temel, Bahai dünyasının şimdi karşı karşıya olduğu görevi üstlenmek için bir ön koşul idi –bu görev de, başlamış olduğu her kümede büyüme sürecini güçlendirmek ve bir toplum yaşamı modelini daha da zenginleştirmektir. Gerek duyulan sürdürülebilir çaba zorlayıcı nitelikte olacaktır. Ancak sonuç derin bir şekilde anlamlı, hatta yeni bir çağ açan nitelikte olma potansiyeline sahiptir. Küçük adımlar düzenli ve hızlı atıldığı takdirde, kat edilen büyük mesafeleri daha da arttırır. Bir kümede ilk dönemde –örneğin, ilk ikinci yüzyıl kutlamasından önce gerçekleşmekte olan altı döngüde– gösterilmesi gereken ilerlemeye odaklanarak, dostlar bütün beş yılın hedeflerini ulaşılabilir kılmada önemli bir aşama kaydetmiş olacaklardır. Her döngü, ileriye atılacak uzun bir adım için hızla geçip giden fırsatlarla, tekrar geri gelmeyecek çok değerli imkânlarla donanmıştır.
Geniş toplumda, ne yazık ki, gittikçe derinleşen bir ruh sıkıntısının belirtileri katlanmakta ve kötüleşmekte. Ne kadar çarpıcıdır ki dünya insanları gerçek bir ilacın yokluğundan ötürü acı çekerek telaşla bir sahte umuttan bir diğerine doğru dönerken, sizler kalpleri ebedi Tanrı Sözü ile buluşturacak bir vasıtayı hep birlikte geliştiriyorsunuz. Ne kadar çarpıcıdır ki her yerde artan şiddette devam eden çatışan menfaatler ve sabit fikirlerin ahenksiz gürültüsü arasında sizler insanları bir araya getirerek birlik sığınakları olan toplumlar inşa etmeye odaklısınız. Cesaretinizi kırmak bir yana dursun, dünyanın önyargıları ve düşmanlıkları, çevrenizdeki tüm ruhların yalnız sizin onlara sunabileceğiniz iyileştirici merheme ne kadar acil ihtiyaçları olduğunu size hatırlatsın.
Bu, birbirini izleyen Beş Yıllık Planlar serisindeki sonuncu Plandır. Kapanışında, İlahi Plan’ın evriminde Hz. Bahaullah’ın toplumunu Bahai çağının üçüncü asrına doğru ilerletecek olan yeni bir safha açılacaktır. Her ülkede Allah’ın dostları, gelecek olan çok daha büyük görevlere ciddi bir hazırlık olacak bu birkaç yılın vaatlerini takdir etsinler. İçinde bulunduğumuz Plan’ın geniş kapsamı, ne kadar mütevazı olursa olsun her bireyin bu çabaya destek vermesini mümkün kılmaktadır. Kıymetli çalışma arkadaşlarımız, âlemlerin Sevgilisi’nin âşıkları, sizlerden, tüm öğrendiklerinizi ve sahip olduğunuz Allah vergisi tüm kabiliyet ve becerilerinizi, hiçbir çabayı sakınmadan İlahi Plan’ın bir sonraki önemli ve gerekli safhasına ilerlemesi için uygulamanızı istiyoruz. İlahi yardım için sizin kendi hararetli yakarışlarınıza, biz de, bu her şeyi kapsayan Emir için emek veren herkesin adına Kutsal Makamlarda sunulan kendi yalvarılarımızı ekliyoruz.
İsm-i Azam toplumunun nasıl ayağa kalktığını görünüz! Yeni Plan’ın başlaması üzerinden sadece bir yıl geçmesine rağmen, raporlar, girişilmekte olan ve başarılmaya başlanan şeylerin büyüklüğüne tanıklık etmektedir. 5.000 büyüme programına yoğunluk kazandırmak, hiç benzeri görülmemiş bir çaba seviyesini talep etmektedir. Plan’ın esaslarının sağlam bir anlayışı ile, çok sayıda dostlar, verdikleri cevabın niteliğinde büyük bir özen ve fedakârlık sergileyerek bu Plan’ın gerekleri doğrultusunda hareket etmektedir. Öngörüldüğü gibi, uzun süredir sürdürülen bazı yoğun büyüme programları bilgi ve kaynak havuzları haline gelmekte, etraflarındaki bölgelere destek vermekte ve deneyim ve içgörülerin hızlı yayılmasını kolaylaştırmaktadırlar. Yoğun aktivite merkezleri –yani toplum kurma işinin en yoğunlaşmış olduğu mahalle ve köyler– kolektif dönüşüm için verimli bir zemin olduklarını göstermekteler. Sayısı artmış ve güçlenmiş bir Muavenet Heyeti üyeleri ve asistanları ordusu inananların çabalarını harekete geçirmekte, büyüme sürecinin çeşitli koşullarda nasıl ilerletileceğine dair bir vizyon kazanmalarına yardım etmekte ve her bir kümenin şartlarına uyan yaklaşımları saptamaktadırlar. Milli Ruhani Mahfilleri tarafından desteklenen Bölgesel Bahai Konseyleri, Plan’ın ivmesinin bir dizi kümede eşzamanlı olarak nasıl inşa edileceğini öğrenmekteler; öte yandan Konseyleri olmayan bazı daha küçük ülkelerde ise milli düzeydeki yeni oluşumlar aynı şeyi yapmaya başlamaktadırlar. Herhangi bir organik süreçten bekleneceği üzere, her ne kadar bazı yerlerde tanık olunan hızlı ilerleme başka yerlerde henüz daha sonra ortaya çıkacaksa da, dünyadaki yoğun büyüme programlarının toplam sayısı daha şimdiden çoğalmaya başlamıştır. Dahası, Plan’ın aktivitelerine katılımın ilk dört döngüde gözle görülür ölçüde yükseldiğini görmekten mutluluk duyuyoruz.
O halde, önümüzdeki yılın neler getirebileceğine dair işaretler bundan daha umut verici olamaz. Cemali Mübarek’in sevdiklerinin, Doğumunun iki yüzüncü yıldönümünde O’na sunmak için, Emri’nin erişimini genişletmeye yönelik canı gönülden çabalarından daha uygunu ne olabilir? Bahai dünyasınca kutlanacak olan iki yüzüncü yıldönümlerinden ilki, bu nedenle, çok heyecan verici beklentilerle dolu bir olaydır. Doğru bakıldığında, bu yıl, kalpleri Hz. Bahaullah’a bağlamak için bugüne kadarki gelmiş geçmiş dünya çapındaki en büyük fırsatı temsil etmektedir. Önümüzdeki aylarda, herkes bu kıymetli fırsata önem versin ve diğer insanların O’nun yaşamı ve yüce görevine aşina olmalarını sağlamak için her tür ortamda var olan olanaklara karşı uyanık olsun. Şimdi Bahai dünyasının önünde duran tebliğ fırsatının en geniş ölçüde değerlendirilmesi için, her tür birey ile başlayıp gelişebilecek olan sohbetler konusunda yaratıcı bir şekilde düşünülmelidir. Bu gibi anlamlı sohbetlerin akışı esnasında anlayış yükselir ve kalpler açılır – bu bazen hemen o anda olur. Bu değerli meşguliyette herkes bir görev çağrısı bulur ve hiç kimse bu çaba ile meşgul olmaktan gelen sevinçten kendini mahrum etmemelidir. Biricik Sevgili’ye yalvarırız ki bu iki yüzüncü yıl, en saf ve en tatlı olan bu sevinç ile dopdolu olsun: Yani, Allah’ın Günü’nün doğuşunu bir başka ruha anlatmak.
Sadık inananlar topluluğunun yerine getirmesi gereken yükümlülükler, dünyadaki şaşkınlık, güvensizlik ve şüphe dolu hava nedeniyle daha da acil hale gelmiştir. Gerçekten de dostlar, yolu aydınlatabilecek bir ışık tutmak ve endişeli olanlara güven, umutsuzlara ise umut vermek için her fırsatı kullanmalıdırlar. Emrin Velisi’nin bir Bahai toplumuna verdiği ve sanki bugün içinmiş gibi gözüken şu öğüdü hatırlamaktayız: “Günümüz toplumunun dokusu, uğursuz olaylar ve felaketlerin gerilim ve baskısı altında alt üst olup parçalanmakta iken; bir milleti diğer milletten, sınıfı diğer sınıftan, ırkı diğer ırktan ve inancı diğer inançtan ayıran bölünmeyi daha da belirginleştiren çatlaklar artarken; Plan’ın uygulayıcıları kendi ruhani yaşamlarında ve idari aktivitelerinde daha da büyük bir uyum göstermeli, birleşik çabanın, karşılıklı desteğin ve kendi kolektif girişimlerinde ahenkli bir gelişimin daha da yüksek bir standardını sergilemelidirler.” Her zaman için Emrin işinin ruhani önemini ve inananların kutsal görevlerini yerine getirmelerinde adanmış bir kararlılığı vurgulayarak Hz. Şevki Efendi, ayrıca politik münakaşalarda, karışıklıklarda ve atışmalarda herhangi bir şekilde yer almaya karşı uyarıda da bulunmuştur. Bir başka vesileyle kuvvetle vurgulamıştır ki, “Tüm ayrımcılık ve partizanlıkların, boş tartışmaların, küçük hesapların ve değişmekte olan dünyanın çehresini sarsan ve dikkatleri kendine çeken geçici heveslerin üstüne çıksınlar.” Bunlar, birbiri ardına gelen dalgalar çalkantılı ve bölünmüş bir topluma çarpıp onu sarsarken kıyıya vuran, kaçınılmaz olan köpük ve serpintilerdir. Bu tür dikkati dağıtıcı şeylerle meşgul olmak, çok büyük şeyleri tehlikeye atar. Hz. Bahaullah’ın her takipçisinin iyi bildiği gibi, insanlığın en büyük nihai refahı, onun farklılıklarının aşılması ve birliğinin sağlam şekilde kurulmasına bağlıdır. Bahailerin kendi yaşadıkları toplumun hayatına yaptıkları her bir katkı, birliği beslemeyi amaçlar; toplum kurma çabalarının hepsi bu aynı hedefe yöneliktir. Çekişmeden bıkıp usananlar için, İsm-i Azam’ın gölgesi altında büyümekte olan toplumlar, birliğin neleri başarabileceğine dair güçlü bir örnek sunmaktadır.
O’nun sevdiklerinin insanlığın birliği bayrağının yükseğe çekilmesi için, birçok türlü şekillerde, ellerinden gelen her şeyi yapmakta olduklarını görmekten dolayı Rabler Rabbine övgüler sunuyoruz. Çok sevgili dostlar: Çok hayırlı beklentilerle dolu bir yıl başlar iken, her birimiz, O’nun inayetinin bizlere ne gibi semavi işler başarmamıza yardım edebileceğini düşünemez miyiz?
Sizleri, Cemal-i Mübarek’in Doğumu’nun ikiyüzüncü yıldönümünü işaret eden o unutulmaz kutlamaların sonrasında halen etkisi süren coşkun duygular içinde selamlıyoruz. O gün ve o zamandan beri neler olup bittiğini düşünürken, şu an gözler önündeki küresel Bahai toplumunun mevcut Planın ilk altı döngüsüne giriştiği zamankiyle aynı toplum olmadığını fark ediyoruz. Misyonu konusunda, daha önce hiç olmadığı kadar bilinçlidir. Kendi toplum yaşamıyla dostları ve tanıdıkları temasa geçirme; mahallelere ve köylere birleşmiş bir çaba ilhamı verme; ruhani gerçeklerin devamlı pratik harekete nasıl dönüştürülebileceğini daha incelikle ifade etme; ve her şeyin ötesinde, sadece dünyayı yeniden inşa edecek öğretiler hakkında değil, aynı zamanda bu öğretileri öğreten Kimse, yani Hz. Bahaullah hakkında sohbet etme kapasitesi konusunda benzeri görülmemiş bir artış yaşamıştır. Çok sayıda dilde, yetişkin, genç ve çocuklar tarafından aktarılan ve O’nun hayatını ve katlandığı acıları anlatan hikâyeler, sayısız kalplere dokunmuştur. Bazı insanlar O’nun Emrini daha fazla araştırmaya hazır olduklarını gösterirken, diğer bir kısmı birlikte çalışma taahhüdü vermiş, birçok alıcı ruh ise inancını ikrar etmiştir.
İlerlemeye vurgu yapan bir işaret de, Emrin milli düzeyde bilinmezlikten çıkmış olduğunun artık sayısız yerlerde belirgin hale gelmesiydi. Hükümet liderleri ve düşünce önderleri vardı ki dünyanın Hz. Bahaullah’ın vizyonuna muhtaç durumda olduğunu ve Bahailerin çabalarının takdire şayan olup genişletilmesi gerektiğini açık bir şekilde dile getirdiler – ve bazen de kişisel olarak bunu vurguladılar. Hz. Bahaullah’a hürmetini göstermek ve O’nun yaşamını kutlamalarla anmak isteyenlerin sadece Bahailer olmadığını görmek bize sevinç vermiştir; Bahai toplumuna ilaveten bazı dost kimselerden de bu özel toplantılara ev sahipliği yapanlar olmuştur. Emre karşı düşmanlığın var olduğu bölgelerde ahbaplar umutsuzluğa kapılmamışlardır. Harikulade bir metanet sergileyerek kendi yurttaşlarını gerçeği araştırmak konusunda teşvik etmişlerdir ve birçok kişi neşeyle kutlamalara katılmıştır. İkiyüzüncü yıldönümü aynı zamanda sanatsal ifadede sonsuz çeşitlilikte coşkulu bir üretkenlik meydana getirmiştir ki bu da onun içinden doğduğu sevgi pınarının fevkalade bir kanıtıydı. Bahai toplumunun bu yıldönümüne yaklaşımlarının tümünün özelliği, mevcut küresel Planlar serisi başladığından bu yana, şimdi yirmi yıldan fazladır ne kadar çok şey öğrenildiğinin teyidi idi. Birey inanan inisiyatif aldı, toplum kolektif çaba içinde ayağa kalktı ve dostlar yaratıcı enerjilerini kurumlarca hazırlanan planlara kanalize etti. İki yüzyılın geçişine işaret eden anlamlı bir yıldönümü, bir sonraki yüzyıl için toplumlar kurma işine güçlü bir dürtü sağlamıştır. İkiyüzüncü yıldönümlerinden ikincisine doğru giden bu zaman diliminde, geliniz böylesine sevgiyle ekilmiş her bir tohum meyve vermek üzere sabırla beslensin.
Mevcut Planın geçen iki yılında, doğal olarak her ülkede ilerleme aynı şekilde olmamakla birlikte, dünyadaki yoğun büyüme programlarının sayısı hâlihazırdaki küresel girişimde düşünülmüş olan beş binin yarısına yaklaşmakta ve bu sayının artma hızı da düzenli olarak yükselmektedir. Biraz daha yakından bakılınca; bireyler, toplumlar ve kurumların güçleri ve potansiyellerinin nasıl ortaya çıkmakta olduğuna dair umut verici işaretler vardır. Her yerdeki inananlar için, ikiyüzüncü yıldönümü kutlaması deneyimi göstermiştir ki, günlük yaşamda etraflarındaki insanlarla olan etkileşimlerinin çoğu tebliğ ruhuyla aşılanabilir. Binlerce köy ve mahalledeki çaba ivme kazanırken de, bunların her birinde canlı bir toplum yaşamı kök salmaktadır. Bu aktivite modelini gittikçe daha da çok yere yayıp genişletmeye yönelik sistemin daha iyi yerleşmekte olduğu –ve bu sayede dostların bir gelişim çizgisi boyunca üçüncü kilometre taşını geçmelerini mümkün kıldığı– kümelerin sayısı dikkat çekici derecede artmıştır. İşte burada, yani Bahai dünyasının öğrenmesinin ön saflarında ve özellikle de kitlelerin Hz. Bahaullah’ın vizyonuna doğru hareketindedir ki, yalnızca büyük sayıda insanlar Bahai aktivitelerinin genişleyen kucaklayıcılığına gelmekle kalmıyor aynı zamanda dostlar da şimdi büyük toplulukların kendilerini İsm-i Azam’ın toplumu ile nasıl özdeşleştirmekte olduklarını öğreniyorlar. Çocuklar birbiri ardına sınıf seviyelerinde kesintisiz şekilde ilerlerken ve yeni gençlik ruhani güçlendirme programının her bir düzeyi bir öncekini sağlıklı bir şekilde takip ederken, Emrin eğitimsel çabalarının bu gibi yerlerde daha yapılanmış bir karaktere büründüğünü görmekteyiz. Yine bu yerlerde eğitim enstitüsü, giderek daha büyük sayılardaki çocuk ve yeni gençlere ruhani ve ahlaki eğitim sağlamak üzere yeterli insan kaynakları yetiştirilmesini güvence altına almayı öğreniyor. Bu temel aktivitelere katılım, nüfusun kültüründe öylesine yerleşik hale gelmektedir ki bu, bir toplumun yaşamının vazgeçilmez bir yönü olarak görülmektedir. Kendi gelişiminin sorumluluğunu üstlenen bir halkın içinde yeni bir canlılık kendini göstermektedir ve bu insanlar, pasiflik yaratıp bunu besleyen toplumsal güçlere karşı bağışıklık geliştirmekteler. Maddi ve ruhani ilerlemenin imkânları gitgide biçim almakta ve toplumsal gerçeklik dönüşüm geçirmeye başlamaktadır.
Aziz dostlar, bu gerçekten de Sevgililer Sevgilisi’ne şükürler sunulması gereken bir andır. Cesaretlenmek için birçok sebep mevcuttur. Yine de, geri kalan görevin büyüklüğünün fazlasıyla farkındayız. Esas olarak, daha önce belirttiğimiz gibi, yüzlerce kümede, etraflarındaki insanlarla beraber büyümeyi besleme ve kapasite inşa etme üzerinde sürdürülebilir bir odağı koruyacak, ve hareket üzerinde yansıma ve deneyimden öğrenme kabiliyetleri ve disiplinleriyle ayırt edilen bir büyüyen inananlar grubu ortaya çıkmalıdır. Genişleyen bir çekirdek bireyler grubunu her bir yerde, yani sadece küme seviyesinde değil, mahalle ve köylerde de yetiştirmek ve ona eşlik etmek, hem güçlü bir meydan okuma, hem de hayati bir ihtiyaçtır. Ancak, bunun gerçekleşmekte olduğu yerlerde, sonuçlar söze gerek kalmaksızın kendini göstermektedir.
Emrin kurumlarının, bu en önemli ihtiyacı düşüncelerinin ön saflarında tuttuklarını, ilerlemeden ortaya çıkan içgörülerin yaygın uygulanmasını sağlamak için etkili mekanizmalar tasarladıklarını görmek bize güven vermektedir. Aynı zamanda daha büyük deneyim, hem milli, hem bölgesel hem de yerel kurumlara daha geniş bir vizyon bahşediyor. Bu kurumlar toplumun gelişiminin bütün yönleriyle ilgilenmektedirler ve kendi toplumlarının üyelerinin ötesinde insanların refahı konusunda kaygı duymaktadırlar. Enstitü sürecinin insanların ilerlemesi için sahip olduğu derin imalar konusunda bilinçli olarak, eğitim enstitüsünün nasıl güçlendirilebileceğine özellikle dikkat ediyorlar. Toplumun odağının sürekli Planın gereklilikleri üzerinde olması ihtiyacı konusunda dikkatlidirler ve sürekli genişleyen dostlar çemberini birliğin gittikçe daha üst seviyelerine doğru çağırıyorlar. İdari ve finansal sistemlerini daha iyi hale getirme sorumluluklarını sadakatle muhafaza ediyorlar; öyle ki büyüme ve sağlamlaşma çalışmaları uygun şekilde desteklenebilsin. Bütün bunlarda, nihayette toplumda etkili ruhani güçlerin serbest kalmasına götürecek şartların beslenip geliştirilmesiyle meşguller.
Toplum kurma çalışmaları yoğunlaşırken, ilahi öğretileri incelemeleri vasıtasıyla şevkleri tutuşmuş olan dostlar, etraflarındaki toplumun koşullarını iyileştirmek için geliştirdikleri yeni kapasitelerden yararlanıyorlar. Kısa süreli projelerin sayısı hızla artmış ve resmi programların erişim alanları genişlemiş olup, şimdi eğitim, sağlık, tarım ve diğer alanlarla meşgul Bahai ilhamlı daha fazla sayıda gelişim organizasyonu bulunmaktadır. İnsanların bireysel ve kolektif yaşamlarında sonuç olarak ortaya çıkan gözle görülebilir dönüşümden, Hz. Bahaullah’ın Emri’nin toplum kurma gücünün apaçık kıpırtıları fark edilebilir. O halde, Bahai Uluslararası Toplumunun Ofislerinin toplumun yaygın diskurlarına katılma çabalarında, ister basit ister karmaşık, ister belirli süreli ister uzun zamandır sürdürülen olsun, toplumsal hareketin bu gibi örneklerinden giderek artan bir şekilde ilham alıyor olmasına şaşmamak gerekir. Toplumun yaygın diskurları, Emir için, iyi ilerlemiş olan başka bir önemli çalışma alanıdır. Milli seviyede, o toplum için anlamlı diskurlara – kadın erkek eşitliği, göç ve uyum, toplumsal dönüşümde gençlerin rolü, dinlerin bir arada var olması ve diğerlerine– katkılar, artan güven, yeterlik ve içgörü ile yapılmaktadır. Ve her nerede yaşıyor, çalışıyor veya öğrenim görüyor olurlarsa olsunlar, her yaştan ve geçmişten inananlar, Hz. Bahaullah’ın muazzam Vahyi ile biçimlenen ilkeli bir bakış açısını etraflarındakilerin dikkatine sunarak, belirli diskurlara değerli katkılarda bulunuyorlar.
Diskurların ortaya çıktığı çeşitli alanlarda Emrin saygın konumu, onun Dünya Çapında İnternet Ağındaki resmi varlığıyla çok daha güçlenmiştir ki, bu mevcudiyet, pek çok milli Bahai internet sitesinin açılması ve Bahai.org ile bağlantılı siteler ailesinin daha da geliştirilmesiyle önemli ölçüde genişlemiştir. Bunun, Emrin hem yayılması hem de korunması bakımından çok büyük değeri vardır. Sadece birkaç günlük bir sürede büyük bir küresel izleyici kitlesi, Emir hakkında dikkatli bir şekilde tasarlanan ve ikiyüzüncü yıldönümü internet sitesinde sunulup eş zamanlı olarak dokuz dilde güncellenen içeriğe cezbolmuştur ve bu içerik şimdi, yapılan kutlamaların çeşitliliğini resmeden her bir ülkeye ilişkin sayfalarla daha genişlemiştir. “The Bahá’í Reference Library [Bahai Kaynak Kütüphanesi]” sitesine, Kutsal Eserler’den daha önce çevirisi yapılmamış ve yayınlanmamış pasaj ya da Levihlerin zamanla çevrimiçi yayınlanmasına izin verecek bir özellik katmak için yapılan planlar çok ilerlemiş durumdadır. Bunun yanı sıra, Hz. Bahaullah’ın ve Hz. Abdülbaha’nın İngilizceye çevrilmiş Yazılarından oluşan yeni kitapların önümüzdeki yıllarda erişilir hale gelmesi için hazırlıklar da yapılmaktadır.
Şili/Santiago ve Kamboçya/Battambang’da olmak üzere, dünyada en son açılışı yapılan Mabetler, yerleşik cazibe merkezleri ve Emrin temsil ettiği her şeye dair toplumları için yol gösterici ışıklar haline geliyorlar. Ve onların sayıları artmak üzeredir. Kolombiya/Norte del Cauca’daki Mabet için açılış töreninin Temmuzda olacağını ilan etmekten dolayı sevinç duymaktayız. Bundan başka, daha fazla Mabedin inşası da hemen yakın ufukta durmaktadır. Vanuatu’da, inşaata başlamak için izin alınmaktadır. Hindistan’da ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde, son derece karmaşık ve zorlayıcı bir süreç nihayetinde arazinin başarıyla elde edilmesinin yolunu açmıştır. Nevruz’da Papua Yeni Gine’de gözler önüne serilen ilk Milli Maşrıku’l-Ezkâr tasarımını görmekten duyulan sevinç daha hiç azalmadan, Kenya’daki mahalli Mabet tasarımı da açıklandı. Bu arada, Araştırma Bölümümüz tarafından hazırlanarak yeni yayımlanan, Maşrıku’l-Ezkâr kurumu hakkındaki bildiri ve derlemenin dostların ibadetin toplum yaşamındaki önemine dair takdirlerini daha da teşvik edeceği konusunda güçlü bir beklentiye sahibiz. Zira hizmet aktivitelerinde, özellikle de düzenli dua toplantılarında her yerdeki Bahailer gelecek Mabetlerin ruhani temellerini atıyorlar.
1996’da başlayan ve tek bir amaca odaklanan çeyrek yüzyıllık bir çabanın geriye sadece üç yılı kalmıştır ki, bu amaç da; toplu girişte önemli bir ilerlemedir. Rızvan 2021’de, Hz. Bahaullah’ın inananları tek bir yıl sürecek bir Plan’a başlayacaklar. Kısa fakat mucizelere gebe bu bir yıllık çaba, Emrin gemisini Bahai Devri’nin üçüncü yüzyılına taşıyan yeni bir Planlar dalgası başlatacaktır. Bu hayırlı beklentilerle dolu on iki ay boyunca, Bahai dünyasının Hz. Abdülbaha’nın Suudu’nun yüzüncü yıldönümünü anması, her Milli Ruhani Mahfilden ve her Bölgesel Bahai Konseyinden temsilcilerin davet edileceği, Bahai Dünya Merkezi’nde gerçekleşecek özel bir toplantıyı da kapsayacaktır. Ama bu, inananları gelecek on yılların gereksinimlerine hazırlayacak bir dizi olayın ancak ilki olacak, Hz. Abdülbaha’nın Vasiyetnamesi’nin ilk herkese açık okunuşundan itibaren bir yüzyılın geçmiş olacağı sonraki Ocak ayı, Arz-ı Akdes’te Kıtasal Müşavirler Heyetlerini ve Koruma ve Yayılmadan Sorumlu Muavenet Heyetlerinin tüm üyelerini bir araya getiren bir konferansa da vesile olacaktır. Bu iki tarihi toplantıda salıverilen ruhani enerji daha sonra, bulundukları her ülkede Tanrı dostlarının tümüne taşınıp götürülmelidir. Bu maksatla, izleyen aylarda, gelecek Bir Yıllık Plan’ı takip edecek çok yıllık çaba için bir katalizör olmak üzere bir dizi konferans yapılacaktır.
Böylece, Hz. Abdülbaha’nın İlah Planı’nın gözler önüne serilişindeki yeni bir evre yaklaşmaktadır.
Ama heyecan verici ve daha yakındaki bir olasılıklar manzarası hemen önümüzde durmaktadır. Hz. Bab’ın Doğumu’nun ikiyüzüncü yıldönümüne sadece bir buçuk yıl kalmıştır. Bu dönem, İnancımızın, dramatik görevinin süresinde insanlığı tarihin yeni bir çağına iten Şehit Müjdecisi’nin olağanüstü kahramanlığını hatırlamanın dönemidir. Her ne kadar bizim zamanımızla arasında iki asır uzanmakta ise de Hz. Bab’ın içinde zuhur ettiği toplum, zulüm anlamında ve sayısız insanın ruhtaki bilgi susuzluğunu giderecek cevaplara duyduğu güçlü özlem bakımından bugünün dünyasına benzemektedir. Bu ikiyüzüncü yıldönümünün yaraşır bir şekilde nasıl anılacağı üzerinde düşünürken, bu kutlamaların kendine özgü bir karaktere sahip olacağını açıkça görüyoruz. Bununla birlikte, aktivitede, gerek zenginliğinde gerek kapsayıcılığında daha yeni geride bıraktığımız ikiyüzüncü yıldönümünün ardından yaşanandan daha az olmayan bir serpilip büyüme bekliyoruz. Bu, her bir toplumun, her bir hane halkının ve her bir yüreğin hiç şüphe yok ki şevkle ve sabırsızlıkla bekleyeceği bir olaydır.
Önümüzdeki aylar aynı zamanda, Hz. Bab’ın yılmaz takipçilerinin hayatlarını da hatırlamak için özel bir zaman olacaktır – onlar ki inançlarını, Emrin tarih sayfalarını ebediyen süsleyecek, eşi benzeri olmayan fedakârlık davranışlarıyla ifade etmiş kadın ve erkek kahramanlardır. Onların korkusuzluk, adanmışlık ve Allah’tan başka her şeyden kesilmişlik nitelikleri, giriştikleri cüretli işi araştırıp öğrenen her bir kişi üzerinde izini bırakmaktadır. Bu aslan yüreklilerin pek çoğunun, tarihe silinmez izlerini bıraktıklarında öylesine genç yaşta olmaları ne kadar da çarpıcı! Onların bu örneği, yaklaşan dönem esnasında, bütün inananlar topluluğuna ama özellikle de, amacı dünyayı dönüşüme uğratmaktan başka bir şey olmayan bir harekete öncülük etmeye bir kez daha çağrılmış gençlere cesaret versin.
Bizim parlak, pek parlak umudumuz, işte budur. Bu Rızvan ile önümüzdeki ikiyüzüncü yıldönümü arasındaki altı döngüde –ve doğrusu, mevcut Plan’ın kalan üç yılı boyunca– geliniz Hz. Bab’ın havarilerini ilahi ışığı yaymak için ileri iten yürek yakıcı ve her şeyden üstün bu aynı sevgi size büyük işler yapma ilhamı versin. Kutsal Eşik’teki yalvarımız, semavi yardımın alıcıları olabilmeniz içindir.
En Büyük Bayram yaklaşırken, şükran ve umut duygularıyla büyülenmiş bir şekilde coşku hisleri ile doluyuz – Hz. Bahaullah’ın, Kendi takipçilerinin başarmalarına imkân verdiği harika işler için şükran ve yakın geleceğin içinde barındırdığı umutlarla.
Hz. Bahaullah’ın Doğumu’nun ikiyüzüncü yıldönümünün dünya çapındaki kutlamalarının yarattığı ivme o zamandan beri daha da artmıştır. Bahai toplumunun daha hızlı gelişmesi, yükselen kapasitesi ve daha fazla üyesinin enerjisinden yararlanma kabiliyeti, son küresel başarılarına kısaca bakıldığında oldukça görülür bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bunlardan, toplum kurma aktivitelerindeki bir artış bilhassa öne çıkıyor. Mevcut Beş Yıllık Plan, Bahai dünyasının bu aktiviteleri sistematik ve daha hassas ve detaylı olarak geliştirip çoğaltması için gösterdiği yirmi yıllık çabayı takip etmektedir– ancak dikkate değer bir şekilde, Planın ilk iki buçuk yılında, yalnızca çekirdek aktivitelerin sayısı yarıdan fazla artmıştır. Dünya çapındaki toplum, herhangi bir zamanda, bir milyondan fazla insanı bu tür aktivitelere dahil ederek, onların ruhani gerçekleri keşfetmelerine ve bu gerçeklere cevap vermelerine yardımcı olma kapasitesini göstermiştir. Bu aynı kısa sürede, dua için toplanmaların sayısı neredeyse iki katına çıktı –ki bu, insanlığın umut ve lütuf Kaynağı’ndan giderek artan uzaklaşmasına karşılık olarak çok ihtiyaç duyulan bir cevaptır. Bu gelişme özel bir umudu içinde barındırmaktadır, çünkü dua toplantıları bir toplumun yaşamına yeni bir ruh aşılar. Her yaşa hitap eden eğitim çabalarıyla iç içe olarak bu toplantılar o girişimlerin yüce amacını pekiştiriyorlar: Allah’a ibadetleri ve insanlığa hizmetleriyle ayırt edilen toplumları beslemek. Bunun en belirgin olduğu yerler de, Bahai aktivitelerine çok sayıda katılımın sürdürüldüğü ve dostların toplumlarının gelişiminde üçüncü kilometre taşını geçtiği kümelerdir. Büyüme sürecinin bu derece ilerlediği kümelerin sayısının Planın başlangıcından bu yana iki kattan fazla artmış olduğunu ve şimdi beş yüz civarında bulunduğunu görmekten dolayı çok mutluyuz.
Bu kısa gözden geçirme, devam etmekte olan dönüşümün büyüklüğünü hakkıyla anlatamaz. Planın kalan iki yılı için manzara parlaktır. Geçtiğimiz yıl, umut ettiğimiz gibi bilgi ve kaynak havuzları haline gelmiş olan kümelerdeki daha güçlü büyüme programlarından öğrenilen dersleri geniş çapta yaygınlaştırma yoluyla çok şey başarıldı. Uluslararası Tebliğ Merkezi, Müşavirler ve onların yorulmak bilmeyen muavinleri, dünyanın her yerindeki dostların öğrenmedeki bu hızlanmadan faydalanabilmelerini ve kazanılan içgörüleri kendi gerçeklerine uygulayabilmelerini sağlamak için dur durak bilmeden çabaladılar. Artan sayıda kümelerde ve bunların içindeki mahallelerde ve köylerde, büyüme sürecinin çevrelerinde ilerlemesi için belirli bir noktada neyin gerekli olduğunu hareket ve yansıma yoluyla keşfeden bir çekirdek ahbap grubunun ortaya çıktığını görmekten sevinç duyuyoruz. Onlar, toplumun ruhani ve maddi refahına katkıda bulunma kapasitesini arttıran güçlü enstitü aracından yararlanıyorlar ve harekete kalktıklarında onlara katılanların sayısı artıyor. Doğal olarak şartlar, tıpkı büyümenin kendine özgü özellikleri gibi, bölgeden bölgeye büyük farklılıklar gösterir. Fakat, sistematik çabalar yoluyla herkes mevcut çalışmalara giderek daha da etkin bir katkıda bulunabilir. Her tür ortamda, başka ruhların, hızlı ya da aşamalı olarak onların ruhani duyarlılıklarında kıpırtı meydana getiren anlamlı ve ruhu yücelten sohbetlere dahil edilmesinin içerisinde saf bir neşe mevcuttur. Alev inananın kalbinde ne kadar parlak yanarsa, onun sıcaklığına maruz kalanların hissettiği çekim gücü de o kadar artacaktır. Ve, Hz. Bahaullah sevgisiyle yanıp tutuşan bir kalbe, ruhani kardeşler aramaktan, onları
hizmet yoluna girerlerken teşvik etmekten, deneyim kazanırlarken onlara eşlik etmekten ve –belki de hepsinden en büyük mutluluk olarak– bu ruhların iman etmiş olduklarını, bağımsız olarak ayağa kalktıklarını ve başkalarına aynı yolculukta yardımcı olduklarını görmekten daha yaraşır başka hangi uğraşı hayal edilebilir! Bu anlar, bu fani yaşamın sağladığı tüm anların en değer en aziz tutulanları arasındadır.
Bu ruhani girişimi ilerletme olasılıkları, Hz. Bab’ın Doğumu’nun ikiyüzüncü yıldönümünün yaklaşmasıyla daha heyecan verici hale gelmektedir. Öncesinde gerçekleşen ikiyüzüncü yıldönümü gibi, bu yıldönümü de ölçülemeyecek kadar değerli bir andır. Tüm Bahailere; etraflarındaki kimseleri Tanrı’nın büyük Günü’ne, dünyanın ufkunu aydınlatan ard arda gelen Güneşlerin yani İlahi Varlık’ın iki Mazharının zuhur edişinin işaret ettiği olağanüstü semavi inayet sağanağına uyandırmak için harikulade fırsatlar sunmaktadır. Gelecek iki döngüde neyin mümkün olabileceğinin boyutu, iki yıl önceki ikiyüzüncü yıldönümünün deneyiminden herkesçe bilinmektedir ve o vesileyle öğrenilen şeylerin hepsi bu yılki İkiz Kutsal Doğum Günlerine yönelik planlara yönlendirilmelidir. İkiyüzüncü yıldönümü yaklaşırken, Kutsal Makamlarda sizin adınıza devamlı yalvarılar sunacak ve Hz. Bab’ın yüceliğini yakışır bir şekilde anmaya yönelik çabalarınızın O’nun önceden haber verdiği Emri ilerletmede başarılı olması için dua edeceğiz.
Oluşum Çağı’nın birinci yüzyılının kapanışına sadece iki buçuk yıl kalmıştır. Bu kapanış, Emrin Kahramanlık Çağı’nda büyük fedakârlıklarla atılan temeli sağlamlaştırmak ve genişletmek için gösterilen yüz yıllık adanmış çabayı mühürleyecektir. O gün Bahai toplumu, aynı zamanda Hz. Abdülbaha’nın Suudu’nun yüzüncü yıldönümünü de anacaktır; o an, sevgili Hz. Abdülbaha’nın, izzet meskenlerinde Babasına tekrar kavuşmak üzere bu dünyanın sınırlamalarından serbest kaldığı andı. Ertesi gün gerçekleşen cenaze töreni, “Filistin[’in] o güne kadar … görmemiş” olduğu bir olaydı. Cenaze töreninin bitişinde, fani bedeni Hz. Bab’ın Anıtmezarı’nın bir odası içinde istirahatgâhına emanet edildi. Ancak, Hz. Şevki Efendi tarafından bunun geçici bir düzenleme olacağı öngörülmüştü. Uygun bir zamanda, Hz. Abdülbaha’nın eşsiz makamına layık vasıfta bir Makam inşa edilecekti.
İşte o zaman gelmiştir. Bahai dünyası, bu kutsal naaşı sonsuza dek bağrında koruyacak yapıyı inşa etmeye davet edilmektedir. Rızvan Bahçesi civarında, Cemal-i Mübarek’in adımları ile kutsanmış topraklar üzerine inşa edilecektir; Hz. Abdülbaha’nın Makamı böylece, Akka ve Hayfa’daki Kutsal Makamlar arasında uzanan hilalin üzerinde yer alacaktır. Mimari planlar üzerinde çalışmalar ilerlemektedir ve önümüzdeki aylarda sizlerle daha fazla bilgi paylaşılacaktır.
Önümüzdeki yılı ve onun vaat ettiği tüm şeyleri düşünürken, coşkun sevinç duyguları şimdi içimizde kabarmaktadır. Yüce görevinizi yerine getirmeniz konusunda bakışlarımız her birinize —Hz. Bahaullah’a hizmet etmekle meşgul olan ve her ülkede barış davası için gayret gösterenlere—güven ve beklentiyle yönelmektedir.
Çok Sevgili Dostlar, Gün ışığına çıkan iki gerçeklik bizi sizlere bu sözleri yöneltmeye sevk etmiştir. Birinci gerçeklik, küresel korona virüs salgınının beraberinde getirdiği tehditkâr bir şekilde belirmekte olan dehşet verici tehlikeler konusunda dünya genelinde artan bilinçtir. Felaketi bertaraf etmeye yönelik kahramanca ve üstün kolektif çabalara rağmen, birçok ülkede durum aileler ve bireyler açısından felaketler yaratarak ve geniş toplumların tamamını krizlere sokarak daha şimdiden vahim boyutlara ulaşmıştır. Istırap ve keder dalgaları birbiri ardına her yere yayılmaktadır ve çeşitli milletleri değişik zamanlarda farklı şekillerde zayıflatacaktır. İkinci gerçeklik ise, günden güne daha çok belirgin hale gelmekte olup, bugüne kadar benzeri görülmemiş bir meydan okumanın karşısında Bahai dünyasının dirençliliği ve hiç azalmayan canlılığıdır. Verdiğiniz yanıt olağanüstüdür. Bir ay önce Nevruz’da sizlere yazdığımızda, normal aktivite akışı kesintiye uğramış olan toplumlar tarafından ortaya konmakta olan etkileyici niteliklere kuvvetle vurgu yapmak istemiştik. Pek çok ahbabın giderek artan sıkı kısıtlamalara riayet etmek zorunda kaldığı aradan geçen haftalar boyunca vuku bulan her şey, hayranlık duygularımızı daha da derinleştirmiştir. Bazı toplumlar, dünyanın diğer yerlerinde kazanılan deneyimlerden öğrenerek, kitleleri halk sağlığı gereksinimleri konusunda bilinçlendirmek için güvenli ve yaratıcı yollar bulmuşlardır. Virüs nedeniyle en fazla risk altında olanlara ve bu virüsün yayılmasından kaynaklanan ekonomik zorluklardan etkilenenlere özel ilgi gösterilmektedir; bu bağlamda Bahai Dünyası Haber Servisi’nde yayınlanan girişim haberleri, yapılmakta olan sayısız faaliyetlerden sadece birkaç tanesidir. Bunlar, bu zamanda en çok ihtiyaç duyulan bu ruhani nitelikleri inceleme, yaygınlaştırma ve besleme çabalarıyla tamamlanmaktadır. Bu tür çabaların çoğu ister istemez aile birimlerinde veya tek başına yürütülmektedir, ancak şartların izin verdiği veya iletişim araçlarının mümkün kıldığı yerlerde benzer koşulları paylaşan ruhlar arasında olağanüstü bir dayanışma duygusu aktif bir şekilde beslenmektedir. Toplum yaşamının, kolektif gelişme için böylesine önem arz eden dinamikleri bastırılamayacaktır.
Işığın Ordusu’nun yılmaz komutanları olan Milli Ruhani Mahfillerin toplumlarını nasıl maharetle kılavuzladıklarını ve krize verdikleri yanıtı şekillendirdiklerini görmek ruhlarımızı daha yükseklere taşımıştır. Kendileri, sevgi dolu hizmet sancağını her zaman olduğu gibi kahramanca yükseklere taşıyan Müşavirler ve onların muavinleri tarafından güçlü bir şekilde desteklenmişlerdir. Mahfiller, ülkelerinde genelde hızla değişen koşullara vakıf olmayı sürdürürken, Emrin işlerini idare etmek ve özellikle şartların uygun olduğu yerlerde seçimleri yürütmek için gerekli hazırlıkları yapmışlardır. Kurumlar ve alt kurumlar, düzenli iletişim ile hikmetli tavsiyeler, rahatlatıcı güven ve devamlı teşvik sunmuşlardır. Birçok durumda, geniş toplumlarında açılmakta olan diskurlardan ortaya çıkan yapıcı temaları saptamaya da başlamışlardır. Nevruz mesajımızda insanlığın dayanıklılığının bu sınavının ona daha büyük bir içgörü kazandıracağını ifade ettiğimiz beklenti, daha şimdiden gerçekleşmektedir. Liderler, önde gelen düşünürler ve yorumcular, son zamanlarda toplumsal diskurda büyük oranda ihmal edilmiş olan temel kavramları ve cesur ve özlem duyulan amaçları araştırmaya başladılar. Şu anda bunlar ilk parıltılar olsa da, yine de kolektif bir bilinç zamanının ufukta olabileceği
Bahai dünyasının dirençliliğinin kendini harekette gösteren ifadesini görmenin iç rahatlığı, küresel salgının insanlık için sonuçlarından duyduğumuz üzüntüyle azalmıştır. Maalesef, inananların ve onların yakınlarının da bu acılardan nasibini aldıklarının farkındayız. Toplum güvenliği gereksinimleri nedeniyle şu anda dünyadaki pek çok insanın dostları ve akrabaları ile arasında koymak zorunda olduğu mesafe, bazı durumlarda kalıcı ayrılığa yol açacaktır. Her şafak vaktinde, güneş batmadan önce daha çok ıstıraplara göğüs gerileceği kesin görünmektedir. Ümidimiz odur ki ebedi âlemlerde yeniden bir araya gelme vaadi, sevdiklerini kaybedenlerin üzüntüsünü hafifletsin. Onların kalplerinin ferahlaması için; eğitimleri, rızkları, evleri veya yegâne geçim kaynakları tehlikede olanları Tanrı’nın inayetinin sarması için dua ediyoruz. Sizin için, sevdikleriniz için ve bütün vatandaşlarınız için Hz. Bahaullah’a yakarıyor ve O’nun inayet ve lütufları için yalvarıyoruz.
Kat edilmesi gereken yol ne kadar uzun ve çetin olursa olsun, sizin metanetinize ve zorluklara rağmen bu yolculuğu tamamlama kararlılığınıza inancımız tamdır. Sizler, umut, inanç ve cömertlik hazinelerinden yararlanarak, başkalarının ihtiyaçlarını kendinizinkilerden önde tutuyor; mahrum olanların ruhani yönden beslenmesini, cevaplar için susuzluk çekenlerin susuzluğunun giderilmesini ve dünyanın ıslahı için hizmet etme özlemi çekenlere araçların temin edilmesini sağlıyorsunuz. Cemal-i Mübarek’in sadık takipçilerinden, bundan daha azını nasıl bekleyebiliriz ki?
Emrin tarihinin en anılmaya değer bir bölümünde şimdi son sözler yazılmıştır ve yeni bir sayfa açılmaktadır. Bu Rızvan, olağanüstü bir yılın, Beş Yıllık bir Planın ve 1996’da başlayan bütün bir Planlar serisinin sona ermesine işaret etmektedir. Gelecek Rızvan’da başlayacak olan dokuz yıllık bir çabanın öncüsü olarak hizmet edecek çok önemli bir on iki ay olacağı vaadini taşıyan bir yılla beraber yeni bir planlar serisi, bizleri davet etmektedir. Önümüzde hızlı bir şekilde güç kazanmış ve ileriye doğru büyük adımlar atmaya hazır bir toplum görüyoruz. Ancak bu noktaya ulaşmak için ne kadar çok çaba harcamanın gerekmiş olduğu ve yol boyunca edinilen içgörülerin ne kadar zor kazanıldığı konusunda hiçbir yanılsama olmamalıdır: Öğrenilen dersler toplumun geleceğini şekillendirecektir ve bunların nasıl öğrenildiğinin hikâyeleri bundan sonra yaşanacak olanlara ışık tutmaktadır.
Gelişmeleri ve kendi içgörüleriyle dolu olan ve 1996’ya götüren on yıllar, birçok geniş toplumda çok sayıda insanın Emrin sancağı altına girmeye hazır olacakları konusunda şüphe bırakmamıştı. Yine de, geniş çaplı tescillerin gerçekleşmesi ne kadar teşvik edici oldu ise de, farklı ortamlarda geliştirilebilecek sürdürülebilir bir büyüme sürecine denk değildi. O zamanlar layıkıyla yanıt vermek konusunda deneyimleri yetersiz olan toplum, derin sorunlarla karşı karşıya kaldı. Büyümesine yönelik çabaların, sağlamlaşma süreci ile nasıl el ele ilerleyebileceği ve görünüşe göre aşılması zor ve uzun süredir devam eden sürdürülebilir büyüme meydan okumasına, nasıl çözüm bulabilecekti? Hz. Bahaullah’ın öğretilerini eyleme dönüştürmeyi başarabilecek bireyler, kurumlar ve toplumlar nasıl yetiştirilebilirdi? Ve öğretilere cezbolmuş kimseler, nasıl küresel bir ruhani teşebbüsün baş aktörleri olabilecekti?
Çeyrek asır önce, ön saflarında halen üç Tanrı Emri’nin Elini görebilen dünya Bahai toplumu, daha önce gelen planlardan farklı olarak tek bir hedefe, yani toplu giriş sürecinde önemli bir ilerlemeye dönük odaklanışıyla ayırt edilen bir Dört Yıllık Plana işte bu şekilde başladı. Bu hedef, devamında gelecek Planlar serisini tanımlıyordu. Toplum zaten şu anlayışa ulaşmıştı ki bu süreç sadece Emre büyük gruplar halinde giriş değildi, ne de kendiliğinden ortaya çıkacaktı; amaçlı, sistematik, hızlı büyüme ve sağlamlaşmayı ima ediyordu. Bu iş, çok sayıda ruhun bilinçli katılımını gerektirecekti ve 1996’da Bahai dünyası bunun gerektirdiği çok geniş kapsamlı eğitimsel meydan okumayla ilgilenmeye davet edildi. Büyüme sürecini devam ettirmek için gerekli olan kapasitelerle donanmış giderek artan sayılarda birey akışını oluşturmaya odaklanan bir eğitim enstitüleri ağını kurmaya çağrıldı.
Dostlar, tebliğ sahasında daha önceki zaferlerine rağmen, hangi kapasitelerin kazanılacağı ve daha da önemlisi bunların nasıl elde edileceği konusunda öğrenecekleri çok şey olduğunun iyice farkında olarak bu göreve başladılar. Birçok şekilde toplum, yaparak öğrenecekti ve öğrendiği dersler, zaman içinde farklı ortamlarda uygulanmak suretiyle süzülüp arıtılınca, nihayetinde eğitim materyallerine dahil edilecekti. Bazı aktivitelerin bir nüfusun ruhani ihtiyaçlarına doğal bir yanıt olduğu görüldü. Çalışma çemberleri, çocuk sınıfları, dua toplantıları ve daha sonrasında da yeni gençlik gruplarının, bu bağlamda temel öneme sahip oldukları göze çarptı ve ilişkili aktivitelerle birlikte örüldüğünde, ortaya çıkarılan dinamikler canlı bir toplum yaşamı modeline yol açabilirdi. Ve bu çekirdek aktivitelere katılanların sayısı arttıkça, esas amaçlarına yeni bir boyut eklendi. Geniş toplumdan gençleri, yetişkinleri ve bir bütün olarak aileleri Hz. Bahaullah’ın Vahyiyle buluşturan kapılar olarak hizmet etmeye başladılar. Ayrıca toplum kurma çalışmaları için, belirgin sosyal ve ekonomik özelliklere sahip, yönetilebilir büyüklükte bir coğrafi bölge olan “küme” bağlamında stratejiler düşünmenin ne kadar pratik olduğu netleşiyordu. Küme düzeyinde basit planlar hazırlama kapasitesi beslenmeye başlandı ve bu planlar da üç aylık aktivite döngüleri halinde organize edilmek suretiyle, Emrin büyüme programları ortaya çıktı. İlk başlarda önemli ve net bir anlayış doğdu: Bireylerin bir kurslar serisindeki hareketi, kümelerin bir gelişim çizgisi boyunca hareketine ivme kazandırmakta ve bu hareketle sürekli kılınmaktadır. Bu tamamlayıcı ilişki her yerdeki dostların kendi çevrelerinde büyümenin dinamiklerini değerlendirmelerine ve artan güç yönünde bir yol haritası çıkarmalarına yardımcı oldu. Zaman ilerledikçe, bir kümede olup bitenleri hem üç eğitim zorunluluğu yani çocuklara, yeni gençlere ve gençlerle yetişkinlere hizmet etmek- açısından, hem de büyüme ritmi için gerekli olan aktivite döngüleri açısından incelemenin yararlı olduğu anlaşıldı. Bugün gördüğümüz büyüme sürecinin en göze çarpan özelliklerinin çoğu, yirmi beş yıllık bir çabanın ortalarında iyice yerleşmeye başlıyordu.
Dostların çabaları yoğunlaştıkça, büyüme süreci ile evrensel ilgisi olan çeşitli prensipler, kavramlar ve stratejiler, yeni unsurlar barındıracak şekilde evrilebilen bir hareket çerçevesi halinde belirginleşmeye başladı. Bu çerçeve, muazzam bir canlılığın salıverilmesi için temel oluşturduğunu ispatladı. Deneyim göstermiştir ki, bu, dostların enerjilerini sağlıklı toplumların büyümesine olanak sağlayan şekillerde kanalize etmeleri için yardımcı oldu. Ancak bir çerçeve bir formül de değildir. Çerçevenin çeşitli unsurlarını hesaba katarak, bir kümenin, bir yerleşim biriminin ya da basitçe bir mahallenin gerçekliğini değerlendirirken, Bahai dünyasının deneyimlerinden de yararlanarak o yerin özel koşullarına uygun cevapları verecek bir aktivite modeli geliştirilebilir. Bir tarafta katı şartlar diğer tarafta sınırsız kişisel tercihler arasında var olan bir ikilem, bireylerin, özünde uyumlu ve deneyim biriktikçe sürekli olarak geliştirilen bir süreci destekleyebilecekleri araçların çeşitliliği konusunda yerini daha incelikli bir anlayışa bıraktı. Bu çerçevenin ortaya çıkışının yansıttığı ilerleme konusunda şüphe olmasın: Bir bütün olarak Bahai dünyasının çabalarını uyumlu hale getirmeye ve birleştirmeye ve ileriye doğru yürüyüşünü sevk etmeye yönelik imalar büyük sonuçlar taşımaktaydı. Planlar birbirini takip ettikçe ve toplum kurma çalışmalarına katılım daha geniş bir temele yerleştikçe, kültür seviyesindeki gelişmeler daha göze çarpar hale geldi. Örneğin, genç yaşlardaki nesilleri eğitmenin önemi, özellikle yeni gençler tarafından yansıtılan olağanüstü potansiyelde olduğu gibi, daha geniş bir çapta takdirle karşılanmaya başlandı. Ortak bir yolda birbirlerine yardımcı olup eşlik eden ve karşılıklı destek çemberini sürekli olarak genişleten ruhlar, hizmet için kapasite geliştirmeyi hedefleyen bütün çabaların peşinde oldukları bir model haline geldi. Ruhani duyarlılıkları alevlendirip körüklemede anlamlı sohbetlerin gücü konusunda farkındalık oluştukça, dostların kendi aralarındaki ve etraflarındaki insanlarla etkileşimleri bile değişim geçirdi. Ve anlamlı bir biçimde, Bahai toplumları giderek daha çok dışa dönük bir yönelme benimsediler. Emrin vizyonuna duyarlı herhangi bir ruh; eğitim aktivitelerinin, dua toplantılarının ve toplum kurma çalışmalarının diğer unsurlarının aktif bir katılımcısı, hatta bir destekleyicisi ve kolaylaştırıcısı olabilirdi; bu ruhların arasından birçoğu Hz. Bahaullah’a imanlarını da ilan ettiler. Dolayısıyla, büyük sayılarda insanın nasıl Emri bulabilecekleri, ona aşina olup onun amaçlarıyla nasıl özdeşleşebilecekleri, aktivitelerine ve meşveretlerine nasıl katılabilecekleri ve birçok durumda da onu ne şekilde kabul edebilecekleri konularında teori ve varsayımlara daha az dayanan ancak gerçek deneyime ise daha çok yer veren bir toplu giriş süreci anlayışı ortaya çıktı. Gerçekten, enstitü süreci bir bölgeden diğerine güçlendikçe, Plan’ın çalışmalarına katılan bireylerin sayısı, yakın bir zamanda Emirle tanışanlara da uzanarak, büyük bir hızla arttı. Ancak bu durum sadece sayılara dair bir kaygı tarafından yönlendirilmiyordu. Eş zamanlı olarak gerçekleşmekte olan, Tanrı Sözünün çalışılması ve her bireyin derin bir ruhani dramanın bir baş aktörü olma kapasitesinin takdir edilmesi üzerine kurulmuş, bir bireysel ve kolektif dönüşüm vizyonu, bir ortak çaba duygusunun oluşmasına yol açmıştı.
Bu yirmi beş yıllık dönemin en çarpıcı ve ilham verici özelliklerinden biri, inançla ve cesaretle toplumun çabalarının ön saflarında hak ettikleri yeri alan Bahai gençlerinin yaptıkları hizmetler olmuştur. Emrin mübelliğleri ve küçüklerin eğitimcileri olarak, gezici kolaylaştırıcılar ve iç muhacirler olarak, küme koordinatörleri ve Bahai alt kurumlarının üyeleri olarak, beş kıtada gençler, toplumlarına adanmışlıkla ve fedakârlıkla hizmet etmeye kalktılar. İlahi Planın ilerlemesinin üzerine dayandığı görevleri yerine getirmede göstermiş oldukları olgunluk, onların ruhani canlılıklarının ve insanlığın geleceğini korumaya adanmışlıklarının ifadesidir. Giderek daha aşikâr olan bu olgunluğun karşılığında, bu Rızvan’dan hemen sonra, bir inananın bir Ruhani Mahfilde hizmet etmeye hak kazanma yaşı yirmi bir olarak kalmakla birlikte, Bahai seçimlerinde oy verme yaşının on sekize düşürülmesine karar verdik. Bu yaşta olan her yerdeki Bahai gençlerinin her Bahai seçmenin çağrıldığı “kutsal görevi” “özenle ve gayretle” yerine getirme becerisine güvenimizi haklı çıkaracaklarına şüphemiz yoktur.
*
Toplumların gerçekliklerinin doğal olarak büyük oranda farklılıklar gösterdiğinin bilincindeyiz. Farklı milli toplumlar ve bu toplumların içinde farklı yerler, bu Planlar serisine farklı gelişim noktalarında başladılar; o zamandan bu yana da, farklı hızlarda gelişme gösterdiler ve farklı gelişim seviyelerine ulaştılar. Bu, özü itibarıyla yeni bir şey değildir. Bir yerdeki alıcılık seviyesinin değişik olması gibi, o yerlerdeki koşulların değişiklik gösterdiği durumlar her zaman için var olmuştur. Ancak, bir toplumun kapasite, güven ve birikmiş deneyiminin, yakın ve uzak kardeş toplumlarının da yardımını alarak, yükselmesinin bir işareti olarak kabaran bir dalgayı da algılamaktayız. Bir örnek olarak, 1996 yılında yeni bir yerleşim birimini açmak için ayağa kalkan ruhların cesaret, inanç ve adanmışlık konusunda hiçbir eksiklikleri yok iken, bugün her yerdeki emsalleri bu aynı özellikleri, bütün Bahai dünyasının yirmi beş yıllık çabasının birikimi olan bilgi, içgörü ve becerilerle birleştirerek, büyüme ve sağlamlaşma çalışmalarını sistematikleştirip geliştirmek amacıyla kullanıyorlar.
Bir toplumun başlangıç noktası ne olursa olsun; inanç, sebat ve bağlılık vasıflarını öğrenme istekliliği ile birleştirdiğinde, büyüme sürecini ilerletmiştir. Aslında bu Planlar serisinin çok değer verilen bir mirası, herhangi bir gelişme çabasının öğrenmeye yönelme ile başladığının geniş çapta kabul görmesidir. Bu kuralın basitliği, ondan çıkan imaların önemini gizlemektedir. Belirli bir zamanda, her kümenin gelişim çizgisi boyunca ilerleyeceğinden şüphe etmiyoruz; koşulları ve imkânları benzer olanlara oranla en hızlı gelişen toplumlar, düşünce birliğini besleme ve etkili hareket konusunu öğrenmede bir yetenek sergilemişlerdir. Ve bunu harekete geçmekte tereddüt etmeden yaptılar.
Öğrenmeye bağlılık, hata yapmaya hazırlıklı olmak anlamına da geliyordu – ve bazen hatalar elbette rahatsızlık verdi. Beklenebileceği gibi, yeni metotlar ve yaklaşımlar ilk başlarda deneyim eksikliği nedeniyle tecrübesiz bir şekilde kullanıldı; bazen toplum kendini başka bir kapasiteyi geliştirmeye verdiğinde, yeni kazanılmış bir başka tür kapasite kaybedildi. Çok iyi niyetlere sahip olmak, yanlış adım atılmasına karşı garanti sağlamaz ve bunları geride bırakmak hem tevazu hem kesilmişlik gerektirir. Bir toplum tahammül gösterip doğal olarak ortaya çıkan hatalardan ders aldığında, ilerleme hiçbir zaman erişilemez olmamıştır.
Planlar serisinin ortalarında, Bahai toplumunun geniş toplumun yaşamına dahil olması, daha fazla doğrudan dikkatinin odağı oldu. İnananlar bunu birbirine bağlı iki çalışma alanı –toplumsal hareket ve geniş toplumun yaygın diskurlarına katılım– bağlamında düşünmeye teşvik edildi. Tabii ki, dikkatlerin ondan uzaklaşması şöyle dursun, büyüme ve sağlamlaşma işinin alternatifleri değildi: Bunlar onun doğasında vardı. Bir toplumun başvurabildiği insan kaynakları arttıkça, Hz. Bahaullah’ın Zuhurunun barındırdığı hikmeti günün meydan okumalarıyla ilişkilendirme – O’nun öğretilerini gerçeğe dönüştürme– kapasitesini de arttırdı. Ve insanlığın bu dönemdeki sıkıntılı meseleleri İlahi Doktor tarafından yazılan ilaca ne kadar şiddetle ihtiyacı olduğunu vurguluyor gibiydi. Bütün bunlarda, dünya genelinde egemen olanlardan çok farklı bir din kavrayışı iması vardı: dini sürekli ilerleyen bir medeniyeti ileri iten en önemli güç olarak kabul eden bir kavram. Böyle bir medeniyetin doğal bir şekilde, kendiliğinden ortaya çıkmayacağı da anlaşılmıştı – bunun ortaya çıkması için çabalamak Hz. Bahaullah’ın takipçilerinin göreviydi. Böyle bir görev, aynı sistematik öğrenme sürecini toplumsal hareket ve toplum diskuruna katılma çalışmalarında uygulamayı gerektiriyordu.
Son yirmi beş yılın bakış açısından bakıldığında, toplumsal harekete girişim kapasitesi önemli oranda artarak olağanüstü bir aktivite filizlenmesine yol açmıştır. Yıldan yıla 250 sosyal ve ekonomik gelişim projesinin sürdürülmekte olduğu 1996 yılı ile kıyaslandığında, şu anda bu sayı 1.500’dür ve ilhamını Bahai Dini’nden alan organizasyonların sayısı dört kat artarak 160’ın üzerine çıkmıştır. Her yıl tabanda 70.000’den fazla kısa süreli toplumsal hareket girişimi üstlenilmektedir ki bu elli kat seviyesinde bir artıştır. Şimdi Bahai Uluslararası Gelişim Organizasyonu tarafından sağlanan özel destek ve teşvikten kaynaklanan bütün bu çabalarda sürekli bir artışı bekliyoruz. Bu esnada geniş toplumun yaygın diskurlarına Bahai katılımı da çok fazla artmıştır. Dostların bir işte ya da kişisel bağlamda yapılan sohbetlerde bir Bahai görüşünü sunabileceklerini gördükleri pek çok ortamın yanı sıra, diskurlara daha resmi katılım da önemli oranda gelişme göstermiştir. Sadece –bu dönemde Afrika, Asya ve Avrupa’da Ofisler ekleyen– Bahai Uluslararası Toplumunun çok genişleyen çabaları ve giderek artan çok yönlü katkıları değil, aynı zamanda da bu çalışma alanının kendileri için ana odak haline geldiği çok sayıda artan ve önemli oranda güçlendirilmiş milli Dış İlişkiler Ofisleri ağının çalışmalarını da hatırlamaktayız; buna ilaveten, birey inananlar tarafından belirli alanlarda yapılmış içgörüyle dolu ve kayda değer katkılar da olmuştur. Bütün bunlar, geniş toplumun her seviyesindeki düşünce önderlerinin ve diğer önde gelen şahsiyetlerin, İnancımız için, onun takipçileri ve onların aktiviteleri konusunda defalarca dile getirdikleri saygı, takdir ve hayranlığı açıklamaya bir ölçüde katkı sağlamaktadır.
Yirmi beş yıllık dönemin tamamını incelediğimizde, Bahai dünyasının eş zamanlı olarak katetmiş olduğu çok sayıdaki çeşitli ilerlemelere hayran kaldık. Sadece bütün çalışma alanlarında gösterdiği ve hâlihazırda sözünü ettiğimiz gelişmeleriyle değil, aynı zamanda da Bahai yazarlar tarafından yayımlanan yüksek nitelikli edebi eserlerin sayısıyla, öğretilerin ışığında bazı bilim dallarının araştırılması için alanlar geliştirilmesiyle ve Emrin kurumlarıyla işbirliği içinde şimdi 100’ün üzerinde ülkeden gelen Bahai gençlerine hizmet eden Küresel Refah Çalışmaları Enstitüsü tarafından sistemli bir şekilde üniversite öğrencilerine ve mezunlarına yönelik verilen seminerlerin etkisiyle gözler önüne serildiği gibi, Bahai dünyasının entelektüel yaşamı zenginleşmiştir. Mabetler inşa etme çabaları oldukça gözle görülür şekilde hızlanmıştır. Son Ana Mabet Santiago/Şili’de inşa edildi ve iki milli ve beş mahalli Maşrıku’l Ezkâr inşa etme projeleri başlatıldı; Battambang/Kamboçya, ve Norte del Cauca/ Kolombiya’daki Mabetler kapılarını açmış bulunmaktadırlar. Gerek yeni açılışı yapılmış gerekse uzun süre önce tesis edilmiş olsun, Bahai Mabetleri giderek toplum yaşamının merkezinde bir yer bulmuştur. Tanrı dostları tarafından üstlenilen çok sayıdaki çabalar için inananların her kesimi tarafından sunulan maddi destek cömertçe olmuştur. Basitçe kolektif ruhani canlılığın bir ölçüsü olarak bakıldığında, kayda değer ekonomik çalkantının olduğu bir zamanda fonların kritik akışının sürdürülmesini –hatta, canlılık kazanmasını– sağlayan cömertlik ve fedakârlık çok şey anlatmaktadır. Bahai idari düzeni alanında, Milli Ruhani Mahfillerin toplumlarının işlerini bütün artan karmaşıklığı ile yönetme kapasitesi önemli oranda geliştirilmiştir. Dünyanın dört bir yanında tabandan gelen içgörülerin toplanmasını sistematikleştirmede ve bunların geniş çaplı yayılmasını sağlamada kilit rol oynamış olan Müşavirlerle iş birliği yapmanın yeni zirvelerinden özellikle yararlanmışlardır. Bu, ayrıca Bölgesel Bahai Konseyinin Emrin tam gelişmiş bir kurumu olarak ortaya çıktığı dönemdi ve şimdi 230 bölgede, Konseyler ve yönetimleri altındaki eğitim enstitüleri, büyüme sürecinin ilerlemesinde vazgeçilmez olduklarını kanıtlamışlardır. Hukukullah Baş Emini, Tanrı Emri’nin Eli Dr. Ali Muhammed Varka’nın yürüttüğü işlevleri geleceğe taşımak için, 2005 yılında Uluslararası Hukukullah Eminleri Kurulu kuruldu; ki bugün bütün dünyayı kapsayan ve sırasıyla 1.000’in üzerinde Temsilcinin çalışmalarına rehberlik eden en az 33 Milli ve Bölgesel Eminler Kurulunun çabalarını bu Kurul koordine etmektedir. Bu aynı dönemde Bahai Dünya Merkezinde meydana gelen gelişmeler pek çoktur: Hz. Bab'ın Makamının Teraslarının ve Kavis üzerindeki iki binanın tamamlanışına ve de Hz. Abdülbaha'nın Makamının inşasına başlanmasına tanık oldunuz ki bunların yanı sıra Emrin çok değerli Kutsal Mekânlarını güçlendirme ve korumaya yönelik çok sayıda projeyi de unutmamak gerekir. Hz. Bahaullah’ın Makamı ve Hz. Bab’ın Makamı, insanlık için ölçülemez öneme sahip Dünya Mirası alanları olarak kabul edildi. Yüz binlerce insan, bazı senelerde toplam bir buçuk milyona yaklaşarak, bu kutsal yerlere akın etti ve Dünya Merkezi düzenli olarak aynı anda yüzlerce dokuz günlük ziyaretçiyi kabul etti, bazen bu sayı yılda 5.000’i aştı ve buna benzer sayıda Bahai ziyaretçiler de oldu; bu artan sayılardan olduğu kadar ziyaret lütfundan pay alanların temsil ettiği çok çeşitli halkların ve ulusların olmasından da memnunluk duyduk. Kutsal Eserlerin tercümesi, yayımlanması ve dağıtımı da, şimdi on dilde mevcut olan Bahai.org ile bağlantılı büyüyen web siteleri ailesinin en önemli üyelerinden birisi olan Bahai Başvuru Kütüphanesinin gelişimine paralel olarak önemli oranda hızlanmıştır. Dünya Merkezinde ve başka yerlerde konuşlanmış, Bahai dünyasının çok sayıdaki faaliyet alanlarında açılmakta olan öğrenme sürecini desteklemekten sorumlu çeşitli ofisler ve alt kurumlar oluşturulmuştur. Emirdeki sevgili kız ve erkek kardeşlerimiz, bütün bunlar, Dünyanın Mazlumu olan Kimse’ye adanmışlığınızın meydana getirdiği şeylerin anlatabileceğimiz hikâyesinin sadece küçük bir parçasıdır. Hiç olmazsa sevgili Hz. Abdülbaha’nın bir zamanlar duygu yüklü bir halde iken haykırdığı şu dokunaklı sözlerini aksettirebiliriz: “Ya Hz. Bahaullah! Sen neler yaptın?”
*
Çok önemli çeyrek asırlık bir genel bakıştan, şimdi odağımızı, daha önce gelen herhangi bir Plandan çeşitli yönler itibariyle çok farklı olan son Beş Yıllık Plana yöneltiyoruz. Bu Planda, dünya Bahailerini önceki yirmi yılda öğrenmiş oldukları her şeyden yararlanarak bunları bir bütün olarak uygulamaya koymalarını teşvik ettik. Bu bağlamdaki beklentilerimizin fazlasıyla karşılanmış olmasından mutluyuz, ancak Cemal-i Mübarek’in takipçilerinden doğal olarak büyük şeyler beklesek de, onların herkülvari gayretleriyle başarılan şeyin karakteri gerçekten nefes kesiciydi. Yirmi beş yılda başarılan işlerin bir zirve noktası idi.
Plan özellikle, her biri dünya genelindeki mahalli toplumları harekete geçiren iki kutsal ikiyüzüncü yıl dönümü ile üç parçaya bölünmesiyle anılmaya değerdi. İnananlar topluluğu, daha önce tanık olunmamış boyutta ve nispeten kolaylıkla, bir Tanrı Mazharının hayatına saygılarını sunmada geniş toplumun her kademesinden insanları dahil etme kapasitesi sergilediler. Bu, daha kapsamlı bir şeyin güçlü bir göstergesiydi: muazzam ruhani enerjilerin Emrin ilerlemesi yönünde salıverilmesini kanalize etme becerisi. Yanıt o kadar muhteşem oldu ki, birçok yerde Emir milli seviyede bilinmezlikten çıktı. Umulmadık, belki de beklenmedik yerlerde Emre karşı belirgin alıcılık aşikâr hale geldi. Binler üzerine binlerce ve binlerce insan, bugün her yerdeki Bahai toplumlarının özelliği olan bir ibadet ruhuyla karşılaşınca coştu. Bir Bahai Kutsal Gününün gözetilmesiyle nelerin mümkün olduğu hakkındaki bakış ölçülemez derecede genişledi.
Plan’ın başarıları, sadece sayısal bağlamda, 1996 yılından itibaren öncesinde gelen bütün Planların başarılarını hızlı bir şekilde gölgede bıraktı. Bu Plan’ın başlangıcında, belirli bir sürede 100.000’in üzerinde çekirdek aktiviteyi idare etme kapasitesi vardı ki, bu kapasite yirmi yıllık ortak çabanın bir ürünüydü. Şimdi ise aynı anda 300.000 çekirdek aktivite sürdürülmektedir. Bu aktivitelere katılım iki milyonu aşmıştır ki bu da üç kat bir artışa yakındır. Faaliyette olan 329 milli ve bölgesel eğitim enstitüsü vardır ve üç çeyrek milyon insanın serinin en az bir kitabını bitirmelerine olanak sağlamış olmak onların kapasitesinin delilidir; toplamda bireylerin tamamlamış oldukları kursların sayısı şu anda iki milyondur – beş yılda üçte birin çok üzerinde bir artış.
Dünyadaki büyüme programlarının sürdürülmekte olduğu artan yoğunluk ölçüsünün kendisi, etkileyici bir hikâye anlatmaktadır. Bu beş yıllık süre zarfında, başlamış olduğu 5.000 kümenin her birinde büyümenin hızlandırılması çağrısında bulunmuştuk. Bu zorunluluk bütün dünyada şevkli bir çaba için itici güç oldu. Sonuç olarak, yoğun büyüme programlarının sayısı iki kattan fazla artarak şimdi yaklaşık olarak 4.000’e ulaşmıştır. Küresel bir sağlık krizinin ortasında Emre yeni köyler ve mahalleler açma ya da pandemi başladığında ilk aşamalarda olan aktiviteleri genişletmekle ilişkili zorluklar, Plan’ın son yılında daha da büyük sayılara ulaşılmasına engel oldu. Bununla birlikte, söylenecek çok daha fazlası var. Plan’ın başlarında, dostların, aktivitelerinin kapsamına büyük sayıları nasıl dahil edeceklerini öğrenmenin bir sonucu olarak, bir büyüme çizgisi boyunca üçüncü kilometre taşını geçmiş oldukları kümelerin sayısının, üstüne katılacak yüzlercesiyle artacağına dair umudumuzu ifade etmiştik. O zaman bu toplam 200 civarındaydı ve 40 kadar ülkeye yayılmıştı. Beş yıl sonra bu sayı yaklaşık olarak 100 ülkede 1.000 gibi şaşırtıcı bir seviyeye çıktı – dünyadaki bütün yoğun büyüme programlarının dörtte biri olan ve beklentilerimizin çok ötesinde bir başarı. Ve henüz bu rakamlar bile toplumun çıkmış olduğu en ulu yükseklikleri göstermiyor. Sürdürülmekte olan çekirdek aktivitelerin sayısının 1.000’in üzerinde olduğu 30’dan fazla küme vardır; bazı yerlerde, toplam sayı birkaç bindir ve tek bir kümede 20.000’den fazla katılımcıyı dahil etmektedir. Şimdi giderek artan sayıda Mahalli Ruhani Mahfil, bir köydeki neredeyse bütün çocuklara ve yeni gençlere hizmet eden eğitim programlarının gözler önüne serilmesini destekleyerek izlemektedir; aynı gerçeklik birkaç şehir mahallesinde de ortaya çıkmaya başlıyor.
Hz. Bahaullah’ın Zuhuruyla buluşmak, birçok durumda, bireylerin, ailelerin ve geniş akraba çevresinin ötesine geçti – tanık olunan şey, nüfusların ortak bir merkeze doğru hareketidir. Bazen iki karşıt grup arasında çok eskilere dayanan düşmanlıklar geride bırakılmakta ve bazı toplumsal yapılar ve dinamikler ilahi öğretilerin ışığında dönüşüm geçirmektedir.
Bu kadar etkileyici gelişmelerden büyük sevinç duymaktan kendimizi alamıyoruz. Hz. Bahaullah’ın Dini’nin geniş toplum inşa etme gücü, giderek daha net bir şekilde ortaya konmaktadır ve bu da gelecek olan Dokuz Yıllık Planın üzerine daha da inşa edeceği sağlam bir temeldir. Ümit edilmiş olduğu gibi, belirgin güce ulaşmış olan kümeler, komşuları için bilgi ve kaynak havuzları olduklarını ispatlamışlardır. Ve bu tür kümelerin birden fazla olduğu bölgelerde, birbiri ardından kümelerde büyümeyi hızlandırmak için araçları daha kolay bir şekilde geliştirmişlerdir. Bununla birlikte, şunu tekrar vurgulama zorunluluğu hissediyoruz ki gelişme hemen hemen evrensel olmuştur; bir yer ile diğeri arasındaki gelişim farkı seviyeyle ilgilidir. Toplumun toplu giriş sürecine dair ortak anlayışı ve herhangi bir koşul altında bu süreci harekete geçirebilmeye olan güveni, geçmiş on yıllarda hayal edilemeyecek seviyelere ulaşmıştır. Bu kadar uzun süredir ufukta belli belirsiz görünen ve 1996’da tam odağa getirilmiş olan derin sorular, Bahai dünyası tarafından ikna edici bir şekilde yanıtlanmıştır. Bütün yaşamları toplumun gelişmesinin damgasını taşıyan bir inananlar nesli vardır. Fakat öğrenmenin ön saflarının genişlemekte olduğu bu çok sayıdaki kümede meydana gelmiş şeylerin gerçek boyutu, toplu giriş sürecinde önemli bir gelişmeyi, tarihi ölçüde önemli bir kuvvete dönüştürdü. Hz. Şevki Efendi’nin Emrin Çağlarını nasıl ardışık epoklara [devir, dönem] ayırmış olduğu konusu pek çok kişiye tanıdık gelecektir; Oluşum Çağının beşinci epoku 2001 yılında başladı. Daha az bilinen bir şey var ki o da, Emrin Velisi’nin İlahi Planın epokları ve bu epokların içinde safhalar olduğuna dair özel atıfta bulunmuş olmasıdır. İdari Düzenin yerel ve milli organları kurulup güçlendirilirken yirmi yıl beklemede tutulan Hz. Abdülbaha’nın tasarladığı
İlahi Plan, birinci epokun birinci safhasının başlamasıyla 1937 yılında resmen başlatıldı: Bu, Emrin Velisi tarafından Kuzey Amerika Bahai toplumuna görev olarak verilen Yedi Yıllık Plan idi. Bu ilk epok, 1963 yılında Emrin sancağının dünyanın her tarafında dikilmesiyle sonuçlanan On Yıllık Seferberlik tamamlandıktan sonra kapandı. İkinci epokun açılış safhası ilk Dokuz Yıllık Plan idi ve süre olarak on iki aydan yedi yıla kadar sıralanan en az on Plan onu takip etti. Bu ikinci epokun şafağında, Bahai dünyası İlahi Planın Yazarı tarafından öngörülmüş olan Emre toplu girişin ilk başlangıçlarına daha şimdiden tanık oluyordu; sonraki on yıllarda, İsm-i Azam’ın toplumu içinden adanmış inanan nesilleri, sürdürülebilir ve geniş çaplı büyüme için gerekli olan şartları geliştirmek üzere İlahi Bahçe’de emek verdiler. Ve bu görkemli Rızvan mevsiminde, o emeklerin meyveleri ne kadar da boldur! Toplumun aktivitelerini çoğaltan, iman kıvılcımını yakalayıp Planın ön cephesinde hizmet etmek için hızla ayağa kalkan büyük sayıların oluşumu, inançla sürdürülen bir öngörü olmaktan çıkıp yinelenen bir gerçekliğe dönüşmüştür. Böylesine aşikâr ve gözle görülür bir gelişme, Emrin tarih sayfalarında yazılmayı gerektiriyor. Kıvanç dolu kalplerle, Hz. Abdülbaha’nın İlahi Planının üçüncü epokunun başlamış olduğunu ilan ediyoruz. O’nun Planı, Melekûtun ışığı her kalbi aydınlatana kadar, birbiri ardına gelen safhalar ve epoklarla aşama aşama gözler önüne serilecektir.
*
Sevgili dostlar, İlahi Plan’ın ikinci dönemini sona erdiren beş yıllık girişimin hiçbir incelemesi, son yılına eşlik eden ve halen sürmekte olan çalkantılara özel olarak değinmeden tamamlanamaz. Bu dönem esnasında kişisel etkileşim üzerinde uygulanan ve çoğu ülkede artan ve azalan kısıtlamalar, toplumun kolektif çabalarına iyileşmesi yıllar sürebilecek şiddetli bir darbe indirebilirdi, ancak bunun gerçekleşmemiş olmasının iki nedeni var. Birincisi, Bahailerin insanlığa hizmet etme görevine dair yaygın bilinciydi ki, bu en fazla tehlike ve sıkıntı anlarında olur. Diğeri ise, bu bilinci ifade etmede Bahai dünyasındaki olağanüstü kapasite artışıydı. Yıllarca sistematik hareket modellerini benimsemeye alışmış olan dostlar, geliştirdikleri yeni yaklaşımların, birbirini izleyen Planlarda mükemmelleştirmek için uğraştıkları çerçeve ile uyumlu olmasını sağlarken, yaratıcılıklarını ve amaç duygularını öngörülmemiş bir krizde uygulamaya koyuldular. Bu, her ülkedeki vatandaşları gibi Bahailerin de çektikleri ciddi zorlukları görmezlikten gelmek demek değildir; ancak inananlar büyük zorlukların başından sonuna odaklı kalmışlardır. Kaynaklar muhtaç olan toplumlara aktarıldı, seçimler mümkün olan yerlerde yapıldı ve Emrin kurumları bütün koşullar altında görevlerini yerine getirmeye devam ettiler. İleriye doğru cesur adımlar bile atıldı. Sao Tome ve Principe Milli Ruhani Mahfili bu Rızvan’da yeniden seçilecektir. Yüce Adalet Evi’nin iki yeni sütunu da oluşacaktır: merkezi Zagreb’de olacak olan Hırvatistan Milli Ruhani Mahfili ve merkezi Dili’de olacak olan Timor-Leste Milli Ruhani Mahfili.
Ve Bir Yıllık Plan böylece başlıyor. Amacı ve talepleri Ahd ve Misak Günü’nde gönderilen mesajımızda önceden belirtilmişti: Bu Plan, kısa olsa da, Bahai dünyasını arkasından gelecek olan Dokuz Yıllık Plana hazırlamak için yeterli olacaktır. İlahi Plan Levihlerinin nazil olmasından sonraki yüz yılı başlatan özel bir güç dönemi, Hz. Abdülbaha’nın Suudunun yüzüncü yıldönümüyle birlikte yakında kapanacak ve Oluşum Çağı’nın birinci yüzyılının sona erişine ve ikincisinin başlatılmasına damga vuracaktır. İnananlar topluluğu bu yeni Plana, kırılganlığının ortaya çıkmasıyla ıslah edilmiş insanlığın, küresel meydan okumalara yanıt vermek için işbirliğine gereksinimin daha çok bilincindeymiş gibi göründüğü bir zamanda giriş yapmaktadır. Buna rağmen, insanlığın özünde var olan birliğinin daha çok kabul görmesini nasıl özlediklerini kendileri de sözleri ve amelleriyle göstermekte olan, geniş toplumdan artan sayıda kimselere rağmen, sürüp giden rekabet alışkanlıkları, kişisel çıkar, önyargı ve dar görüşlülük birliğe doğru giden harekete engel olmaya devam etmektedir. Milletler ailesinin ortak yarar adına farklılıklarını bir kenara koymada başarılı olabilmesi için dua ediyoruz. Önümüzdeki ayları karartan belirsizliklere rağmen, Hz. Bahaullah’ın takipçilerini bu kadar uzun süredir ayakta tutmuş olan teyitlerini daha da bol kılması için ve O’nun şifa veren mesajına her zamankinden daha şiddetle ihtiyaç duyan bir dünyanın çalkantılarıyla metanetiniz bozulmadan görevinizde ilerleyebilmeniz için, Hz. Bahaullah’a yalvarıyoruz.
İlahi Plan yeni bir epoka ve yeni bir safhaya giriyor. Yeni bir sayfa açılmıştır.
Çok sevgili Dostlar, Hz. Abdülbaha’nın Suudunun yüzüncü yıldönümünü anmak için Kutsal Topraklarda O’nu onurlandırmak için düzenlenen özel bir etkinliğe katılmak üzere temsilciler gönderilmesini de içeren, dünya çapındaki dostların çabalarıyla ayırt edilen hem hazırlık ve tefekkür hem de yoğun emekle geçen bir yıl sona ermiştir. Hz. Abdülbaha’nın hayatının vermiş olduğu ilham, bu çabalar vasıtasıyla sayısız ruh tarafından hissedilmiştir, bunlar sadece Bahailer de değildir. O’nun insan ailesinin her bir ferdi için duyduğu endişe, O’nun tebliğ çalışmaları, O’nun eğitim ve toplumsal refah girişimlerini teşviki, O’nun hem Doğu’daki hem Batı’daki diskurlara derin katkıları, O’nun Mabetler inşa etme projelerine verdiği yürekten cesaret, O’nun Bahai idaresinin ilk dönem yapılarına şekil vermesi, O’nun toplum yaşamının çeşitli yönlerini beslemesi – O’nun yaşamının birbirini tamamlayan bütün bu yönleri, O’nun Allah’a ve insanlığa hizmet etme konusundaki sürekli ve tam adanmışlığının bir yansımasıydı. Ahlaki otoritenin ve her şeyi aşan ruhani içgörünün üstün şahsiyeti olmasının ötesinde, Hz. Abdülbaha, vasıtasıyla Hz. Bahaullah’ın Vahyi tarafından salıverilen kuvvetlerin dünyaya etki edebildiği saf bir kanaldı. Emrin sahip olduğu geniş toplum inşa etme gücünü anlamak için Hz. Abdülbaha’nın Kendi dönemindeki başarılarının ve O’nun kaleminden hiç durmadan akan kılavuzluğun dönüştürücü etkilerinin daha ötesine bakmak gerekmez. Geçen Rızvan’da size gönderdiğimiz mesajda gözden geçirilmiş olan günümüz Bahai toplumunun göstermiş olduğu muazzam gelişmelerin kökeni, Hz. Abdülbaha’nın hareketleri, kararları ve yönlendirmelerinde bulunur.
Öyleyse, Bahai toplumunun mükemmel Örnek Şahsiyet’ine kolektif bir biçimde saygı sunmasının, Emrin geniş toplum inşa etme gücünün giderek artan ölçülerde salıverilmesine odaklanan büyük bir girişimin girizgâhını oluşturması ne kadar da uygundur. Dokuz Yıllık Plan’ın ve mevcut Planlar serisinin kapsamı içinde olan çaba alanları, bu her şeyi kapsayan hedefin başarılmasına yöneliktir. Bu ayrıca, bu büyük ruhani girişimin başlangıcını işaret etmek için yerkürenin her yanında düzenlenmekte olan 10.000’in üzerindeki konferansların da odağıdır. Daha önce benzeri görülmemiş sayılarda katılımcıya kucak açması beklenen bu konferanslar, sadece Bahaileri değil, birliği besleme ve dünyayı ıslah etme özlemini onlarla paylaşan insanlığın iyiliğini isteyen daha pek çoklarını da bir araya getirmektedir. Onların kararlılığı ve güçlü amaç duygusu hâlihazırda yapılmış olan buluşmalarda ortaya çıkan ruhta yansımaktadır, buralarda katılımcılar katkıda bulunmuş oldukları dinamik meşveretler kadar bu neşeli etkinliklerde irdelenip araştırılan kolektif vizyonla da harekete geçirilmiştir. Arzu dolu beklentiyle gözlerimizi önümüzdeki ayların ve yılların neler getireceğine çeviriyoruz.
Müşavirler Konferansına 30 Aralık 2021 mesajımız ile hitap ettiğimizden bu yana, Milli Ruhani Mahfiller ve Bölgesel Bahai Konseyleri, Dokuz Yıllık Plan esnasında kendi yetki alanları içindeki kümelerde büyüme sürecini yoğunlaştırma olasılıklarını ciddi bir şekilde değerlendirmektedirler. Zaman içinde kaydedilen gelişmeyi ölçmek amacıyla, Planın dört yıllık ve beş yıllık süreye sahip iki evre şeklinde açığa çıkacağını görmenin yararlı olacağını düşünüyoruz ve Milli Mahfiller, kendi toplumlarında görmeyi umut ettikleri ilerlemeleri Rızvan 2026'da ve daha sonra da Rızvan 2031’de dikkate almak üzere davet edildiler. Bu uygulama küme sınırlarının bir yeniden değerlendirilmesini de içeriyordu ve bu düzenlemelerin sonucu şu ki, dünyadaki küme sayısı dörtte bir oranında artmıştır ve şimdi 22.000’i aşmış durumdadır. Bize ulaşan öngörülerden yola çıkılarak, Plan’ın sonuna kadar bu kümelerin yaklaşık 14.000’inde gelişimin herhangi bir seviyesinde bir büyüme programının var olacağı tahmin edilmektedir. Bunların arasından, büyüme programının yoğun kabul edilebileceği sayının aynı dönem zarfında 11.000’e ulaşacağı tahmin edilmektedir. Ve bunlardan, üçüncü kilometre taşını geçen küme sayısının 2031’e kadar 5000’in üzerine çıkması beklenmektedir. Kuşkusuz, böyle ilerlemeler kaydetmek, Plan’ın bütün süresi boyunca devasa çaba gerektirecektir. Yine de, bunları, uğruna gayret göstermeye değer beklentiler olarak görüyoruz, zira bunlar neyin ulaşılabilir olduğunun iddialı fakat ciddi bir değerlendirmesini temsil ediyorlar.
Bu çok şey anlatmaktadır. İdari kurumlar ve alt kurumlar kayda değer bir şekilde evrim geçirmemiş olsaydı bu hedefler gerçekçi olarak düşünülemezdi, ki bu, çok büyük ve giderek artan sayıda benzer görüşe sahip ruhları kucaklayan aktivitelerinin sayısı çok hızlı şekilde katlanmış olan bir toplumun işlerini yönetmek için önemli ölçüde artmış bir kapasiteyle onları donatmış olmasındandır. Bir öğrenme -hareket etme, yansıma yapma, içgörüler kazanma ve başka yerlerde ortaya çıkan içgörüleri özümseme- arzusu toplumun tabanına kadar uzanarak bütün seviyelerde beslenmemiş olsaydı, böylesine bir büyüme beklemek mümkün olmazdı. Ve tebliğ işine ve insan kaynağı geliştirmeye sistematik bir yaklaşım Bahai dünyasında artan bir şekilde ortaya çıkmamış olsaydı, bu tür tahminlerle ima edilen çaba neredeyse hiç mümkün olmazdı. Bunların hepsi Bahai toplumunun kendi kimliği ve amacı konusundaki farkındalığında bir ilerleme meydana getirdi. Toplum inşa etme sürecinde dışa dönük olma kararlılığı, çok, birçok yerde kültürün yerleşmiş bir yönü haline zaten gelmişti; şimdi ise artan sayıda toplumlarda, Bahai toplumunun kendisine mensubiyetin çok ötesinde, geniş toplumun içindeki daha ve daha büyük grupların maddi ve ruhani gelişimi için gerçek bir sorumluluk duygusuna dönüşmüştür. Dostların toplumlar inşa etme, toplumsal harekete iştirak etme ve geniş toplumun yaygın diskurlarına katkıda bulunma çabaları, işlerini ruhani prensiplere dayalı bir temel üzerine oturtmada insanlığa yardımcı olmaya odaklı, ortak bir hareket çerçevesiyle birbirine kenetlenmiş tek bir küresel girişim şeklinde uyumlu hale gelmiştir. İdari Düzenin işlemeye başlamasından yüz yıl sonra bu noktaya ulaşan, tanımlamış olduğumuz gelişmelerin önemi görmezlikten gelinemez. Son yirmi yılda gerçekleşen kapasitedeki olağanüstü artışta -ki bu Bahai dünyasının çabalarını, Emrin geniş toplum inşa etme gücünün salıverilmesi bağlamında incelemesini mümkün kılmıştır- Tanrı Emrinin Oluşum Çağının altıncı epokuna girmiş olduğunun kuşku götürmez kanıtını görüyoruz. Geçen Rızvan’da, inançla tutuşmuş ve toplumlarına hizmet etme beceri ve yeteneklerini kazanmış, Bahai aktivitelerine katılan büyük sayılara dair geniş çaptaki olgunun Hz. Abdülbaha’nın İlahi Planı’nın üçüncü epokunun başlamış olduğuna işaret ettiğini ilan etmiştik; dolayısıyla, Bir Yıllık Plan, o zaman başlarken ve şimdi sona ererken, müminler topluluğunun gerçekleştirmiş olduğu bir dizi tarihsel gelişmeye damgasını vurmuştur. Ve yeni, muazzam bir girişimin eşiğinde, birlik içindeki bu inananlar topluluğu önlerinde apaçık duran fırsatları yakalamak için hazır bekliyorlar.
Şimdi sona eren epokun önemli bir özelliği, kıtasal Mabetlerin sonuncusunun inşası ve milli ve mahalli seviyelerde Mabetler kurma projelerinin başlamasıydı. Maşrıku’l Ezkâr kavramı ve onun bünyesinde barındırdığı ibadet ve hizmet birleşimi konusunda dünyanın her yerindeki Bahailer tarafından çok şey öğrenilmiştir. Oluşum Çağının altıncı epoku esnasında, duakâr bir yaşamın serpilmekte olduğu bir toplumdaki gelişmeden – ve ilham ettiği hizmetten – bir Maşrıku’l Ezkâr’ın ortaya çıkışına götüren yol konusunda çok daha fazlası öğrenilecektir. Çeşitli Milli Ruhani Mahfillerle meşveretler başlamaktadır ve bunlar ilerledikçe, önümüzdeki yıllarda bir Bahai Mabedinin yükseltileceği yerleri zaman zaman size ilan edeceğiz.
İsm-i Azam’ın toplumunun gücüne güç katarak ilerleyişini görme sevincimiz, dünyada sefalet ve çaresiz acılar yaratan şartların ve çatışmaların sürüp gittiğini görmekten, özellikle de halkların üzerine korku salarak uluslararası ilişkilerin sağlığını bozmuş olan yıkıcı kuvvetlerin yeniden şiddetlenmesini gözlemlemekten duyduğumuz derin üzüntü ile yarım kalmaktadır. Çok iyi biliyor ve güveniyoruz ki, Bahai toplumlarının birçok farklı durumlarda defalarca sergilemiş oldukları gibi, kendi koşulları ne kadar zor olursa olsun, Hz. Bahaullah’ın takipçileri etraflarındaki insanlara teselli ve destek sunmaya kendilerini adamış halde olurlar.
Ancak bir bütün olarak insanlık ilişkilerini adalet ve doğruluk temelleri üzerine kurmayı üstlenene kadar, ne yazıktır ki bir krizden diğerine bocalama insanlığın kaderinde yazılıdır. Dua ediyoruz ki, Avrupa’da yakın zamanda patlak veren savaş gelecek için herhangi bir ders verecekse, bu, dünyanın gerçek ve kalıcı barışa ulaşması için, izlemesi gereken rotanın acil bir hatırlatıcısı olarak hizmet edecektir. Hz. Bahaullah’ın kendi zamanında krallara ve devlet başkanlarına ilan etmiş olduğu prensipler ve geçmişteki ve günümüzdeki yöneticilere yüklemiş olduğu ağır sorumluluklar, bugün belki de O’nun Kalemi’nden ilk kez döküldüğü zamandan çok daha geçerli ve mecburidir. Bahailer için, beraberinde çetin sınavlar ve çalkantılar getiren ancak nihayetinde insanlığı adalet, barış ve birliğe yönelten Allah’ın Büyük Planı’nın önlenemez ilerleyişi, inananların esas olarak meşgul olduğu Allah’ın Küçük Planı’nın gözler önüne serildiği ortamdır. Günümüz geniş toplumunun işlevsiz durumu, Emrin geniş toplum inşa etme gücünün salıverilmesini oldukça açık ve ivedi bir ihtiyaç haline getirmektedir. Şimdilik ancak karışıklıkların ve rahatsızlıkların dünyaya azap vermeye devam edeceğini bekleyebiliriz, o halde, Allah’ın bütün çocuklarının şaşkınlıktan ve şiddetli zorluklardan kurtulması için sunduğumuz her içten yakarışın, neden Barış Prensi’nin Emri için vermekte olduğunuz çok ihtiyaç duyulan hizmetlerin başarısı için eşit ölçüde içten dualarla birleştiğini şüphesiz takdir edeceksiniz.
Plan’ın aktivitelerinin ivme kazandığı her kümede, 30 Aralık 2021 mesajında tanımladığımız asil özelliklere sahip toplumların gelişimini görmekteyiz. Geniş toplumlar çeşitli türlerde baskılara maruz kaldıkça Cemal-i Ebha’nın takipçileri dirençlilik ve akılcılık nitelikleriyle, davranış standartları ve prensibe bağlılıklarıyla, ve birlik arayışlarında sergiledikleri sevgi, kesilmişlik ve tahammülleriyle giderek daha çok göze çarpmak zorundadırlar. Şiddetli zorluk dönemlerinde inananlar tarafından defalarca sergilenen ayırt edici özellikler ve tutumlar, özellikle bir geniş toplumun yaşamı tehlikeli ve beklenmedik karmaşalarla bozulduğunda, insanları izahat, tavsiye ve destek için Bahailere yönelmeye sevk etmiştir. Bu gözlemleri paylaşırken, Bahai toplumunun kendisinin de dünyada işbaşında olan ayrıştırıcı kuvvetlerin etkilerini yaşadığının farkındayız. Üstelik şunun da bilincindeyiz ki, dostların Tanrı Sözünü yüceltme çabaları arttıkça, eninde sonunda çeşitli çevrelerden karşılaşacakları karşıt güçler o denli güçlü olacaktır. Zihinlerini ve ruhlarını gelmesi mutlak olan sınavlara karşı güçlendirmeliler ki bunlar çabalarının asaletini olumsuz olarak etkilemesin. Fakat inananlar şunu iyice bilirler ki, önümüzde ne tür fırtınalar olursa olsun, Emrin gemisi bunların hepsinin üstesinden gelir. Yolculuğunun birbirini takip eden aşamaları, badireleri atlattığını ve dalgaları aştığını görmüştür. Şimdi ise yeni bir ufka yelken açıyor. Yüceler Yücesinin teyitleri yelkenlerini dolduran ve onu menziline doğru harekete geçiren kuvvetli rüzgarlardır. Ve Ahit ve Misak da kutsal gemiyi kesin ve belli rotasında tutan onun kutup yıldızıdır. Göğün orduları bu geminin içinde seyahat eden herkese inayetler göndersin.
Yüce gönüllülüğü ve üstün kararlılığı, çağrıldığı yüksek göreve yakışan bir topluma hitap ediyor olmaktan son derece neşe duyuyoruz. Ne büyüktür, ne kadar çok büyüktür sizlere olan sevgimiz ve ruhlarımız ne kadar da yücelmektedir, Hz. Bahaullah’ın Öğretileriyle şekillenen bir yaşam sürmek ve O’nun Zuhurunun hayat veren sularını susuzluktan kavrulan bir dünyaya sunmak için samimi ve adanmış çabanızı gördükçe. Güçlü amaç duygunuz açık bir şekilde görülmektedir. Büyüme ve sağlamlaşma, toplumsal hareket ve geniş toplumun diskurlarına katılım yan yana ve süratle ilerlemekte ve bu girişimlerin küme seviyesindeki doğal uyumu giderek daha görünür hâle gelmektedir. Bunun en belirgin olduğu yerler, her biri Emrin geniş toplum inşa etme gücünün salıverilmesinde bir araç vazifesi gören farklı çabalarla giderek artan sayıların meşgul olduğu yerlerden başkası değildir.
Dokuz Yıllık Plan’ın başlangıcından bu yana geçen on iki ayda, bu küresel ruhani girişimin nasıl dostlara ilham verdiğini ve onları canlandırdığını, ve belirli hareket çizgilerine nasıl itici güç kattığını görmekten son derece memnuniyet duyduk. İlk odak, her ülkede ve her bölgede, üçüncü kilometre taşının geçildiği en az bir kümenin ortaya çıkmasını sağlayan planların yürürlüğe konması olmuştur: bu küme öyle bir yerdir ki, büyük sayıda insanlar birlikte çalışmakta ve canlı bir toplumun yaşamına katkıda bulunmaktadır. Buna rağmen, bu yirmi beş yıllık dönemin hedefinin, dünyanın her kümesinde bir yoğun büyüme programı başlatmak olduğunun bilincinde olan inananlar ayrıca yeni kümeleri Emre açmaya girişmiş ve bir büyüme programının bulunduğu yerlerdeki çabalarını da yoğunlaştırmışlardır. Dünyanın her bir bölgesinde muhacirler için ayağa kalkma fırsatına dair yükselmiş bir bilinç mevcuttur -çok sayıda adanmış ruhlar bu fırsata nasıl yanıt verebileceklerini düşünmekte ve birçokları da, belirgin bir şekilde iç muhacerette ama artan bir şekilde de uluslararası alanda daha şimdiden bu görev yerlerini doldurmuşlardır. Umut etmiş olduğumuz üzere, bu, karşılıklı destek ruhunun her yerdeki dostlar tarafından sergilenmekte olduğu birkaç yoldan bir tanesidir. Gücün inşa edilmiş olduğu toplumlar, farklı bir yerde -başka bir küme, bölge, ülke ya da kıtada bile- kendilerini kaydedilmekte olan gelişmeleri desteklemeye adamışlardır ve uzaktan teşvik sunmak ve deneyimin doğrudan paylaşılmasını sağlamak için yaratıcı araçlar bulunmuştur. Bu esnada, bir kümede öğrenilenleri kaydetme temel yaklaşımı geniş bir şekilde uygulanmaktadır, böylece mahalli olarak ya da başka yerlerde yapılan planlarda bu bilgilerden yararlanılabilsin. Enstitü tarafından sunulan eğitim deneyiminin niteliğinin nasıl geliştirileceğini öğrenmeye gösterilen özel ilgiyi görmekten hoşnutluk duyduk. Enstitü süreci bir toplumda kök saldığında, onun etkileri muazzam olur. Örneğin, şu yoğun aktivite merkezlerine bakın, ki oraların sakinleri eğitim enstitüsünü kendilerine ait güçlü bir araç, sağlam gelişimi için asli sorumluluk üstlendikleri bir araç olarak görmektedirler. Emrin kapılarının her zaman ardına kadar açık olduğunu iyi bilerek, inananlar içeri girmeye hazır olanları nasıl teşvik edeceklerini öğreniyorlar. Böyle ruhlarla yol almak ve onların eşikten geçmelerine yardımcı olmak, bir ayrıcalık ve özel bir neşedir; her kültürel bağlamda, bu ilahi Emri tanıma ve O’na aidiyetin önemli ve duygu yüklü anının dinamikleri konusunda öğrenilecek çok şey vardır. Hepsi bu kadar da değil. Çok sayıda kümede geniş toplumun dönüşümüne katkıda bulunma çabaları daha erken aşamalarında olsa da, Müşavirler tarafından her zamanki gibi beceriyle desteklenen Milli Ruhani Mahfiller aktif olarak şunu daha fazla öğrenmenin arayışındadırlar ki, bu çabalar toplum inşa etme sürecinden nasıl ortaya çıkmaktadır. Bir halkın sosyal ve maddi esenliği ile ilgili görüşmeler, aile gruplarında ve toplumlarda beslenmekte, bir yandan da dostlar yakın çevrelerinde ortaya çıkmakta olan anlamlı diskurlara katılmak için yollar bulmaktadırlar.
Tüm tarif ettiklerimiz arasında gençlerin faaliyetleri ihtişamla parlamaktadır. Onlar, bir tesirin altında kalan sırf pasif alıcılar olmanın çok ötesinde, bu tesir ister zararsız olsun ister olmasın, kendilerinin Planın gözü pek ve doğruyu ayırt edebilen baş aktörleri olduklarını kanıtlamışlardır. Bir toplumun onları bu ışık altında gördüğü ve onların gelişimi için koşullar yarattığı yerlerde gençler kendilerine gösterilen güveni fazlasıyla haklı çıkarmışlardır. Kendi dostlarına Emri tebliğ ediyor ve hizmeti daha anlamlı arkadaşlıkların temeli hâline getiriyorlar. Böyle bir hizmet, sıklıkla, kendilerinden daha küçük olanların eğitilmesi şeklini almaktadır; bunu, onlara sadece ahlaki ve ruhani eğitim vererek değil, çoğu kez okuldaki öğrenimlerine de yardımcı olarak yapmaktadırlar. Enstitü sürecini güçlendirme kutsal sorumluluğu verilmiş olan Bahai gençleri, aziz tuttuğumuz umutlarımızı gerçekleştiriyorlar.
Tüm bu çabaların içinde gerçekleştiği ortam ise son derece istikrarsız bir dönemdir. Geniş toplumdaki günümüz yapılarının, insanlığın içinde bulunduğu sıkıntılar ile ilgili ihtiyaçlarına hitap etmede yetersiz ve hazırlıksız olduğu yaygın olarak kabul edilmektedir. Kesin ve sarsılmaz olduğu daha yaygın şekilde varsayılan pek çok şey bugün sorgulanmakta ve de bunun yol açtığı ıstırap, birleştirici bir vizyona yönelik bir özlem uyandırmaktadır. Birlik, eşitlik ve adaleti desteklemede birlikte yükseltilen sesler, nasıl nicelerinin kendi geniş toplumları için bu beklentileri paylaştığını göstermektedir. Elbette ki Cemal-i Mübarek’in bir takipçisi için kalplerin O’nun ortaya koyduğu ruhani ideallere özlem duyması gerektiği şaşılacak bir şey değildir. Ancak yine de şunu çarpıcı bulmaktayız ki, insanlığın kolektif gelişimine yönelik manzaranın nadiren daha iç karartıcı göründüğü bir yılda Emrin ışığı, yaklaşık bir buçuk milyon insanın katıldığı, bu aynı idealleri destekleme araçlarına odaklanan on binden fazla konferansta hayret uyandıran bir şaşaa ile parladı. Hz. Bahaullah’ın dünyanın ıslahı için birlik içinde çalışma vizyonu ve insanlığa nasihati, geniş toplumun çeşitli unsurlarının etrafında şevkle bir araya geldiği merkez idi, ki bu, garipsenecek bir şey değildir, zira Hz. Abdülbaha açıklamıştır, “Dünyadaki her toplum bu İlahi Öğretilerde en yüksek özlemlerinin gerçekleşmesini görmektedir.” İnsanlığın iyiliğini dileyen bazı kişiler ilkin, kutuplaşmış ve felç olmuş bir dünyadan koruyacak bir barınak, bir sığınak yeri olarak Bahai toplumuna çekilebilirler. Ancak bulacakları şey, bir sığınağın ötesinde, dünyayı yeni baştan inşa etmek üzere beraber çaba sarf eden, aynı ufka bakan ruhlardır.
Konferansların coğrafi yayılımı, yeni Plan’a kattıkları olağanüstü itici güç ya da katılanlarda yarattıkları içten neşe ve şevk hakkında çok şey yazılabilir. Ama bu birkaç satırda, Emrin gelişiminde ne anlam taşıdıkları konusuna dikkat çekmek istiyoruz. Bu konferanslar, farklılık ve ihtilaf değil birbirine yakınlık ve bağlılık gören bir Bahai toplumunun bir yansıması idi. Bu bakış açısı, herkesin hoşça kabul gördüğü buluşmalarda Dokuz Yıllık Planı araştırmayı doğal hâle getirdi. Dostlar, Planın kendi geniş toplumlarına yönelik imaları üzerinde, sadece bireyler ve ailelerle değil, yerel liderler ve yetki sahibi kişilerle beraberce düşündüler. Bu kadar insanı bir araya getirmek, tüm dünyada gözler önüne serilmekte olan ruhani ve sosyal gelişim üzerine dönüştürücü bir sohbet için koşulları yarattı. Aynı anda açık, ruhu yükseltici ve amaç dolu olan bu gibi buluşmaların, bir kümedeki genişleyen bir toplum gelişimi modeline yapabileceği özel katkı, Bahai kurumlarının gelecek için akılda tutmaları gereken değerli bir derstir.
Ve inananlar topluluğu böylece Plan’ın ikinci yılına taze bir bakış açısı ve başarmaya çalıştıkları şeyin önemine dair derin bir içgörü ile girmektedir. Hareketler, salıverdikleri geniş toplum inşa etme gücünün ışığında bakıldıklarında ne kadar da farklı görünürler! Bu genişleyen manzara, sürdürülen bir aktiviteyi soyutlanmış bir hizmet eylemi veya sırf bir veri parçası olmaktan çok daha fazlası olarak görmeyi mümkün kılar. Birinden diğerine birçok yerde, sürdürülen inisiyatifler kendi gelişiminin yolunda ilerlemenin sorumluluğunu artan bir şekilde üstlenmeyi öğrenen bir nüfusa işaret etmektedir. Bunun sonucu olan ruhani ve sosyal dönüşüm kendisini bir halkın yaşamında çeşitli yollarla göstermektedir. Bir önceki Planlar serisinde bu, ruhani eğitimin ve toplu ibadetin ilerlemesinde en belirgin şekilde görülebiliyordu. Bu yeni Planlar serisinde, bir toplumun yaşamını geliştirmeye çalışan diğer süreçlere artan bir dikkatin verilmesi gereklidir -örneğin, kamusal sağlığı iyileştirmek, çevreyi korumak ya da sanatların gücünden daha etkin bir şekilde yararlanmak. Bir toplumun esenliğinin tüm bu tamamlayıcı yönlerinin ilerlemesi için gerekli olan şey, elbette bütün bu alanlarda sistematik bir öğrenmeyle meşgul olma kapasitesidir; bu ise, Öğretilerden ve bilimsel araştırma yoluyla üretilen birikmiş insan bilgisi hazinesinden doğan içgörülerden istifade eden bir kapasitedir. Bu kapasite geliştikçe, önümüzdeki on yıllar boyunca daha çok şey başarılacaktır.
Bu kapsamı artmış, geniş toplum inşa etme vizyonunun çok yönlü imaları vardır. Her toplum, bunun gerçekleşmesi için kendine has bir yol izlemektedir. Ancak bir yerdeki gelişimin bir başkasındakiyle çoğu zaman ortak özellikleri vardır. Bu özelliklerden biri şudur ki, kapasite arttıkça ve bir mahalli veya milli toplumun gücü katlandıkça, zamanı geldiğinde, Rızvan 2012 mesajımızda açıklanmış olan, bir Maşrık’ul-Ezkâr’ın ortaya çıkışı için gerekli olan koşullar en nihayetinde yerine getirilmiş olur. Size bir önceki Rızvan’daki mesajımızda belirttiğimiz üzere, bir Bahai Mabedinin yükseltileceği yerleri düzenli aralıklarla belirleyeceğiz. Şimdi, Kanchanpur, Nepal ve Mwinilunga, Zambiya’daki mahalli Mabetlerin kuruluşu için çağrı yapmaktan mutluluk duyuyoruz. Bunun ötesinde, Kanada’da, Toronto’da uzun zamandır kurulu olan Milli Haziret’ul-Kuds’ün yakınlarında bir milli Mabedin kuruluşu için çağrı yapıyoruz. Bu projeler, ve gelecekte başlatılacak olan diğerleri, her ülkeden dostlar tarafından Mabetler Fonuna sunulan desteklerden faydalanacaktır.
Bereketlidir iyiler iyisi bir Rabbin Kendi sevdiklerine ihsan etmeyi yeğlediği bu inayetler. Azametlidir bu çağrı, ihtişamlıdır bu manzara. Hızla gelip geçer hizmet etmeye çağrıldığımız bu zamanlar. Coşku doludur öyleyse, sizin adınız ve yılmaz çabalarınız uğruna, Hz. Bahaullah’ın Eşiğinde niyaz ettiğimiz bu dualar.
Çetin bir dokuz yıllık çabanın iki senesi çabucak geçti. Tanrı dostları onun hedeflerini sağlam şekilde kalplerine yerleştirip dikkate almışlardır. Bahai dünyasının dört bir tarafında, toplum inşa etme sürecini daha da genişletmek ve köklü toplumsal dönüşüme yol açmak için neyin gerektiği hakkında artan bir anlayış derinliği mevcuttur. Fakat her geçen günle beraber, dünya hâlinin daha bir çaresizleştiğini, onun bölünmelerinin daha bir keskinleştiğini de görmekteyiz. Geniş toplumlar içinde ve milletler arasında tırmanan gerilimler, insanları ve yerleri sayısız şekilde etkilemektedir.
Bu, her vicdanlı ruhtan bir cevap talep eder. Hepimiz son derece farkındayız ki, İsm-i Âzam’ın toplumu geniş toplumun çektiği sancılardan etkilenmemeyi bekleyemez. Yine de, bu sancılardan etkilenmesine rağmen, bunlardan ötürü aklı karışmaz; insanlığın yaşadığı acılardan üzüntü duyar, ama bunlardan ötürü felç olmaz. Yürekten hissedilen endişe, sürekli çabaya yol açmalıdır; çaresizlik yerine umut, çatışma yerine birlik sunan toplumlar inşa etme çabasına.
Hz. Şevki Efendi, “beşerî işlerdeki... kademeli [bir] bozulma” sürecinin nasıl da bir diğer sürece, vasıtasıyla “insani kurtuluşun o Gemisinin”, geniş toplumun “nihai sığınağı[nın]” inşa edilmekte olduğu bir birleşme sürecine paralel şekilde ortaya çıkmakta olduğunu açıkça tarif etmişti. Her ülkede ve bölgede, bu sığınağı inşa etmekle meşgul olan barışın gerçek uygulayıcılarını görmekten sevinç duyuyoruz. Bunu, Tanrı sevgisi ile tutuşan bir kalbin, evini yeni dostlara açan bir ailenin, bir toplumsal soruna yanıt vermek için Hz. Bahaullah’ın öğretilerinden yararlanan emektaşların, bir karşılıklı destek kültürünü güçlendiren bir toplumun, kendi ruhani ve maddi gelişimi için gerekli olan hareketleri başlatmayı ve sürdürmeyi öğrenen bir mahalle veya köyün, yeni bir Ruhani Mahfilin ortaya çıkışı ile kutsanan bir yerleşim biriminin anlatıldığı her kayıtta görürüz.
Planın yöntem ve araçları, her ruhun insanlığın bugünkü ihtiyaçlarına katkıda bulunmada bir pay sahibi olmasına olanak tanır. Anın hastalıklarına geçici bir merhem sunmaktan çok öte, nesiller boyunca gözler önüne serilen uzun vadeli, yapıcı süreçlerin her geniş toplumda harekete geçirildiği araç, Planın yürürlüğe konmasıdır. Tüm bunlar acil, kaçınılmaz bir sonuca işaret etmektedir: Zamanlarını, enerjilerini, konsantrasyonlarını bu işin başarısına adayanların sayısında devamlı, hızlı bir artış olmak zorundadır.
Hz. Bahaullah’ın insanlığın tekliği prensibinde değilse, dünya çeşitlilik içindeki tüm öğelerini birleştirecek kadar geniş bir vizyonu başka nerede bulacaktır? O vizyonu çeşitlilik içinde birliğe dayanan bir düzene dönüştürerek değilse, dünya onu bölen toplumsal çatlakları başka nasıl iyileştirecektir? Vasıtasıyla dünya halklarının yeni bir yaşam yolu, kalıcı barışa giden bir yol bulabileceği maya başka kim olabilir? Uzatın o hâlde herkese dostluk, ortak çaba, birlikte hizmet, kolektif öğrenme elini, ve bir olarak ilerleyin.
Hz. Bahaullah’ın vizyonunun farkına varması sağlanan ve Planın baş aktörleri hâline gelen gençler sayesinde, herhangi bir geniş toplumdan ne kadar çok canlılık ve kuvvet açığa çıktığının bilincindeyiz. Dolayısıyla da Bahai gençleri kendi akranlarına ulaşmak ve onları bu işin içine katmak için ne kadar engin bir nezaket, cesaret ve Allah’a tam tevekkül ile azim göstermelidir! Herkes yükselmeli, ancak gençler uçmalıdır.
İçinde bulunduğumuz zamanın aciliyetleri hizmetten gelen özel neşeyi gölgede bırakmamalıdır. Hizmete çağrı ruhu yükselten, herkesi kucaklayan bir davettir. Her imanlı ruhu cezbeder, zorluklar ve mecburiyetlerle yüklü olanları bile. Zira o imanlı ruhun her türlü meşguliyetinde derinlere kök salmış bir ibadet ve başkalarının esenliğine dair ömür boyu duyulan bir kaygı vardır. Böylesi nitelikler çok yönlü talepleri olan bir hayata uyum getirir. Herhangi bir tutuşmuş kalp için, tüm anlar içinde en latif olanları ise, ruhani kız ve erkek kardeşleri ile birlikte ruhani yönden beslenmeye muhtaç bir geniş toplum ile ilgilenerek geçirilenlerdir.
Kutsal Makamlarda, dolup taşan kalplerle, Hz. Bahaullah’a sizleri yetiştirdiği ve sizleri Kendi yolunda eğittiği için şükranlarımızı sunuyor ve bağışlarını size yollaması için O’na yalvarıyoruz.
Dokuz Yıllık Planın ilk evresinin sona ermesine yalnızca bir yıl kala, onun gelişimini – Emrin ortaya koyduğu vizyonun, asil çabaların parlak örnekleri aracılığıyla nasıl da giderek daha fazla kalbi umutla doldurduğunu– anlatmaya can atıyoruz.
Büyüme süreci ilerlemeye devam ediyor. Emrin tohumu yeni yeşil sürgünler verdikçe ve aynı anda birçok ruhla çalışma kapasitesi ortaya çıkmaya başladıkça, daha önce önemli bir gelişme kaydedilmemiş çeşitli diyarlarda çarpıcı atılımlar meydana geldi. Bu ilerlemeler, çoğu kez, Rablerine duydukları sevgiyle yanan yüreklerle, etkileyici sayılarda yurt içi ve yurt dışındaki görev yerlerine hızla koşan adanmış muhacirler sayesinde mümkün oldu. Bir büyüme programının hâlihazırda başlamış olduğu kümelerde, dostların ikinci ve üçüncü kilometre taşlarını geçmelerini sağlayacak kabul görmüş stratejilerin ve hareket çizgilerinin yaratıcılık ve ustalıkla uygulanmasına yenilenmiş bir ilgi gösterildi. Ve gücünü kanıtlamış kümelerde, Bahai yaşamının canlı ve dönüştürücü bir örüntüsü giderek artan sayıda coşkuyla harekete geçen ruh tarafından benimsendikçe, Emrin geniş toplum inşa etme gücünün parıltıları daha görünür hâle gelmektedir.
Aynı anda, tabanda geniş toplumla etkileşimde kayda değer adımlar atıldı. Eğitime odaklanan toplum bazlı toplumsal hareket inisiyatifleri en hızlı şekilde katlanırken, tarım, sağlık, çevre, kadınların güçlendirilmesi ve sanat gibi alanlardaki diğer inisiyatifler de gelişim gösterdi. Bu tür ilerlemeler en güçlü kümelerde daha belirgindir ki buralarda çok sayıda köy veya mahalle –hatta tek bir sokak veya yüksek yoğunluklu bir bina– Emrin prensiplerini somut gerçekliğe dönüştürmekten kaynaklanan yükselişi deneyimleyen bir nüfusa ev sahipliği yapmaktadır. Bazı yerlerde, yerel düzeyde çocukların eğitimi veya sosyal kalkınma konularında sorumluluk sahibi olan toplumsal önderler ve bireyler, yalnızca bakış açıları için Bahailere yönelmiyor, aynı zamanda pratik çözümler arayışında iş birliği yapmaya çalışıyorlar. Dahası, milli ve uluslararası düzeylerde, bazı önemli diskurlara yönelik Bahai yaklaşımının giderek artan bir ilgi ve hayranlık uyandırdığını görmekten memnuniyet duyuyoruz.
Dokuz Yıllık Plan, Bolivya’nın yaylalarında olduğu kadar Sidney’in banliyölerinde de etkili olan kapsamlı, küresel bir öğrenme sürecine dayanmaktadır. Bu öğrenme süreci her ortama uyarlanabilen stratejilerin ve hareketlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu, sistematiktir; bu, organiktir; bu, herkesi kapsayıcıdır. Aileler arasında, komşular arasında, gençler arasında ve bu görkemli girişimde baş aktör olmaya hazır olan herkes arasında dinamik ilişkilere dönüşen bağlantılar kurar. Potansiyelle dolup taşan toplumlar yetiştirir. Coğrafya, dil, kültür veya koşullanma nedeniyle birbirlerinden ayrı bırakılmış olan, ancak şimdi Hz. Bahaullah’ın “birbirlerinin hayatlarını iyileştirmek için durmaksızın çabalama” evrensel çağrısını duyan ve bu çağrıya yanıt veren insanların paylaştığı yüksek özlemlerin gerçekleşmesini sağlar. Ve bu, tamamen o “birleştirici… gü[ce]”, “her kişiyi hareketlendiren ve insanlık dünyasını birbirine bağlayıp düzenleyen” Tanrı Sözü’nün canlandırıcı kudretine ve onun ilham ettiği sürdürülen harekete dayanmaktadır.
Fırtınalı bir gökyüzünün kasvetine karşı, adanmış çabalarınızdan yansıyan ışık ne kadar da parlak! Dünyada kasırgalar koparken bile, insanlığı koruyacak olan sığınaklar ülkelerde, bölgelerde ve kümelerde inşa ediliyor. Ama yapacak daha çok şey var. Planın bu açılış evresinde kaydedilecek gelişme konusunda her milli toplumun kendine özgü beklentileri var. Zaman geçiyor. Ey sevgili dostlar, ve ey ilahi öğretilerin yayıcıları, ve ey Cemal-i Mübarek’in kahramanları, sizin çabalarınıza şimdi ihtiyaç var. Bir sonraki Rızvan’a kadar süratle geçecek aylarda kaydedilecek her ilerleme, İsm-i Âzam’ın toplumunu Plan’ın ikinci evresinde başarması gerekenler için daha iyi donatacaktır. Size başarı bahşedilsin. Bunun için egemen Rabbe yalvarıyoruz; bunun için O’nun yetişmesi kesin olan desteğini diliyoruz; bunun için O’na, her birinize yardımcı olacak aziz meleklerini göndersin diye yakarıyoruz.